|

Kutsal
Kitap Satışları
Engin Ardıç/ 17.03.2007/ Akşam
Atatürk'ün "Nutuk"u
satış patlaması yapmış, iki yılda üç yüz bini bulmuş... Harry Potter'ı
geçti mi, bilmem.
Nutuk'un çeşitli yayınevlerinden çeşitli baskıları var (bendenizde eski
Türk Dil Kurumu'nun "resmi" baskısı mevcuttur), hatta bir ara Hıfzı
Veldet Velidedeoğlu onu "Söylev" adıyla yeniden yayınlamıştı...
Atatürk'ün kullandığı dili "Türkçeleştirmişti" yani.
Çünkü Atatürk, henüz Atatürk değil, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa
olduğu 1927 yılında ünlü nutkunu Osmanlıca okumuştu!
Bu nasıl bir "Türk devrimcisinin el kitabıdır" ki Türk diline tercüme
edilmesi gerekiyor?
Tercüme dedim de aklıma geldi... Nutuk'u basan yayınevlerinden biri
Hitler'in "Kavgam" adlı ölümsüz eserini (!) de yayınlamış, onu da yetmiş
bin sattığını açıkladı... Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Örgütü de
on bin Nutuk bastırıp dağıtmış! Yanında poster de veriyorlar. Anahtarlık,
T-Shirt, şapka ve kahve fincanı da veriyorlar mı acaba?
Böylece "Hitler, Mussolini, Lenin, Stalin, Mao gider, Atatürk kalır"
diyen Kemalistler haklı çıktılar.
Nutuk satışlarında gözlenen patlama memnunluk vericidir. Yıllardır
ısrarla yazarım: Her Türk vatandaşının Nutuk'u mutlaka ve mutlaka
okuması gerekir. (Turgut Özakman'ın fotoromanıyla yetinmeyiniz, ayrıca
Hasan İzzettin Dinamo'nun "Kutsal İsyan" ve "Kutsal Barış" adlı dizi
eserlerini de okuyunuz, Sabahattin Selek'in "Anadolu İhtilali"ni de
ihmal etmeyiniz. Sonra meseleye bir başka açıdan bakıp İdris Küçükömer'e
de bir göz atınız... İşi ilerletince Alptekin Müderrisoğlu'na falan da
geçiniz, önce bütünü kavrayıp sonra ayrıntılara da giriniz.)
Ancak bunun için okuma bilmek şarttır, bir, okuduğunu anlamaya gerekli
ve yeterli bir zekâ katsayısına sahip olmak şarttır, iki.
O zaman da ne yazık ki satışlar belli bir rakamı geçemez.
Geliniz, Nutuk'un ne olup ne olmadığını bir kere daha hatırlayalım:
Nutuk, Atatürk'ün, kurtuluş savaşımızı nasıl yönetip kazandığını
ayrıntılarıyla ve belgeleriyle anlattığı bir "rapordur"... Bu rapor
mecliste okunmuş, ancak TBMM üyelerine değil, CHP grubuna verilmiştir...
Hem hukuk açısından hem de teknik açıdan ikisi ayrı şeylerdir. Eğer
Terakkiperver Fırka kapatılmamış olsaydı, bu partinin milletvekilleri
oturuma katılamayacaklar, Nutuk'u ancak gazetelerdeki haberlerden ve
sonra tamamı kitap halinde çıkınca okuyup öğrenebileceklerdi (radyo yeni
kurulmaktaydı ve canlı yayın sözkonusu değildi)...
Nutuk, Atatürk devrimlerini topluca özetleyen bir başvuru kitabı, bir
doktrin eseri değildir. Bir kutsal kitap hiç değildir. Bir "savaş
anıları" toplamı ve bir "savunma metnidir". Fransızca'da buna "plaidoyer"
derler. General de Gaulle'ün de böyle savaş anıları vardır, General
Eisenhower'ın da, Sir Winston Churchill'in de (hatta bu üçüncüsü o
eseriyle 1953 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştı!)... Julius Caesar'ın
bile vardır savaş anıları...
Çünkü Atatürk nutkunda son derece yanlı ve taraflıdır. Önemli bir
bölümünü, sonradan ters düştüğü bazı arkadaşlarını, diğer bazı
komutanları şiddetle eleştirmeye ve hatta suçlamaya, yerden yere vurmaya,
yerin dibine batırmaya ayırmıştır.
Böylece, aynı zamanda siyasi bir risale (pamphlet) kimliğini taşır.
Nutuk, tarihçiler için son derece önemli, vazgeçilmez bir hammadde
kaynağıdır. Budur ve yalnızca budur.
Hani "Das Kapital"in ya da "Komünist Manifesto"nun Marksizm'e temel
teşkil etmesi, ya da "Kavgam"ın Nasyonal Sosyalizm'in teorisini ortaya
koyması gibi, "Atatürkçülük'ün amentüsü ya da ilmihali" değildir.
Okumayan birçok kişi öyle sanıyor.
Nutkunda, Atatürk, Samsun'a çıkışından, yani 19 Mayıs 1919 gününden önce
olup biten hiçbirşeyi anlatmamıştır. O gün gördüğü "durum ve genel
görünüşü" (vaziyet ve manzara-i umumiye) anlatarak sözüne başlar... Oysa,
Mondros Mütarekesi'nden o güne kadar olup bitenler (30 Ekim 1918'den 19
Mayıs 1919'a tam altı buçuk ay) bilinmezse, değerlendirme eksik kalır.
Örneğin Atatürk'ün İstanbul'da o altı buçuk ay içinde... Bir gazete
çıkarmayı... Yeni hükümette Harbiye Nazırı olmayı... Olamayınca o
hükümetin güvenoyu almaması için çaba gösterdiğini biliyor muydunuz?
Bilmiyordunuz. Ama bize küfür etmeyi biliyorsunuz, değil mi? |