|

Kur'ani Anlatımın Kendine Has Üslubu
Ahmet Hazıroğlu
Çağımızdan yaklaşık 1500
yıl önce gelen bir mesajın daha iyi anlaşılabilmesi için indiği dönemin
coğrafi durumu, din ve hayat algılayışlarının siyasi yapılanmayı diğer
toplumlarla olan münasebetlerini, kültürlerini; kitap, yazı, şiir gibi
iyi bilinip tarihsel bağlamı içinde değerlendirmesi gerektiğinden yola
çıkmalıyız diye düşünüyorum.
İşin en önemli kısmı da inen vahyin peygamberimizin ağzından hitap
olarak dökülmesi ve o toplumun anlayacağı dilde gelmiş olmasıdır.
Böylece sözün hayatın içinde ifade ettiği anlam ve vermek istediği mesaj
açık-seçik anlaşılıyordu. Daha sonra hafızlara ezberlettirilip vahiy
kâtiplerine yazdırılıyordu. Böylece sözel hitap dilinin yazı diline
geçişte mimik, duygu ve hissedişleri aynı sıcaklıkta yansımıyordu.
Üstelik çağımızda yüzyıllar önce bu durumun gerçekleşmesi, gelen bu
mesajın-öğretinin tekrar yazı dilinden okunması ve anlaşılması pekte
kolay olmasa gerek. Bu durum gelen öğretinin açık ve anlaşılır olmaması
anlamına gelmez; anlatım dilinin kullandığı üslup, mecaz, temsil, kıssa,
deyimsel anlatımlar çok iyi anlaşılmalı, bunun için o günkü tarihsel
yazıtlara, kazı çalışmalarında elde edilen bulgulara ve karşılaştırmalı
tarih anlayışına ile güvenilir akademik çalışmalara veri olarak ihtiyaç
olduğunu düşünüyorum.
Tabiî ki inen mesajla sarsılan insanın da bizimle aynı insani düzlemde
seçilmiş bir elçi resul olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız.
Allah koymuş olduğu sünnetullahı aynen seçtiği elçisi için de
işletiyordu. Çalışması ve gayreti sonucunda muvaffakiyet veriyordu.
Yaşanabilir bir hayat sunuyordu. Mucizelerle dolu bir hayat yoktu.
Açlık, başarı, hane halkı ile sorunlar, toplumsal hayatın sorunları,
istişareler, komşuluk ilişkileri ve çevre toplumlarla olan ilişkileri
hep insani çerçevede gerçekleşiyordu. Kısaca yaşanan ve yaşanabilecek
bir sünnetullah, örneklik bırakıyordu geriye. Yoksa nasıl örnek teşkil
etsindi ki?
Bütün bunlar Kur'an'ı daha iyi anlamamız için aşmamız gereken
zorluklarımızdır. Ama bu zorluklar hiçbir şekilde onu okuyup anlama
çalışmalarımızın önünde engel olmamalı. Allah'ın nurunu anlamaya
koştukça onun bize kendini açacağını düşünüyorum. Onu anlamaya
çalışmalıyız. Anlama konusunda ne kadar donanımlı olduğumuza
bakılmaksızın onu mutlaka disiplinli ve sürekli okumalıyız.
Kendine özgü bir anlatımı olan Kur'an meallerinden iyi bir disiplinle
okununca çok güzel çıkarımların yapılabileceğini düşünüyorum. Ama bunun
için en azından 5-6 meale bakılmalıdır. Ve bir çok siyer kitabı da
siyasi-sosyolojik çıkarımlar yaparak okunmalıdır.
Günümüz Öğrenme ve Algılama Anlayışı ile Kur'an'ın Kendine Özgü Anlatımı
Anlaşılabilir mi?
İçinde bulunduğumuz çağın eğitim yönteminin bir gereği olarak, bir eseri
okuduğumuzda, bunu algılarken Giriş-Gelişme-Sonuç bölümü şeklinde
sınıflandırırız. Yakın tarihimizin anlatım ve anlama biçimidir bu ve
batılı bir anlatımdır. Batılı anlatım ve anlama, yazılı bir kültür
olduğundan, doğu toplumlarının anlama biçiminden farklıdır. Halbuki
doğulu kültürde özelde Arap Yarımadası ve merkezi Mekke olmak üzere,
Kur'an vahyinin geldiği toplumlarda, anlatım ve anlama daha çok
sözeldir. Bu toplumda yazı (Mekke'de) ilk defa Hz. Muhammed'in çağdaşı
ve ondan biraz daha yaşlı olan Harb (Ebu Sufyan'ın babası) tarafından
dışardan getirilmiştir. Kur'an Arap dilinde kaleme alınmış ilk yazılı
metindir.
Destanlar, kahramanlıklar, hikâyeler, kıssalar ve şiir okumaları hep bu
sözel anlatım tarzının bir sonucudur. Dolayısıyla, gelen vahyin o
toplumun anlama yani sözel anlayışına uygun olarak tekrar tekrar
toplanma meclislerinde anlatılmasını anlamak zor değildir. Şimdi durum
bu olunca, batılılar sözel hitap olan Kur'an vahyini anlamada zorluk
çekiyorlar. Onlar (batılı müsteşrikler) giriş, gelişme, sonuç bölümleri
olan bir metin arıyorlar. Bu arayış, batılı eğitim ve algılama
anlayışına alışkın olan bizler için de aynı şekilde geçerlidir.
Kur'an'ın bütünü veya tek başına surelerin, her ne kadar yazılı metin
kuralına uygun bir anlatımı olmasa da (Giriş-Gelişme-Sonuç) hitap dili
olarak bir metin olduğunu ve sözlü metnin süre ve anlam bütünlüğünü
taşıdığını düşünüyorum. Kur'an sözel bir metindir. Bunun anlamı şudur:
sözel ve kendine özgü bir anlatım bütünlüğü olan bir metindir. Bu
kendine özgü anlatım bütünlüğünü kavramadıkça, onu anlamada zorluk
çekeceğimizi düşünüyorum. Peki bu durumu nasıl izah edeceğiz ve bu
açmazı nasıl aşacağız. Bunun için önce Kur'an'ın kendine özgü bir
anlatım biçimini anlamaya çalışmamız gerekir.
Kur'an'da mütamadiyen tekrarlanan kıssaları nasıl anlamalı ve
yorumlamalıyız?
Yusuf Suresi 3. ayette: "Biz, bu Kur'an'ı sana vahyederek anlatımların
en güzelini sana anlatıyoruz. Oysa, daha önce, sen bunlardan haberi
olmayanlardan biri idin" buyurulmaktadır. Hud Suresi 120. ayette de
şöyle denilmektedir: "Ve böylece, elçilerin haberlerinden senin yüreğini
güçlendirecek her şeyi sana anlatıyoruz. Öyle ki, bu kıssalarla hak
ulaşıyor sana ve ayrıca müminlere de bir öğüt ve hatırlatma."
Bu ve benzeri ayetler şu gerçeği dile getirmektedir: Kur'an'ın kıssaları
anlatma amacı dini hedeflerdir. Kur'an'ın yöneldiği bu hedeften yüz
çevirip; (kıssada) zaman, mekan, isimler, şahıslar ve sayıları gibi
konuları araştırmakla meşgul olmamız, Kur'an'ın edebi, icazi, dini ve
ahlaki misyonunu iptal eder. Kıssaların bahsedildikleri surenin ana
temasına uygun olanının daha ayrıntılı verilmesinin nedeni olarak, vurgu
yapılan insani zaafımızı öne çıkarıp o davranışımıza uygun ve bahsedilen
suredeki mesaja (öğüte) de uygun olarak, kıssaların ayrıntılı olarak
anlatıldığını düşünüyorum. Bununla birlikte Kur'an'daki bazı kıssaların
yaşanmış vakıalar olduğunu, kültür olarak da nesilden nesile aktarıldığı
düşünüyorum. Hatta zaman zaman anlatılışına göre tarihi bir kronolojiyi
de içinde barındırdığını düşünüyorum. Kur'an kıssalarının anlatımında
hitap ettiği ümmi Arap toplumunun arka planını gözetmiş olduğunu kabul
ettiğimizde, kıssaların anlatılışında şu hususlara riayet edildiğini
söyleyebiliriz:
1) Kur'an Araplar arasında yaygın olarak bilinen kıssaları kullanmıştır.
Zira vasıtalar bilinenlerden seçilmedikçe hedeflere yönlendirmek
zorlaşır. Zira Kur'an kıssalarının amacının hidayetin vasıtaları
olduğunu biliyoruz.
2) Kur'an bu kıssaları tarihi birer belge olarak değil, Arap
toplumundaki edebi ve menkibevi özellikleriyle kullanmıştır.
3) Kur'an'da bu kıssalar üzerinde bir senaristin yazılı bir eseri
sahneye aktarırken yaptığına benzer bazı tasarruflar yapmıştır.
Kuran surelerinde anlam bütünlüğü var mıdır?
İsra Suresi 105 ve106. ayetler (yani "onu, (birbirini tamamlayan)
bölümlere ayırdık, açık/tefrik edilebilir bir mesaj olarak ortaya
koyduk") hem Kur'an'ın Hz. Peygamber'in yirmi üç yılı bulan risalet
(elçilik görevi) süresince tedricen vahyedilmiş olmasındaki tarihsel
gerçeği, hem de buna rağmen kendi içinde tutarlı bir bütün olduğunu ve
dolayısıyla ancak bir bütün olarak ele alınırsa -yani her bölümü, diğer
bütün bölümler göz önünde bulundurularak okunursa- tam olarak
anlaşılabileceğini ifade etmektedir. Furkan Suresi 32 ve 33. ayetlerde
ise, Kur'an'ın kendi kendini tefsir edici, açıklayıcı keyfiyetine
ilişkin bir ima vardır. Bu hitap yalnızca Peygambere değil, aynı
zamanda, bütün çağlarda O'nun ulaştığı mesajı benimseyen herkesedir.
Muzzemmil Suresi 3 ve 4. ayetlerde geçen 'tertil' terimi, "(bazı
şeyleri) görünür şekilde, en uygun bir düzen içinde ve acele etmeden bir
araya getirmek" anlamına gelir. Bir metnin okunuşu ile ilgili olarak
kullanıldığında anlamını düşünce süzgecinden geçirerek sakın ve ölçülü
bir okumayı anlatır. Nisa Suresi 82. ayet ise, Kur'an'ın 23 yılı aşkın
bir surede tedrici olarak nazil olmuş bulunmasına rağmen her türlü
çelişkiden uzak olduğu gerçeğini dile getirir ve Kur'an'ın Muhammed(a.s)
tarafından telif edilmiş olmadığı, aksine insanüstü bir kaynaktan
geldiğinin delili olarak alınabilir.
Okumakta olduğumuz bu kelamın Allah sözü olduğunu anlamak için çok büyük
çaba sarf etmemize gerek yoktur. Allah'ın ayetlerini okuyup sonra bir de
insan yazmaları olan sözleri okumak yeter ( Hadis, Kitab-ı Mukaddes,
İncil vb.). Fark hemen görülecektir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, Kur'an'ı en iyi şekilde anlayanın
Peygamberimiz Muhammed(a.s) ve ona inanan o günkü müminler olduğunu
düşünüyorum. Öyleyse öncelikle onların nasıl anladıklarını çok iyi
anlamaya çalışmalıyız. Daha sonra da o mesajın (öğretinin) bugüne
taşınmasını çok iyi bir şekilde yapmalıyız. Bu durum günümüz
Müslümanlarının vazgeçemeyeceği bir görevdir. |