|

MEDYADAKİ İLAHİ ADALET ANLAYIŞI
Mukaddes Özkan
Medyanın İslam ve İslam'ı
anlatmak konusundaki gayretkeşliğinin altında yatan mantığı anlamak,
gerçek İslam'ı tanımak adına atılan önemli bir adım olacaktır
kanısındayım. Medya neden bu kadar İslamcı kesildi dersiniz
birdenbire!.. Çünkü, Müslümanlar arasındaki bilinçlenmenin farkına vardı
birileri. İşte bütün mesele bu bilincin üstüne toprak atmak, gerçekleri
örtüp, hurafelere boğdukları İslam anlayışını yeniden Müslümanların
hayatına hakim kılmaktır. Müslüman bireyin sahip olması gereken
canlılık, uyanıklılık, çalışkanlık gibi özellikleri, uyuşukluk,
tembellik ve sersemlik gibi işe yaramaz olanlarla değiştirmek ve İslam'ı
yaşama çabasında olan bunca insanı, yine bu yolla kendi amaçları
doğrultusunda kullanmak olacaktır.
Dert bu olunca da, en önemli kavramlardan biri olan, tevekkül kavramıyla
başlamanın işe yarayacağı düşünülmüş. Çünkü bu kavramı Kur'an'daki
gerçek anlamının dışında kullanmak, geçmişte de insanları uyuşturmakta
işe yaramış. Cebriye anlayışı, Sünni sultanların saltanat konusundaki
zaaflarının desteği olmuştur Abbasiler zamanında ve daha sonraki
dönemlerde. Cebriye'ci bakış açısına göre, hiçbir şey insanın elinde
değildir; bütün yapıp ettikleri, yani kişinin bütün davranışları
Allah'ın önceden belirlediği biçimde oluşur, insanın yazgısında ne varsa
ondan başkasını görmesi mümkün olmaz. Böyle bir inanca sahip olan
kişiden başına gelene sadece sabretmekten başka ne beklenebilir ki!..
Olaya bu açıdan bakıldığında bu çabalarla medyanın neyi amaçladığı
aydınlanmış oluyor. Bu konudaki ayetlerden, kader konusunu insanın
hiçbir fiilinden sorumlu olmadığı şeklinde anlamak, Allah'ın adaletine
sığmaz. Şayet öyle olsaydı ahiretteki ödül ve ceza ne anlama gelecekti?!
Mehmet Akif bu konuyu aşağıdaki mısralarda çok güzel dile getirir:
O ihtişamı elinden niçin bıraktın da,
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?
'Kadermiş' öyle mi, haşa, bu söz değil doğru:
…….
'Çalış' dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesabına bir çok hurafe uydurdun!
Sonunda bir de 'tevekkül' sokuşturdun araya,
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!
Medyadaki 'İslami dizi' furyasının etkisinde kalan pek çok insanın,
"Allah bana yapılan zulmün öcünü niye almıyor" diye yaratanına sitem
ettiğini; hatta bu konuda inanç çıkmazına girenlerin olduğunu, pek
çoğunun da nasıl davranılması gerektiği konusunda bocaladığını görmek
zor değil çevremizde. Medyanın topluma sunduğu biçimdeki bu tevekkül
anlayışının Kur'an'daki tevekkül kavramıyla çeliştiğini ayetlere bakıp
da görmemek mümkün değil. Medyanın işlemeye çalıştığı, zalim ve mazlum
arasındaki haksızlığa Allah'ın anında müdahale edip zalimin cezasını
vermesi şeklindeki bir bakış açısı, bu konuda gerçek bilince henüz
ulaşamamış bir çok kişiyi, elini kolunu bağlayıp oturmaya sevk ediyor.
Buna inanmak işine gelenler kişiler de, bunun adına tevekkül diyor.
Halbuki tevekkül, boynunu büküp oturmak yerine, önce Allah'ın gösterdiği
yoldan gitmek, daha sonra da onun adaletine sığınmaktır.
Bu konuda Kur'an'dan çıkacak sonucun daha farklı olduğunu, Allah'ın
kullarına hiçbir zaman tembelliği, uyuşukluğu 'tevekkül' olarak tavsiye
etmediğini konuyla ilgili ayetlere baktığımızda görüyoruz: "İnsan için
ancak çalıştığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.
Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir." (Necm
/39-40- 41). Bu dünyadaki çalışmaların, gayretlerin sonucu, bazen bu
dünyada bazen de ahirette alınacaktır. Allah hayırda yarışanları cennet
ile müjdeleyerek güçlerini, umutlarını artırır.
Ayetlerden de anlaşılacağı gibi, İslam insanı bunalıma, tembelliğe itmek
yerine, tam tersi daha çok çalışmaya ve daha çok gayretli olmaya
yönlendirir. Bu gayretinin sonucunda da kul, Allah ne kadarını dilerse o
kadarına ulaşabilir, bu da müminin imtihanıdır. Bu imtihanın ödülü veya
cezası da ahirete kalmış demektir. Orada en ufak bir davranışın bile
gözden kaçmayacağı, zerre kadar sevabın, zerre kadar günahın
karşılığının görüleceği, Allah tarafından yine Kur'an'da belirtilmiştir.
Allah dilerse bu dünyada da verir kulun cezasını. Bunun örnekleri de
Kur'an'da var. Ama kulların kendi hatalarından dolayı başlarına
gelenlerin sorumlusu yine kendileridir. Hatayı yapan cezasını yine kendi
çeker. Mesela, "rüşvet vermem için beni o zorladı, ben de verdim, Allah
bunu onun yanına koymasın, hakkımı ona helal etmiyorum" demekle veren
alandan daha az zalim olmuyor. Allah verenin de alanın da günahkar
olduğunu söylüyor. Vakti geldiğinde Allah ikisinden de bunun hesabını
soracaktır. Bu onun yüce adaletinin şaşmaz ölçüsüdür |