|

İTAAT KAVRAMI
Hüseyin Bülbül
İnsanın ve insani
ilişkilerin varolduğu her zeminde varlığından söz edilen "itaat
kavramı", kullanıldığı yerler itibariyle şu anlamlara gelmektedir:
Yumuşamak, ele gelmek, alışmak, yatışmak, boyun eğmek, başkasının
üstünlüğünü kabul etmek, muvafakat etmek, bir şeye gücü yetmek, nafile
ibadet etmek, teşvik etmek, izin vermek ve gönülden davranmak.
İslam'da, her konuda olduğu gibi itaat kavramına da anlam kazandıracak
olan vahyin belirleyiciliğidir. Bu kelimenin Kur'an'da geçtiği ayetlere
bakarak kimlere hangi şartlarda itaat edileceğini, kimlere
edilmeyeceğini ve bunun nasıl bir önem taşıdığını görmemiz mümkün
olacaktır.
Bu ayetlerin başında Nisa suresi 59. ayeti gelmektedir: "Ey iman
edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan
emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa
düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah
ve Resulüne arz edin. Bu, sizin için daha iyidir ve sonuç bakımından da
daha güzeldir." (4/59)
Bu ayetin beyanı ile, iman nimetine kavuşup, kulluk bilincine ulaşan her
insan, gizli ve açık Allah'a itaat etmek zorundadır. Bu itaat, Allah'tan
başka ilah tanımamak, O'ndan başkasına boyun eğmemek, O'nun hükmünün en
üstün olduğuna inanmak, emir ve yasaklarını gönülden benimsemek, O'nun
rızasını her şeyin üstünde görmek, O'na itaat olduğu sürece Allah'a
itaat eden emir sahiplerine itaat etmek. Bu minval üzere oluşturacağı
itaat zincirinin her halkası en başında bulunan Allah'a itaat halkasına
bağlı olduğu sürece bir anlam kazanacaktır. Kendisine itaat edilen ile,
Allah arasında bir itaat zinciri yoksa, böyle bir itaatin sonucunda
sevap elde edilemediği gibi, yapılan bu itaat sadece kendisine itaat
edilenin rızasını kazandırır, Allah'ın değil. Çünkü Allah yalnızca
kendisi için, kendi adına yapılan işlerden razı olmaktadır.
Peygambere itaat peygamberlerin, Allah tarafından seçilip gönderilmiş
olmalarından ve mutlak surette Allah'a olan itaatinden dolayıdır. Bu
nedenle peygambere itaat etmek de Allah'a itaat etmek anlamına
gelmektedir (4/80). Ona isyan etmek veya yalanlamak da Allah'ı
yalanlamak olacaktır.
Çünkü peygamber bulunduğu makamda Allah'ın elçisi ve O'nun ayetlerini
insanlara Allah adına okuyan kimsedir. Bu nedenle Peygamberin şahsına
karşı yapılan bir şey, aslında peygambere karşı yapılmış bir hareket
olmayıp, onu elçi olarak gönderene karşı yapılmış demektir. "De ki: Eğer
Allah dileseydi ben onu size okumazdım. O da onu hiçbir şekilde size
bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben sizin içinizde bundan önce yıllarca
bulundum. Siz hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?"(10/16) Bu
nedenle Peygambere yapılan itaat ve isyan onu elçi seçen Allah'a
yapılmış oluyordu: "Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.
Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!"(4/80).
Ayetin bu kısmında verilen mesajın doğru anlaşılması gerekir. Peygambere
itaat Allah'a itaat, peygambere isyan da Allah'a isyan olacağına göre,
herhangi bir konuyu Peygambere arz etmek de Allah'a arz etmek olacaktır.
Konuyu Peygambere arz etmek, ayrı bir makama, ayrı bir kaynağa, ayrı bir
yönteme arz etmek değildir. Yine Allah'a arz etmek demektir. Çünkü,
Allah'a arzın yolu peygamberden geçmektedir.
Hükümleri belirleyici Allah'tır; insanlara tebliğ edip okuyan ise O'nun
elçisidir. Elçilik sıfatının gereği olarak yaptıkları, kendini elçi
seçen adınadır. Bundan dolayı muhatap olduğu muamelenin sonucu da elçi
göndereni ilgilendirmektedir (10/15 ve 42/48).
Emir sahiplerine itaate gelince, bizden olan emir sahiplerine, Allah'a
ve Resulüne itaat ettikleri sürece itaat edin demektir. Ayrıca: "sizden
olan" kaydı ile de imanı şart koşmaktadır. Müslümanlara emir olabilmek
için, ancak kendileri gibi iman etmiş bir kimse olması gerekmektedir.
İman etmeyenlerin bu itaata layık olması söz konusu değildir (3/149).
Emir sahibine itaat etmenin bir diğer şartı ise, verilen emrin Allah'ın
koyduğu hudutlar dahilinde olması gerekmektedir. İslam'da İtaat
Piramidinin en tepesinde Allah vardır. Sonra sırasıyla Peygamberler ve
Emir Sahipleri gelmektedir. Yapılan iş en büyük olana itaati
içermiyorsa, onun hiçbir değeri yoktur. Bu konuda peygamberimiz de (as):
"Allah'a itaat etmeyene itaat edilmez" buyurmuştur. Nebevi mektebin ilk
mezunlarından olan Hz. Ebu Bekir (r.a ), kendisini halife seçen topluma
ilk konuşmasında şöyle hitab etmişti: "Ben sizin en hayırlınız olmadığım
halde size emir oldum. Allah ve resulüne itaat ettiğim sürece sizin de
bana itaat etmeniz gerekir. Fakat ben Allah ve Resulüne itaat etmeyecek
olursam, sizin de bana itaat etmeniz gerekmez. Beni düzeltiniz!" Bu
anlayış daha sonra: "Halik'a isyanda mahluka itaat yoktur" şeklinde bir
Mecelle maddesi olarak kaydedilmiştir.
Emir sahiplerinin kimlikleri konusunda İslam'ın ilkesi Hucurat suresi
13. ayetinde belirtilerek: "…sizin en hayırlınız Allah'tan en çok
korkanınızdır..." buyurulmuştur. Kavim, kabile, dil ve renk şartı
getirilmemiştir. Liyakat konusunda ise, kişinin verilecek işe ehil
olması istenmiştir: "Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar
arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah,
bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla
işiten, hakkıyla görendir.("4/58) Bir sonraki ayette ise: "Eğer bir şey
hakkında çekişir iseniz, onu Allah ve Resulüne arz edin. Allah'a ve
ahiret gününe inanıyor iseniz; bu sizin için hem hayırlı hem de netice
itibariyle daha güzeldir" buyuruluyor. Ayetin bu bölümünün Müslümanlara,
hakkında açık bir nass olmayan konularda izlemeleri gereken yöntemle
alakalı bir ufuk verdiğine inanıyoruz. Konunun çözümünü, dinin genel
prensipleri çerçevesinde arayın demektedir.
Peygamberimiz hayatta iken kendisine arzedilen bu gibi konularda açık
bir hüküm var ise ilgili vahyin açık olan hükmünü bildirmiş; yoksa
vahyin bütünlüğü içinde olayı değerlendirerek uygun olan çözüm yolunu
göstermiştir. Bu yöntemin doğruluğu ve güzelliği ise ancak, Allah'a ve
ahiret gününe inananlar tarafından bilinir ve kabul edilir demektir.
Toplumda yaşanılır bir düzenin tesisi için emir sahiplerine itaat bu
işin olmazsa olmazıdır. Devlet olarak yaşayan toplumlarda böyle olduğu
gibi, en ilkel bir kabilede de durum bundan farklı değildir. Toplumun en
küçük birimi kabul edilen ailede bile, küçükten büyüğe doğru itaat
silsilesi varlığını göstermektedir.
Her dünya görüşü kendi sınırları içerisinde kendi ilkelerini kabule ve
bu ilkeler çerçevesinde oluşan otorite makamlarına itaate çağırmaktadır.
Hak-batıl bütün dünya görüşlerinin muhtaç olduğu şey itaattir. İtaat
olmadan hiçbir düzen hükmünü icra edemez. Ancak Allah, Peygamberin
şahsında bu çağrıya: "Ey Peygamber! Allah'tan kork, kafirlere ve
münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet
sahibidir" (33/1) ikazında bulunarak, Allah'tan başkasına itaatin
insana, dünyada ve ahirette hüsrandan başka bir şey getirmeyeceğini
bildirmiştir.
Allah'a itaat çerçevesinde olan bir başka konu da, anne ve babaya
yapılması istenen itaattir: "Biz, insana, ana ve babasına karşı iyi
davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer ana- baba, seni bir şeyi körü
körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme.
Dönüşünüz Banadır. Yaptıklarınızı size bildiririm" (29/8). "Biz insana,
ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice
sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde
olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye
tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır" (31/14). "Eğer onlar seni,
hakkında bir ‘ilim’ olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa,
onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna
uy. Sonunda dönüşünüz ancak Banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı
haber veririm." (31/15) "Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak
kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya
her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve
onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle. İkisine de
acıyarak tevazu kanatlarını indir. Ve şöyle de: "Ey Rabbim! Onların beni
küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet
et." (17/23-24) "Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti aramak için sözü
geçen kimselerden yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, o vakit de
onlara yumuşak bir söz söyle!" (17/28)
Ebeveyn ilişkilerindeki itaati bu şekilde hükme bağlayan Allah, aile
ilişkileri konusunda da şöyle buyurmaktadır: "Eğer bir kadın kocasının
serkeşliğinden veya yüz çevirmesinden endişe ederse, barışarak aralarını
düzeltmelerinde bir mahzur yoktur. Anlaşma her zaman hayırlıdır.
Nefisler ise kıskançlığa meyillidir. Eğer arayı düzeltir ve
geçimsizlikten sakınırsanız şüphe yok ki, Allah yapacağınız her şeyden
haberdardır." (4/128) Aile hayatını başlatan 'nikah'ın bir akit olması
sebebiyle, akdin taraflarından birinin akdin şartlarına uygun
davranmaması durumunda diğerini, hakkını aramaya yöneltir. Bununla
ilgili Allah'ın beyanı şöyledir: "Kocası hakkında seninle tartışan ve
Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, sizin
konuşmanızı işitir. Çünkü Allah, işitendir, bilendir. İçinizden zıhâr
yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak
kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin ve yalan bir söz
söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. (58/1-2)
"Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden
dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete
kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan
haberdardır. Buna imkan bulamayan kimse, temas etmeden önce aralıksız
olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri
doyurur. Bu (hafifletme), Allah'a ve Resulüne inanmanızdan dolayıdır.
Bunlar Allah'ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap
vardır."(58/3-4)
Sonuç
İtaat, insan ile oluşturulan yapıların temel harcıdır. İtaat olmadan taş
üstüne taş konulamaz. İtaatin olmadığı yerde aileden, toplumdan
devletten ve en küçük bir oluşumdan söz edilemez. Nizamdan, düzenden ve
huzurdan bir şey bulunamaz. İtaat toplumsal yaşamın olmazsa olmazıdır.
Hal böyle olunca insan mutlaka birilerine itaat etmek zorundadır.
İnsanın kendisi gibi bir varlığa itaat etmesi hem zor gelmiş, hem de
tarih boyu insanlığa huzur getirmemiştir. Güçlünün zayıfa hükmettiği,
zalimin mazlumu ezdiği, hak ve adaletin güçlüden yana kullanıldığı,
mazlumların insan yerine konulmadığı, güçlünün çıkarı uğruna zayıfların
açlığa, sefalete ve ölüme mahkum edildiği bir dünyaya tarih şahitlik
etmiştir. Bu nedenle Allah'a itaati olmayan insana itaatte hayır yoktur.
İnsan için huzur, saadet, hak ve adalet, güven ve emniyet, mazlumlar
için merhamet ancak Allah'a, Elçisine ve Allah ve elçisine itaat eden
kimseye itaatte vardır. İnsanlık bu itaatinin mürüvvetini hem dünyada
hem de ahirette görecektir. Bu va'din sahibi Allah'tır. (14/12). Allah
ise vadinden asla dönmez. |