Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 340 | Nisan  2007

                   

 

 


 

MEHMET AKİF

Metin Önal Mengüşoğlu

Babası Mehmet Tahir Efendi, Fatih Dersiamlarındandı. Tahir Efendi ile Emine Şerif Hanım'ın evliliklerinden 1873 yılında doğan Akif'e, babası Ragiyf ismini vermiştir. Bu ismim zor telaffuzu karşısında ev halkı ve muhiti zamanla onu Akif diye çağırmaya başlamıştır. Hocalarından Türkçeci Kadir Efendi, o dönemin hürriyetperver münevverlerindendir. Akif'in üzerinde derin tesiri olmuştur. Rüştiye tahsiline devam ederken Arapça, Farsça ve Fransızca'sını da ilerletti. Rüştiye mektebinden sonra Baytar Mektebi'ne kayıt olur. Baytar mektebini tercihinde çabuk iş bulma telaşının da rolü vardır. Zira babasının vefatından sonra annesine ve kız kardeşine kendisi bakmaktadır.
Mehmet Akif zihni, fikri, ilmi inkişafını yürütürken bir yandan da bedeni çalışmalar yapmıştır. Mesela Halkalı'daki mektebe Fatih'ten yaya gidip gelmiştir. Yağlı güreşlere katılmıştır. Boğazın bir yakasından diğer yakasına yüzerek geçmiştir.
Baytar vazifesi ile bütün memleketi dolaşan Akif bugün memleket hudutları dışında kalan o zamanki vilayetlerden Şam, Beyrut, Trablus, Necid, Medine ayrıca Balkanlar, Rumeli ve Anadolu'nun birçok bölgesinde çalışmıştır. Bu ona müthiş bir gözlem gücü kazandırmıştır. Halkını en yakından tanıma, dinleme, anlama fırsatı yakalamıştır.
Babası Tahir Efendi saraylarda gelenek haline getirilmiş bulunan, meşhur Huzur Derslerine de bir müddet devam etmiştir. Huzur Dersleri, Padişahın hazır bulunduğu bir mecliste, müfessir âlimler tarafından verilen, Kuran Tefsiri dersleri idi. Burada bizzat padişah dinleyici olarak hazır bulunurdu.
Akif, Milli Mücadele'de tıpkı bir nefer gibi kahramanlık göstermiştir. Balkan Harbinden (1912) itibaren bütün Birinci Cihan Harbi ve İstiklal Harbi müddetince, şehir şehir dolaşarak halkı irşada çalışmıştır. Bu arada memuriyet hayatını noktalamış, evini, çocuklarını ihmalle neticelense de, Ankara'ya geçmiş ve yeni hareketin öncülerine katılmıştır. Bu davranışı Onu Burdur mebusu sıfatıyla Birinci Büyük Millet Meclisi'nde görmemize kadar devam etmiştir. Ne var ki yeni rejim, kısa bir süre zarfında başka ve farklı bir yüz göstermeye başlamıştır. Akif'in arkasına hafiyeler takılmıştır.
Akif, Milli Mücadele esnasında vaazlar veriyor, şiirler yazıyor hutbeler irat ediyordu. Kastamonu'da verdiği bir vaaz dillere destan olmuştu. Sırat-ı Müstakim ve sonraki ismi ile Sebil'ür-Reşad mecmualarında yazı, şiir ve tercümeler yayınlanıyordu. Bu tercümeler çoğunlukla İslam dünyasındaki akide ve ahlak düşüklüklerini, bunların sebeplerini ve çarelerini arayan ve öğreten makale ve kitaplardı. İslam dünyasının yenilikçi ruhu vardı bu yazılarda. Akif bu yenilikçi hareketin bizzat içerisindeydi. Muhammed Abduh, Reşit Rıza, Ferit Vecdi, yazılarını tercüme ettiği başlıca âlimlerdi.
Peşinde hafiyelerin dolaştığını hisseden ve kendisine memleket düşmanlarına benzer bir muamelenin reva görülmesine canı sıkılan Akif, başını alır Mısıra gider. İki yıl tek başına kalır orada. Sonra hanımı ve çocuklarını da götürür. Büyük sıkıntı ve çileler çekmiştir bu seyahati esnasında ve sonrasında. Halim Paşa'nın Hilvan'daki köşkünde ikamet etmektedir. Lakin elde avuçta bir şey yoktur. Beş parasızdır. Uzun uzun gidip geldiği bir mektepte Türkçe dersleri vermektedir. Lakin bu para yaşamasına kâfi gelmemektedir. Bu arada Kuran-ı Kerim'in Türkçe tercümesine çalışmaktadır. Lakin ortalıkta dolaşan dedikodular onu rahat bırakmaz. Ankara Hükümeti bu tercümeyi Türkçe Kuran namıyla bastırıp halkın ibadetini Türkçe yerine getirmesi maksadıyla kullanmak istemektedir. Namazlarda halkın tekrarladığı Arapça yerine, Türkçe okunmasını isteyen Ankara hükümetinin niyeti iyi değildir. Bu sebepten hükümetten görev olarak alıp üstlendiği bu tercüme işi, onu iyiden iyiye rahatsız etmektedir. Vazgeçmez lakin rivayete göre tercümesini bir dostuna gönderir, öldükten sonra Ankara hükümetinin niyetine göre tercümeyi yakmasını yahut yerine teslimini vasiyet eder. Bu vazife için kendisine peşin ödenen parayı da aynı vazifeyi tefsir yazarak sürdüren Elmalı Küçük Hamdi Efendi'ye gönderir. Yani iade eder.
Mısır'da müşkülat içerisinde on sene kalan Akif sonunda siroz hastalığına yakalanır. Bir deri bir kemik kalacak kadar zayıflar. Yakın dostları tarafından tanınmaz bir hale dönmüştür. Deniz yolu ile İstanbul limanına gelir. Vapurdan indiğinde kendisini üç beş akrabası karşılar. Hatta birisi ne olur ne olmaz diye yanında bir kasket getirmiştir. Çarçabuk o kasketi Akif'in başına koyar. Akif kasketi başından atacak takati bulamaz kendisinde. Nişantaşı'ndaki Mısır apartmanına yerleştirilir. Her gün hastaneye gider gelir. Nihayet 26 Aralık 1936 Pazar günü Hakkın rahmetine erişir.
Cenazesi, Beyazıt Camii'nden kalkacaktır. Musalla taşına öğlen vakti bir yoksulun cenazesi gibi bırakılır. Başında üç beş kişi vardır. Lakin bir müddet sonra ansızın talebeler ellerinde bayraklarla ortaya çıkıverirler. Cami avlusu dolar taşar. Tabut bayrağa sarılır. Ve omuzlar üzerinde büyük bir kalabalıkla Edirnekapı Mezarlığı'na kadar taşınır. Oraya defnedilir.
Türkiye'de unutturulamayan, vazgeçilemeyen ve herkese mahsus, herkesin sevdiği, hoşlandığını söylediği bir Mehmet Akif vardır. Mümin yönüyle kendisini görmezden gelenlerin bu sefer yurtsever sıfatı ile, çıkar İstiklal Marşı şairi kimliğini hazmedemeyenlere "Akif olmasaydı Nazım Hikmet yetişmezdi" diyen sosyalist şairlerin yargısı ile cevap hazırlar. Akif'i kimi dönemsel ifadelerinden ötürü kavmiyetçi zannedenler için müthiş retorikler hazırlanmıştır. "Ben ki Arnavutum, İşte perişan yurdum" mısralarında dile gelen trajedi başka nasıl yorumlanabilir?
O bulunduğu her ortam ve durumda, yaşananların, insanların başına gelen musibetlerin, kendilerine bir imtihan sorusu olarak, Allah tarafından yönetildiğini şuurunu hiç kaybetmemiştir. İttihat ve Teraki Fırkası azası sıfatıyla Teşkilatın bürolarında dil dersleri vermektedir. Azaların Teşkilata bağlılıklarını pekiştirmek maksadı ile bir yemin merasimi tertip edilir. Yemin metninde her şart dâhilinde Teşkilata bağlılık ifadesi vardır. Akif bu ifade ile, Emr-i bi'l-ma'ruf şeklinde düzeltilmeden yemin etmeyeceğini söyler ve onun bu teklifi çaresiz muameleye konulur.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...