|

MEVLÜT YAZGAN/Ankara
SORU: Bugün yaşayan gayr-i müslimler Ehl-i Kitap mıdır? Bunların
kestikleri et ve tavuk gibi mamuller yenir mi? Bugün marketlerde satılan
mamullerin kimler tarafından kesildiği belli değil. Bunlar yenir mi? Bu
konuda bizleri aydınlatırsanız memnun oluruz.
CEVAP:
Sorunuzda geçen "gayr-i müslim" ifadesi Müslüman olmayan kimse demektir.
Müslüman olmayınca Ehl-i Kitap olmasının fazla bir anlamı yoktur. Allah
Kur'an'da Ehl-i Kitab'ı, "kendisini bir kitabın mensubu" olarak
tanımlayan kimseler için kullanmaktadır. Bu tanımlama bir üst kimlik
ifadesidir. Kitap ehli demek o kitaba hakkıyla inanan, ilkelerini
kabullenip yaşayan demek değildir.
De ki: Ey kitap verilenler, siz Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size
indirileni uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz. Andolsun ki, Rabbinden
sana indirilen -bu Kur'an-, onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü
artıracaktır. O halde kafirlere acıyacağın tutmasın!(5/68)
Bu genel ifadeyi Allah, Kur'an'da akidelerine göre şöyle
sınıflandırmaktadır: "Siz insanlar içerisinden çıkarılmış hayırlı bir
ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız.
Kitap Ehli de inanmış olsalardı kendileri için daha hayırlı olurdu.
İçlerinde inananlar vardır. Fakat çoğu yoldan çıkmıştır." (3/110) "Hepsi
bir değildir. Kitap Ehlinden geceleri secdeye kapanarak Allah'ın
ayetlerini okuyup duranlar vardır. Bunlar Allah'a ve Ahiret gününe
inanırlar. İyiliği emreder, kötülükten men ederler ve iyiliklere
koşarlar. İşte bunlar iyilerdendir."(3/113-114)
Yoldan çıkmış olanlar için de şu hükmü vermektedir: "Allah Meryem oğlu
Mesih'tir, diyenler hiç şüphesiz kafir olmuşlardır." (5/17, 5/72) "Allah
üçün üçüncüsüdür" diyenler de elbette kafir olmuşlardır."(5/73)
"Yahudiler "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler. Hıristiyanlar da "Mesih
(İsa) Allah'ın oğludur" dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri
sözleridir ki daha önce küfretmiş kimselerin sözlerine benzetiyorlar.
Allah onları kahretsin! Nasıl da haktan döndürülüyorlar!" (9/30)
Bu ayetlerin ifadesine göre "İsa Allah'ın oğludur diyenler, Üzeyir
Allah'ın oğludur diyenler, İsa Allah'tır diyenlerle, Allah Üçün
üçüncüsüdür diyenler" kafir olmuştur. Bunların elle tutulur yanları
yoktur. Sadece 3/113-114'te belirtilen: "Allah'a ve ahiret gününe
inanan, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlar iyilerden" olarak
bahsedilmektedir; ki bunlar tevhid ehli olan kimselerdir. Bu ifadeler
elbette o gün Kur'an'ın muhatabı olan kitap ehlinin vasıfları idi.
Günümüz "kitap ehlinin" durumu ise farklıdır; çünkü 1789 Fransız
İhtilali'yle başlayan zihinsel değişim ile insan, Allah'ı kozmik aleme
mahkum ederek kendisini yeryüzünün ilahı ilan etmiştir. Bu anlayış dalga
dalga yayılarak tüm dünyayı sarmış; Allah'ın insanlar üzerindeki
hükümranlığına son verilmiştir. Başımızı kaldırıp yaşadığımız dünyayı
tanımaya çalışırsak durumun ciddiyetini görürüz.
Demokraside hiçbir iş Tanrı'nın, diğer bir ifadeyle, dinin ilkelerine
göre düzenlenmez. Tanrı hayata müdahale ettirilmez. Düzenlemeler ve
hayata bakış çıkar merkezlidir. İlişkilerde "Allah rızasının" yeri
yoktur; akıl egemen, menfaat belirleyicidir. Şimdi bu anlayış dünyanın
doğusuna da batısına da hakimdir. Toplumlar içindeki istisnalar için
Samuel Huntington şunları söylemişti: "İşin başında demokrasinin
"kendinden olmayanları/ötekini" anlayışla karşılaması onları
kabullenmesinden değil; zaman içerisinde asimile edeceğindendir."
(Medeniyetler Çatışması, 1993). Bu amaca batı toplumlarında büyük oranda
ulaşılmıştır. Şehirlerin merkezinde bulunan büyük kiliseler bile halkın
nostaljisini tatmin için açık tutulan müzelere dönüşmüştür. Günlük
ibadet edilen yerler olmaktan uzaklaşmıştır.
Doğu'nun ibadet mekanları da onlardan farklı olarak orta yaşın
üzerindeki insanların halen beş vakti eda için gidip gelmelerinden
dolayı açık bulunmaktadır. Namazın dışında İslami duyarlılık ve bilinç
adına fazla bir mesailerinin olduğunu söylemek mümkün olmasa da, görüntü
göz doldurucu gelmektedir. Anlayış olarak batının insanına yetişme
yolunda demokrasi maratonunu tamamlamaya çalışmaktadırlar. Nasıl olsa
ufukta Avrupalı olmanın ışıkları belirmiştir.
Bu ortamda siz hangi kitap ehlinden bahsediyorsunuz? Hangi kitabın hükmü
nerede kaale alınıyor? Elinizi vicdanınıza koyup düşünün! Kurumsal
anlamda değil (ki, bu zaten mümkün değildir) kişisel olarak olaya bakın;
en yakın çevrenizden hareketle yüzde kaç kişi kaale alıyor günlük
hayatında? Özel gün ve gecelerdeki camileri dolduran kalabalıklar sizi
aldatmasın. Bu teamüller uzun soluklu ihmaller için halkın günah çıkarma
zamanlarıdır. Önemli olan hayatla kucaklaşırken kişiye yön veren
anlayışın kalitesidir. İşte onun ne kadar kitabi olduğu önemlidir.
Toplumların ezici çoğunluğunu oluşturan kısmı, demokrasiyi
içselleştirmiş olduğundan helal-haram diye bir meselesi yoktur. O sadece
damak zevkine uygunluğuna, ürünün hijyenik olup olmadığına ve
ambalajının albenisine bakıyor. Bir de ne kadar ekonomik olduğu ile
ilgileniyor o kadar.
Konunun başına dönersek bir kitaba mensubiyet anlamında İslam dünyası,
Hıristiyan dünyası, Yahudi ve Sabiiler topluluğunun hepsi bu manada
kitap ehlidir. Ancak kişisel anlamda kim ne kadar "kitabidir", bunu
yukarıda vermiş olduğumuz ayetler belirlemektedir. Ayrıca genel geçer
bir kural olarak, Bakara 62 ve Maide 69. ayetlerinin değerlendirmesi ise
şöyledir: "Şüphe yok ki, iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve
Sabiiler; bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder
ve iyi bir amel işlerse, elbette bunların Rableri yanında mükafatları
vardır. Bunlara bir korku yoktur ve bunlar mahzun da olmayacaklardır."
Yani sayılan bu dinlerden birisine mensup olduğunu söyleyen bir
kimsenin, kalbinde Allah'a ve Ahirete iman, hayatında da "salih amel"
(yani Allah'ın doğru olarak belirlediği davranış biçimleri) yoksa
kendini kime nispet ederse etsin, ne zaman ve zeminde yaşarsa yaşasın
bir değeri yoktur demektir. Bu nedenle Kitap Ehli olması bir şey ifade
etmiyor. Yaptığı işin kitabi olması gerekiyor. Hz. Ali (r.a) kendi
döneminde yaşayan Necran Hıristiyanları ile ilgili olarak: "Onlar
Hıristiyanlıktan sadece şarap içmeyi anlamışlar; onların kestiği yenmez"
demiştir. Yani 3/113-114'te bahsedilenlerle alakaları olmayan
kimselerdir.
Bugünün gayri Müslimleri ise Allah'ın yeryüzüyle ilgisini bitirerek
hayatı düzenlemenin kendi işleri olduğunu çok açık bir şekilde ifade
eden ve bu halleri ile de kıvanan insanlardır. Bunlar için Allah'ın
koyduğu kuralların bir önemi yoktur. Bu hal sadece gerçekten iman etmiş
olanları ilgilendirmektedir: (Ey iman edenler) "üzerine Allah'ın adı
anılmadan kesilmiş hayvanların (etlerinden) yemeyin. Bunu yapmak
Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için
dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz sizler de
müşrik olursunuz."(6/121) "Allah'ın ayetlerine iman edenlerden iseniz,
üzerine Allah'ın adının anıldığı şeylerden yeyin. Size ne oluyor ki,
Allah size darda kalmanın dışında, haram olanları uzun uzun anlatmışken
Allah'ın adının üzerine anıldığı şeylerden yemiyorsunuz? Doğrusu
çoğunluk heva ve heveslerine uyarak, bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı
gidenleri en iyi bilen rabbindir." (6/118-119) "Size şunlar haram
kılındı: Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş,
vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş
olup da henüz canlı iken kesmedikleriniz, dikili taşlar üzerinde
boğazlananlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız. Bunları yapmak yoldan
çıkmaktır. Bugün kafirler dininizden (sizi ondan çevirmekten) ümitlerini
kestiler; onlardan korkmayın, yalnız benden korkun! İşte bugün dininizi
kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak
İslamiyeti seçtim. Her kim aşırı açlık durumunda çaresiz kalır da günaha
eğilim maksadı olmaksızın, onlardan yemek zorunda olursa, elbette Allah,
bağışlayandır, merhamet sahibidir."(5/3)
Etten mamul maddelerle ilgili olarak ayetlerin ortaya koyduğu hüküm
gayet açıktır. Özellikle üzerlerine Allah'ın adının anılmadığı ve Allah
adına kesilmeyen hayvanların etlerinin Müslüman için helal olmadığını
vurgulamaktadır. Gıdalarda domuzdan elde edilen ürünlerin olmaması bir
şeyin helal olması için yeterli değildir. Etleri helal kılınan
hayvanlardan Allah adına ve bir Müslüman'ın eliyle kesilmiş olması
gerekmektedir. Bunu tesbit etmek için bir şahsın, her bir ürünün üretim
sürecini başından sonuna pazara çıkıncaya kadar sürekli takibi mümkün
değildir. Bu nedenle bizim yapabileceğimiz bu işin genel çizgilerini
ortaya koymaktır. Her hangi bir ürün için özelde kesin bir şeyler
söylemek "kesin bilgiyi" gerektireceğinden mümkün değildir. Ancak şahsi
uygulamalarınızda bir ürünün helalliğinden, temizliğinden ve
kalitesinden emin olmadığınız zaman o ürünü almazsınız, alamazsınız. Bu
tamamen sizin diyanetinizle ilgilidir. Sizi kimse mecbur edemez. Her
şahıs kendisinden ve kendi tercihlerinden sorumludur. "Ehli kitabın
yemekleri size helal kılındı…" (5/4-5) emrindeki "yemekleri" onların
sofrasına getirdiği her şeyi kapsıyor demek değildir. İslam'ın açıkça
haram kıldığı yiyecek ve içecekler dışında kalanlarla ilgili olduğu
izaha gerek olmayacak kadar açıktır. Domuz eti Müslüman'ın sofrasında
haram, Ehli Kitabın sofrasında helal olmayacağına göre bunun başka bir
izahı yoktur. İslam'ın kırmızı çizgileri her zaman ve zeminde korunmak
zorundadır.
Allah'ın adına kesilmeyen hayvanların etleri ve et ürünleri hangi
ambalaj içinde olursa olsun, kimin tezgahında veya sofrasında bulunursa
bulunsun, Müslüman'a helal değildir. Allah'ın koyduğu ilkeleri kaale
almayan gayr-i müslimlerin veya Kitap Ehli'nin kesmiş oldukları etlerin
durumu da aynı hükme tabidir. Allah'a hesap vereceğine inanan
kimselerin, muhasebelerini doğru yapması gerekir diyoruz.
Bunların üst kimliği kitap ehli diye anılmasına rağmen kitaplarını
hayatlarından koparan, Allah'ı kozmik aleme mahkum eden anlayışları ile
hayata baktıkları gerçeğini unutmamak gerekir. Bugün işin bu boyutu hiç
görülmüyor veya görülmek istenmiyor. Unutmayalım ki bizim ihmal
ettiklerimizi Allah "imhal etmektedir." (gününe ve zamanına
bırakmaktadır). Hesap günü, elçisinin dilinden bu gerçeği şöyle ifade
edeceğini duyurmaktadır: "O gün; zalim kimse iki elini ısırarak: 'Ne
olurdu ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım, diyecektir. Vay
başıma gelene! Keşke falancayı dost edinmeseydim. Bana Kur'an'ın mesajı
geldikten sonra o beni Allah'ı anmaktan alıkoydu. Zaten şeytan, insanı
ayarttıktan sonra yüzüstü bırakır.' derken, Peygamber'de: "Ey Rabbim!
Gerçekten milletim bu Kur'an'ı terk edip bir kenara bırakmışlardır!"
der/diyecektir." (25/27-30) İşte böylece bugün Kur'an'ı hayatın dışına
itenleri Allah da o gün cehenneme itecektir.
SORU: Tanrı matematik bilmiyor olabilir mi? (Kur'an İslamı sitesinden)
Selamun Aleyküm. Bir konuda müşkilde kaldım; yardım ederseniz şimdiden
Allah razı olsun. Konu, Miras hukuku. Allah'ın kelamı Kur'an'ın uydurma
olduğunu ispatlamaya çalışan bir grubun iddiası şöyle: "Allah size
evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe
iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla
iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona
malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da
bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet
ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı
üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri
ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine
getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan,
hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz.
Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir,
hakîmdir." (4/11). "Eğer karılarınızın çocuğu yoksa, bıraktığının yarısı
sizindir. Eğer çocuğu varsa, o zaman dörtte biri sizindir. Bunlar,
ettikleri vasiyetten veya borçları ödendikten sonradır. Eğer çocuğunuz
yoksa, sizin bıraktıklarınızın dörtte biri, çocuğunuz varsa sekizde biri
ettiğiniz vasiyetten veya borçtan sonra, karılarınızındır. Eğer bir
erkek veya kadının çocuğu ve babası yok da kelale yönünden -yan koldan-
ana bir erkek veya kız kardeşi bulunuyorsa her birine altıda bir düşer.
Eğer bunlar, bundan fazla iseler, zarara uğratma kasdı olmaksızın
yapılan vasiyet veya borçtan sonra üçte birinde ortak olurlar. Bütün
bunlar, Allah'tan birer emirdir. Allah her şeyi bilen, cezalandırmada
acele etmese de ihmal etmeyendir." (4/12) "Senden fetva istiyorlar.
Deki: Allah size kelâle (ana babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası
hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan
bir kişi ölürse, bıraktığı malın yarısı onun (kız kardeşi)dur. Çocuğu
olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin)
iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer
kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki kızın hissesi
kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah,
her şeyi hakkıyla bilendir." (4/176).
Bu ayetleri verdikten sonra iddia sahibi: "varsayalım ki, bir adam öldü
ve geride iki kız evlat, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı. Yukarıdaki
ayetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır: iki kız evlada mirasın
2/3'si (iki kız evlada 2/3 değil 1/3 pay verilir. İkiden fazla ise 2/3'e
ortak olurlar (soru sahibinin tesbiti yanlıştır), ana ve babanın her
birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır. Bu durumda, bir matematik hesap
yapalım: (2/3) + (1/6) + (1/6) + (1/8) = 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0
olması gerekirdi!..) Yani, miras paylaşıldığı zaman her bir mirasçının
aldığının toplamı, mirastan fazla çıkmaktadır! Allah, miras paylaşımında
böyle çıkacak bir hesap hatası yapamayacağına göre, ayet Allah'a ait
olamaz, Muhammed'e aittir. Hesap bilmeyen Muhammed'e. Bir diğer örnek
verelim: Bir adam ölür ve geride anası +, karısı +, ve iki kız kardeşi
kalırsa, Kuran'ın yukarıda verilen ilgili miras ayetlerine göre; anaya
mirasın 1/3'ü, karısına mirasın 1/4 'ü, iki kız kardeşe de toplam 2/3'ü
kalacaktır. Hesap yapalım: (1/3)+(1/4)+(2/3)= 15/12= 1,25!.. Burada da,
miras paylaşılıyor, paylar toplanınca, mirastan daha büyük, %25 daha
büyük çıkıyor!.." diyerek yukarıdaki suçlamayı yapıyor. Yardım ederseniz
bana, çok sevineceğim. Allah razı olsun.
CEVAP:
Allah Kur'an'da şöyle buyuruyor: "(Ey Muhammed) Senin inzarın ancak
zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahmân'dan korkan kimseye fayda verir.
İşte böylesini, mağfiret ve güzel bir mükâfat ile müjdele." (36/11)
"Kur'an'da müminler için şifa ve rahmet olan ayetler indiriyoruz. Fakat
bu ayetler zalimlere sadece yeni yıkımlar, yeni kayıplar getirirler."
(17/82)
Peşinen görmemiz gereken, karşımızda Allah'a ve Kur'an'a dil uzatan
düşünce özürlü birisinin varlığıdır. Yukarıdaki ayetler teslim
olmayanların arızasını artıracağını bildirmektedir. Ayetlerde beyan
edilen şartlara göre paylar yeniden belirlenmekte olup, sabit değildir.
Bu nedenle her durum ayrı ayrı değerlendirilerek sonuca gidilir.
Bilinmesi gereken bir başka konu ise, mirasçılara belirtilen paylar
verilir; kalan asebeye kalır. Asebe: Ölene baba tarafından en yakın olan
kimselerdir (Oğul, baba, dede, erkek kardeşler ve çocukları, amcalar ve
çocukları…gibi). 4/11'de anlatılan birinci durum: Çocukların payları
belirlenirken erkek çocuğun payı kız çocuğunun iki katıdır. E: 2/3, K:
1/3 Tamamı 3/3'dür. Bu çocuklardan bir erkek iki kız veya bir kız
bulunduğu durumda böyledir.
İkinci durum: Çocuklar ikiden fazla kadın ise, mirastan payları üçte
ikidir. Üçten fazla kız ise: K 2/3, E: 1/3'dir. Yine tamamı 3/3'dür.
Üçüncü durum: Ölenin çocuğu var, anne ve babası var ise, malın
tamamından anneye ve babanın her birine: 1/6'sı verilir. Kalan yine
yukarıdaki şartlara göre çocuklara kalır.
Dördüncü durum: Ölenin çocuğu yok, anne ve babası ona mirasçı olmuşsa,
anasının payı malın üçte biridir. Kalan üçte iki ise babanın payıdır.
Yine tamamı 3/3 dür.
Beşinci durum: Ölenin kardeşleri varsa, anasına 1/6'sı düşer. Burada
baba yok, eğer baba olsa idi, baba asebe olduğundan kardeşlere pay
düşmezdi. Baba evlada kardeşlerinden daha yakındır. Bu nedenle malın
tamamından 1/6'sı çıktıktan sonra kalan kardeşler arasında kadın ve
erkek paylarına göre verilir.
Bunların hepsinde ölenin vasiyeti ve borcu çıktıktan sonra kalan mal
için geçerlidir. Sonunda bu hüküm Allah'ındır, ifadesiyle bitiriliyor.
4/12'de, eşlerin paylarıyla yeniden başlıyor:
Birinci durumda: Erkek için, kadın ölmüş ve çocuğu da yok ise, mirasının
yarısı kocasına aittir. Diğer yarısı ise kadının diğer mirasçılarına
aittir. Baba-anne, kardeş vb. yukarıda geçmişti.
İkinci durum: Ölen kadının çocukları varsa, kocasının payı 1/4'tür. Yine
mirasın geride kalan dörtte üçü çocukları arasında kadın erkek paylarına
göre yapılacaktır.
Üçüncü durum: Ölen erkek, kalan kadın ise ve adamın çocuğu da yoksa,
kadının payı: 1/4'tür. Kalan yine diğer mirasçılara kalır asebe durumuna
göre.
Dördüncü durum: Ölen erkeğin çocukları varsa, kocasının mirasının
1/8'ine kadın sahip olur. Kalan 7/8'si yine çocuklar babaya asebe olduğu
için onlara kalır ve aralarındaki paylaşım yine kadın erkek olmalarına
uygun olarak yapılır.
Yine bunların hepsi ölenin borcu ödendikten ve vasiyeti yerine
getirildikten sonra yapılır.
Beşinci durum: Eğer ölen bir erkek veya kadının anası-babası ve çocuğu
yoksa, Ona mirasçı olan bir erkek ve bir kız kardeşi varsa, her birine
altıda bir hisse düşer. Bundan fazla iseler yani ikiden fazla iseler,
malın üçte birine ortak olurlar.
Buradaki kardeşlik baba ayrı ana bir kardeş olanlar içindir. Dikkat
edilirse erkek ve kız ayrımı yapılmadan altıda bir ve üçte bir hisseleri
verilmesinin hikmeti anne payına mirasçı olmalarındandır. Kelale ile
ilgili öz kardeşlerin payı 176. ayette gelecektir.
4/176: Allah, anne baba ve çocuğu olmayan kimse hakkında şöyle fetva
veriyor:
Birinci durum: Bu durumda ölenin bir kız kardeşi varsa, mirasının yarısı
kız kardeşinindir.
İkinci durum: Sadece bir erkek kardeşi varsa mirasın tamamı onundur.
Üçüncü durum: Eğer ölenin iki kız kardeşi varsa mirasın 2/3'si
onlarındır.
Dördüncü durum: Eğer ölenin kadın erkek birçok kardeşi varsa, erkek
kardeşin payı iki kız kardeşinki kadardır. Tamamı bu usule göre pay
edilir.
"Allah sapmayasınız diye her şeyi açıkça bildirmektedir…Allah her şeyi
bilir." ifadesiyle konuyu bağlıyor.
Görüldüğü gibi Allah asla hesap hatası yapmıyor. Her değişik durumla
alakalı hükmünü ayrı ayrı belirtiyor. Sonunda da: "Bunlar Allah
tarafından konulmuş farzlardır. Şüphesiz ki Allah, ilim ve hikmet
sahibidir" buyuruyor.
Vatandaşın yaptığı birinci hesapta iki kızın hissesi 2/3 değil, bir
erkeğin aldığının yarısıdır; 1/3'tür. Kızlar ikiden fazla ise, o zaman
2/3'e sahip olurlar, denilmektedir. Hesabın burası yanlış tespit
edilmiştir. İkinci hata, bulunan miras değil mirastan alınan payların
oranıdır. Henüz mirasın ne olduğunu bilmiyoruz. Gerçek miras ne ise ki
bu belli olacaktır, ondan sonra işlem bu payların oranına göre
yapılacaktır.
Her iki hesabı da farazi bir değer koyarak yapalım:
1/3+1/6+1/6+1/8=19/24. Burada 19'un değerini 500 bin olarak yerine
koyalım. 19=500.000 ise 24 kaç olur? Bunu bulmak için 500.000 x 24/19 =
631. Bunun 1/3 = 210, 631'in 1/6 = 105, ikinci hisse, yine 631'in 1/6=
105, 631'in 1/8 = 80 eder. 210+105+ 105+80 =500.000 eder ki bu da
mirasın tamamıdır. Bu lira olur, kilo olur, metre kare cinsinden olur.
Sonuç değişmez miras kalan şeye bu oranlar tatbik edilir ve bölüm
gerçekleştirilir. Aynı uygulamayı diğeri için de yapalım: 1/3+1/4+2/3=
15/12. Burada da payımız 600.000 olsun. 600.000 x12/15=480. Burada da
paydamızın değeri 480 olarak çıktığına göre: 480/1/3=160, 480/1/4 =120,
480/2/3 =320. 160+120+ 320=600.000 olarak çıkmaktadır. Durum bu minval
üzere çözülür. Bugüne kadar kimsenin mirası ortada kalmamıştır. İslam
ilk günden beri kimsenin hukukuna muhtaç olmamıştır. Bütün çözümlerini
kendi içinde temin eden mütekamil bir yaşam biçimidir. Kökleri insanlık
tarihi kadar derindedir. Onu yerinden sarsmaya kimsenin gücü yetecek
durumda değildir. Son söz olarak şunu diyoruz: "Tanrı matematik biliyor
da, O'nun her şeyi bildiğini bilmeyenler haddini bilmiyor."
|