Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 340 | Nisan  2007

                   

 

 


MEVLÜT YAZGAN/Ankara

SORU: Bugün yaşayan gayr-i müslimler Ehl-i Kitap mıdır? Bunların kestikleri et ve tavuk gibi mamuller yenir mi? Bugün marketlerde satılan mamullerin kimler tarafından kesildiği belli değil. Bunlar yenir mi? Bu konuda bizleri aydınlatırsanız memnun oluruz.
 

CEVAP: Sorunuzda geçen "gayr-i müslim" ifadesi Müslüman olmayan kimse demektir. Müslüman olmayınca Ehl-i Kitap olmasının fazla bir anlamı yoktur. Allah Kur'an'da Ehl-i Kitab'ı, "kendisini bir kitabın mensubu" olarak tanımlayan kimseler için kullanmaktadır. Bu tanımlama bir üst kimlik ifadesidir. Kitap ehli demek o kitaba hakkıyla inanan, ilkelerini kabullenip yaşayan demek değildir.
De ki: Ey kitap verilenler, siz Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz. Andolsun ki, Rabbinden sana indirilen -bu Kur'an-, onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. O halde kafirlere acıyacağın tutmasın!(5/68)
Bu genel ifadeyi Allah, Kur'an'da akidelerine göre şöyle sınıflandırmaktadır: "Siz insanlar içerisinden çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız. Kitap Ehli de inanmış olsalardı kendileri için daha hayırlı olurdu. İçlerinde inananlar vardır. Fakat çoğu yoldan çıkmıştır." (3/110) "Hepsi bir değildir. Kitap Ehlinden geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır. Bunlar Allah'a ve Ahiret gününe inanırlar. İyiliği emreder, kötülükten men ederler ve iyiliklere koşarlar. İşte bunlar iyilerdendir."(3/113-114)
Yoldan çıkmış olanlar için de şu hükmü vermektedir: "Allah Meryem oğlu Mesih'tir, diyenler hiç şüphesiz kafir olmuşlardır." (5/17, 5/72) "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler de elbette kafir olmuşlardır."(5/73) "Yahudiler "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler. Hıristiyanlar da "Mesih (İsa) Allah'ın oğludur" dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri sözleridir ki daha önce küfretmiş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da haktan döndürülüyorlar!" (9/30)
Bu ayetlerin ifadesine göre "İsa Allah'ın oğludur diyenler, Üzeyir Allah'ın oğludur diyenler, İsa Allah'tır diyenlerle, Allah Üçün üçüncüsüdür diyenler" kafir olmuştur. Bunların elle tutulur yanları yoktur. Sadece 3/113-114'te belirtilen: "Allah'a ve ahiret gününe inanan, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlar iyilerden" olarak bahsedilmektedir; ki bunlar tevhid ehli olan kimselerdir. Bu ifadeler elbette o gün Kur'an'ın muhatabı olan kitap ehlinin vasıfları idi. Günümüz "kitap ehlinin" durumu ise farklıdır; çünkü 1789 Fransız İhtilali'yle başlayan zihinsel değişim ile insan, Allah'ı kozmik aleme mahkum ederek kendisini yeryüzünün ilahı ilan etmiştir. Bu anlayış dalga dalga yayılarak tüm dünyayı sarmış; Allah'ın insanlar üzerindeki hükümranlığına son verilmiştir. Başımızı kaldırıp yaşadığımız dünyayı tanımaya çalışırsak durumun ciddiyetini görürüz.
Demokraside hiçbir iş Tanrı'nın, diğer bir ifadeyle, dinin ilkelerine göre düzenlenmez. Tanrı hayata müdahale ettirilmez. Düzenlemeler ve hayata bakış çıkar merkezlidir. İlişkilerde "Allah rızasının" yeri yoktur; akıl egemen, menfaat belirleyicidir. Şimdi bu anlayış dünyanın doğusuna da batısına da hakimdir. Toplumlar içindeki istisnalar için Samuel Huntington şunları söylemişti: "İşin başında demokrasinin "kendinden olmayanları/ötekini" anlayışla karşılaması onları kabullenmesinden değil; zaman içerisinde asimile edeceğindendir." (Medeniyetler Çatışması, 1993). Bu amaca batı toplumlarında büyük oranda ulaşılmıştır. Şehirlerin merkezinde bulunan büyük kiliseler bile halkın nostaljisini tatmin için açık tutulan müzelere dönüşmüştür. Günlük ibadet edilen yerler olmaktan uzaklaşmıştır.
Doğu'nun ibadet mekanları da onlardan farklı olarak orta yaşın üzerindeki insanların halen beş vakti eda için gidip gelmelerinden dolayı açık bulunmaktadır. Namazın dışında İslami duyarlılık ve bilinç adına fazla bir mesailerinin olduğunu söylemek mümkün olmasa da, görüntü göz doldurucu gelmektedir. Anlayış olarak batının insanına yetişme yolunda demokrasi maratonunu tamamlamaya çalışmaktadırlar. Nasıl olsa ufukta Avrupalı olmanın ışıkları belirmiştir.
Bu ortamda siz hangi kitap ehlinden bahsediyorsunuz? Hangi kitabın hükmü nerede kaale alınıyor? Elinizi vicdanınıza koyup düşünün! Kurumsal anlamda değil (ki, bu zaten mümkün değildir) kişisel olarak olaya bakın; en yakın çevrenizden hareketle yüzde kaç kişi kaale alıyor günlük hayatında? Özel gün ve gecelerdeki camileri dolduran kalabalıklar sizi aldatmasın. Bu teamüller uzun soluklu ihmaller için halkın günah çıkarma zamanlarıdır. Önemli olan hayatla kucaklaşırken kişiye yön veren anlayışın kalitesidir. İşte onun ne kadar kitabi olduğu önemlidir. Toplumların ezici çoğunluğunu oluşturan kısmı, demokrasiyi içselleştirmiş olduğundan helal-haram diye bir meselesi yoktur. O sadece damak zevkine uygunluğuna, ürünün hijyenik olup olmadığına ve ambalajının albenisine bakıyor. Bir de ne kadar ekonomik olduğu ile ilgileniyor o kadar.
Konunun başına dönersek bir kitaba mensubiyet anlamında İslam dünyası, Hıristiyan dünyası, Yahudi ve Sabiiler topluluğunun hepsi bu manada kitap ehlidir. Ancak kişisel anlamda kim ne kadar "kitabidir", bunu yukarıda vermiş olduğumuz ayetler belirlemektedir. Ayrıca genel geçer bir kural olarak, Bakara 62 ve Maide 69. ayetlerinin değerlendirmesi ise şöyledir: "Şüphe yok ki, iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler; bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve iyi bir amel işlerse, elbette bunların Rableri yanında mükafatları vardır. Bunlara bir korku yoktur ve bunlar mahzun da olmayacaklardır." Yani sayılan bu dinlerden birisine mensup olduğunu söyleyen bir kimsenin, kalbinde Allah'a ve Ahirete iman, hayatında da "salih amel" (yani Allah'ın doğru olarak belirlediği davranış biçimleri) yoksa kendini kime nispet ederse etsin, ne zaman ve zeminde yaşarsa yaşasın bir değeri yoktur demektir. Bu nedenle Kitap Ehli olması bir şey ifade etmiyor. Yaptığı işin kitabi olması gerekiyor. Hz. Ali (r.a) kendi döneminde yaşayan Necran Hıristiyanları ile ilgili olarak: "Onlar Hıristiyanlıktan sadece şarap içmeyi anlamışlar; onların kestiği yenmez" demiştir. Yani 3/113-114'te bahsedilenlerle alakaları olmayan kimselerdir.
Bugünün gayri Müslimleri ise Allah'ın yeryüzüyle ilgisini bitirerek hayatı düzenlemenin kendi işleri olduğunu çok açık bir şekilde ifade eden ve bu halleri ile de kıvanan insanlardır. Bunlar için Allah'ın koyduğu kuralların bir önemi yoktur. Bu hal sadece gerçekten iman etmiş olanları ilgilendirmektedir: (Ey iman edenler) "üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilmiş hayvanların (etlerinden) yemeyin. Bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz sizler de müşrik olursunuz."(6/121) "Allah'ın ayetlerine iman edenlerden iseniz, üzerine Allah'ın adının anıldığı şeylerden yeyin. Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanın dışında, haram olanları uzun uzun anlatmışken Allah'ın adının üzerine anıldığı şeylerden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk heva ve heveslerine uyarak, bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen rabbindir." (6/118-119) "Size şunlar haram kılındı: Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olup da henüz canlı iken kesmedikleriniz, dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız. Bunları yapmak yoldan çıkmaktır. Bugün kafirler dininizden (sizi ondan çevirmekten) ümitlerini kestiler; onlardan korkmayın, yalnız benden korkun! İşte bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamiyeti seçtim. Her kim aşırı açlık durumunda çaresiz kalır da günaha eğilim maksadı olmaksızın, onlardan yemek zorunda olursa, elbette Allah, bağışlayandır, merhamet sahibidir."(5/3)
Etten mamul maddelerle ilgili olarak ayetlerin ortaya koyduğu hüküm gayet açıktır. Özellikle üzerlerine Allah'ın adının anılmadığı ve Allah adına kesilmeyen hayvanların etlerinin Müslüman için helal olmadığını vurgulamaktadır. Gıdalarda domuzdan elde edilen ürünlerin olmaması bir şeyin helal olması için yeterli değildir. Etleri helal kılınan hayvanlardan Allah adına ve bir Müslüman'ın eliyle kesilmiş olması gerekmektedir. Bunu tesbit etmek için bir şahsın, her bir ürünün üretim sürecini başından sonuna pazara çıkıncaya kadar sürekli takibi mümkün değildir. Bu nedenle bizim yapabileceğimiz bu işin genel çizgilerini ortaya koymaktır. Her hangi bir ürün için özelde kesin bir şeyler söylemek "kesin bilgiyi" gerektireceğinden mümkün değildir. Ancak şahsi uygulamalarınızda bir ürünün helalliğinden, temizliğinden ve kalitesinden emin olmadığınız zaman o ürünü almazsınız, alamazsınız. Bu tamamen sizin diyanetinizle ilgilidir. Sizi kimse mecbur edemez. Her şahıs kendisinden ve kendi tercihlerinden sorumludur. "Ehli kitabın yemekleri size helal kılındı…" (5/4-5) emrindeki "yemekleri" onların sofrasına getirdiği her şeyi kapsıyor demek değildir. İslam'ın açıkça haram kıldığı yiyecek ve içecekler dışında kalanlarla ilgili olduğu izaha gerek olmayacak kadar açıktır. Domuz eti Müslüman'ın sofrasında haram, Ehli Kitabın sofrasında helal olmayacağına göre bunun başka bir izahı yoktur. İslam'ın kırmızı çizgileri her zaman ve zeminde korunmak zorundadır.
Allah'ın adına kesilmeyen hayvanların etleri ve et ürünleri hangi ambalaj içinde olursa olsun, kimin tezgahında veya sofrasında bulunursa bulunsun, Müslüman'a helal değildir. Allah'ın koyduğu ilkeleri kaale almayan gayr-i müslimlerin veya Kitap Ehli'nin kesmiş oldukları etlerin durumu da aynı hükme tabidir. Allah'a hesap vereceğine inanan kimselerin, muhasebelerini doğru yapması gerekir diyoruz.
Bunların üst kimliği kitap ehli diye anılmasına rağmen kitaplarını hayatlarından koparan, Allah'ı kozmik aleme mahkum eden anlayışları ile hayata baktıkları gerçeğini unutmamak gerekir. Bugün işin bu boyutu hiç görülmüyor veya görülmek istenmiyor. Unutmayalım ki bizim ihmal ettiklerimizi Allah "imhal etmektedir." (gününe ve zamanına bırakmaktadır). Hesap günü, elçisinin dilinden bu gerçeği şöyle ifade edeceğini duyurmaktadır: "O gün; zalim kimse iki elini ısırarak: 'Ne olurdu ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım, diyecektir. Vay başıma gelene! Keşke falancayı dost edinmeseydim. Bana Kur'an'ın mesajı geldikten sonra o beni Allah'ı anmaktan alıkoydu. Zaten şeytan, insanı ayarttıktan sonra yüzüstü bırakır.' derken, Peygamber'de: "Ey Rabbim! Gerçekten milletim bu Kur'an'ı terk edip bir kenara bırakmışlardır!" der/diyecektir." (25/27-30) İşte böylece bugün Kur'an'ı hayatın dışına itenleri Allah da o gün cehenneme itecektir.

SORU: Tanrı matematik bilmiyor olabilir mi? (Kur'an İslamı sitesinden)
Selamun Aleyküm. Bir konuda müşkilde kaldım; yardım ederseniz şimdiden Allah razı olsun. Konu, Miras hukuku. Allah'ın kelamı Kur'an'ın uydurma olduğunu ispatlamaya çalışan bir grubun iddiası şöyle: "Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir." (4/11). "Eğer karılarınızın çocuğu yoksa, bıraktığının yarısı sizindir. Eğer çocuğu varsa, o zaman dörtte biri sizindir. Bunlar, ettikleri vasiyetten veya borçları ödendikten sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa, sizin bıraktıklarınızın dörtte biri, çocuğunuz varsa sekizde biri ettiğiniz vasiyetten veya borçtan sonra, karılarınızındır. Eğer bir erkek veya kadının çocuğu ve babası yok da kelale yönünden -yan koldan- ana bir erkek veya kız kardeşi bulunuyorsa her birine altıda bir düşer. Eğer bunlar, bundan fazla iseler, zarara uğratma kasdı olmaksızın yapılan vasiyet veya borçtan sonra üçte birinde ortak olurlar. Bütün bunlar, Allah'tan birer emirdir. Allah her şeyi bilen, cezalandırmada acele etmese de ihmal etmeyendir." (4/12) "Senden fetva istiyorlar. Deki: Allah size kelâle (ana babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı malın yarısı onun (kız kardeşi)dur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki kızın hissesi kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir." (4/176).
Bu ayetleri verdikten sonra iddia sahibi: "varsayalım ki, bir adam öldü ve geride iki kız evlat, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı. Yukarıdaki ayetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır: iki kız evlada mirasın 2/3'si (iki kız evlada 2/3 değil 1/3 pay verilir. İkiden fazla ise 2/3'e ortak olurlar (soru sahibinin tesbiti yanlıştır), ana ve babanın her birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır. Bu durumda, bir matematik hesap yapalım: (2/3) + (1/6) + (1/6) + (1/8) = 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olması gerekirdi!..) Yani, miras paylaşıldığı zaman her bir mirasçının aldığının toplamı, mirastan fazla çıkmaktadır! Allah, miras paylaşımında böyle çıkacak bir hesap hatası yapamayacağına göre, ayet Allah'a ait olamaz, Muhammed'e aittir. Hesap bilmeyen Muhammed'e. Bir diğer örnek verelim: Bir adam ölür ve geride anası +, karısı +, ve iki kız kardeşi kalırsa, Kuran'ın yukarıda verilen ilgili miras ayetlerine göre; anaya mirasın 1/3'ü, karısına mirasın 1/4 'ü, iki kız kardeşe de toplam 2/3'ü kalacaktır. Hesap yapalım: (1/3)+(1/4)+(2/3)= 15/12= 1,25!.. Burada da, miras paylaşılıyor, paylar toplanınca, mirastan daha büyük, %25 daha büyük çıkıyor!.." diyerek yukarıdaki suçlamayı yapıyor. Yardım ederseniz bana, çok sevineceğim. Allah razı olsun.
 

CEVAP: Allah Kur'an'da şöyle buyuruyor: "(Ey Muhammed) Senin inzarın ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahmân'dan korkan kimseye fayda verir. İşte böylesini, mağfiret ve güzel bir mükâfat ile müjdele." (36/11) "Kur'an'da müminler için şifa ve rahmet olan ayetler indiriyoruz. Fakat bu ayetler zalimlere sadece yeni yıkımlar, yeni kayıplar getirirler." (17/82)
Peşinen görmemiz gereken, karşımızda Allah'a ve Kur'an'a dil uzatan düşünce özürlü birisinin varlığıdır. Yukarıdaki ayetler teslim olmayanların arızasını artıracağını bildirmektedir. Ayetlerde beyan edilen şartlara göre paylar yeniden belirlenmekte olup, sabit değildir. Bu nedenle her durum ayrı ayrı değerlendirilerek sonuca gidilir.
Bilinmesi gereken bir başka konu ise, mirasçılara belirtilen paylar verilir; kalan asebeye kalır. Asebe: Ölene baba tarafından en yakın olan kimselerdir (Oğul, baba, dede, erkek kardeşler ve çocukları, amcalar ve çocukları…gibi). 4/11'de anlatılan birinci durum: Çocukların payları belirlenirken erkek çocuğun payı kız çocuğunun iki katıdır. E: 2/3, K: 1/3 Tamamı 3/3'dür. Bu çocuklardan bir erkek iki kız veya bir kız bulunduğu durumda böyledir.
İkinci durum: Çocuklar ikiden fazla kadın ise, mirastan payları üçte ikidir. Üçten fazla kız ise: K 2/3, E: 1/3'dir. Yine tamamı 3/3'dür.
Üçüncü durum: Ölenin çocuğu var, anne ve babası var ise, malın tamamından anneye ve babanın her birine: 1/6'sı verilir. Kalan yine yukarıdaki şartlara göre çocuklara kalır.
Dördüncü durum: Ölenin çocuğu yok, anne ve babası ona mirasçı olmuşsa, anasının payı malın üçte biridir. Kalan üçte iki ise babanın payıdır. Yine tamamı 3/3 dür.
Beşinci durum: Ölenin kardeşleri varsa, anasına 1/6'sı düşer. Burada baba yok, eğer baba olsa idi, baba asebe olduğundan kardeşlere pay düşmezdi. Baba evlada kardeşlerinden daha yakındır. Bu nedenle malın tamamından 1/6'sı çıktıktan sonra kalan kardeşler arasında kadın ve erkek paylarına göre verilir.
Bunların hepsinde ölenin vasiyeti ve borcu çıktıktan sonra kalan mal için geçerlidir. Sonunda bu hüküm Allah'ındır, ifadesiyle bitiriliyor.
4/12'de, eşlerin paylarıyla yeniden başlıyor:
Birinci durumda: Erkek için, kadın ölmüş ve çocuğu da yok ise, mirasının yarısı kocasına aittir. Diğer yarısı ise kadının diğer mirasçılarına aittir. Baba-anne, kardeş vb. yukarıda geçmişti.
İkinci durum: Ölen kadının çocukları varsa, kocasının payı 1/4'tür. Yine mirasın geride kalan dörtte üçü çocukları arasında kadın erkek paylarına göre yapılacaktır.
Üçüncü durum: Ölen erkek, kalan kadın ise ve adamın çocuğu da yoksa, kadının payı: 1/4'tür. Kalan yine diğer mirasçılara kalır asebe durumuna göre.
Dördüncü durum: Ölen erkeğin çocukları varsa, kocasının mirasının 1/8'ine kadın sahip olur. Kalan 7/8'si yine çocuklar babaya asebe olduğu için onlara kalır ve aralarındaki paylaşım yine kadın erkek olmalarına uygun olarak yapılır.
Yine bunların hepsi ölenin borcu ödendikten ve vasiyeti yerine getirildikten sonra yapılır.
Beşinci durum: Eğer ölen bir erkek veya kadının anası-babası ve çocuğu yoksa, Ona mirasçı olan bir erkek ve bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir hisse düşer. Bundan fazla iseler yani ikiden fazla iseler, malın üçte birine ortak olurlar.
Buradaki kardeşlik baba ayrı ana bir kardeş olanlar içindir. Dikkat edilirse erkek ve kız ayrımı yapılmadan altıda bir ve üçte bir hisseleri verilmesinin hikmeti anne payına mirasçı olmalarındandır. Kelale ile ilgili öz kardeşlerin payı 176. ayette gelecektir.
4/176: Allah, anne baba ve çocuğu olmayan kimse hakkında şöyle fetva veriyor:
Birinci durum: Bu durumda ölenin bir kız kardeşi varsa, mirasının yarısı kız kardeşinindir.
İkinci durum: Sadece bir erkek kardeşi varsa mirasın tamamı onundur.
Üçüncü durum: Eğer ölenin iki kız kardeşi varsa mirasın 2/3'si onlarındır.
Dördüncü durum: Eğer ölenin kadın erkek birçok kardeşi varsa, erkek kardeşin payı iki kız kardeşinki kadardır. Tamamı bu usule göre pay edilir.
"Allah sapmayasınız diye her şeyi açıkça bildirmektedir…Allah her şeyi bilir." ifadesiyle konuyu bağlıyor.
Görüldüğü gibi Allah asla hesap hatası yapmıyor. Her değişik durumla alakalı hükmünü ayrı ayrı belirtiyor. Sonunda da: "Bunlar Allah tarafından konulmuş farzlardır. Şüphesiz ki Allah, ilim ve hikmet sahibidir" buyuruyor.
Vatandaşın yaptığı birinci hesapta iki kızın hissesi 2/3 değil, bir erkeğin aldığının yarısıdır; 1/3'tür. Kızlar ikiden fazla ise, o zaman 2/3'e sahip olurlar, denilmektedir. Hesabın burası yanlış tespit edilmiştir. İkinci hata, bulunan miras değil mirastan alınan payların oranıdır. Henüz mirasın ne olduğunu bilmiyoruz. Gerçek miras ne ise ki bu belli olacaktır, ondan sonra işlem bu payların oranına göre yapılacaktır.
Her iki hesabı da farazi bir değer koyarak yapalım: 1/3+1/6+1/6+1/8=19/24. Burada 19'un değerini 500 bin olarak yerine koyalım. 19=500.000 ise 24 kaç olur? Bunu bulmak için 500.000 x 24/19 = 631. Bunun 1/3 = 210, 631'in 1/6 = 105, ikinci hisse, yine 631'in 1/6= 105, 631'in 1/8 = 80 eder. 210+105+ 105+80 =500.000 eder ki bu da mirasın tamamıdır. Bu lira olur, kilo olur, metre kare cinsinden olur. Sonuç değişmez miras kalan şeye bu oranlar tatbik edilir ve bölüm gerçekleştirilir. Aynı uygulamayı diğeri için de yapalım: 1/3+1/4+2/3= 15/12. Burada da payımız 600.000 olsun. 600.000 x12/15=480. Burada da paydamızın değeri 480 olarak çıktığına göre: 480/1/3=160, 480/1/4 =120, 480/2/3 =320. 160+120+ 320=600.000 olarak çıkmaktadır. Durum bu minval üzere çözülür. Bugüne kadar kimsenin mirası ortada kalmamıştır. İslam ilk günden beri kimsenin hukukuna muhtaç olmamıştır. Bütün çözümlerini kendi içinde temin eden mütekamil bir yaşam biçimidir. Kökleri insanlık tarihi kadar derindedir. Onu yerinden sarsmaya kimsenin gücü yetecek durumda değildir. Son söz olarak şunu diyoruz: "Tanrı matematik biliyor da, O'nun her şeyi bildiğini bilmeyenler haddini bilmiyor."
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...