Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 337 | Ocak  2007

                   

 

 


                           

Sessiz Umutlar

                                                                                                                 

Atasoy Müftüoğlu

Bugünün dünyasına ahlaki meşruiyeti bulunmayan emperyal politikalar, tutkular, maceralar yön veriyor. Küresel polis devleti, saldırganlığı esas alan politikalar geliştiriyor. Küresel tiranlık, ötekileştirdiği halkların/toplumların bütün hak ve özgürlüklerini yok ediyor. Küresel faşizm ötekileştirilenleri ortadan kaldırmayı amaçlıyor. İnsanları ve kültürleri birbirlerine daha çok yaklaştırması gereken imkanlar içerisinde bulunuyor olmamıza rağmen, bu imkanlar çatışmacı bir iklim oluşturuyor. Güvenlik ideolojileri her türlü kötülüğe, her türlü şiddete, her türlü işkenceye izin veriyor. Güvenlik ideolojileri çok korkunç acılara, çok korkunç yıkımlara neden oluyor.
Bütün ilişkilerin güç'le tanımlandığı bir dünyada yaşıyoruz. İhtirasları sınırlandırılamayan emperyalist güç, her yerde, her zaman sınırsız felaketlere neden oluyor. Yeni emperyalizm bütün dünyada stratejik ve ideolojik üstünlük peşinde. Teknik-endüstriyel uygarlık, kendi hayat tarzını askeri terörizm yoluyla yaymaya çalışıyor. Modernliklerin ahlaka ve erdeme, hukuka ve adalete ihtiyaç duymadığını görüyoruz. Bu dönemde, Hıristiyan köktenci akımlar ve kurumlar da, Papa'lık örneğinde görülebileceği üzere militan bir Hıristiyanlığı gündemde tutuyor. Ana akım medya bütün toplumlarda, halkların değil, ideolojik iktidarların sözcülüğünü yapıyor. İdeolojik iktidarlar da, bilinçli olarak çatışmacı bir dil geliştiriyor.
Egemen ideolojik dil, Müslümanları ötekileştirmeye yönelik olarak icat edilmiş bir dil'dir. Bu dil, ötekileştirdiği unsurları her durumda aşağılıyor, her durumda yargılıyor. Bu konuda, özellikle Türkiye'de, otoriter/faşizan devletçi ideoloji, çok ucuz, çok çirkin ve çok yüzeysel perspektifler oluşturuyor. Konu ile ilgili olarak gerçekle ilgisi bulunmayan kalıplar ve standartlar icat ediliyor. Bütün bu olup bitenler karşısında da, Müslümanlardan pasifist bir tavır almaları isteniyor.
Bugünün dünyası bütün kötülükleri kanıksayan bir dünya halini almıştır. Gerçeklerle hiçbir bağlantısı bulunmayan ideolojik çerçevelerde halklar aldatılmaktadır. İdeolojik çerçeveler hiçbir somut gerçekliği yansıtmıyor. Teknolojinin tek başına bir uygarlık oluşturamayacağını yaşayarak görüyoruz, anlıyoruz. Küresel sistem, piyasayı her şey sayan bir zihniyeti yüceltiyor. Bu nedenle, bütün toplumlar bir şekilde piyasaların vahşetini yaşıyor. Günümüzde, insanlığın yüksek gelir ekonomilerinde yaşayan yüzde onbeşlik bölümü, küresel gelirin yüzde seksenine sahip bulunuyor. Kapitalist hegemonya biçimi kötülük ve eşitsizlik üreten bir hegemonya biçimidir. Bencil ulusal çıkar yaklaşımları, çatışmacı yaklaşımlardır. Barışçı bir dünya ancak insanlığın genel çıkarını esas alan yaklaşımlarla kurulabilir.
Bugün büyük bir karabasana dönüşen ırkçılık ve faşizm, vahşi siyasetlere, dejenere siyasetlere yol açıyor. Ötekileştirilenler, güçsüzler, zayıflar sürekli olarak sömürülüyor. Modern, post modern dünya, her insanın hakkını, hukukunu tanıyan, bütün insanlığı içerisine alan ahlaki/vicdani bir bakış açısına sahip değil. Bugünün dünyası bir türlü sorgulanamayan dogmalarla baskılanıyor. Küresel medyatik dünya, tarihsel, kültürel, ahlaki, felsefi temelleri olmayan bu dogmaları küresel ölçekte gündemde tutuyor. Yıkıcı ihtiraslar adına bu dogmalar, bağlayıcı hale getirilebiliyor. Bütün toplumlarda ideolojik anlamda ve ideolojik alanlarda açıkça bir bunaklık hali yaşanıyor. Biz bu bunaklık halinin Türkiye'deki tezahürlerine maruz kalıyoruz. Bu ideolojik bunaklık hali, modern aklın tükenişine işaret ediyor. Modern dünya, anti-Batıcılığın, anti-Semitizmin, anti-Modernliklerin nedenlerini anlamak için ciddi hiçbir çaba harcamıyor.
Küresel kötülüklere yeterli ve bilinçli tepki vermeyen toplumlar, daha büyük kötülüklere açık hale geliyor. Bireysel ve toplumsal bencillikler nedeniyle bu kötülüklere karşı çıkılmıyor. Bireysel ve toplumsal bencilliklerin modern dönemin ürünü olduğunu hatırlamak gerekiyor.
İslam medeniyetinin 18. yüzyıla kadar dünya çapında olumlu etkileri vardı. 18. yüzyılla birlikte Batı'da ortaya çıkan gelişmelere kayıtsız/ilgisiz kalan İslam toplumları bu kayıtsızlığın bir sonucu olarak bugün dramatik gelişmeler yaşıyor. İslam toplumları bugün her alanda dış etkilere karşı savunmasızdır.
Gelenekselci zihniyetin/yaklaşımların, modern teknik dünyanın etkilerinden, kontrolünden, sorunlarından kaçınabileceklerini sanmaları büyük bir yanılsamadır. Günümüzde İslam toplumlarının içerisinde yaşadıkları gerçeklikleri bütün boyutlarıyla sorgulayabilecek ahlaki ve siyasi bir liyakate ihtiyaçları vardır. İslam dünyasında halklar da düşsel bir iklimde yaşıyor ya da taşıdıkları korkular nedeniyle köleleştirici bir teslimiyetçiliği seçiyor. Müslüman halklar kendilerini kuşatan dini popülizme yaslanarak sessiz umutlar büyütüyor. Evrensel İslam ailesinin dili ve kalbi olabilmek için, Ümmet'le bütünleşen bir bilinç gerekiyor; birlikte eylemde bulunabilmek için, birlikte algılamak ve birlikte tefekkür etmek gerekiyor. Ulus-devletin icadıyla birlikte başlayan parçalanmaları Ümmet dayanışmasıyla çözümlemek gerekiyor. Bunun için Müslüman halkların siyasal bilinçlerini yükseltmek gerekiyor.
Siyasal bilinçsizlik ve ufuksuzluk nedeniyle İslam dünyası çapında bugün korkunç belirsizlikler, çatışmalar ve ilişkisizlikler yaşanıyor. Farklılıkları sorun haline getiren, çatışma konusu yapabilen bir İslam yaklaşımından/algısından hiçbir suretle bir gelecek çıkmaz, çıkamaz. Bugün, bütün Müslümanlar olarak hepimiz çok fırtınalı koşullar içerisinde yaşıyoruz. Toplumlarımızın iradelerini yok etmeye yönelik baskıcı müdahaleler karşısında bir türlü bir yeterlilik duygusuna sahip olamıyoruz. Temel varoluş sorunlarımızı çözümleyemediğimiz için küresel maçoluk karşısında sadece susuyoruz. İnançlarının anlamına vakıf olmayan halklar dini popülizmlerde teselli arıyor.
Varoluşun bütün renklerine, özelliklerine, niteliklerine açık bir ufka, ilgiye, birikime çok ihtiyacımız vardır.
Kendilerini kendi gündemleriyle sınırlandıranlar, evrensel gerçekliklere, çevrelere yabancı kalırlar.
İnsanın her şartta kendi sınırlarının, sorumluluklarının, ve potansiyelinin farkına varması gerekiyor. Hangi düzeyde olursa olsunlar, düşünürlerin, alimlerin ve bilgelerin de sınırlılıklarının bilincinde olmaları gerekir. Düşünürler, alimler, bilgeler ahlaki yargıdan, eleştiriden ve sorgulamadan muaf değildirler.
Bireysel anlamda da, toplumsal anlamda da, her şeyi olduğu gibi kabul eden ve sorgulamayan bir zihniyet hiçbir gelişme kaydedemez.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...