Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 337 | Ocak  2007

                   

 

 


                           

Kim ‘Erkek’ Olsun?

                                                                                                                 

Hüseyin Alan

Bu yazıda 'erkek' sözcüğü, insan cinsinden erkek grubunu hatırlatan, klasik böbürlenme ile cinsiyeti vurgulayan bir anlamda kullanılmayacaktır. Dolayısı ile dişi grubuna ait bir aşağılamanın söz konusu edilemeyeceğini hatırlatalım. Erkek sözcüğü Türkçe deyişte doğrunun, haklının yanında olduğu için yanlışın ve haksızın karşısında duran, sözüne sadık, kendisine güvenilen kimseler için kullanılmaktadır. Deyişteki güzellik, gücünü ve şöhretini buradan alır. Erkeklik sırf cins farkından gelen bir övünme vesilesi olarak değil, haklılığı ve ilkeleri uğruna ölümüne bir karşı duruşu ifade ettiği için güzeldir. Böyle olduğu için de takdire ve saygıya layık bulunur. Bu duruş çoğu zaman birçok konuda yaygın olarak görülebildiği gibi, bazen bir konuda da gözükür. İki halde de saygı, bu duruşu gösteren insandan daha ziyade gösterilmesi gereken duruşun bizzat kendisinedir. Ama herkesin de yapamadığı bir iş, gösteremediği bir tavırdır bu. Dolayısı ile bu beğeni ve takdir, yapıldığında da ancak yapana karşı bir övgü ve tazime dönüşüverir.
Bilindiği üzere, kısa süre önce Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin'in idam ediliş sahnesi bir kahramanlıkmış gibi, ayrıntıları ile piyasaya sürüldü. Yine bilindiği üzere Irak haksız bir yere işgal edilmiş, eski yönetimi ise tamamen dağıtılmıştı. İşgal güçleri ile birlikte eski yönetime karşı saf tutanlar bağışlanarak ödüllendirilirken, karşı duranların değişik şekillerde cezalandırılmaları kaçınılmaz olacaktı. Böylesi durumlarda hep olageldiği gibi liderin ve önemli adamlarının belirgin biçimde cezalandırılmaları normal olacaktır. İşgal ordularının halen ülkede olduğu, her gün ortalama yüz insanın katledildiği bu devrede, göstermelik olarak sahnelenen mahkeme sürecinde Saddam'ın, kendisine karşı söylenen "cehennem'e git..." sözlerine karşılık "erkek olun" şeklinde cevap verişi, yanıltıcı bazı değerlendirmelere neden olabilir. Ülkesinin insanlarına yıllardır zulmeden ve bu zulmüne de bir zamanlar hamisi olan ABD'yi de dahil eden Saddam'ın, idamdan önce 'erkeklik taslaması'na ne kadar inanılabilir? Ancak asıl burada, Saddam'ın erkeklik gösterisinden ziyade, cellâtların, (işgal ordularının güvencesinde) erkeklik taslamaları daha ibretlik bir tablo olarak görülmelidir.
Zalim idarecilerin genel karakteristiğinde sadece Allah'a tapınma ve ondan korkma yerine başka güçlere tapınma ve onlardan korkma da vardır. Bu gibiler, Müslüman olduklarını belirtseler de Allah'tan çok tağutlara itaat ederler. Onların ahiretten çok dünyayı düşünmeleri bu yüzdendir. İktidar olmanın verdiği azgınlık, karşısında el pençe divan duran 'uşak' karakterli alçakların sahte gösterileri ile hepten perçinlenir. Oysa iktidarları ellerinden alındığında, hepsi bir anda değişir, tağutların karşısında aşağılık durumlara düşerler. Sanırım tağutlar da iğrenirler bu durumdan. Bu trajik durum, ne yazık ki bölgemizde alışkanlık yapıyor.
Diğer liderlerde olduğu gibi Saddam da iktidar olma gücünü kendi halkından almamış, uygulamalarını da Hakk'a dayandırmamıştı. Bölgesel dengelerin ve küresel sistemin içinde biraz kendine, çoklukla da sisteme çalışmış, dolayısı ile kendi halkına gün yüzü göstermemişti. O da benzerleri gibi muhaliflerine merhamet etmemiş, kendi iktidarını korumanın yollarına bakmıştı. Hizmetlerinin karşılığında uzun yıllar iyi günler gördü. Yeni Dünya Düzeni'nin kuruluş aşamasına denk gelen 1991 Körfez Savaşı, yeni duruma uydurma konusundaki ilk kurban olarak onu seçecek, sonuçta ülkesi ve toplumu perişan olacaktı. Yeni oyunun kendisini de yiyeceğini fark eden Saddam, efendilerine karşı diklenme yolunu seçmişti. Bayrağına tekbir lafzını ekliyor, elinden Kur'an'ı düşürmüyor, namaz kılışını gösterir resimler veriyordu. Sonrasında uzun yıllar uygulanan ambargolarla hepten diz çökertilecek olan Irak, ülke içi muhalefetin (Saddam sonrası hesaplarla) tamamının ABD yanında yer tutması sonucunda 2002 işgaline engel olamayacaktı. Amerika'ya, başkanına yazdığı mektupta, ülkesinin harap edilmemesi için savaşı istemediğini, gereken neyse yapacağını bildirmesine rağmen, azgın şeytanın kararını değiştiremedi. Sonunda, ibretlik bir idam süreci ve bir 'erkeklik gösterisi' sonucunda dünyasını değiştirdi.
İnsanlar, en küçük örgütlenmeye çete diyorlar. Daha çok mahallelerde ve mahalli idarelerin nezaretinde, küçük çaplı iş gören gruplardır bunlar. Teorik olarak bunların birçoğunun birleşmesi ya da daha büyük bir çeteye boyun eğmesi ile mafyalaşma denen büyük örgütlenme oluşuyor. Mafyatik örgütlenmenin, örgütlenme, oluşum ve çalışma konularında, her işin tabiatında olduğu gibi bu işin de kendi tabiatına uygun özellikleri ve kuralları vardır. Daha çok 'racon' olarak da bilinen bu kurallardan bir tanesi, çeteye ihanet eden, yanlışlıkla köstebeklik yapan bir üyenin derhal infaz/yok edilmesidir. Burada örgütün güttüğü önemli amaçlar olmalı ama diğer üyelerden bir itirazın gelmemesi, olup bitenleri onaylaması da göstermektedir ki, sonuçta hepsinin yararına bir işlem gerçekleşmektedir...
Devlet örgütlenmesi ile mafya örgütlenmesini amaçları, çalışma yöntemleri, yazılı kuralları, hesap verme durumu vs açısından birini diğerinden ayıran çok önemli farklılıklar vardır. Devlet, hiç bir zaman bir mafya örgütü gibi çalışmaz, mükâfat ve cezalandırmada asla onun gibi keyfi davranamaz. Buna rağmen benzer uygulamalar görüldüğünde, devletin mafyalaştığı söylenerek infiale yol açan büyük itirazlar getirilir... ABD, küresel sistemin tek efendisi olma yolunda güttüğü politikaları, kimseye hesap verme gereği de duymadan saldırgan tavırlarını sürdürmesi ile bir devleti değil bir mafya örgütünü andırmaktadır. İstediği ülkeyi işgal ediyor, haraca bağlıyor, istediği ülkede rejim değişikliğine gidiyor. Ülkelerin tarihi, kültürü, ekonomisi ve sosyal dokusu ile oynaşarak acımasızca kendi üstünlüğünü dayatıyor. Zorba tutumuyla azgınlaşıyor, beğendiği değerlerin dışında olanları aşağılıyor… Saddam'ın başına gelenleri bu açıdan da okumak mümkündür. Öyle ya, bu işlere bir kez kendi iradenle, onlara dayanarak girdin mi, geri dönüş siz ait olmaktan çıkıyor. Son pişmanlık da fayda vermiyor…
Evet, Saddam'ın idam edilmesi sürpriz değildir. Ancak Saddam'ın idamı sonrası sevinç naraları atanlara, dünya bir zorba diktatörden daha kurtuldu diyerek başkalarının uşaklığına yeni soyunanlara, ondan boşalan yere göz dikenlere, bu iş Irak'ın iç işleridir diyerek bir yerlere mesaj yollayanlara bakınca, olup bitenlerden hiç ibret alınmadığını görüyoruz. Dünyanın bugünkü gidişatına, bu idare ve yönetim biçimine esastan söyleyecek bir sözü kalmayan, durduğu yer itibarı ile olup bitenleri okumaktan da aciz ama kendini erkek hissedenlere, Saddam'ın birisi gidip ötekisi gelecek olunca bizim söyleyecek iki çift lafımız, kendilerine hatırlatacağımız bazı tarih sahneleri vardır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya siyasetinde patronluk eden, o gün bu gündür Müslüman coğrafyayı da arkasında durduğu zalim ve gaddar yöneticilerle idare ettiren, kaynaklarını ve zenginliklerini babasının malı gibi kullanan, insanlarına köle, kültürlerine aşağılık muamelesi yaptıran ABD, asıl zalim değil de Saddam mı daha zalimdir? Ülkesinin çıkarlarını düşünerek kendi kültürlerinden hareketle rejim değişikliği isteyen, sosyal ve siyasi adalet uğruna muhalefet eden 'erkekleri' astırıp kestiren işbirlikçi liderleri yetiştiren ve iktidarlarını sağlamlaştıran ABD, kendi ürettiği insan haklarına uyan özgürlükçü bir devlet de, Irak mı diktatörlüktür? Japonya da, Vietnam da, Güney Amerika ülkelerinde, Filistin de, Bosna-Hersek de, Afganistan da, en son Irak da, vahşet gösterisi ile bin yılların birikimi tarihi yıkan, her birinde milyonlarca insanı kendi çıkarları için katlederek yok eden ABD rejimi şirin demokrasi de, diğerleri mürteci midir? Kurulduğundan bu yana, neredeyse her yıl savaş çıkartarak dünyayı kan gölüne çeviren, her yeri arka bahçesi, her ülkeyi kendi mülkü, her insanı kendi kölesi gibi gören ABD medeni, modern bir devlet de, diğerleri ilkel, çağdışı mı?
İnsanlığın genleri ile oynayarak, zihinleri allak bullak ederek, kendi insanına ancak zulmü reva gören liderleri, sömürüye dayalı ekonomik sistemleri üreten, kurdurduğu zalim rejimleri ihtilallerle ya da savaş makineleri ile korurken üstüne üstlük olup bitenlerin vebalini sadece zavallı uşaklara atan, asıl suçluyu gözlerden kaçırmak için cambaza bak numarası yapan yankesici ABD ahlaklı da diğerleri ahlaksız mıdır?
ABD desteğiyle on yıllardır Filistin'de insanlık dışı katliamlarına durmaksızın devam eden İsrail'in kasapları, Saddam'ın arkasından nasıl da insanlık dersi veriyorlar? Her tepkiyi ABD'den ya da Avrupa'dan gelecek diye bekleyenler, pis işlerin oralarda tezgâhlandığını unutturmak istercesine gözünü ve kulağını oraya dikip hesap yaparlarken, Saddam'dan daha mı adildirler? Kendi Saddam'ını görmeyerek, üstelikte o gibilere destek de vererek başkalarının Saddam'ına küfredenler ne kadar da inandırıcıdırlar? ABD ve İsrail ile işbirlikçiliğini sürdürerek kendini masum, ülkesini müstağni sayanlar ne kadar da insancıllar?.. (Bunlara ses vermeyenler Saddam'a ne diyebilirler ki? )
Yıl 1997, Şubat ayıdır, Türkiye de Erbakan Hükümeti yıkılır ve yerine Ecevit hükümetleri dönemi başlar. Oyun çok önceleri kurulmuştur. Emekli büyükelçi İsmail Berduk Olgaçay'ın 'Tasmalı Çekirge' adlı anı kitabında özet olarak bahsettiği, 10 Ekim 1985 tarihli Cumhuriyet gazetesinde ayrıntılı anlatıldığını naklettiği özel bir röportajdan bahseder. İngiliz-Amerikan ortak yapımı 'varsayımsal durumlar' adlı bir TV programının katılımcıları Ecevit ile ABD eski dış işleri bakanı, bir eski yardımcı, iki CIA eski başkanı ve İngiliz eski devlet bakanlarından biridir. Bu önemli adamların ortak yönleri bellidir; dünya siyasetini yönetmiş ve etkilemiş çapta etkin olmalarıdır. Ecevit o yıllarda siyasetin küskün ve yalnız adamıdır. CIA eski başkanlarından birisi şunu söyler Ecevit'e: "bazı ülkelerdeki liderleri istedikleri zaman düşürebileceklerini ve esasen düşürmüş de olduklarını, kendilerine ters düşmeyen ama Moskova'ya da bağlanmayacağından emin oldukları bir lideri, mesela sosyal demokrat bir lideri, o istemese dahi onun haberi olmadan iktidara getirebileceklerini ve bu yöntemi birçok ülkede başarı ile uygulamış olduklarını…" vs. anlatır. Arkasından ilave ederek: "herhangi bir ülkede küskün bir sosyal demokrat liderden bahsederek, onun ülkede demokrasinin yerleşmesi için siyasete yeniden dönmek ile askeri ihtilal arasında bir seçenek sunulsa, ne yönde karar vermesi gerektiği…" sorulur. Ecevit, soruyu ve konuyu anlamış ve kendince tepki verdiğini söylemiş. Ancak burada çok açık bir nokta var, sizin de haberiniz olmadan sizi iktidara getirmiştik, (Apo'nun der-dest edilerek ellerine nasıl verildiğini hala anlamadığını söylediğini de hatırlayarak) istersek yine getiririz şeklindeki mesaj önemlidir.
Türkiye'de 2001 yılında, anayasa kitapçığının fırlatılması ile mizansenleşen büyük bir ekonomik kriz patlar. Cumhuriyet tarihi boyunca arkasında hiç bu kadar kamuoyu desteği olmadığı söylenen meşhur üçlü koalisyon (millici, liberal ve demokrat birleşimi) hükümeti, engin devlet tecrübesine sahip başbakanının ifadesi ile hiçbir şey anlamadan yıkılıp gitmiştir. Akabinde yapılan ilk seçimde, aynı partilerin tuzla buz olması da cabası olacaktır. Ecevit'in hala başbakanken hastane günlerini hatırlayanlar, akıl sağlığından dolayı ne kadar da acımasız eleştirildiğini hatırlayacaklardır. Dünün kahraman devlet adamı bir anda gözden düşürülmüştür. Kendisini aradığım zaman günlerce ulaşamazdım dediği o günlerin ithal kurtarıcı ekonomik duayeni ve güya başbakanın memuru Derviş'i de hatırlarlar. 2002 seçimleri öncesi tam bir mizansendir bu gelişmeler. Bir süre sonra sisler aydınlanacak, olayların arkasındaki gerçekler gün yüzüne çıkacaktır. Takip edenlerin hafızasında kayıtlı önemli günlerdir; ABD Afganistan işgalinden sonra ikinci körfez savaşına çıkacaktır. Bu kez hedefler büyük, süre uzun ve haritaların değişeceği bir süreçtir hedeflenen. ABD bölge hükümetleriyle sık görüşmeler yapar ve değerlendirmelerini sorar. Ecevit, kriz öncesi görüşmelerde ABD'nin kendisinden beklemedikleri iki noktada sert tepki verir. Kıbrıs'ın şehit kanları ile alındığını söyleyerek asla bir karış toprak vermeyeceklerini ilan eder. Asıl önemlisi de; 'Kuzey Irak'ta kurulacak korsan bir devletin Türkiye için savaş sebebi' olacağını belirtmesidir. Böylece şu meşhur 'düğmeye' basılır, olaylar birbirini izler ve sonuç, Türkiye'de yeni bir parti yaratarak güçlü şekilde iktidar olmasının önü açılır. Tıpkı 1971 muhtırasından sonra ustalarının önü açılarak birilerini zayıflatma adına parti kurdurulduğu, iktidar ortaklığı yaptırıldığı, 1980 ihtilalinde kendini savunurken de aslında verilen görevi ifa ettiğini belirttiği süreç sonrası, kucağında yetiştirdiği çocuklarının 'milli görüş gömleğini çıkartıp attıkları' ve yeni duruma adapte oldukları gibi.
Siyaset bir anlamda, günlük işleri çekip çevirme ve toplumu idare etme sanatıdır. Bunun için, bu işlere dair programınız, tercihleriniz ve yeterliliğiniz olacaktır. Ülkenizin geleceğine dair projeleriniz, uluslararası arenada onurlu bir yere sahip olmak gibi düşleriniz ve çalışmalarınız olacaktır. Türkiye'de idareye talip hiçbir partinin bu tarz çalışmaları, kadroları ve birikimleri yoktur. Onun için ülke hep o meşhur 'uzmanlar'la yönetilir. Bunun çok çeşitli ve haklı sebepleri olsa da, mazeret olarak gösterilemez. Bunun için iktidara gelenler ve gidenler arasında aslında çok fark yoktur ve onlar siyaset yapmazlar. Devletle danışıklı dövüş oynayarak oy tabanlarına bir paylaşım dönemi geçirirler ve giderler. Arada olan ülke insanına, ülkenin geleceğine oluyor ne yazık ki. İdeolojilerin bittiği yerde bundan başkası da beklenemez zaten. Bu ülkenin rejimini beğenmeyebilirsiniz ama burada yaşadığınız için duyarsız da kalamazsınız. Ülkenin geleceğine, insanlarına, dünyanın gidişatına dair söyleyecek esaslı fikirleriniz olmalı. Yanlışları ortaya koyabilmeli, doğrularınızı gündemleştirebilmelisiniz. Ona buna karşı olmak, partili pırtılı işleri eleştirmekten gayri bir sözünüz yok diyenlere, yukarıdan beri anlattıklarımızı anlamaya çalışmalarını öneririz. Anlatılanların zımnında anlatmak istediklerimiz gayet açıktır. Bireyselleşmeyen ve seküler zihniyete kapılmayan insaf sahipleri de anlayışlı olmalıdır. Din, dini telakki, peygamber öğretisi ve örnekliği, bu işlere dair de erkek gibi görüş ve duruşlar ister.
Daha ne istiyorsun diyebileceklere, kendi Saddam'larımıza dikkat çekmek isterim. Başkalarının Saddam'larına küfretmek ve rahatlamak kolaydır. Belki bizleri tatmin de edebilir. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmiyor… Yıllık gelirin yarısının faiz ödemeleri ile dışarıya aktarıldığı, dışardan gelen sermayeye güvence için döviz kurunun sabitlenmesi sonucu hem içerden daha fazla kaynak transferinin sağlanması, hem de ithal malların yerli sanayii yok etmesi, orta ve küçük işletmelerin geleceğinin yabancı/yerli birkaç holding'e peşkeş çekilmesi, çiftçinin ürün ekmekten bizar edilmesi… vs. dışardan dayatılan politikaların kalkınma adı altında yutturularak devam ettirilmesi sonucu hayatın çekilmez kılınması. Kırk milyona ulaşan genç nüfus için eğitim, sağlık, güvenli bir gelecek ortamı hazırlamak bir yana, uygulanan sosyo-kültür politikaları ile onları amaçsız, hedefsiz yığınlara dönüştürmesi… Sadece okuma-yazma bilen, hiçbir becerisi olmayan, gelecekte güçlü olanlara karın tokluğuna hizmet ederek kendini kurtarmayı başarı sanacak bunca işsizler ordusuna söyleyecek bir çift lafınız var mı? Liseyi dört yıl yaparak ömürden bir yıl çalmaya, her yere üniversite açıyorum diyerek gençlerin umutlarını tüketmeye nasıl bakıyorsunuz? Sizden evvelkiler sizden farklı ne yaptılar ki, farklar üretip abartıyorsunuz? Bu gariban milletin sırtına gelen biniyor, giden biniyor, sıra size gelince ne değişti ki? Bu mu siyaset, bu mu yönetim anlayışı? İnsan, sevmese de muhataplarının kaliteli olmasını tercih eder, ben de bunu özlüyorum. Doğrusu söyleyecek fazla bir şey bulamıyorum ama bu ülkenin insanına, kuru hayallerle uyutulan nesillerine, harcanan onca yıllarına üzülüyorum… Saddam'lara değil, Saddam'ları üretenlere bakmalı. Onlardan birisi gitmiş, diğeri gelmiş ne yazar ki? Söylenecek söz varsa buyurun buraya söyleyin.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...