|

Şeriat
Türkiye’de Ancak Darbeyle İktidara Gelebilir
Neşe Düzel/ 04.12.2006/ Radikal
"Anadolu
İslamı hakiki İslam'dır. Bugün Türk toplumunda şu yaşanıyor: Türk
İslamı'na geri dönülüyor. Şeriat isteyenler bu ülkede kesinlikle halk
oyuyla iktidara gelemezler
" Modernleşme dinden geçmezse asla tamamlanamaz. Nakşibendiler de, hem
dini hem toplumu modernleştiriyorlar. Nakşi şeyhlerin çoğu Müslüman
devrimcilerin yanında yer alacak
" Bu toplum inançsız yaşayamaz. Hiçbir yerde böyle inanç arzusu görmedim
ben. Bu toplumda ateizm bile çok acayip bir ateizm oluyor. Ateizm bile
büyük bir inanç gibi yaşanıyor)
NEDEN? Kemal Karpat
Türkiye son yıllarda, özellikle iki konuyu, 'tarih'i ve 'dinin toplum
içindeki yeri'ni alabildiğine tartışıyor. Yakın tarihimiz konusunda
dünyanın sayılı otoritelerinden olan Prof. Kemal Karpat, bu iki konuda
da çok çarpıcı görüşleri ve saptamaları kitaplarında dile getirmiş çok
saygın bir bilim adamı. Amerika'da Wisconsin Üniversitesi'nde öğretim
üyeliğini sürdüren Kemal Karpat, Türk toplumuyla ve İslam'ın
siyasallaşmasıyla ilgili saptamalarını cesaretle açıklamaktan da
çekinmeyen biri. Görüşleri, gerek Türk İslamı, gerekse Türk kimliğinde
dinin yeri açısından yeni ve cesur yaklaşımlar içeriyor. Türkiye'deki
toplumun inançsız bir toplum olamayacağını söylerken, Türk İslamı'nın da
hakiki İslam'a en yakın İslam olduğu görüşünü savunuyor. Prof. Kemal
Karpat, tarihin gelişimi içinden bakarak bugünün Türkiyesi'ne, ülkenin
siyasetine, din-politika ilişkilerine de değişik bir bakış açısı
getiriyor.
Siz bir tarihçisiniz...
Ben klasik manada tarihçi değilim. Ben yeni tarih anlayışını temsil
ettiğimi düşünüyorum. Tarihi bir malzeme deposu, bir tecrübe kaynağı
olarak görüyorum. Zaten tarih ancak insanların güncel yaşamlarıyla
ilgili hale getirilirse mana kazanır. Yoksa kupkuru bir zaman tarihi
olur.
Siz yakın tarihe bakarak bugün için sonuçlara varıyorsunuz. AKP'yle
başlayalım. Siz, AKP'yi yakın tarihteki hangi hareketin uzantısı olarak
görüyorsunuz?
AKP'den önce bu ülkede önemli süreçler yaşandı. Bizde demokrasi çok dar
bir alana sıkıştırılmıştı. Demokrasi adına yapılan muhalefet sonucunda
1946'da Demokrat Parti geldi ve önceki dönemlerde laiklik adına yapılmış
bazı ifrat hareketleri düzeltme yolunu buldu. Çünkü laiklik, vicdan
hürriyetiyle bağdaşmayacak şekilde öyle dar yorumlanmıştı ki, her
hareketi dinci sayacak haldeydi. Aslında dincilikle dindarlık arasında
büyük fark vardır.
Aralarındaki fark nedir?
Dincilik bir ideoloji olabilir ve dincilikten şeriat devleti isteği
dahil her şey çıkabilir. Ama dindarlık siyasetle, devletle ilgisi
olmayan tamamıyla kişisel bir alandır, Allah'a ve peygambere daha derin
bir şekilde inanmaktır. Dindarlık, muhafazakâr olmayı gerektirmez. Bir
insan hem inançlı hem de alabildiğine modern olabilir. AKP'ye dönersek...
Bu ülkede 50 senelik demokrasi var. AKP'nin çıkışı, Türk halkının
olgunlaşmasının, eğitim görmesinin ve ülkede demokrasinin kökleşmesinin
sonucudur. AKP, Refah'ın içinden çıkıp da Türkiye'nin gerçeklerini
kavramış Türkiye'nin geçmişine ve Cumhuriyet'in temellerine uygun bir
hareket tarzı kabul etmiş bir genç kuşağın hareketidir.
Peki siz son yüzyıla baktığınızda Türkiye için bir şeriat tehlikesi
görüyor musunuz?
Hayır görmüyorum. Cumhuriyet'in başındaki tepkiler her ne kadar 'Şeriat
istiyoruz' diye ifade edilmişse de, bu aslında ya halifeliğin
kaldırılmasına siyasi bir tepkiydi ya da laiklik adına getirilen
değişimlerin halkın dinini yok etmeyi amaçlamış hareketler olarak
görülmesine karşı bir kendini savunmaydı. Bugün şeriat düzeni kurmak
isteyen küçük bir grup olabilir ama bunun, halkı arkasından sürükleme
şansı çok azdır. Şeriat bu ülkede ancak darbeyle iktidara gelebilir.
Anlamadım...
Şeriat devleti kurmak isteyenler bu ülkede kesinlikle halk oyuyla
iktidara gelemezler. Dışarıdan ve içeriden bir sürü desteklerle ve
darbeyle iktidara gelebilirler ancak. Her şey halkın oyuna bırakıldığı,
devleti kimin idare edeceği halk oyuyla tayin edildiği ve demokrasi
olduğu takdirde, Türkiye için bir şeriat tehlikesi görmüyorum ben. Ama
şeriatçı küçük bir grubun arkasında iyi örgütlenmiş militan bir güç
olursa, o zaman şeriatın darbeyle iktidara gelmesi mümkündür.
Teşkilatlanmış bir ırkçı yahut kapitalist bir grup da aynı şekilde
iktidara gelebilir. Bunlar halk hareketi değildir. Demokrasi dışında
oluşan hareketlerdir.
Siz, İslam'la modernitenin çatışmadığını da söylüyorsunuz. Ama
görüntüler sanki bu tespite uymuyor. Son dönemdeki El Kaideli, şiddetli,
terörlü İslam görüntüsü moderniteyle uyuşuyor mu?
El Kaide ve başka küçük gruplar İslam'ı temsil etmiyor ki. Dünyada kimse
İslam'ı temsil etmiyor ve edemez. İslam, bir din olarak alabildiğine
liberaldir. İran'ın kendi tarihinden doğan on iki imam Şiiliği dışında,
İslam'da bir ruhban grubu, bir hiyerarşi yoktur. Ayrıca İslam'ın kendi
içinden değişme imkânı, potansiyeli var. 'Her yüzyılda yeniliği
getirecek biri gelecek' diye anlatılmıştır İslam'da. Tabii ki ben,
İslam'da her şey rahat bırakılırsa, ortalık güllük gülistanlık olur
demiyorum. Çünkü bir din kendi kendine hareket etmez. O dini harekete
geçiren, şekillendiren, o din adına medeniyetler ya da korkunç düzenler
yaratan toplumlardır. İslam, 11'inci yüzyılda çok durgunlaştı ve
geriledi. Görüyorsunuz, dünyanın en düşük standartlarıyla yaşayanlar
Müslüman toplumlar. Niye? Çünkü İslam adına kuvveti eline geçiren
zümreler ve hanedanlar, güçlerini ve varlıklarını sürdürmek için İslam'ı
gerekçe olarak kullandılar.
İslam rahatlıkla kullanılabilen bir din mi?
Herhangi bir din rahatlıkla kullanılabilir. Evvelce Hıristiyanlık da
kullanıldı. Bugün model alınan Avrupa'nın din tarihi İslam'dan geri
kalmaz. Hatta daha kötüdür. Ama Hıristiyanlık dogmadan kurtuldu, dini,
akıl süzgecinden geçirerek yeni bir yola soktu. Şu anda İslam'da da bu
oluyor. İslam, dogmadan kurtulma yolunda ilerliyor. İslam akılcı bir
dindir. Kuran akıla dayanan bir kitaptır. Hadislerde de öyledir. Ama siz
bir dini yozlaştırabilirsiniz, akılcılıktan çıkarabilirsiniz. Burada
kurtuluş demokrasidedir.
İslam'ın kurtuluşu mu demokraside?
İslam'ın kurtuluşu değil. İslam dindir, onu değiştiremezsiniz. Ama İslam
toplumlarını demokrasi ve akılcılık sayesinde kurtarabilirsiniz. İslam
toplumları yozlaşmıştır. İslam'ın içindeki akılcı önerilere dayanarak
onlara akılcı ve dünyevi hayat önerisi sunabilirsiniz. İslam değişmeye
açıktır. Moderniteyi de, demokrasiyi de kabul eder ve özünü de kaybetmez.
Zaten İslam'ı kendi kaidelerine göre anlarsanız, onun moderniteyle
çatışmadığını görürsünüz. Ama İslam'ı kullananlar onu moderniteyle, 'değişimle'
çatıştırabilir. Mesele burada. Bugün İslam'da hakiki bir kadın hareketi
vardır. Mesela Türkiye'de kadının durumunun arzu edilir derecede
olmamasının sebebi de din değil törelerdir. Binlerce yıldır aşiretin
tatbik ettiği bu töre, dinin içine sokulmuş ve kutsallaştırılmıştır.
Peki Türkiye'deki İslam'ı nasıl değerlendiriyorsunuz? Son zamanlarda
toplumun din algısında bir değişiklik oldu mu?
Oldu. Bu coğrafyadaki din anlayışı geleneksel olarak liberal, başka
kültür ve dinlere de yer veren bir anlayıştır. Yaşanan değişim şu oldu.
Bu din anlayışına geri dönüldü. Tahammülsüz küçük gruplar olabilir, ama
halkın büyük kısmı geleneksel olan ve Osmanlı'da yaşanan 'liberal'
diyebileceğimiz hoşgörülü görüşe yöneldi. Türkiye'de hâkim olan İslam'ın
kökenleri Orta Asya'dır. Oradaki kabilelerin İslam'dan önceki tanrı
anlayışı, İslam'daki Allah anlayışına çok yakındı.
Bu nasıl bir sonuç yarattı?
Eski tanrı anlayışını İslam'da buldukları için Türklerin büyük bölümü
Müslümanlığı daha rahat kabul etti. Ve Türkler, Allah'ın her mahluku ve
düşünceyi kabul ettiğine dair anlayışı İslam'a da getirdiler. İşte bugün
Türkiye'de yaşanan, Türk İslamı'na, hakiki İslam'a bir dönüştür. Anadolu
İslamı, hakiki İslam'a belki de en yakın İslam'dır. Türkiye şimdi ona
dönüyor. Türkiye'de dinin yaşanma şekli yumuşadı ve yumuşamakla da kendi
özünü buldu. Aşırı dogmatik yanları törpülendi. Böyle olmakla İslam'dan
uzaklaşmadı insanlar, gerçek İslam'a daha yakınlaştılar, daha
özgürleştiler.
Türkiye İslam'la moderniteyi bir arada barış içinde nasıl tutabilir?
Bu hükümetin bu konuda çok önemli vazifeleri var. Bir ay önce Başbakan
Erdoğan'a 'büyük bir tarihi fırsatı kaçırabilirler' kaygısıyla bir
mektup yazdım. "İktidarsanız ama hakkınızda hâlâ Milli Görüş'ten ve
İslamcı bir rejim kurmaktan vazgeçmediniz gibi şüpheler, korkular var.
Bu şüpheleri gidermeye çalışınız. Herkesi ikna edecek, insanlarda şeriat
korkusunu yok edecek, dindara da, dinsize de güven verecek bir felsefe
ortaya koyunuz. Partinin ilerideki hareketini tayin edecek prensipler
açıklayınız ve bu prensipleri partinize kabul ettiriniz ve sizden şüphe
edenlere bir güven hissi veriniz. Kadrolaşmalar vs. gibi şeyleri inkâr
edemezsiniz. Bundan korkanlar var. Bu yüzden çıkıp 'Biz İslamcı bir
rejimi ya da alabildiğine muhafazakâr bir hayatı getirmeyi asla
amaçlamıyoruz. Zaten halkımız da bunu istemiyor. Biz halkımızın oyuna,
isteğine uyuyoruz' demelisiniz" dedim.
Başbakan cevap verdi mi?
Hayır. Bir cevap gelmezse iki sayfalık bu mektubu aynen yayınlarım. Bu
hükümeti Refah Partisi'nden ayrılan genç bir grup kurdu. 28 Şubat'ı
desteklemiyorum, ama iyi neticelerini de inkâr etmemek lazım. 28
Şubat'tan ders alarak değiştiler, AK Parti'yi kurdular. Bugün devlet
idaresi, basın, her şey ellerinde. AK Parti, tarihi fırsatı kaçırmazsa,
Türkiye'nin toplum olarak gücünü mahveden din-laiklik ayrımına son
verebilir. 'Biz Cumhuriyet'i ve Atatürk'ü kabul ediyoruz. Bizim
demokrasi ve laiklik anlayışımız şudur' diyerek laikçi kesime garantiler
verecek somut prensipler ortaya koyabilir. AK Parti memleket
meselelerinin dinle çözülmeyeceğini anladı ama...
Anladıysa niye gerekeni yapmıyor?
AKP'ye oy veren bir din grubu var. Bu oyları kaybetmek istemiyor ve
onlara da kur yapıyor. 'Herkese tanıdığımız din hakkını sana da
tanıyoruz. Sana herkesten daha fazla hak tanıyacak değiliz' deme
cesaretini gösteremiyor. Refah çizgisi seçimde yüzde 2-3 oy aldı.
AKP'nin geniş görüşünü kabul etmeyen gider, Refah çizgisine oy verir.
Dinci kitleyi kaybetmeyi göze almalı.
Peki, Türkiye'de Müslümanlıkla milliyetçilik arasındaki ilişkiyi nasıl
değerlendiriyorsunuz?
O, tarihi ve duygusal bir meseledir. Milliyetçilik tanımının içinde 'ırk,
dil, tarih' vardır ama bunlar kâfi değildir. Bir de psikolojik bir bağ
vardır. Bu da Müslümanlıktır. Bizim millet anlayışımız aslında camia
anlayışıdır. Müslümanlık, bu toplumu biraz camia olarak görmeye
götürüyor bizi. Yalnız şu var. Bir kişinin kendisini topluma ne şekilde
bağladığı birinci derecede önemlidir. Bir kişi kendisini toplumuna
sağlam bağlamazsa, o toplum var olamaz.
Peki Türk milleti kimdir? Daha doğrusu Türk kimdir?
Türk milleti dediğimiz, Osmanlı'nın son 20 yılında oluşmaya başlayan ve
Osmanlı'nın tecrübesini, Osmanlı kimliğini koruyarak Türkleşen bir
toplumdur. Bu devletin, bu toplumun Türk olduğunu kabul etmeliyiz.
Niye?
Çünkü ayrı toplumlara, dinlere yer vermesine rağmen Osmanlı'nın dili
daima Türkçe oldu. Bu devletin işte böyle bir Türk tarafı var. Türk
kimliğine gelince... Osmanlı'nın tarihi tecrübelerini, siyasi kültürünü
almış, Türk diliyle konuşan bugünkü kimliktir bu. Türk kimliğinin içinde
'Müslümanlık' vardır. Çünkü Müslüman olmayan ayrıldı gitti Osmanlı'dan.
Bulgar oldu, Rumen oldu, şu oldu, bu oldu...
Cumhuriyet döneminde Müslümanlık, Türk kimliğinin bir parçası olmaktan
çıkmadı mı?
Türk tarifinden çıkarıldı ama fiiliyatta devam etti. Cumhuriyet'te
temelde çok az şey değişti. Osmanlı'dan gelen bir toplum olmasaydı,
bugün Türkiye olmazdı. O toplum devam etti ve yavaş yavaş aşırılıklar
giderildi ve bugünkü duruma gelindi. Bu toplum Osmanlı'nın değişerek bir
devamıdır.
Siz, bizim resmi tarihimizin lanetlediği Abdülhamit'i çok olumlu bir
tarihi figür olarak değerlendiriyorsunuz. Bu görüş farkı nereden
kaynaklanıyor?
Çünkü adamlar Abdülhamit'in ne yaptığına, ne söylediğine bakmamışlar ki.
Modern Türkiye'nin temelleri o zaman atılmış. 1869'da çıkarılan eğitim
kanunu Abdülhamit devrinde uygulanmış ve okullar kurulmuş. Bugünkü
Türkiye'yi kuran elitler, askerler, subaylar doktorlar onun okullarında
yetişmiş. Demiryolları o devirde yapılmış ve yeni Türkiye'nin ruhunu
ifade eden milli edebiyat o devirde oluşmuş. Türk dili bugünkü halini o
zaman almaya başlamış. Abdülhamit, İslam toplumlarının dogmatizmden
kurtularak modernleşebileceğini ve ilerleyebileceğini söylemiş bir adam.
'Avrupa'nın bugünkü hali Hıristiyanlık dogmadan kurtulduktan sonra
mümkün oldu' diyor. Abdülhamit'in istibdat idaresi berbattı ama bir
devleti 600 sene idare etmiş bir sülalenin ferdiydi o. Onun sultan
olarak vazifesi devletin bütünlüğünü korumaktı ve nitekim bir dereceye
kadar korudu.
Siz, özellikle devletin kuşkuyla baktığı Nakşiliğe de modernizm
açısından önemli bir rol yüklüyorsunuz. Nakşilikle modernizm ve değişim
ilişkisi nedir?
19'uncu yüzyılda Nakşibendilik eski Nakşibendilikten adeta topyekûn
ayrılarak yepyeni bir felsefeye sahip olmaya başladı. Dünya işlerine ve
toplumun düzelmesine katkıda bulunmak gibi eskiden olmayan 'dünyevileşmeye'
doğru yepyeni kesin adımlar attı.
İskender Paşa Camii cemaatinin pek de modern olmayan görüntülerini nasıl
açıklıyorsunuz?
Nakşibendiliğin türlü kolları var. Bu da onlardan biri. Onları tanımak
için camiye bir kere gittim. Ama bir konuşmayla bir şey anlaşılmaz.
Siz Nakşibendiliğin bir kolu olan Fethullah Hoca cemaatini de çok
önemsiyorsunuz. Bu cemaatin önemi nereden kaynaklanıyor?
Hareket noktam şu. Bir, Türkiye dinsiz bir toplum olarak yaşayamaz. İki,
Türkiye'nin kültürel bakımdan dini Müslümanlıktır. Bugünkü şartlarda en
liberal, en hoşgörülü, her düşünceye yer veren, dinsize de dindara da
eşit muamele yapan, değişimi, Cumhuriyet'i, Atatürk'ü ve bugünkü
Türkiye'yi olduğu gibi kabul eden kim var diye baktığımda, bu medeni din
görüşünü en çok Fethullah Hoca'nın temsil ettiğini görüyorum. Adamı
merak ettim, bir kere gördüm. Samimi, dindar biri. Fethullah Gülen
hareketini, onun şahsının dışındaki uzantılarıyla incelerseniz çok
değişik bir oluşum görürsünüz. Bu, dünyevi bir oluşumdur. Dünyeviliği
önemseyen, maddi dünyayı dinle beraber yaşatmaya çalışan bir oluşum bu.
Toplumu dünyadan ayıran değil, toplumun içine bir ruh, bir inanç sokan
bir gelişme bu. Onun için bu kadar adamı çekiyor kendisine.
Siz, İslam'ın Siyasallaşması isimli kitabınızda, ' Bir gün bu Nakşibendi
şeyhlerinin birçoğu, Müslüman devrimci ve yenilikçilerin panteonunda
yerlerini alacaklardır' diyorsunuz.
Evet, devrimcilerin yanında yer alacaklardır diyorum. Çünkü ben,
modernleşme dinden geçmezse, modernleşme tamam olmaz diyorum. Ve
modernleşmeyi bu şekilde dinden geçirerek, hem dini hem de toplumu
modernleştirecek insanlar arasında Nakşibendiler de var diyorum.
Kadiriler, Rıfailer de var diyorum. Bugün, bunların içinde en iyinin
Fethullahçılar olduğunu görüyorum. O kadar. Bakın... Bu toplum inançsız
yaşayamaz. İnanç ihtiyacı ve kültürü bu toplumun o kadar ruhuna işlemiş
ki, ben başka bir toplumda bu kadar inanç arzusu, isteği görmedim.
Bizim toplumda ateizm bile çok acayip bir ateizm oluyor. Çünkü ateizm
bile büyük bir inanç gibi yaşanıyor. Böylesine inanca ihtiyaç duyan,
inançsız yaşayamayan bir toplum bu. Ki bu inancın diğer ismi de dindir.
Bu din de İslam'dır... |