|

Abdülkerim Soruş ve İslami Liberalizm
Şahin Alpay/ 26.12.2006/ Zaman
Bütün
dinlerin, bu arada İslam'ın hem köktenci, hem de reformcu yorumları
olduğunu biliyoruz. Köktenci yorumların kutsal metinlerin lafzına, yani
kelimesine bağlı kaldıkları; reformcu yorumların ise kutsal metinlerin
ruhunu, yani anlamını esas aldıkları söylenebilir.
İranlı ilahiyatçı, İslam ve bilim felsefecisi Dr. Abdülkerim Soruş,
ülkesindeki "reformcu" eğilimli din adamlarının "fikir babası" olduğuna
dair görüşleri reddediyor; ama özgürlükçü, liberal İslam düşüncesinin
başta gelen temsilcisi olduğuna kuşku yok. Soruş'un temel fikirlerini şu
noktalarda toplamak mümkün:
İslam ile demokrasi yalnızca bağdaşmakla kalmaz, demokrasinin olmadığı
yerde İslam da var olamaz. Dinden totaliter siyasi ideolojiler üretme
çabaları İslam'a aykırıdır. Çünkü, dinde zorlama olmaz; zora dayalı
inanç gerçek inanç değildir. Mümin olmak için öncelikle inanma hakkına,
insan haklarına sahip olmak gerekir. Bireyin gerçekten inanması için
inancı benimsemekte ve isterse terk etmekte hür olması gerekir. Bunun
için din ile devlet ayrılmalı, ne din devlete, ne de devlet dine
karışmalıdır. Siyasi anlamda laiklik dinin rakibi ya da düşmanı değil,
tamamlayıcısıdır.
Kutsal metinler ilahidir ve değişmez, ama onların yorumu insanlara
aittir ve değişir. Dolayısıyla her yer ve zaman için geçerli bir İslam
yorumu yoktur; yorumlar zamanla değişir. İslam, din adamları dahil
hiçbir gruba, dinin yorumunu tekeline alma yetkisi tanımaz. Bütün
müminlerin inançlarını diledikleri gibi yorumlama hakları vardır. Din
adamlarının öteki yurttaşlara göre hiçbir ayrıcalığı olamaz. Resmi ya da
popüler görüşlerin sözcüsü olmaktan kurtulabilmeleri için ne devletten
ne de halktan maaş almaları, hayatlarını çalışarak kazanmaları gerekir.
Batı'da din ile bilim çatışmış, sonunda ateşkes ilan etmiştir; ama ikisi
de bu çatışmadan yararlanmış, daha alçakgönüllü olmayı öğrenmiştir.
Dinin yorumları bilimle çelişmemelidir. Eğer dinin belirli bir yorumu
ilerlemeye engel ise, yorumu değiştirerek ilerleme teşvik edilebilir.
İlerlemenin sırrı, akılcılıkta ve kendi kendini eleştirme yeteneğinde
yatar. (Bkz: >)
1979 İslam Devrimi sonrasında Humeyni tarafından üniversite eğitim
programlarının yeniden düzenlenmesiyle görevli Kültür Devrimi Konseyi'ne
atanan Soruş, görüş ayrılıkları nedeniyle 1983'te kuruldan istifa etti.
1990'larda rejimle arası giderek açıldı; dindar entelektüellerin dergisi
haline gelen "Kiyan"ı yayınlamaya başladı. Dergi 1998'de rejim
tarafından kapatıldı. Soruş, Tahran Üniversitesi'ndeki işini kaybettiği
gibi, konferansları rejim yanlılarının saldırılarına hedef olmaya
başladı. Maruz kaldığı baskılar üzerine "Bu ülke artık bir profesörün
ders ya da konferans vermek için canını dişine takması gereken bir yer
haline mi geldi? Galileo ve Bruno'lara mı ihtiyaç var?" diyen Soruş,
2000 yılında İran'dan ayrıldı. ABD'de Harvard, Yale, Princeton
üniversitelerinde, sonra Berlin'deki Wissenschaftskolleg'de dersler
verdi. Halen Amsterdam Üniversitesi'nde konuk profesör.
Kendisiyle yaptığım söyleşi (Milliyet, 14 Ağustos 1995) Soruş'un
Türkiye'de de tanınmasına bir katkı olmuştu. Yaklaşık 11 yıllık bir
aradan sonra geçen hafta Türkiye'yi ziyaret eden Soruş ile yeniden
birlikte olmak, sohbet etmek fırsatını buldum. Doğal olarak, İran'da 15
Aralık'ta yapılan yerel meclis ve Uzmanlar Meclisi seçimleri
sonuçlarının ne anlama geldiği üzerine de konuştuk. Nesrin Alavi'nin
Mahmut Ahmedinejad'ın yükselişinin sonu olarak nitelediği seçim
sonuçlarını (Open Democracy, 19 Aralık) Soruş, İran'da büyük siyasi
değişikliklerin habercisi olarak görmüyor. Ona göre: Son yıllarda artan
petrol gelirlerinden pay aldığı için halkın büyük çoğunluğu halinden
memnun. Rejim siyasi, ekonomik ve kültürel alanda tam bir denetime sahip.
Siyasi güç sahipleri arasındaki farklılıklar dikkate değer bir önem
taşımıyor. Önümüzdeki en az yirmi yıl içinde İran'daki kurulu düzende
herhangi bir değişiklik beklenmemeli. |