|

Kemalizm İşte Böyle Bir Şey
Etyen Mahçupyan/ 26.12.2006/ gazetem.net
İzmir'de
AKP'lilerin düzenlediği bir toplantıda küçük bir katılımcı önünde
yaptığı konuşmada söylediği sözler Atilla Yayla'nın bazı çevrelerce 'istenmeyen
adam' konumuna itilmesiyle sonuçlandı. Oysa kendisinin de ifade ettiği
gibi, bu sözlerde pek bir yenilik yoktu ve ayrıca benzeri
değerlendirmeler yıllardır birçok kişi tarafından yapılmaktaydı. Bu
bağlamda tek parti döneminin bir 'gerileme' olduğu yargısının haksızca
olduğu savunulabilir, ama toplumsal yaşamı ilgilendiren değişim
dönemlerinin 'ilerleme' olduğu kadar 'gerileme' de ima edebileceği
açıktır. Çünkü zorunlu olarak değişen hayat tarzları kategorik olarak
herkes için daha gelişmiş imkanları ifade etmeyebilir. Örneğin ifade
özgürlüğü açısından tek parti dönemi, kemalist kadronun fikriyatını tam
olarak paylaşmayanlar için muhakkak ki bir 'gerileme' olarak yaşanmıştır.
Kısacası herhangi bir tarihsel dönemin katı bir biçimde 'ilerleme' ya da
'gerileme' olarak tanımlanması bilimsel bir bakışı yansıtmaz. Nitekim
Yayla da konuşmasında 'gerileme'den ne anladığını ve bunu nasıl
ölçtüğünü göstermek üzere uzun uzadıya kendi bakış açısını ve kullandığı
kriterleri anlatma gereği duymuş. Gerçekten de bir dönemin ilerleme ya
da gerileme olması esas olarak bizim ideolojik yaklaşımımızla ilgilidir.
Tarihin kendisi ne ilerler, ne de geriler. Onu algılayan bizler, kendi
değer yargılarımızdan ötürü toplumsal değişimlerin bazılarını beğenir ve
'ilerleme' olarak değerlendiririz, bazılarını ise beğenmez 'gerileme'
olarak algılarız. Bu öznellikten rahatsız olanlar insanlığın tarihsel
macerasının 'birikimli' bir süreç olduğunu, dolayısıyla medeniyetin
zaman içinde ilerlediğini kabul ederek, ilerlemenin nesnel ölçütlerini
üretmek istemişlerdir. Ne var ki bu yaklaşım yaşanandan hareketle
yaşanılması gerekeni tanımladığı ölçüde bizatihi özneldir... Diğer bir
deyişle insanlığın yaşadıklarını sanki yaşanması kaçınılmazmışcasına ele
alıp, sonra da bu yaşananı olumlamak epeyce bilim dışı bir ihtiyaca
cevap verir.
Velhasıl bilim 'değişme' ile uğraşır, ilerleme veya gerileme ile değil...
Yayla'yı eleştirmek ve çürütmek isteyen kemalistlerin bu noktadan
hareket etmeleri beklenebilirdi. Kemalist ilkelerin 'bilimselliğe' ne
denli uygun olduğunu sürekli tekrarlayanların, şimdi fırsat ele geçince
bilim savunusu yapmaları uygun düşerdi. Ancak böyle bir beklentinin ne
denli boş olduğunu biliyoruz... Çünkü kemalizm zaten kendisini 'ilerleme'
olarak sunan, yani bilimsel olmayan bir yaklaşım. Kemalistler bilimin
kendilerini meşrulaştıracak dogmatik bir destek oluşturduğunu sanıyorlar
ve tam da bu dogmatik arayış nedeniyle kendilerini ele veriyorlar:
Kemalizmin günümüzdeki ana işlevi dünyevi bir din olması ve kendi ruhban
sınıfının iktidarına hizmet etmesi... Bu açıdan Yayla'nın 'gerileme'
eleştirisi kemalistleri yuımuşak karınlarından vurmuş gözüküyor.
Öte yandan kemalizmin bu düzeyde tıkanıp kalması da gerekmezdi elbet...
Ama toplum ürkekliği içindeki devlet bürokrasisinin resmi söylemi haline
geldikçe, kemalizmin de kuruması kaçınılmaz oldu. Geriye doğru
baktığımızda her kemalist neslin bir öncekine göre fiktriyat açısından
daha düzeysiz olduğunu söylemek mümkün. Yayla'yı ülkeyi karanlığa
sürükleyen irticanın temsilcisi olarak görenler, üniversiteleri Atatürk
ilkelerine uygun çocuk yetiştirme yuvaları sananlar, beğenmedikleri
fikirleri yasaklamayı ilericilik zannedenler hep nedense 'kemalistler'...
O zaman hayali bırakıp kabul etmek gerek ki belki de kemalizm zaten
böyle bir şey. Farklılığa tahammülü olmayan, kendi görüşünün sınanmasına
razı gelemeyen, buna yeltenenleri hainlikle suçlayarak gönüllerini
rahatlatan insanlardan söz ediyoruz. Kemalizm belki de bir psikolojik
ihtiyaç sadece... |