|

‘Kök
Savaşı’ Başladı
Murat Yetkin/ 10.12.2006/ Radikal
Kıbrıs-limanlar girişimi Çankaya savaşlarını resmen başlattı. Ankara'da
iç diyalog sıfıra yakın
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün Afyon'da 'Çankaya'ya mı soracaktık?'
demesiyle AB ile süren Kıbrıs-limanlar pazarlığı, yüzde 100 iç politika
malzemesine dönüşmüş oldu. Bunu, Erdoğan'ın neredeyse bir yıldır
ertelemeye çalıştığı Çankaya savaşlarının başlangıcı saymak da mümkün.
Erdoğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i artık açıkça karşısına
almaya, otoritesini kamuoyu önünde sorgulamaya başladı. Bunu da Sezer'in
memleketi Afyon'da başlattı.
Erdoğan'ın açıklaması, Cumhurbaşkanlığı'nın son Kıbrıs girişimi hakkında
'doğrudan, ya da dolaylı hiçbir şekilde bilgilendirilmediğini' ilan
etmesinden bir süre sonra geldi. Bunun üzerine Dışişleri dün verdiği
bilgiye sadık kalarak, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Basın Sözcüsü
Büyükelçi Sermet Atacanlı'nın, Dışişleri müsteşar yardımcıları Büyükelçi
Ahmet Acet ve Ertuğrul Apakan tarafından 'sürecin başından itibaren'
bilgilendirildiğini duyurdu. Dışişleri daha önce, Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın 'TV'den öğrendim' demesi üzerine Apakan'ın,
müsteşarlık görevini devretmeye hazırlanan Büyükelçi Ali Tuygan ile
birlikte Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun'a da
Kıbrıs-limanlar girişimi üzerine bilgi verdiği de doğrulanmıştı. Bu
gelişmeler üzerine Genelkurmay'dan yeni bir açıklama yapılmış değil.
Bu ayrıntıların ardından şu aşamada iki saptama yapabiliriz:
1- Erdoğan ve Sezer arasındaki gerilim, Kıbrıs-limanlar olayıyla artık
açık çatışmaya dönüştü,
2- Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay'ın, devlet sistemi içindeki doğal ve
en yakın müttefikleri olan Dışişleri bürokrasisiyle güven sorunu ortaya
çıktı.
Bu defa farklı
Sezer-Erdoğan çatışmasına en yakın durumu Turgut Özal-Süleyman Demirel
savaşlarında görmüştü Ankara. Ama bu kez durum daha farklı, daha derin.
Bu kez Ankara'da yalnızca Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında siyasi
husumetle sınırlı bir çatışma değil söz konusu olan. Çünkü o zıtlaşma,
Demirel'in Meclis Genel Kurulu'nu terke varan direnişine karşın Özal
Çankaya'ya çıktıktan bir süre sonra, Demirel tarafından 'Devletin
tepesinde kavga olmaz' sözüyle, bitirilmese de soğutulmuştu.
Bu kez zıtlaşmanın laiklik ve uygulamaları üzerine olması ve Sezer'in 16
Mayıs'ta bırakması gereken cumhurbaşkanlığı için Erdoğan'ın adının
geçmesi işi daha da uzlaşmazlığa itiyor.
Erdoğan hükümeti yıllardır Sezer'in pek çok atamayı geri çevirmesinden,
yasayı veto etmesinden, bazılarını Anayasa Mahkemesi'ne taşıyarak iptal
ettirmesinden şikâyetçi oldu. Ama artık kritik atamaları Çankaya'ya
göndermeme ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine dek bu durumuyla sürdürme, ya
da vekâletle idare etme eğiliminde. Bunun son örneği Merkez Bankası
Başkan Yardımcısı atamasının geri çevrilmesi oldu. Milli Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği'nden Emniyet Genel Müdürlüğü'ne, TRT Genel
Müdürlüğü'nden Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığı'na dek pek çok kurum
bu bekleyişte.
Dahası, hükümet artık kritik kararları, olabildiğince MGK'ya getirmeme
eğiliminde. Gerçi son Kıbrıs-limanlar girişiminin 24 Ocak 2006'da, daha
önce MGK'da görüşülmüş 10 maddelik plandan özünde bir farklılık
taşımadığını hem Dışişleri, hem hükümet söylüyor. Ancak hükümette bu
eğilim artık saklanamaz boyutta.
Şimdi diğer iki saptamayı sıralayabiliriz:
1- Kartlar artık açık oynanmaya başladı. Büyükanıt'ın Özkök'ün sorusu
üzerine söylediği gibi, Erdoğan Büyükanıt'ın görüşünü sormuş olsaydı,
ret cevabı alacaktı. Ancak Erdoğan yalnız bu taktik zorunluluktan değil,
Çankaya ve Genelkurmay'ı şu aşamada bilgilendirmekle yetinirken, 'patronun
kim olduğunu' göstermek istemiş olabilir.
2- Ankara'da siyasetin ve idarenin tarafları arasındaki diyalog sıfıra
yaklaşıyor. Ana muhalefet CHP ve AK Parti hükümeti arasındaki diyaloğun,
şu aşamada azalmasını belki doğal saymak mümkün. Ancak Başbakanlık'la,
Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay arasında, Meclis ve Cumhurbaşkanlığı
arasında diyalog kalmadı gibi. Son gerilimin ardından, şimdiye dek iyi
işleyen Dışişleri-Genelkurmay ve Dışişleri-Çankaya diyaloğunun da yara
aldığı söylenmeli.
Türkiye, Kıbrıs-AB'nin ötesinde, Irak, PKK, Ermeni soykırımı iddiaları,
Kerkük gibi ağır meselelerin yanı sıra, cumhurbaşkanlığı ve Meclis
seçimleri gibi iki kritik gelişmenin bulunduğu 2007'ye girerken, içinde
bulunduğu tablo budur. |