|

SALİH KORUCU / ÇORUM
SORU 1: Tövbe:111 ve Saf:10-11-12'de cennet için mal ve canlar karşılık
olarak istenirken Nisa:95'te derecesi farklı da olsa mazeretsiz olarak
savaşa katılmayanlarla canları ve malları ile cihat edenlerin hepsine
iyilik vaade diliyor. Bu anlayış toplumdaki ucuz cennet anlayışını
hatırlatmıyor mu? Meallerde mi bir sorun var, yoksa artık cennet mal ve
can karşılığıdır demeyelim mi?
Allah'ın selamı üzerinize olsun.
CEVAP:
Bahse konu olan ayet meallerini birlikte düşünerek sonuca varmanın daha
sağlıklı olacağını düşünüyoruz.
"Ey iman edenler! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak bir ticareti
size göstereyim mi?
Bu şudur: "Allah ve peygamberine inanırsınız, Allah yolunda mallarınızla
ve canlarınızla cihad edersiniz, eğer bilseniz bu sizin için daha
hayırlıdır."
"Böyle yaparsanız Allah günahlarınızı bağışlar, sizi alt tarafından
ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki hoş yerlere yerleştirir.
Büyük kurtuluş işte budur."
"Bundan başka, sevdiğiniz bir şey daha vardır: Allah katından bir yardım
ve yakın bir zafer. Bunu müminlere müjdele." (61/10-13)
Bu surenin ve bu ayetlerin büyük ihtimalle Mekke'nin fethinden önce
gelmiş olması söz konusudur ve yakın bir fetihle müjdeliyor. Bu kelime
Mekke'nin fethi sırasında nazil olan Nasr suresinde de aynen
kullanılmaktadır. Bu nedenle Medine'nin en hareketli yıllarında
müminleri cihada teşvik eden tema işlenmektedir.
"Allah müminlerden mallarını ve canlarını cennet karşılığında satın
almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, (Bu uğurda) öldürür ve
öldürülürler. (Bu) Tevrat ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak
olarak verilmiş bir sözdür. Allah'tan daha çok sözünü yerine kim
getirebilir? O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı
sevinin. İşte bu, gerçekten büyük bir kurtuluştur."
"(Bu alışverişi yapanlar) tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler,
seyahat edenler/(kıtal için sefere çıkanlar, Allah için hicret edenler
v.b. oruç tutanlar), rüku edenler, secde edenler, iyiliği emredip
kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. (işte bu
vasıflara sahip olan) Müminleri müjdele." (9/111-112)
Bu surenin geldiği ortam ise Mekke'nin fethinden sonra Hicri dokuzuncu
yılda Hz. Ebu Bekir'in (R.A) Hac Emiri olarak Mekke yoluna çıktıktan
sonra gelmiştir. Surenin başında bütün müşriklere ve kafirlere Allah ve
Resulünden bir ültimatom verilmiştir. Bir yandan dünyaya meydan
okunurken diğer yandan da müminler, bütün varlıklarıyla Allah yolunda
mallarıyla ve canlarıyla cihada çağrılıyor. Öyle bir üslupla yapılıyor
ki, "can ve mala karşılık Cennet" verilerek karlı bir ticaret
yöntemiyle. Bu iman ve heyecanla dünyaya karşı koyacak bir haleti ruhiye
verilerek, toplum zorlu bir mücadeleye yönlendirilmiş oluyor. İşte bu
mücadele ortamında şöyle hitab ediliyor:
"İman edenlerden özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, Allah yolunda
mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler birbirine eşit değillerdir. Allah
mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan
üstün kılmıştır. Bununla beraber Allah hepsine de güzellik/cenneti
vadetmiştir. Ama Allah, cihad edenleri büyük bir mükafatla oturanlara
üstün kılmıştır."
"Onlar Allah tarafından derecelerle, mağfiret ve rahmetle (üstün
kılınmıştır). Allah gafur ve rahimdir." (4/95-96)
Bu surenin nüzul ortamına ve ayetlerin ele aldığı konulara baktığımızda
ağırlıklı olarak hüküm içeren ayetlerin daha ağırlıkta olduğunu
görüyoruz. Kullara verilen hakların bire bir belirlendiği bir ortam
mevcuttur. İşte bu ortamda genele yapılan cihad çağrısına toplumun
verdiği tepki ve gösterdiği gayrete paralel olarak, ferdi teşebbüslerin
de bire bir ecirleri belirtilmektedir.
Toplumu meydana getiren insanların hepsi aynı kabiliyet ve yapıda
değildir. Her birinin özelliklerine göre öne çıkan kabiliyetleri vardır.
"Hayırlarda yarışanlar, vasat olanlar bir de nefislerine zulmedenler
bulunmaktadır." (35/32) Bunların hepsi de iman edenlerden olmasına
rağmen amellerinde bu denli farklılıklar göstermektedirler. İşte Allah,
bu farklılıkları cennette farklı derece ve makamlarla karşılayacağını
bildirmektedir. Böylece bu cihada katılanların şevkini ve azmini
artırdığı gibi katılmayanları da bu farklılığı göstererek teşvik
etmektedir.
"Özürsüz olarak geride oturanlar" ifadesi ile vasıflandırılanların iman
bakımından bir noksanlıklarının bulunmadığını, "hepsine de cenneti
vadetmiştir" cümlesinden anlıyoruz. Çünkü Allah iman etmeyenlere asla
cenneti vaat etmez. Farklı gayret içinde olan bu kimselere verilecek
adil karşılık elbette farklı olacaktır. İşte söylenen şey bu olsa gerek.
Cennette verilecek olan makam ve derecelerin mahiyeti insanlarca
bilinmemekle birlikte, oraya girmeyi hak eden kimsenin Rabbinin
nimetiyle sonsuza denk hoşnut olacağı muhakkaktır. Orada insanların
sinelerinden kin, nefret ve haset alınmış olacağından birbirlerini
kıskanma söz konusu olmayacaktır.
"Özürsüz oturanlar" ifadesini doğru anlamak için bu ifadenin
kullanıldığı ayetlere de bakmanın doğru olacağını düşünüyoruz.
1- İnsanlar içinde bir özür sahibi olup (kör, topal ve hastalık gibi bir
nedenle) savaşa katılamayanlar için bir günah yoktur. (48/17) denildiği
gibi, savaşın dışında diğer bazı sebeplerle de mazur oldukları
belirtilmektedir. (24/61-63)
2- Herhangi bir özür sahibi olmadıkları halde MUHARİP sınıfa dahil
olmayan kadınlar, çocuklar, toplumun işlerini idare edenler,
eğitimciler, çeşitli sanat ve meslek erbabı gibi toplumsal istikrarı ve
devamlılığı sağlayacak kimselerden olup bu sebeple savaşa katılmayanlar
(9/86,87,91,92 ) bu sebeple geride kalanlardır. Bunların iman ve İslam
noktasından bir problemleri olmadığı gibi, İslam'ın yükselişi için
bulundukları ortamda gerekli gayreti göstermede de bir sorunları
olmayanlardır. İslam'a, Müslümanlara, Allah ve Peygamberine karşı
olumsuz düşünce ve davranışı aklından geçirmeyen kimselerdir. Ancak bir
toplumun her ferdi kıtale katılamayacağı için, üzerine düşen diğer
hizmetlerde bulunan kimselerin kastedildiğini düşünüyoruz. Bunların:
"Savaşa çıkmayı kursalardı elbette bir hazırlıkta bulunurlardı, fakat
Allah, onların çıkmasını hoş görmedi de onları alıkoydu ve kendilerine,
'oturun oturanlarla' denildi."(9/46)
"Allah'a inanın ve Peygamberinin maiyetinde savaşın diye bir sure
indirilince içlerinden malı, kudreti olanlar senden izin isterler ve
'bırak bizi de oturanlarla kalalım' derler."(9/86) diyenlerden
olmadıkları gayet açıktır. Benzer ifadelerin şu ayette de kullanıldığını
görüyoruz:
"Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve
yerin mirası Allah'ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve
savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara eşit değildir. Onların
derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla
beraber Allah hepsine de en güzel olanı vadetmiştir. Allah'ın
yaptıklarınızdan haberi vardır." (57/10)
Bu ifadelerden anlaşılan, Mekke'nin fethinden önce Müslüman olup
mallarıyla ve canlarıyla İslam'ın hayata tutunması için savaşanlarla
sonradan Müslüman olup aynı amaç için savaşanların bir olmadığı
anlatıldığı gibi Nisa:95. ayetinde de bizzat savaşanlarla savaşın içinde
olmayıp diğer işlerle uğraşanların da bir olmayıp derecelerle
yükseltildiklerinin ifade edilmekte olduğunu görüyoruz. Devamındaki
ayetin verdiği mesaja bakıldığında (4/96) bu daha belirgin olarak
görülecektir.
3- Gerçek anlamda özürleri olmadığı halde özür beyanıyla Peygambere
gelerek savaşa katılamayacaklarına dair özürlerini beyan ederek geride
kalanlarla beraber kalma talebinde bulunanlar için kullanılmaktadır.
(9/90,93-96) Özellikle bu sınıfa dahil olanların, savaşmak için
imkanları olduğu halde Allah için savaşmaktan kaçınanların, "kalplerinin
mühürlendiğinden" (9/87,93), "inkarlarından" (9/90) söz edilen kimsedir
ki, bu özelliklerine bakıldığı zaman bunların mümin olmayıp
münafıklardan oldukları anlaşılmaktadır. Bunların cennetten bir payları
olmayacağı gayet açıktır.
Sonuç olarak mallarıyla ve canlarıyla Allah yolundaki cihada katılanlar
ile katılmayanların amellerinin sonuçları bakımından eşit
olamayacaklarının belirtilmesi söz konusudur. Bu ayette (4/95)
"oturanların" iman ve İslam noktasında bir problemleri yoktur.
İnsanların imkan ve kabiliyetler açısından farklı olmalarının sonucu
farklı amellerde bulunduklarından, cennetteki derecelerinin de
amellerine paralel olarak farklı olacağının bildirilmiş olmasıdır. Bir
toplumun tüm fertlerinin tarağın dişleri gibi her bakımdan eşit olduğunu
kabul etmek alken de muhaldir. Bilfiil cihad edenleri üstün derecelerle
ödüllendireceğini açıklayarak toplumun buna imrendirilmesi ve bu yolla
teşviki sağlandığı gibi katılanlar da onurlandırılmaktadır. Bu anlamda
Allah yolunda ölenlerin onurlandırıldığı gibi:
"Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin. Bilakis onlar diridir. Fakat
siz anlayamazsınız." (2/154) ayetindeki "diridir" ifadesini 'ölü
olmayan' anlamında olmayıp yaşayanlardan daha çok ecir alacağı anlamına
geldiğini şu ayetten öğreniyoruz:
"Allah yolunda ölür veya öldürülürseniz bilin ki Allah'tan bir bağışlama
ve bir rahmet onların topladıklarından daha hayırlıdır."(3/157) Bunun
anlamı, "Allah yolunda ölmek yaşamaktan hayırlıdır" demek olduğu gibi;
Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler etmeyenlerden
bağışlanma, cennette üstün derecelerle ve mağfiretle daha üstün
kılınmıştır demektir. Cihaddan kaçanlar, gitmemek için bahane arayanlar,
iman ve İslam'la sorunları olanlar bunun dışındadır.
Neticede meallerde bir sorun yoktur. Ayeti Kur'an'ın bütünlüğü içinde
anlamaya çalıştığınızda sorun çözülecektir. |