|

SELAM
İLE...
Kıymetli okuyucularımız,
İKTİBAS, elinizdeki sayı ile birlikte 25. yayın dönemine girmiş
bulunuyor. Bu, çeyrek asır demektir. Bizleri bu noktaya ulaştırdığı için
Rabbimize sonsuz kereler şükrediyoruz. Bu dergi, O'nun rızasını umarak,
başkaca hiçbir beklenti içine girmeden çıkmaya başladı ve bizler de aynı
amaçla bu yayını sürdürmeye çalışıyoruz. Bizler İKTİBAS olarak, bu 25
yıllık uzun ve yorucu koşuda, bildiğimiz doğruları sizlerle paylaşmak
istedik ve bu konuda elimizden geleni de yapmaya çalıştık. İKTİBAS,
sizlerin de yakinen bildiği gibi, temel işlevi 'fikir vermek' olan bir
dergi olarak yayın faaliyetini sürdürmektedir. Çıkar kaygısı gütmeden,
kişileri değil Allah'ı razı etmeyi amaçlayarak yürüttüğümüz bu
faaliyetin bunca yıldır devam ediyor oluşunun temel nedeni de, elbette
ki sağlam düşünsel temellere dayalı olarak yayın yapılıyor olmasıdır.
İKTİBAS, bugüne kadar, heyecanlara prim veren bir dergi olmadı ve
Allah'ın izniyle bundan sonra da olmayacak. İKTİBAS, doğruların kılıcı
kendisini kesse dahi, doğrudan ayrılmamayı ilke edindi ve Allah'ın
izniyle bundan sonra da böyle olacak. İKTİBAS, bildiği bir doğru varsa
onu yazmaktan asla çekinmedi ve bundan sonra da Allah'ın izniyle böyle
olacak. Okuyucularımıza ve bütün kamuoyuna şu hususu bir kez daha
duyuruyoruz ki, doğrular, bütün müminlerin malıdır. Biz de varsa,
bunları başkalarına ulaştırmak bizim görevimizdir, siz de varsa bunları
bize ulaştırmak sizin görevinizdir. Aynı şekilde yanlışlar da, bir an
önce kurtulmamız gereken şeylerdir. Yanlış biz de varsa, bizi uyarmak
sizin görevinizdir, siz de varsa, sizi uyarmak bizim görevimizdir. Bu
bilinçle hareket eden İKTİBAS, bugüne kadar okuyucusundan gelen
uyarıları da dikkate almıştır ve bundan sonra da almaya devam edecektir.
Aziz okuyucularımız,
25 yıllık yayın faaliyeti döneminde İKTİBAS, bilhassa Tevhidi düşüncenin
safiyeti konusundaki titizlenmesi ve kitlelerin farklı yönden esen
rüzgarlar karşısındaki savrulmalarından etkilenmeyip, tevhidi duruşunu
korumaya gösterdiği özen ile dikkatleri çekmiştir. Bu değerlendirmeyi,
farklı kesimden bir çok kişinin yaptığını da burada zikretmek istiyoruz.
İKTİBAS, demokrasi kavramının ortalığı kasıp kavurduğu dönemlerde, bu
kavramın 'hevaya tabi olmak'tan başka bir anlamı olmadığına vurguda
bulunmuştur ve büyük kitlelerin savrulduğu bu noktada tevhidi duruşunu
korumasını bilmiştir. Yine kitlelerin şirke bulaşmasının sorumlularından
olan tasavvuf kavramını da, hiç kimsecikler bu konuda eleştiri yapmayı
düşünmezken bile, tevhid açısından eleştirmiş ve bu noktadaki kararlı
tutumunu da sürdürmesini bilmiştir. Konjonktür değişip de demokrasi
tartışması yerine bu kez 'özgürlük ve insan hakları' kavramlarının
popülerleştiği dönemlerde de, tıpkı demokrasi kavramına karşı gösterdiği
hassasiyeti bu kavramları da tevhidi açıdan eleştirerek göstermiştir.
Yine siyasi bilinç noktasında ciddi sorunları olan kitlelerin ayaklarını
kaydıran 'hoşgörü ve diyalog' kavramlarını da net ve tutarlı biçimde
eleştiren ve bu bağlamda yapılan Konsilvari çalışmaları da deşifre edip,
kamuoyunun bilinçlenmesine yardımcı olan da yine İKTİBAS'tır. Bu ve
benzeri pek çok konuda İKTİBAS'ın, (bazılarının ketmetme gayretlerine
rağmen) genel Müslüman kamuoyunun bilinçlenmesinde azımsanmayacak
katkıları olmuştur. Ve vicdan sahibi kişiler, zaman zaman bu gerçeği
bizlere de iletmektedirler. Peki bütün bu netameli konularda İKTİBAS,
nasıl olup da doğru çizgiden ayrılmayıp kararlı tutumunu
sürdürebilmiştir? Bu sorunun tek cevabı şudur: bu sonuç, doğrunun (yani
Hakk'ın), evet sadece doğrunun izinden gitme kararlılığı sayesinde hasıl
olmuştur. Aynı sonuca, aynı tavrı gösterebilen herkes de ulaşabilir. Kim
Hakk'a tabi olursa, El-Hakk olan, ona yardım edeceği sözünü vermektedir.
Çok şükür ki, bizler, Rabbimizin bu sözünün, başka kullarında görüldüğü
gibi, İKTİBAS örneğinde de gerçekleştiğini görüyoruz ve bu yüzden O'na
hamd ediyoruz. Ve bütün Müslümanlara da, bu yolu takip etmelerini, bu
uğurda güçlerinin son kertesine kadar çalışmalarını salık veriyoruz. Kim
Hakk'ın yolunda yürürse, o, asla kaybedenlerden olmayacaktır, diyoruz.
Değerli okuyucularımız,
Bu ilkeler ışığında yürüttüğümüz yayın faaliyetinin 25. yılının bu ilk
sayısında, gündemin öne çıkan üç maddesini YORUM bölümünde
değerlendirmeye çalıştık. Bunlardan ilki, Saddam'ın asılarak idamıydı.
Yapılan pek çok duygusal yorumun aksine, biz, Amerika'nın onayıyla
gerçekleşen bu idamın ardındaki muhtemel nedenleri irdelemeye çalıştık
ve bu idamın, zulümle abad olunmayacağını bir kez daha gösterdiğine
dikkatleri çektik. Ayrıca zulme ortak olanların iktidarının kalıcı
olamayacağını, halkından destek almayan rejimlerin er veya geç
çökeceğini de vurguladık. İkinci konu ise, Filistin'de meydana gelen son
gelişmelerdi. Özerk Yönetim'in başkanı Mahmut Abbas, erken seçime
gidilmesi yönünde bir karar aldı ve bunun ardından Hamas ve FKÖ çatıştı.
Aslında sistem-içi kanalları kullanarak iktidara gelen Hamas'ın,
sistem-içi bir aktör olma yönünde, kendisinden beklenildiği ölçüde
yeterlilik gösterememesi üzerine, bu tür bir 'darbe'nin
gerçekleşebileceği bekleniyordu. Zira ipler, hükümeti feshetme yetkisi
olan Abbas'ın elindeydi. O da, şartları uygun gördü ve böyle bir karar
aldı. Bize göre, bu karar, olabilecek doğal sonuçlardan biriydi. Fakat
bu kararın gösterdiği açık gerçek de şuydu: Bölgede İslam adına mücadele
verdiğini söyleyen gruplar, mücadelenin 'liderliği'ni ele geçirecek
şekilde doğru stratejiler takip etmedikçe ve iç zaaflarını
halletmedikçe, Filistin'de beklenildiği şekilde İslami mücadelenin
başarıya ulaşması zordur. Yorumumuzda bu hususun altını çizmeyi gerekli
gördük. Üçüncü konu ise, BM'nin, İran'ın nükleer programını sürdürmesi
nedeniyle, İran'a yönelik ticari yaptırımlar uygulanması kararı
almasıydı. Bu karar da, aslında Amerika'nın bir süredir uyguladığı
politikanın gereği olarak alınmıştır. Bu politikada, konjonktürel
şartlara göre, sık-gevşet taktiği uygulanmaktadır. Bu aşamada, öyle
görünüyor ki, 'sıkma' yönündeki uygulama devrededir ve İran üzerindeki
'baskılar' artacaktır. Fakat bunu, kısa vadede bir askeri müdahalenin
başlatılacağına yormamak da gerekir. Çünkü şartlar henüz bunun için
olgunlaşmamıştır. KAVRAM bölümünde ise, Hakk'ı işledik. Allah'ın
isimlerinden biri olan Hakk'ın, onun kelamı için de geçerli olduğunun
altını çizdik ve Kur'an'ın, bizatihi hakikat olduğunu, hidayete ulaşmak
isteyenlerin ona tabi olması gerektiğini, bunun dışındaki ideoloji ve
dinlerin sapkınlıktan başka bir şey olmadığını vurguladık. Ayrıca bu
kavramın, 'insan hakları' nosyonunda ifadesini bulan 'haklar'la hiçbir
ilişkisinin olmadığına, bilakis kulun yerine getirmesi gerekli
'ödevlere' işaret ettiğine dikkatleri çektik. DÜŞÜNCE yazıları
bölümünde, Arif Kaya, "On İki Yıl Sonra" başlıklı yazısında, rahmetli
Ercümend Özkan'ı ve İktibas'ı değerlendirdi. Mukaddes Özkan, özgürlükçü
düşüncenin toplumda açtığı yaralara dikkat çektiği yazısında, İslami
yaşam tarzından uzaklaşmanını kaçınılmaz sonucu olarak, toplumun
dejenerasyona ve musibetlere uğradığını vurguladı. Atasoy Müftüoğlu ise,
siyasi bilinçsizlik ve ufuksuzluk nedeniyle sorunlarına çözüm bulamayan
İslam dünyasında, Müslümanların sorumluluklarının ve potansiyellerinin
farkına varması durumunda ümitvar olunabileceğine dikkat çekti. Hüseyin
Alan ise Saddam’ın idamından sonra erkeklik gösterisinde bulunanların,
Amerika’ya zulmünde ortak oldukları için, benzer bir akibetle
karşılaşabileceklerine işaret etti. ÇEVİRİ bölümünde Kamil Cengiz,
Türkiye’nin AB üyeliğinin önemine değinen ve Irak Savaşı’nın Amerika
için kazanılmış bir muhabere olmadığını savunan iki yazıyı sizler için
tercüme etti. LOKAL ETKİNLİKLERİ bölümünde, Erhan Aktaş'ın "Kur'an
Meallerinde Anlayış Faktörü-II", M. Kürşad Atalar'ın, "Post-modernizm:
Modernitenin Mistikleşmesi" ve Ali Kaçar'ın "Lübnan'ın Dünü ve Bugünü"
başlıklı konuşmalarının özetini bulabileceksiniz. SANAT-EDEBİYAT
bölümünde, Ali Murat Güven’in, madalyon.gen.tr’de yayınlanan “Fatih
Sultan Mehmet ve Kont Drakula” adlı yazısı ile M. Atilla Maraş’ın “Batı
Haberleri” ve Murat Kirişçi’nin “Ahiret Yolculuğu” adlı şiirlerini
bulabilirsiniz. MEKTUPLARA CEVAPLAR bölümünde cihada katılanlar ile
katılmayanlara verilecek karşılığın ne olduğu ve hadisler bağlamında
sünnetin şer'i bir kaynak-olup olmadığı yönündeki sorularınızı
cevapladık. GÜNDEM bölümünde ise, geçtiğimiz ayın önemli konu
başlıklarına ilişkin haber ve yorumları bulabileceksiniz. Umuyoruz ki
beğeneceksiniz.
Bir sonraki sayıda buluşmak üzere hepinizi Allah'a emanet ediyoruz. |