|


Saddam İdam Edildi!
İktidarda
kaldığı 24 yıl boyunca Irak halkına zulmeden ve ardından bir başka zalim
güç olan ABD tarafından alaşağı edilip, sonucu belli olan bir mahkeme
sürecinden sonra idama mahkum edilen Saddam Hüseyin, 30 Aralık sabahı
asıldı. Hadise gerçekten pek çok bakımdan ibretlik unsurlar içeriyordu
ve ilkesel bir yaklaşımla değerlendirilmeliydi. Ancak bir çok örnekte
görüldüğü üzere, burada da yine ağırlıklı olarak duygusal yorumlar
yapıldı veya konunun özü unutturulmaya çalışıldı. Kimileri: "ne olursa
olsun, bayram sabahı asılmamalıydı", kimileri ise: "Kürtlere yaptıkları
zulümlerin cezası verilmeden idam edilmemeliydi" dediler. Başka bazıları
da: "Bu idam, Irak halkına, hatta bütün Müslümanlara karşı yapılmış bir
hakarettir" yorumunda bulundular. Kimileri, Saddam'ın asılmasını,
Amerika'nın bir zaferi olarak değerlendirdi, kimileri de, bunun asıl
Irak halkının zaferi olarak kutlanması gerektiğini söylediler. Ancak bu
yorumların çoğu, isabetsizdi veya kitlelerin manipüle edilmesi amacına
yönelikti. Çünkü bu hadisenin gerçekten ibret alınacak boyutları vardı
ve asıl bunların üzerinde durulmalıydı.
Bilindiği gibi, Saddam Hüseyin, sosyalist-ulusalcı değerleri savunan
Baas Partisi'nin üyesi olarak 1979 yılında gerçekleştirdiği darbenin
ardından Irak'ta yönetimi ellerine geçirdi ve kısa bir süre sonra da
İran'a karşı Batı destekli bir savaş başlattı. Bu savaş, Saddam'ı Saddam
yapan savaştı denilse yeridir. Gerçekten de, İran'a karşı başlatılan
savaş olmasaydı, Saddam, diğer Ortadoğu ülkelerindeki diktatörlerden
veya liderlerden farklı biri olamazdı. Bu savaşın önemi de, elbette
İran'da İslam adına gerçekleştirilmiş bir Devrim'i ezmek amacıyla
başlatılmasından kaynaklanıyordu. Saddam, 8 yıl boyunca Amerika, Avrupa
ve İsrail'in desteğini alarak, Humeyni rejimini devirmek için çalıştı.
Ancak savaşın seyri, beklendiği gibi olmadı. İran halkı, Humeyni'nin
liderliği etrafında kenetlendi ve savaş, beklenenin tam tersi bir etki
yapıp, İran halkının kenetlenmesine neden oldu. İlerleyen yıllarda,
İran, neredeyse Irak'ı dize getirecek bir performans sergiledi fakat
Amerika savaşın İran lehine sonuçlanmasına izin vermedi. Bu kez işi
bizzat üstlenip, İran'ın ateşkese yanaşmaması durumunda, İran'ı
yakıp-yıkmakla tehdit etti. Malum olduğu üzere, sonuçta Humeyni, "zehir
içmekten beter" dediği ateşkese razı oldu. Saddam görünürde bu badireyi
atlatmıştı. Fakat daha sonraki gelişmeler, onun sonunu hazırladı. Önce
Körfez Savaşı'nda eli-kolu budandı; ardından da, 2003 Operasyonu
neticesinde iktidarından ve sonra da hayatından oldu. Saddam'ı İran
üzerine salan Amerika, bu kez onun ipini çeken ülke oldu. İşte ibretlik
olan da budur. Evet, bu hadisede, başkalarına uşaklık/kölelik yapanların
sonuna dair ders çıkarılacak yönler bulunmaktadır.
Bunların ilki şudur: Küresel zulmün uşaklığını yapan bir zalim,
kendisini besleyip-büyütenler tarafından iktidarından edilmiş ve
asılmıştır. Bu olay, Saddam ve onun yolundan gidenlere, eğer gerçekten
yaşananlardan ibret almaya niyetleri varsa, ders olmalıdır. Aslında
burada kaybedilen sadece bizzat hayatın kendisi değil, ondan daha
önemlisi izzet ve şereftir. Haddizatında, insanların veya kavimlerin
varlıkları, şerefleri ve izzetleriyle birlikte olduğu sürece anlamlıdır.
Aksi taktirde, var olmanın da anlamı yoktur. Çok varlıklı bir
hükümdarın, zengin kölesi olmak, şerefli bir insan için tercih
edilebilecek bir şey değildir. Bu yüzden, şu an Amerika'nın Irak'ta
kurduğu düzenin bir parçası olanların da, Saddam'ın asılmasından ders
almaları gerekir. Bunların Şii, Sünni, Arap veya Kürt adıyla anılmaları
da sonucu değiştirmez. Kim zalimin zulmüne ortak oluyorsa, bilmelidir
ki, o kişi ve gruplar, şeref ve izzetlerini kaybetmişlerdir. Bundan
ötesinde, hayatlarını kaybetmelerinin veya yaşamlarını sürdürmelerinin
bir anlamı yoktur. Amerika, zamanı geldiğinde, gerekli görürse,
şereflerini kaybetmiş bu kişi veya grupların hayatlarına da (Saddam
örneğinde görüldüğü gibi) son vermeyi de düşünebilir. Saddam ise,
gerçekten hem şerefini hem de hayatını kaybetmiş tipik örneklerden biri
olarak karşımızda durmaktadır. Körfez Savaşı'ndan sonra Amerika'ya karşı
göstermelik diklenmeleri ve Irak bayrağına "Allahu Ekber" lafzını
yazdırması gibi icraatlarıyla da kimseyi inandıramamıştır. Saddam'ın
sabıkaları o kadar nettir ki, Amerika'ya karşı soyunduğu yalancı
cengaverlik rolüne (birkaç safdil grup hariç) kimse inanmamıştır. Ve
sonunda, yıllardır zulümlerine ortak olduğu banileri tarafından
cezalandırılmıştır. Bu idam, yaptıklarının (daima) kar kalacağını sanan
zalimler için de bir uyarı olarak alınmalıdır. Hatta bunun da ötesinde,
Saddam'ın idamı, 'kaderin cilvesi' denilebilecek ölçüde ibretlik bir
sürecin sonunda gerçekleşmiştir. Sanki Saddam'ın idamı, "zalimin zulmü
yanına kar kalmaz" sözünü haklı çıkarırcasına gerçekleşmiştir.
İkinci bir husus ise, zulümleri cihanı tutmuş diktatörlerin iktidarının
aslında ne denli 'zayıf' olduğunun bir kez daha görülmüş olmasıdır. Evet
Saddam gibi diktatörlerin yönetimindeki ülkelerde kuş uçmasına dahi izin
verilmez; ancak bu durum, bu tür rejimlerin güçlü olduğunun değil,
zaaflarının işaretidir. Çünkü bir sert rüzgarda bu tür rejimler yıkılır
gider. Tarih boyunca görülmüştür ki, rejimler küfür düzeni olarak
varlıklarını uzun süre devam ettirebilmişlerdir; ancak zulüm düzenine
dönüştüklerinde akıbetleri kötü olmuştur. Bunun nedeni, zulüm
düzenlerinin halklarıyla bağlarını koparmış olmalarıdır. Halkına
zulmeden bir düzen uzun süre ayakta kalamaz. Ancak halkından destek alan
veya halkını bir biçimde ikna ederek saltanatını sürdüren rejimler uzun
süre iktidarlarını sürdürürler. Bugünkü demokrasilerin, diktatörlüklere
ve askeri oligarşilere göre daha uzun süre yaşamalarının nedeni de
budur. Evet, demokrasiler, son tahlilde, bir kandırmacaya dayalı olarak
varlıklarını sürdürmektedirler; ancak demokrasilerin, bu noktada,
diktatörlüklere göre avantajları olduğu da açıktır. Komünizm iflas
ederken, Batılı demokrasilerin varlıklarını sürdürmelerini de (bir
bakıma) bu şekilde izah etmek mümkündür. Fakat bir rejimde halk,
iktidarı destekliyorsa, işte o zaman orada 'güçlü bir rejim'in var
olduğu söylenebilir. İran-Irak Savaşı sırasında, Irak'ın arkasındaki
muazzam Batı desteğine rağmen, halkın desteklediği İran rejimini
devirememesinin nedenlerinden birisi de budur. Savaş döneminde, İran
halkı, Devrim'i desteklemiş ve bu yüzden Saddam savaşı kazanamamıştır.
Ama savaş sonrasında Batı'nın desteğini bir anda çekmesi sonucunda, halk
desteği olmayan Saddam rejimi fazla dayanamamış ve nihayet Amerika'nın
uygun gördüğü bir zamanda da yıkılıp gitmiştir. İşte Saddam'ın idamıyla
birlikte ders alınması gereken ikinci husus da budur. Bu hususu, bugün
İslam dünyasında veya dünyanın başka bölgelerinde hüküm süren rejimlerin
de ciddi olarak düşünmesi gerekmektedir.
Bir başka önemli husus da şudur: Saddam'ın idam edilmesi, Iraklılar için
değil belki İran (veya Humeyni) için bir zafer niteliği taşımaktadır.
Çünkü Saddam'ı yargılayıp suçları dolayısıyla asanlar İranlılar olmasa
da, sonuçta İran, bir düşmanından kurtulmuş olmaktadır. Saddam'ın
zulmüne maruz kalıp, yakınlarını, evlerini-barklarını kaybeden
İranlılar'ın, Saddam'ın idamına sevindiklerine kuşku yoktur. Fakat
burada ince bir ayrım noktası vardır ve bu, unutulmamalıdır. Saddam'ı
yargılayanların Amerikan güdümlü bugünkü Irak rejimine bağlı unsurlar
değil, bizzat İranlılar olması halinde, adaletin yerini bulduğu
söylenebilirdi. Elbette ki İran'ın Saddam'ı kendi başına yargılayacak
gücü ve imkanı olmadığı için, böyle bir infazı gerçekleştirmesi de söz
konusu olamazdı. Fakat yine de Saddam'ın mazlum İranlılar tarafından
yargılanmadan, bir anlamda Amerika'nın isteği doğrultusunda idam
edilmesi, adaletin eksik tecelli ettiği noktasındaki düşünceleri haklı
kılmaktadır. Ancak olaya İran açısından bakıldığında, Saddam için
"ettiğini buldu" tarzında yapılan değerlendirmelerin daha tutarlı olduğu
söylenebilir.
Tam da bu noktada, yargılama süreci tamamlanmadan infazın
gerçekleştirilmesi üzerinde de durulmalıdır. Gerçekten de idamın tabir-i
caizse 'alelacele' gerçekleştirilmesi zihinlerde bazı soru işaretlerinin
uyanmasına neden olmaktadır. Akla ilk gelen soru da, Saddam'ın bazı
'sırlar'ı açığa vurmaması için mi alelacele asıldığıdır. Çünkü
Saddam'ın, Duceyl Katliamı'nda 150 civarında Şii'nin öldürülmesinden
daha büyük cürümleri vardır ve bunlardan biri de, herkesin bildiği gibi
Halepçe Katliamı'dır. Halepçe'de çoluk-çocuk demeden 5000 civarında Kürt
kimyasal silahlarla zehirlenerek öldürülmüşlerdir. Burada, Saddam'ı
asanların şöyle düşünmüş olması mümkündür: Duceyl Katliamı yüzünden
idama çarptırılan ve bu cezanın da uygulanacağını bilen birinin, bundan
sonraki davalarda bazı 'sırları' açığa vurması ihtimali yüksektir.
Örneğin Halepçe'de kullanılan kimyasal silahları temin eden Batılı
ülkelerin isimlerini açıklaması durumunda, Batı prestij kaybedebilir!
Gerçekten de Saddam'ın, bu tür sırlara sahip olduğuna kuşku yoktur.
İdama giden ve kaybedeceği bir şey olmayan biri olarak da, bu sırları
açıklama ihtimali yüksektir. İşte belki de bu nedenle, Saddam'ın idamı
alelacele gerçekleştirilmiştir. Bunun dışında, bu idamın, Amerika
tarafından Şiilere verilmiş bir 'ödül', Kürtlere verilmiş bir 'ceza'
olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Çünkü bu şekilde asılan Saddam,
görünürde, katledilen 5000 civarındaki Kürt için değil, 150 civarındaki
Şii için öldürülmüş olmaktadır. Zaten bazı Kürt yetkililerin resmi
açıklamalarında "dava sürecinin tamamlanmadan idamın gerçekleştirilmiş
olmasına" itiraz etmeleri de bu mesajın ilgili çevrelerce algılandığını
göstermektedir. Amerika'nın Şii unsurları bu şekilde ödüllendirmesinin
ardında siyasi bazı çıkar hesaplarının yattığına kuşku yoktur. Bu
hesabın da, Şii unsurların Irak'ta çoğunluğu oluşturması gerçeğine
dayalı olarak yapıldığı açıktır.
Fakat burada özellikle Şii grupların çok riskli bir konumda olduklarına
da dikkat etmeleri gerekmektedir. Şu anda belki eski bir düşmanlarından
kurtulmuş olmaktadırlar ama bu infaz, sonuçta Amerikan işgali altında
(ve ABD onayıyla) gerçekleşmektedir. ABD işgali devam ederken elde
ettikleri her kazanım, uzun-vadede, onların aleyhine tecelli edecektir.
Öyle görünüyor ki, Irak'ta bulunan Şii grupların kahir ekseriyeti, bu
hususun bilincinde değildir. Onlar da, diğer gruplar gibi, fırsattan
istifade mantığına sahiptirler. Bu nedenle de, önemli bir kesimi de
ABD'nin kurduğu düzen içinde yer almışlardır. İşte Saddam'ın bu düzenin
geçerli olduğu bir vasatta idam edilmesi, aslında bu grupların aleyhine
sonuçlanacak gelişmeleri de tetikleyebilir. Belki de Amerika, bunu hesap
ederek Saddam'ı idam etmiş olabilir. Çünkü ne olursa olsun, işgalci bir
güç tarafından idam edilen Saddam, en azından ülke içindeki bazı gruplar
tarafından 'mücadeleci' bir kişilik olarak algılanabilir. Bu da ülke
içindeki grup çatışmalarını körükleyebilir. Irak'tan çekilme
senaryolarının konuşulduğu bir vasatta, bu idamın böylesi amaca hizmet
edebileceği de düşünülebilir. |