Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 337 | Ocak  2007

                   

 

 


Saddam İdam Edildi!

İktidarda kaldığı 24 yıl boyunca Irak halkına zulmeden ve ardından bir başka zalim güç olan ABD tarafından alaşağı edilip, sonucu belli olan bir mahkeme sürecinden sonra idama mahkum edilen Saddam Hüseyin, 30 Aralık sabahı asıldı. Hadise gerçekten pek çok bakımdan ibretlik unsurlar içeriyordu ve ilkesel bir yaklaşımla değerlendirilmeliydi. Ancak bir çok örnekte görüldüğü üzere, burada da yine ağırlıklı olarak duygusal yorumlar yapıldı veya konunun özü unutturulmaya çalışıldı. Kimileri: "ne olursa olsun, bayram sabahı asılmamalıydı", kimileri ise: "Kürtlere yaptıkları zulümlerin cezası verilmeden idam edilmemeliydi" dediler. Başka bazıları da: "Bu idam, Irak halkına, hatta bütün Müslümanlara karşı yapılmış bir hakarettir" yorumunda bulundular. Kimileri, Saddam'ın asılmasını, Amerika'nın bir zaferi olarak değerlendirdi, kimileri de, bunun asıl Irak halkının zaferi olarak kutlanması gerektiğini söylediler. Ancak bu yorumların çoğu, isabetsizdi veya kitlelerin manipüle edilmesi amacına yönelikti. Çünkü bu hadisenin gerçekten ibret alınacak boyutları vardı ve asıl bunların üzerinde durulmalıydı.
Bilindiği gibi, Saddam Hüseyin, sosyalist-ulusalcı değerleri savunan Baas Partisi'nin üyesi olarak 1979 yılında gerçekleştirdiği darbenin ardından Irak'ta yönetimi ellerine geçirdi ve kısa bir süre sonra da İran'a karşı Batı destekli bir savaş başlattı. Bu savaş, Saddam'ı Saddam yapan savaştı denilse yeridir. Gerçekten de, İran'a karşı başlatılan savaş olmasaydı, Saddam, diğer Ortadoğu ülkelerindeki diktatörlerden veya liderlerden farklı biri olamazdı. Bu savaşın önemi de, elbette İran'da İslam adına gerçekleştirilmiş bir Devrim'i ezmek amacıyla başlatılmasından kaynaklanıyordu. Saddam, 8 yıl boyunca Amerika, Avrupa ve İsrail'in desteğini alarak, Humeyni rejimini devirmek için çalıştı. Ancak savaşın seyri, beklendiği gibi olmadı. İran halkı, Humeyni'nin liderliği etrafında kenetlendi ve savaş, beklenenin tam tersi bir etki yapıp, İran halkının kenetlenmesine neden oldu. İlerleyen yıllarda, İran, neredeyse Irak'ı dize getirecek bir performans sergiledi fakat Amerika savaşın İran lehine sonuçlanmasına izin vermedi. Bu kez işi bizzat üstlenip, İran'ın ateşkese yanaşmaması durumunda, İran'ı yakıp-yıkmakla tehdit etti. Malum olduğu üzere, sonuçta Humeyni, "zehir içmekten beter" dediği ateşkese razı oldu. Saddam görünürde bu badireyi atlatmıştı. Fakat daha sonraki gelişmeler, onun sonunu hazırladı. Önce Körfez Savaşı'nda eli-kolu budandı; ardından da, 2003 Operasyonu neticesinde iktidarından ve sonra da hayatından oldu. Saddam'ı İran üzerine salan Amerika, bu kez onun ipini çeken ülke oldu. İşte ibretlik olan da budur. Evet, bu hadisede, başkalarına uşaklık/kölelik yapanların sonuna dair ders çıkarılacak yönler bulunmaktadır.
Bunların ilki şudur: Küresel zulmün uşaklığını yapan bir zalim, kendisini besleyip-büyütenler tarafından iktidarından edilmiş ve asılmıştır. Bu olay, Saddam ve onun yolundan gidenlere, eğer gerçekten yaşananlardan ibret almaya niyetleri varsa, ders olmalıdır. Aslında burada kaybedilen sadece bizzat hayatın kendisi değil, ondan daha önemlisi izzet ve şereftir. Haddizatında, insanların veya kavimlerin varlıkları, şerefleri ve izzetleriyle birlikte olduğu sürece anlamlıdır. Aksi taktirde, var olmanın da anlamı yoktur. Çok varlıklı bir hükümdarın, zengin kölesi olmak, şerefli bir insan için tercih edilebilecek bir şey değildir. Bu yüzden, şu an Amerika'nın Irak'ta kurduğu düzenin bir parçası olanların da, Saddam'ın asılmasından ders almaları gerekir. Bunların Şii, Sünni, Arap veya Kürt adıyla anılmaları da sonucu değiştirmez. Kim zalimin zulmüne ortak oluyorsa, bilmelidir ki, o kişi ve gruplar, şeref ve izzetlerini kaybetmişlerdir. Bundan ötesinde, hayatlarını kaybetmelerinin veya yaşamlarını sürdürmelerinin bir anlamı yoktur. Amerika, zamanı geldiğinde, gerekli görürse, şereflerini kaybetmiş bu kişi veya grupların hayatlarına da (Saddam örneğinde görüldüğü gibi) son vermeyi de düşünebilir. Saddam ise, gerçekten hem şerefini hem de hayatını kaybetmiş tipik örneklerden biri olarak karşımızda durmaktadır. Körfez Savaşı'ndan sonra Amerika'ya karşı göstermelik diklenmeleri ve Irak bayrağına "Allahu Ekber" lafzını yazdırması gibi icraatlarıyla da kimseyi inandıramamıştır. Saddam'ın sabıkaları o kadar nettir ki, Amerika'ya karşı soyunduğu yalancı cengaverlik rolüne (birkaç safdil grup hariç) kimse inanmamıştır. Ve sonunda, yıllardır zulümlerine ortak olduğu banileri tarafından cezalandırılmıştır. Bu idam, yaptıklarının (daima) kar kalacağını sanan zalimler için de bir uyarı olarak alınmalıdır. Hatta bunun da ötesinde, Saddam'ın idamı, 'kaderin cilvesi' denilebilecek ölçüde ibretlik bir sürecin sonunda gerçekleşmiştir. Sanki Saddam'ın idamı, "zalimin zulmü yanına kar kalmaz" sözünü haklı çıkarırcasına gerçekleşmiştir.
İkinci bir husus ise, zulümleri cihanı tutmuş diktatörlerin iktidarının aslında ne denli 'zayıf' olduğunun bir kez daha görülmüş olmasıdır. Evet Saddam gibi diktatörlerin yönetimindeki ülkelerde kuş uçmasına dahi izin verilmez; ancak bu durum, bu tür rejimlerin güçlü olduğunun değil, zaaflarının işaretidir. Çünkü bir sert rüzgarda bu tür rejimler yıkılır gider. Tarih boyunca görülmüştür ki, rejimler küfür düzeni olarak varlıklarını uzun süre devam ettirebilmişlerdir; ancak zulüm düzenine dönüştüklerinde akıbetleri kötü olmuştur. Bunun nedeni, zulüm düzenlerinin halklarıyla bağlarını koparmış olmalarıdır. Halkına zulmeden bir düzen uzun süre ayakta kalamaz. Ancak halkından destek alan veya halkını bir biçimde ikna ederek saltanatını sürdüren rejimler uzun süre iktidarlarını sürdürürler. Bugünkü demokrasilerin, diktatörlüklere ve askeri oligarşilere göre daha uzun süre yaşamalarının nedeni de budur. Evet, demokrasiler, son tahlilde, bir kandırmacaya dayalı olarak varlıklarını sürdürmektedirler; ancak demokrasilerin, bu noktada, diktatörlüklere göre avantajları olduğu da açıktır. Komünizm iflas ederken, Batılı demokrasilerin varlıklarını sürdürmelerini de (bir bakıma) bu şekilde izah etmek mümkündür. Fakat bir rejimde halk, iktidarı destekliyorsa, işte o zaman orada 'güçlü bir rejim'in var olduğu söylenebilir. İran-Irak Savaşı sırasında, Irak'ın arkasındaki muazzam Batı desteğine rağmen, halkın desteklediği İran rejimini devirememesinin nedenlerinden birisi de budur. Savaş döneminde, İran halkı, Devrim'i desteklemiş ve bu yüzden Saddam savaşı kazanamamıştır. Ama savaş sonrasında Batı'nın desteğini bir anda çekmesi sonucunda, halk desteği olmayan Saddam rejimi fazla dayanamamış ve nihayet Amerika'nın uygun gördüğü bir zamanda da yıkılıp gitmiştir. İşte Saddam'ın idamıyla birlikte ders alınması gereken ikinci husus da budur. Bu hususu, bugün İslam dünyasında veya dünyanın başka bölgelerinde hüküm süren rejimlerin de ciddi olarak düşünmesi gerekmektedir.
Bir başka önemli husus da şudur: Saddam'ın idam edilmesi, Iraklılar için değil belki İran (veya Humeyni) için bir zafer niteliği taşımaktadır. Çünkü Saddam'ı yargılayıp suçları dolayısıyla asanlar İranlılar olmasa da, sonuçta İran, bir düşmanından kurtulmuş olmaktadır. Saddam'ın zulmüne maruz kalıp, yakınlarını, evlerini-barklarını kaybeden İranlılar'ın, Saddam'ın idamına sevindiklerine kuşku yoktur. Fakat burada ince bir ayrım noktası vardır ve bu, unutulmamalıdır. Saddam'ı yargılayanların Amerikan güdümlü bugünkü Irak rejimine bağlı unsurlar değil, bizzat İranlılar olması halinde, adaletin yerini bulduğu söylenebilirdi. Elbette ki İran'ın Saddam'ı kendi başına yargılayacak gücü ve imkanı olmadığı için, böyle bir infazı gerçekleştirmesi de söz konusu olamazdı. Fakat yine de Saddam'ın mazlum İranlılar tarafından yargılanmadan, bir anlamda Amerika'nın isteği doğrultusunda idam edilmesi, adaletin eksik tecelli ettiği noktasındaki düşünceleri haklı kılmaktadır. Ancak olaya İran açısından bakıldığında, Saddam için "ettiğini buldu" tarzında yapılan değerlendirmelerin daha tutarlı olduğu söylenebilir.
Tam da bu noktada, yargılama süreci tamamlanmadan infazın gerçekleştirilmesi üzerinde de durulmalıdır. Gerçekten de idamın tabir-i caizse 'alelacele' gerçekleştirilmesi zihinlerde bazı soru işaretlerinin uyanmasına neden olmaktadır. Akla ilk gelen soru da, Saddam'ın bazı 'sırlar'ı açığa vurmaması için mi alelacele asıldığıdır. Çünkü Saddam'ın, Duceyl Katliamı'nda 150 civarında Şii'nin öldürülmesinden daha büyük cürümleri vardır ve bunlardan biri de, herkesin bildiği gibi Halepçe Katliamı'dır. Halepçe'de çoluk-çocuk demeden 5000 civarında Kürt kimyasal silahlarla zehirlenerek öldürülmüşlerdir. Burada, Saddam'ı asanların şöyle düşünmüş olması mümkündür: Duceyl Katliamı yüzünden idama çarptırılan ve bu cezanın da uygulanacağını bilen birinin, bundan sonraki davalarda bazı 'sırları' açığa vurması ihtimali yüksektir. Örneğin Halepçe'de kullanılan kimyasal silahları temin eden Batılı ülkelerin isimlerini açıklaması durumunda, Batı prestij kaybedebilir! Gerçekten de Saddam'ın, bu tür sırlara sahip olduğuna kuşku yoktur. İdama giden ve kaybedeceği bir şey olmayan biri olarak da, bu sırları açıklama ihtimali yüksektir. İşte belki de bu nedenle, Saddam'ın idamı alelacele gerçekleştirilmiştir. Bunun dışında, bu idamın, Amerika tarafından Şiilere verilmiş bir 'ödül', Kürtlere verilmiş bir 'ceza' olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Çünkü bu şekilde asılan Saddam, görünürde, katledilen 5000 civarındaki Kürt için değil, 150 civarındaki Şii için öldürülmüş olmaktadır. Zaten bazı Kürt yetkililerin resmi açıklamalarında "dava sürecinin tamamlanmadan idamın gerçekleştirilmiş olmasına" itiraz etmeleri de bu mesajın ilgili çevrelerce algılandığını göstermektedir. Amerika'nın Şii unsurları bu şekilde ödüllendirmesinin ardında siyasi bazı çıkar hesaplarının yattığına kuşku yoktur. Bu hesabın da, Şii unsurların Irak'ta çoğunluğu oluşturması gerçeğine dayalı olarak yapıldığı açıktır.
Fakat burada özellikle Şii grupların çok riskli bir konumda olduklarına da dikkat etmeleri gerekmektedir. Şu anda belki eski bir düşmanlarından kurtulmuş olmaktadırlar ama bu infaz, sonuçta Amerikan işgali altında (ve ABD onayıyla) gerçekleşmektedir. ABD işgali devam ederken elde ettikleri her kazanım, uzun-vadede, onların aleyhine tecelli edecektir. Öyle görünüyor ki, Irak'ta bulunan Şii grupların kahir ekseriyeti, bu hususun bilincinde değildir. Onlar da, diğer gruplar gibi, fırsattan istifade mantığına sahiptirler. Bu nedenle de, önemli bir kesimi de ABD'nin kurduğu düzen içinde yer almışlardır. İşte Saddam'ın bu düzenin geçerli olduğu bir vasatta idam edilmesi, aslında bu grupların aleyhine sonuçlanacak gelişmeleri de tetikleyebilir. Belki de Amerika, bunu hesap ederek Saddam'ı idam etmiş olabilir. Çünkü ne olursa olsun, işgalci bir güç tarafından idam edilen Saddam, en azından ülke içindeki bazı gruplar tarafından 'mücadeleci' bir kişilik olarak algılanabilir. Bu da ülke içindeki grup çatışmalarını körükleyebilir. Irak'tan çekilme senaryolarının konuşulduğu bir vasatta, bu idamın böylesi amaca hizmet edebileceği de düşünülebilir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info