|

Sevilen Peygamber
Dietrich Alexander
Die Welt, 11.02.2006
Çev: Cemal Yaşar
Edward Gibbon, Thomas
Carlyle ve Johann Wolfgang Goethe: İslam dininin kurucusu Muhammed çok
sayıda Batılı düşünürü hayran bıraktı.
Tarihin en büyük dini önderi kimdir? Bu soruyu Chicago Üniversitesi'nden
Amerikalı psikanalist Jules Masserman 1974 yılında Amerikan Time dergisi
için üç kriterlerin yardımıyla yanıtlamaya uğraştı: O adayın,
arkadaşlarının iyiliği için çalışması gerekiyor, insanların emniyeti
için bir sosyal örgüt sağlaması gerekiyor ve taraftarları için bir dünya
görüşü sunması gerekiyor. Masserman'in sürpriz sonucu şu: "Tarihin en
büyük lideri belki Muhammed'di, çünkü o bu şartların hepsini yerine
getirmişti."
Masserman bu tezi ile Batı'da Muhammed hayranlarının uzun listesinde
sırasını aldı- bu liste Johann Wolfgang Goethe'den George Bernhard
Shaw'a kadar birçok ismi içine almaktadır. Michael H. Hart'ta bunlara
dâhil. Bu astronom, matematikçi, avukat ve satranç ustası 1978'de
çıkardığı dünya tarihi'nin en nüfuzlu 100 şahsiyeti listesinde şu
tespiti yapıyordu: "Bence, dünyevi ve dini etkisinin inanılmaz
terkibinden dolayı, Muhammed'in insanlık tarihinin en etkili şahsiyeti
olduğu kabul edilmeli."
Peki, gayr-i müslim dünya'da da bu peygamberi örnek almak onu adeta
postmodernitenin bir süper starı yapmak neye dayanıyor? Muhammed'in
büyüleyici yönü o tarihte olsun veya bugün olsun, onun hakiki
insanlığıydı. O, yüzyıllarca, araştırmacıları, şairleri ve diğer
entellektuelleri büyülemişti. Oysaki onda bütün rivayetlere ve malum
kaynaklara göre ne bir tanrısallık veya mistiklik ne de mucizevî bir şey
vardı. Hayatının büyük bir kısmı gürültüsüz patırtısız geçmiştir. İslam
peygamberi ve din kurucusu Muhammed, M.S. 570 yılında güçlü Kureyş
kabilesinin önemsiz kolu olan Beni Haşim ailesinde doğar. Babası
Abdullah doğumundan önce, annesi Emine de o altı yaşında iken ölür.
Muhammed harika çocuk olarak değil, yetim olarak büyür.
Onun vahiy serüveni; Müslümanların kutsal yazısının indirilişi, yani
Kur'an'ın indirilişi, onu 610 yılında 7. yüzyılın Arap Yarımadası'nın
aldırışsız kitlesi olan müşrik ve putperestler arasından başka bir
konuma getirdi. Peygamber, çevresinde kendisine saygı gösterilmesi için,
gayet dünyevi vasıflarla malul olmalıydı. O başarılı bir tüccar,
komutan, diplomat ve siyasetçi idi. Öncellikle bu vasıflar onu sözü
gecen bir adam yapmıştı; dolayısıyla insanların onun kurtuluş öğretisini
takip etmeleri artık onlar için bir risk oluşturmuyordu; bilakis bir
güvenlik veriyordu.
O 632'de vefat ettiğinde cemaatin hayat alanına tam ve somut bir düzen
veren çok sade bir vazife öğretisi bırakmıştı. O siyasi ve askeri olarak
istikrarlı bir teokratik devleti teslim etmişti. Bu da zafer alayını
Batı'da Fas'a kadar ve Doğu'da da Endonezya'ya kadar götürmüştü.
Muhammed taraftarlarına ahlaki üstünlük hissini derince aşılamıştı; öyle
ki bu kurtuluş öğretisi dünya âleminde geçerliliğe sahip olmuştu.
Kendisi arka planda kalmıştı. Batı entellektuellerinin ona niçin hayran
kaldıklarını kavramak istiyorsak Muhammed'in hayatını, eserini ve
Allah'a tam teslimiyet vizyonunu gözönüne getirmek gerekmektedir.
İskoçyalı tarihçi ve yazar Thomas Carlyle "Kahraman olarak Peygamber"
adlı eserinde Muhammed için "suskun ve olağanüstü kişi idi" ve "dürüst
olmamak elinde değildi" diyor. Yazar Bernard Shaw Muhammed hakkında şunu
diyor: "Ben bu harika adamı araştırdım ve kanaatimce o bir deccal
olmaktan çok uzaktı. Onu insanlığın kurtarıcısı olarak nitelemekten
başka bir şey diyemeyiz." Shaw 1939'da "Hakiki İslam"'adlı eserinde şunu
ilave etti : "Şayet herhangi bir din gelecek 100 yıl içerisinde
İngiltere ve Avrupa üzerinde egemenliğini sürdürecek olacak olursa, bu
İslam'dır."
Britanyalı tarihçiler Edward Gibbon ve Simon Oakley "History of the
Saracen Empire" (Londra, 1870) adlı kitaplarında şunu yazıyorlar:
"Muhammed hayatındaki büyük başarıyı sadece ahlaki güç ile elde
etmiştir." Din öğretisini açıklamaktan ziyade onun devamlılığı fevkalade
hayret vericiydi." Mahatma Gandhi 1924'de şunu idrak etmişti: "İslam'ın
tarihte yer alması kılıçtan ziyade Muhammed Peygamberin sadeliği ve
tevazusundan dolayı idi. Bu aynı zamanda onun söz verdiğinde tam sözünde
durmasından, dostlarına ve taraftarlarına bağlılığından, korkusuzluğu ve
Allah'a ve misyonuna içten iman etmesinden dolayı idi."
Johann Wolfgang von Goethe yirmi üç yaşında iken Muhammed Peygamberi
övmüştü. İslam'ın ve kurucusunun cazibesi şairi ömür boyu bırakmamıştır.
Daha yetmiş yaşındayken bile Goethe alenen "huşu içinde Peygamber'e
Kur'an'ın indirildiği geceyi kutlamayı" düşündüğünü itiraf etmişti." O
İslam için "Batı-Doğu Divanı" ile bir edebi anıt yapmıştır. Hatta bu
eser için yazdığı bir bildiride, bu kitabın yazarının "kendisinin
Müslüman olduğuna dair şüpheleri reddetmiyor" şeklinde şaşırtıcı bir
cümlesi var.
Yusuf İslam, daha önce Cat Stevens olarak bilinen adam "Moonshadow",
"Morning has broken" veya "Wild World" adlı müziği ile genç nesilleri
çıldırtan, 30 yaşı civarında 1978 yılında İslam'a bürünmüştü ve o
zamandan beri onun bir elçisiydi. Malcolm Little, namı diğer Malcolm X
ufak cinayetler işlediğinden dolayı 1948'de hapishanede İslam ve Nation
of Islam isimli örgütle tanışır ve buna 1949'da üye olur. Kendi başına
özellikle tarih ve felsefe öğrenir. Hapishanede müzakerelerden edindiği
hitabet yeteneğinden dolayı zenci Müslümanların lideri olmuştu.
Cassius Marcellus Clay, Muhammed Ali olarak en büyük başarılarını
kutlamıştı. Yirmi iki yaşında iken dünya şampiyonası maçını, umulmadık
bir biçimde Sonny Liston'a karşı kazandıktan sonra "köle ismini"
bırakmıştı ve "Black Muslims"lerden Elijah Muhammad ve Malcolm X'ten
etkilenerek İslam'a geçmişti.
95 ila 110 bin kişi arasında Alman İslam'a geçti. Almanya İslam Merkez
Konseyi, 1938 Stettin doğumlu ve 1963'ten yana Müslüman olan Eyyüb Axel
Köhler'i, Nedim İlyas'ın halefi olarak seçti. Hukukçu ve yazar Ebu Bekir
Andreas Rieger "Islamische Zeitung" gazetesini çıkarıyor ve Muslim
Lawyers'ın başkanıdır. 1946'da Chemnitz'de Paul-Gerhard Hübsch olarak
dünyaya gelen ve daha önce Kommune 1'de aktif olan Hidayatullah Hübsch
1969'da Berlin'de İslam'a geçmiştir ve bundan böyle kendisine bu ismi
vermiştir. Bugün gazeteci-yazardır ve Müslüman Kardeşleri Almanya
örgütünün basın konuşmacısıdır.
Lakin İslam'a geçenlerin arasında en meşhur 1931 Aschaffenburg doğumlu
Murad Wilfried Hofmann- aslında Wilfried Hofmann'dir. Kendisi hukukçu ve
diplomattır ve İslam konulu bir kaç kitabın yazarıdır ve bir de Kur'an
tercümesinin tetkikini yapmıştır.
1961 ve 1994 yılları arasında Hofmann diplomatik görevdeydi; en son elçi
olarak Cezayir ve Rabat'ta. 25 Eylül 1980'de şu notu düşüyor: "Bugünden
itibaren Müslüman'ım. Seçtiğim İslami ismim Murad Ferid. Amacıma
ulaştım." |