|

Modernliğe Tapınmak
Atasoy Müftüoğlu
Günümüz
dünyasında ve toplumlarında, içerisinde yaşadığımız toplumda da, açıkça
görebileceğimiz gibi, sosyal belirleyicilikler, ahlaki belirleyicilikler
işlevlerini yitiriyor, meşrulaştırma kaynakları ve ölçütleri hızla
değişiyor. Toplumlarımızın modernliği seçmeye zorlanması, İslami
birikimimize, tarihsel birikimimize, kültür ve uygarlık birikimimize
veda ederek, sahip bulunduğumuz bütün mukaddesleri terk ederek, her
alanda telafi edilmesi mümkün olmayan yoksulluklara mahkum olmamız
sonucu doğurdu. Bu mahkûmiyet sebebiyle toplumlarımız bugün tarihsel,
kültürel, manevi ve ahlaki bir boşluk içerisinde bir o yana, bir bu yana
savruluyor. Resmi ideoloji, toplumu istatistiki veriler içerisinde
değerlendiriliyor, pragmatik mantığın sınırları içerisinde yorumluyor.
Bu nedenle toplum; tarih, kültür ve uygarlık içeriklerinden
soyutlanıyor, ideolojik klişelerle, güncel sorunların/güncel
tartışmaların boyutları içerisinde düşünülüyor, tarihsel boyutlar
dikkate alınmıyor. Seküler modernleştirme ideolojisi, toplumu Batılı
perspektiflere göre bilgi edinmeye, tercihler yapmaya zorluyor.
Toplumumuzda, sömürgeci mantığa ve çıkarlarına dayalı olarak yapılan
kategorileştirmeler kabul görebiliyor. Türkiye'de de yaşandığı üzere;
ulus-devletlerin sosyal-kültürel kaygıları bulunmuyor, bu devletler
yalnızca ekonomiye hizmet veriyor. Küresel politikaların bir sonucu
olarak her toplumda sosyal çöküşler yaşanıyor.
Tarih karşısında sorumluluk almaya cesaret edemeyen toplumlar,
siyasetler, kültürler, tarihinin istediği doğrultuda sürükleniyor.
"Terörizm" küresel tahakküm projeleri için gerekçe olarak kullanılıyor.
Bu defa, bu sahte ve kirli gerekçeye dayanılarak Somali istila ediliyor
ve Afrika istikrarsızlaştırılıyor. Modernlik; modernlik adına
gerçekleştirilen işgal ve istilalar, katliam ve işkenceler, soykırım ve
toplama kamplarıyla muhteşem bir çöküş sürecine giriyor. Uluslararası
insan hakları hukuku ideolojik/ırkçı temeller üzerinde işletiliyor.
İsrail'in insanlığa karşı işlediği; işlemeye ısrarla ve küstahça devam
ettiği ağır suçların hesabı sorulmuyor, sorulamıyor. Küresel ideolojik
ve ırkçı iklim, ideolojik ve ırkçı zorbalıklara yardım ediyor.
Modern akıl insanlığa karşı sorumsuz bir akıl olarak karşımıza çıkıyor.
Düzmece ideolojik klişelerle, politik klişelerle toplumlarımız
kuşatılıyor, bu klişelerin içerisine hapsedilmek isteniyor. Bütün
değişimler küresel güçler tarafından dayatılıyor. Her biri bir put
halinde topluluklarımıza dayatılan sözü geçen klişeleri gereği gibi
sorgulamıyoruz, sömürge olmaya gereği gibi itiraz etmiyoruz. İşgal ve
istila altındaki toplumlarımız çok ağır psikolojik travmalar içerisinde
yaşıyor. Hepimiz, şaşırtıcı bir dönüşüme uğradığımız halde, bunu fark
etmiyoruz. Toplumlarımıza metafizikten ibaret bir din anlayışı/algısı
dayatılıyor. Dini hayat mistik hezeyanlara indirgenebiliyor.
Kendilerinde "insanüstülük" vehmedilen bir takım sorunlu kişiler dini
hayata yön verebiliyor.
Yozlaşma hayatın her alanını işgal ediyor.
Aramıza yabancılaşmalar giriyor.
Bilinç ve algı parçalanmaları bizi gerçek sorumluluk alanlarından
uzaklaştırılıyor. Dostluklarımız gerçek dostluklara benzemiyor,
arkadaşlıklarımız gerçek arkadaşlığa benzemiyor. Ahlaki savrulmalara
neden olan fırtınaları hissetmiyoruz, anlam ve içerik kayıtlarımızı
hissetmiyoruz. Anlamlardan, derinliklerden, niteliklerden uzaklaştıkça
şekilciliklere yaklaşıyoruz. Çıkar gözetmeyen değerler hayatımızdan
çıkıyor. Ekonomist inançlar, piyasanın tiranlığı, piyasa ideolojileri,
toplumları nesneleştiriyor, siyaseti ve kültürü kısıtlıyor, baskılıyor.
İktidarın, paranın, şöhretin, yıkıcı etkisi her yerde açıkça
görülebiliyor. İçsel sorunlar, zaaflar ve yetersizlikler, dışsal
etkenlerden daha çok tahribata neden oluyor.
Gelenekçilik, toplumlarımızda statükoculuk şeklinde somutlaşıyor.
Gelenekçilik, her yerde düzenin bir parçası olarak varlığını
sürdürebiliyor. Her toplumda muhafazakarlıkların kurulu düzenlerle
kolaylıkla uzlaşabildiklerini görüyoruz. Muhafazakar toplumlar,
anılarına tapınarak yaşıyor. Modernliği mutlaklaştıran toplumlar zihni
bulanıklıklardan, ahlaki bulanıklıklardan kurtulamıyor. Modernliğe
tapınanlar, din'i bilimin mantığı ve sınırları içerisinde işlevsiz ve
etkisiz bir koruma indirgemeye çalışıyor.
Toplumlarımız resmi ideolojilere gereği gibi ilgi duymadıkları gibi,
Tevhidi/İslami çerçevelere/hareketlere de gereği gibi ilgi duymuyor.
Toplumlarımız daha çok popüler/geleneksel bir din anlayışına ve bu
anlayışın dini pazarlayarak geçinen önderlerine ilgi duyuyor, bu
anlayışın önderlerine bağlanıyor.
Bu önderler de pazarlama yöntemleriyle gündemde kalmaya çalışıyor.
Karizmatik statüler kazanan cemaat önderleri, kendilerini vazgeçilmez
sayabiliyor. Toplumlarımız ve sözünü ettiğimiz dini çevreler, geleneksel
yorumlar, ilgiler, çabalar üzerinde yoğunlaştıkları için, düşünsel,
entelektüel üretim yapılamıyor. Düşünsel, entelektüel, kültürel
mücadeleyi kazanamayan hareketlerin, başka mücadeleleri kazanamayacağını
bilmek gerekiyor. Sisteme bir şekilde bağımlı olan hareketlerin,
cemaatlerin, hiç bir zaman gerçek mücadele alanında görülmediklerini,
gerçek bir dil kullanmadıklarını, kullanamadıklarını hatırlamak
gerekiyor.
Zihinsel ve kültürel sömürgecilik, bugünün toplumlarında bireyleri insan
olmaktan çıkaran ve şeyleştiren süreçleri hızlandırıyor. Modern uygarlık
kendisini tüketim mallarıyla ve silahlarla tanımlıyor. Seküler zamanlar
ve seküler algılar, büyük bir bayağılılıklar dünyası oluşturuyor; dünya,
tarih ve hayat anlamsızlaştırılıyor. Gündelik hayat sıkıcı
tekdüzeliklerle, kölece algılayışlarla sürüp gidiyor. İslami temeller
karşısında korkunç bir eyyamcılık sergileniyor.
Akli ve kalbi bütünlüğümüzü titizlikle korumalı ve İslami temelleri
büyük bir sorumluluk duygusuyla temsil etmeye devam etmeliyiz.
Ruhlarımızın ve bilincimizin kirlenmesi durumunda hiçbir mücadeleyi
yürütemeyiz.
Zamanı derinliğine çözümleyen bir bilince çok ihtiyacımız var.
Tevhidi duyarlık sınır tanımayan bir duyarlıktır. Tevhid insanlığın,
hayatın, tarihin birliğini temsil eder. İnsani, ahlaki, vicdani
kavramlar, değerler, hiçbir özel ırka, ulusa ait değildir. Hiçbir ırk,
hiç bir gerekçeyle İslam'la özdeşleştirilemez. Seçilmiş halk
mitolojilerine itibar etmemeliyiz.
Şimdiyle ve geçmişle bağlarını koparmayan bir zaman bilincine sahip
olmalıyız.
Aklımızı başımıza toplamalıyız. |