|

Ulus
Devlet Bitiyor mu?
Deniz Ülke Arıboğan/ 11.01.2007/ Akşam
Ulus
devletlerin tehdit altında olduğu iddiasının gündemi böylesine
yönlendirmesi, doktora tezini bu konuda yazmış bir akademisyen olarak
beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. 1993 yılında İstanbul
Üniversitesi'nde tamamladığım Güç ve Global Sistemde Rol Oynayan
Aktörler başlıklı tezim, daha sonra kitap olarak da basılmıştı. Tezime
başladığımda 1980'lerin sonlarıydı ve bütün amacım devlet denilen şeyin
bittiğini ve artık uluslararası sistemde rol oynayan bir aktör olarak
anlamının kalmadığını ispat etmekti. Çok gayret ettim ama amacıma
ulaşamadım(!). Araştırmalarım bana devlet denilen siyasi varlığın hâlâ
var olduğunu ve kendi bünyesi içerisindeki güç çatışmalarına,
kopukluklara rağmen hâlâ tek sesli bir aktör refleksi verebildiğini
gösteriyordu. Sonuç bölümünü yazarken yegane mutluluğum, devlet olmayan
aktörlerin sistemde giderek daha da etkinleştiğini ve sistemin artık
devletlerarası değil, küresel bir sistem haline dönüştüğünü
yazabilmemdi.
Uluslararası ilişkiler alanında çalışanlar bu konunun önemini ve nasıl
bir dönüşüm yaratabileceğini uzunca bir süredir tartışıyorlardı.
Küreselleşme terminolojisi bu kadar popüler hale gelmeden önce buna
çoğulculuk deniyordu. Birbirine benzemeyen, aynı ilişkiler düzlemini
paylaşmayan, aynı tipte hareket etmeyen aktörlerin, aynı muharebe
alanına çıktığı söyleniyordu. Devletler, şirketler, bankalar,
uluslararası örgütler, sivil toplum kuruluşları, mafiosolar, mezhepsel
ve etnik gruplar hepsi artık bağımsız aktörler gibi hareket etmeye
başlamıştı. Küresel sistem A devleti şunu dedi, B devleti şöyle yaptı
biçiminde incelenemiyordu. Teorik tartışmalar, pratik tartışmaların en
az 20 yıl ilerisindeydi. MİT Müsteşarı Emre Taner'in açıklaması, bu
tartışmaların günlük hayatımıza aktarılması açısından önemli bir fayda
sağladı. Bunları zaten biliyorduk diyenlere verilmesi gereken cevap,
"sizin değil, herkesin bilmesi önemli" olmalı.
Bu tür tartışmalardan şöyle açılımlar çıkarabiliriz;
1-Dünya siyasetinin yükünü ABD, Rusya, Almanya ya da İsrail gibi bir tek
devletin üzerine yıkma kolaycılığından fergat etmemiz gerekiyor. Hiçbir
aktör dünyayı yönetme hususunda yeterince muktedir olamıyor. Dünyanın
tek kutupluluğu türünden masallara da bir son verip "kimdir,
kimlerdendir bu ABD?" sorusunun sorulması gerekiyor, mesela. Kendi
firmaları Iraklı direnişçilere silah satan bir ülkenin politikası öyle
olsa ne olur, böyle olsa ne olur. Türkiye, Kuzey Irak'ta faaliyet
gösteren kendi vatandaşlarına ait şirketleri kontrol edebiliyor mu?
Japon şirketi ya da ABD şirketi diye bir şey kaldı mı? Yönetim
kurullarında, hissedarları arasında onlarca değişik ülkenin vatandaşları
olan şirketler kime ait sayılıyor? Farzedelim bütün yöneticiler A
devletinin vatandaşları, bu şirketin o anda iktidarda bulunan A devleti
yöneticileri ile aynı politikaları benimsemesinin garantisi var mı?
Şirketler mutlak surette ulusal çıkarlara uygun politikaları mı
uygularlar? Ulusal çıkarın ne olduğunu kim belirler? Birden fazla ulusal
çıkar tanımı olduğunda, hangisinin gerçek ulusal çıkarı yansıttığına kim
karar verir?
2- Eğer sistem birçok aktörün farklı çıkarlarının çarpıştığı bir alansa,
dış politika da, istihbarat da, güvenlik örgütlenmesi de çok boyutlu
olarak yapılandırılmalıdır. Alanın en önemli teorisyenlerinden Susan
Strange, "Devletler, Şirketler ve Diplomasi" başlıklı ünlü makalesinde
yeni diplomasi kavramını "devletler arası", "şirketler arası" ve
"devletler ile şirketler arası" biçiminde sınıflandırıyor. İddiasına
göre yeni diplomaside güç, kamudan özel sektöre, devletlerden şirketlere
kaymış bulunuyor. Yani Afganistan, Kuzey Irak, Kerkük gibi konularda
yürütülecek pazarlıklar yalnızca devletler düzleminde yapılmıyor. En
askeri konular bile, ekonomik açılımlarla değerlendiriliyor. Savaşa da
barışa da ekonomik sonuçları bakımından anlam yüklenebiliyor.
3-Eğer sistem yanızca ulus devletlerden ibaretse, birileri bana 11 Eylül
saldırısından sonra NATO'nun 5. maddesinin hangi düşman devlete karşı
işletildiğini anlatabilir mi? ABD'ye Afganistan mı saldırmıştı? Nereye
gitti bu El Kaide, hani? |