|

Derin
Devlet ve Derin Sorunlar...
Ali Bayramoğlu/ 30.01.2007/ Yeni Şafak
16 Mart
1978'de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrencilerinin üzerine
bomba atılmış, 8 öğrenci hayatını kaybetmişti. Bu katliamla ilgili şu
sorular hâlâ yanıt bulmadı:
Bomba ihbarı yapıldığı, ihbar yazılı bir halde resmi belge haline
geldiği halde neden yeterli tedbir alınmamıştı?
Bırakın tedbiri, neden o gün, solcu öğrenciler her zaman çıktıkları
kapıdan değil, diğer kapıdan çıkmaya zorlanmışlardı?
Dava dosyasında öğrencileri bombanın atıldığı kapıya yönelttiği iddia
edilen komiser Reşat Altay, hakkındaki idari soruşturmalara rağmen nasıl
taltif edilmiş ve nasıl emniyet müdürlüğüne kadar yükselmişti?
Nasıl oluyor da bu kişi, TAYAD konusundaki soğukkanlı davranışları ve
başarısıyla terfi ettirilen eski emniyet müdürü Ramazan Akyürek'in
arkasından, linç ve tetikçilerin kaynağı haline gelmeye başlayan, devlet
tarikat ilişkisinin merkezinde bulunan bir il'e emniyet müdürü olarak
atandı? Şimdi neden görevden alındı?
Peki nasıl oluyor da, "katil ve terör eylemcisi üreten ağabey sistemi"
özellikle Trabzon'da oluşuyor?
MİT tarafından "devşirildiği" iddiasıyla 2000 yılında MGK'ya sunulan
raporda yer alan, tarikattan siyasi partiye dönmüş kimi yapıların
üzerine neden gidilemiyor?
Dahası bundan neden Trabzon'da yerleşmiş durumda?
Emniyete yapılan "Dink'in öldürüleceğine dair" ihbar nasıl olmuş da
atlanmıştır?
Bu ihbar listesinde Dink'ten başka kimler vardı?
Bu isimler neden açıklanmıyor?
Soruşturma ekibinden sızan bilgiler katilin cinayet mahallinde tek
başına değil, üç kişilik bir grupla bulunduğunu söylüyor...
Gazetelerde yer alan gizli tanığı da teyit eden bu bilgiler, tek
başlarına bir örgüte, profesyonel bir suikaste işaret etmiyorlar mı?
Öyleyse neden açıklanmıyorlar?
Neden cinayetin münferit olduğu imajı yaygınlaştırılmaya çalışılıyor?
Dink'in ailesine cinayet günü gösterilen banka video kayıtlarında, banka
içinde Hrant'ı izlediği görülen genç kimdir? Olaydan sonra elinde
telefon ters istikamete doğru giden bu genç bulunup, sorgulanmış mıdır?
Tüm bunlar ne anlama gelmektedir?
Dillerden düşmeyen derin devleti bunlar mı resmederler?
Veli Küçük.
Emekli general. JİTEM'in kurucusu olduğu söylenir...
Kocaeli Jandarma Komutanı'yken, sorumlu olduğu bölgedeki şeytan
üçgeninde Cantürk ve diğer Kürtler faili meçhul cinayete gitti...
Abdullah Çatlı'nın cenazesine Susurluk kazasından hemen sonra el
koydu...
Çatlı ve Yeşil'le onlarca telefon konuştuğu tespit edildi...
Hrant en çok onun varlığından, kendi davasına müdahil olmaya
çalışmasından etkilenmişti. Veli Küçük, Hrant'ın davasını izlemeye
gelmişti. Ardından taraf olmak için dilekçe vermişti.
Dink'in avukatı Veli Küçük'ten gelen tehditlerden söz ediyor...
Küçük'ün emekli olduktan sonra kurduğu Stratejik Güvenlik Koruma ve
Eğitim adlı şirketin bir şubesi Trabzon'da bulunuyor...
Bu bir tesadüf mü?
Hrant'ın kardeşi Orhan'ın şu sözleri manidar değil mi:
"Ağabeyim, 'Küçük mahkemeye geldi ve huzurumuz kalmadı' dedi. Bu ülkenin
demokrasi tarihini bilen insanlarız. Küçük'ün ne demek olduğunu da
biliriz, Kerinçsiz grubunun da... Ağabeyim, 'Adres gösteriliyorum'
diyordu. En ciddiye aldığı grup da Küçük'ün grubuydu. Küçük'ten doğrudan
e-mail ya da telefon yoluyla tehdit gelmiş değil. Kendini devlet sanan
kişilerin bu tür hatalar yapacağını düşünmek mümkün değil. Şu net ki;
iki grup üzerine yoğunlaşıyordu: Küçük ve Kerinçsiz. Kimin kimi organize
ettiğini bilmemiz mümkün değil. Ama Küçük, ortaya çıktığında işin
ciddiyetini anladık. Küçük'ten sonra kurşun gelebilirdi ve geldi..."
Derin devlet ve derin sorular... |