|

Tehlike İşaretleri
Murat Yetkin/ 30.01.2007/ Radikal
Irak ve İran
odaklı tırmanan gerilim Türkiye'de yeni siyasi cinayetlere elverişli
zemin oluşturuyor
Artık haberlerde birinci sırada bile yer almıyor ama, Irak'ta son iki
günde ölenlerin sayısı 300'ü geçti. Can kayıplarının çoğu, tam da kutsal
Muharrem ayının, kutsal Aşure günü, Şiilerin en kutsal mekânı Necef ve
civarındaki ABD askeri operasyonları sonucu gerçekleşti. ABD Başkanı
George Bush, Kongre'yi Irak'a yeni birlikler göndermek için ikna etmeye
çalışıyor. Aynı zamanda, hem Sünni, hem Şii Arap direnişçilerin terör
eylemleriyle, özellikle Bağdat'ta başa çıkabilmek için kuzeydeki
Kürtlerden askeri destek alıyor. ABD işgal kuvvetlerinin ülkedeki tek
yerli işbirlikçisi olan kuzeydeki Kürtlerin başındaki Mesud Barzani, iki
tugay peşmergeyi Bağdat'taki direnişçileri bastırmaya tahsis ederken,
Araplarla Kürtler arasında uzun sürecek bir husumeti başlattığının
farkında değil. Onun dikkati şu anda Kerkük'te (Irak'taki Sünni ve
Şiilerin, bütün bölge ülkelerinin ve hatta ABD Senatosu'nun güçlü ismi
John McCain) "ertelemeli" uyarılarına karşın 2007 sonunda referanduma
gitmek ve kendi deyişiyle 'Kerkük'ü Kürtlerin Kudüs'ü' yapmak.
ABD yönetiminin, Türkiye'ye verdiği sözlere karşın hem PKK ile mücadele,
hem de Kerkük konusunda Barzani'nin isteklerine boyun eğmesi, Barzani'yi
yeni taleplere cesaretlendiriyor.
Bunlar arasında Bağdat hükümetini Türk şirketlerinin Kürdistan Bölgesel
Yönetimi sınırlarında petrol işleriyle uğraşmak için yönetimden ayrıca
izin alması gerektiği açıklamasına ikna etmek de vardı. Bunun üzerine
Türkiye Habur kapısından petrol ürünleri geçişini durdurdu.
Irak'taki Kürt varlığı üzerine yaşanan gerilim Türk iç poltikasını iki
yönden etkiliyor. 1- Kürt sorununa demokratik yollardan çözüm
arayışlarını olumsuz etkiliyor, 2- Seçim yılında iktidar ve muhalefet
partilerindeki tepkisel-milliyetçi söylemin artmasına neden oluyor.
Türk iç politikasını etkileyen yalnızca Irak değil; ufukta yükselen İran
sorunu da var.
ABD'nin çıkması için bastırdığı Birleşmiş Milletler yaptırımlarının,
İran'ı nükleer programından vazgeçireceğine Ankara pek ihtimal vermiyor.
Ankara'da ayrıca İran'ın eninde sonunda nükleer silaha sahip olacağı
kabullenişi de var.
Dün Ankara'da iki Amerikan düşünce kuruluşu, German Marshall Funda ve
CSIS'in ortaklaşa düzenlediği 'İran'ın Nükleerizasyonu ve Bölgesel
Güvenlik Dinamikleri' başlıklı toplantıda konuşan Türk düşünce kuruluşu
TEPAV'ın terörizm uzmanı Nihat Ali Özcan, Türkiye'nin İran'a karşı
açıktan cephe alması durumunda ekonomik, siyasi ve güvenlik açılarından
kötü etkileneceğini, sonunda ABD bölgeden çekildiğinde bin yıllık
komşusu, ama bu kez nükleer silah sahibi bir İran'la baş başa kalacağını
söyledi. Bir diğer düşünce kuruluşu ASAM'ın başkanı emekli Büyükelçi
Faruk Loğoğlu ise, İran'ın nükleer silaha sahip olduğu gün Türk
hükümetinin İran'la ilişkileri normalleştirme arayışına girmesi ve aynı
zamanda stratejik tehdide karşı NATO koruması talep etmesi gerektiğini
söyledi. Loğoğlu, CSIS uzmanı Alex Lennon ABD'deki Sünni Arap
ülkeleriyle İsrail'i aynı safta toplama niyetlerinden söz edince, "Sakın
bunu yapmayın. Ortadoğu'da mezhep ayrılığı siyaseti daha fazla kan
döker" dedi.
Mezhep kutuplaşması, 1970'lerin ikinci yarısında Türkiye'de önce futbol
sahalarında kendisini göstermişti. Malatyaspor-Kayserispor maçındaki
kanlı olaylar, daha sonra Sivas, Çorum ve nihayet sıkıyönetim ve 12
Eylül 1980 askeri darbesine giden süreçte kanlı Kahramanmaraş olaylarına
yol açmıştı.
Bugün mezhep kutuplaşmasıyla birlikte etnik kutuplaşmanın da
başgösterdiğini tartışmamız gerekiyor. 19 Ocak günü öldürülen Hrant
Dink'in Malatya doğumlu olması nedeniyle önceki gün oynanan
Malatyaspor-Elazığspor maçında, Elazığ taraftarlarının 'Ermeni Malatya'
diye bağırması, onların 'PKK dışarı' diye karşılık vermesi, Trabzonspor
maçında bir grup seyircin, şehri sahiplenmek adına Dink'in katilinin
beresinden edinip giymeleri vahim gelişmeler. Türkiye'nin AB tarafından
dışlanması, PKK konusunda yeterince yardım görememesi gibi nedenlerle
zaten tepkisel-milliyetçi eğilimler güç kazanırken, bu tür olyları
tehlike işareti olarak algılamak gerekiyor.
1960'lardan itibaren Türkiye'deki siyasi cinayetlerle Ortadoğu (moda
deyimle Genişletilmiş Ortadoğu) bölgesindeki siyasi sıkışmalar birbirini
takip eden gelişmeler olmuştur. Bu kez tehlikeli işaretleri doğru
okuyup, benzeri gelişmeleri önlemek hükümetin ve Meclis'in öncelikli işi
olmalı. |