|

Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed
Prof. Dr. İbrahim Sarmış
Bu metin İbrahim Sarmış
Hoca'nın konuşmasının bir özeti değildir. Dinlediğim konuşmadan kendimce
anladığımın kısaca aktarımıdır. Aslında her konuşmacı konuşmasının
özetini kendisi vermekteydi. Ancak İbrahim Hoca'nın konuşmasının özeti
olmadığından konuşmayı konuşmadan ne anladıysam onu özetleyerek ben(*)
aktarmaya çalıştım.
İbrahim Hoca, Müslümanların bunca bölünmüşlüğünün, parçalanmışlığının,
yoksunluğunun, yoksulluğunun, perişanlığının, zilletin, cahiliyenin,
şirkin ve küfrün içinde olmasının yalnızca sebebini değil, bu durumdan
kurtulmanın çaresinin ne olduğunu da önemli tespitlerle ortaya koyduğu
konuşmasında şu hususlara değindi:
İbrahim Hoca'nın çok önemsediğim en önemli tespiti şuydu: Çocuklarımıza
dinlerini Kur'an'la öğretmeliyiz. Ne yazık ki biz dinimizi kitabımızdan
öğrenmedik. Kur'an'ın dışındaki kitaplarla öğrenilen bir din o kitaplar
sayısınca parçalandı, kitaplar sayısınca ortaya din çıktı ve insanların
görüş ve düşünceleri vahyin yerini aldı. Yani Allah'ın Kitabı yerine
insanların kitabı din edinildi. Bu fitneden, şirkten bidat ve
hurafelerden kurtulmanın çaresi dinimizi yeniden doğrudan kendi
kaynağından öğrenmektir. Bunun için herkes çocuğuna dinini Kur'an'la
öğretmelidir.
İslam, ilk döneminde arı duru, berrak, tertemiz bir havuz gibiydi.
Özellikle ilk yıllardaki fetihlerle, İslam'ın hızla büyümesi ve
Müslümanların hızla çoğalmasıyla İslam'a yeni yeni katılanların hızla
artmasıyla İslam havuzuna akan su da giderek bulanıklaşmaya başladı.
İslam'a yeni katılan toplumlar, sahip oldukları yanlış inanç ve
görüşlerle o havuzu giderek kirletmeye başladılar. Peygamberin yolu,
peygamber adına uydurulan yollarla terk edildi. Peygamber adına
uydurulan yalanlarla hızla İslam'dan uzaklaşma ve sapmalar başladı. İlk
Halife Ebu Bekir'in iki ve Hz. Ömer'in on ve Hz. Osman'ın on iki yıllık
iktidarının ilk altı yılı -ki o da Hz. Ömer'in kurduğu düzen sayesinde-
İslam korundu. Hz. Osman'ın son altı yılı, Hz Ali ve ondan sonraki
dönemlerde İslam Aleminde düşünce ayrılıkları, kargaşa ve bölünmeler
başladı. İslam'dan ilk büyük kopuş Muaviye ile birlikte gerçekleşti.
Muaviye Hilafeti saltanata dönüştürdü. Hilafetin bu son döneminde yüz
bin sahabi birbirini öldürdü. İslam anlayışı yeniden şekillenmeye
başladı. Ortaya birçok fırka çıktı. Harici, Mutezile ve Ehli Sünnet
fıkraları bunların başında gelmektedir.
Bu bölünmelerle birlikte İslam'dan üç önemli sapma oldu:
1 - Birinci sapma siyasi sapmadır: Muaviye ile birlikte Şura'ya dayanan
yönetim biçimi, saltanata dönüştü. Ve o günden sonra da Müslümanlar tam
on dört asır süren "tek adam"la yönetilme dönemini yaşadılar. Babadan
oğula geçen saltanat dönemi yaşandı. Seçme, seçtiğini denetleme ve
gerekirse değiştirmeye dayalı Şura sistemi sona erdi. Kur'an, "mutlak
hakimiyeti" Allah'tan başka hiçbir güce, kişiye ve otoriteye vermezken
saltanat yoluyla başa geçenler kutsandı ve onlara muhalefet etmek fitne
olarak nitelendirildi ve yönetime ne yaparsa yapsın fitne çıkmasın diye
itaat edildi. Allah'ın kulları sultanların kulları oldular. Böylece
yönetim "mutlak hakimiyet" sahibi oldu.
2 - İkinci sapma Tasavvuf sapmasıdır: Başta yönetimin haksızlıklarına
rıza göstermeyip küserek kendi kabuklarına çekilen kimseler zamanla yeni
bir inanç ve yaşam tarzı geliştirdiler. Müslümanlar hızla genişleyip
yeni din ve kültürlerle buluşup tanışınca, bu kültürlere mensup
insanların "münzevi hayat" yaşayanlarından esinlenen küskün Müslümanlar
tıpkı onlar gibi bir inanç ve yaşam biçimi oluşturmaya başladılar.
Bunlar, o din ve kültürlere ait değerleri İslam'a ait değerlerle bir
araya getirerek ortaya yeni bir din çıkardırlar. İşte tasavvuf bu dinin
adıdır. İslam dininin büyük bir bölümünü bırakıp az bir kısmını alarak
tekke ve zaviyelerde kümelen bu kimseler, Kur'an'dan da bir takım şeyler
alarak Kur'an'ın dışında yeni bir din oluşturdular.
3 - Üçüncü sapma din anlayışındaki sapmadır. Kur'an ve Sünnet'e dayalı
din, ulema ve onların kitaplarına dayalı din haline dönüştü. Halk,
Kur'an'ın yerine âlimlerin kitaplarına göre bir inanç oluşturmaya
başladı. Müşriklerin inancı olan şefaat anlayışı İslam'a sokuldu.
Kur'an'ın cahiliye toplumundan kurtardığı Müslümanlar yeniden cahiliye
toplumuna, yönetimleri de yeniden cahiliye yönetimine dönüştü. Yeniden
İslami toplum olmanın yolu İslam'ı diğer kitaplardan değil, Kur'an'dan
öğrenmektir.
Kur'an'ı anlamak ve ona tabi olmak, Peygamberi doğru anlamaya bağlıdır.
Kur'an'dan sapma Peygamber telakkisindeki sapma ile başladı. Müslümanlar
Kur'an'ın peygamberini Onun adına uydurulan yalanlarla bidat ve
hurafelerin kaynağı haline getirdiler. Bu sapma onların haktan koparak
yeniden cahiliye hayatına dönmelerine neden oldu. Bu sapma hareketleri,
Allah'ın korumasında olan Kur'an'ı dahi kendi bozuk anlayışlarına
uydurmaya çalıştılar. Kur'an, kendisinde hiçbir çelişki olmadığını
söylerken, bunlar bir takım ayetlerin nesh edildiğini iddia edecek kadar
Kur'an'ın dışına çıktılar. Peygamberi konu edinen ayetler tamamen
tersyüz edilerek kendi yalanlarına dayanak edildi. Allah, Kitabında
elçisinin de tıpkı bizim gibi bir insan olduğunu defalarca bildirmesine
rağmen, bu sapkın hareketler onu yüceltilmek ve kutsanmak adına onun
önderliğini ve örnekliğini yok ettiler.
İbrahim Hoca, konuşmasına "Kur'an'ı anlama seferberliği başlatma" istek
ve temennisinde bulunarak son verdi. Biz de bu vesile ile bu çağrıyı bir
kez daha yineliyoruz. Evet kendimizden ve yakınlarımızdan başlayarak
ulaşabildiğimiz herkesle Kur'an'ı anlama seferberliği başlatmalıyız. Bu,
bizim kurtuluşumuza vesile olacaktır.
(*) Erhan Aktaş |