Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 338 | Şubat  2007

                   

 

 


 

Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed

Prof. Dr. İbrahim Sarmış

Bu metin İbrahim Sarmış Hoca'nın konuşmasının bir özeti değildir. Dinlediğim konuşmadan kendimce anladığımın kısaca aktarımıdır. Aslında her konuşmacı konuşmasının özetini kendisi vermekteydi. Ancak İbrahim Hoca'nın konuşmasının özeti olmadığından konuşmayı konuşmadan ne anladıysam onu özetleyerek ben(*) aktarmaya çalıştım.
İbrahim Hoca, Müslümanların bunca bölünmüşlüğünün, parçalanmışlığının, yoksunluğunun, yoksulluğunun, perişanlığının, zilletin, cahiliyenin, şirkin ve küfrün içinde olmasının yalnızca sebebini değil, bu durumdan kurtulmanın çaresinin ne olduğunu da önemli tespitlerle ortaya koyduğu konuşmasında şu hususlara değindi:
İbrahim Hoca'nın çok önemsediğim en önemli tespiti şuydu: Çocuklarımıza dinlerini Kur'an'la öğretmeliyiz. Ne yazık ki biz dinimizi kitabımızdan öğrenmedik. Kur'an'ın dışındaki kitaplarla öğrenilen bir din o kitaplar sayısınca parçalandı, kitaplar sayısınca ortaya din çıktı ve insanların görüş ve düşünceleri vahyin yerini aldı. Yani Allah'ın Kitabı yerine insanların kitabı din edinildi. Bu fitneden, şirkten bidat ve hurafelerden kurtulmanın çaresi dinimizi yeniden doğrudan kendi kaynağından öğrenmektir. Bunun için herkes çocuğuna dinini Kur'an'la öğretmelidir.
İslam, ilk döneminde arı duru, berrak, tertemiz bir havuz gibiydi. Özellikle ilk yıllardaki fetihlerle, İslam'ın hızla büyümesi ve Müslümanların hızla çoğalmasıyla İslam'a yeni yeni katılanların hızla artmasıyla İslam havuzuna akan su da giderek bulanıklaşmaya başladı. İslam'a yeni katılan toplumlar, sahip oldukları yanlış inanç ve görüşlerle o havuzu giderek kirletmeye başladılar. Peygamberin yolu, peygamber adına uydurulan yollarla terk edildi. Peygamber adına uydurulan yalanlarla hızla İslam'dan uzaklaşma ve sapmalar başladı. İlk Halife Ebu Bekir'in iki ve Hz. Ömer'in on ve Hz. Osman'ın on iki yıllık iktidarının ilk altı yılı -ki o da Hz. Ömer'in kurduğu düzen sayesinde- İslam korundu. Hz. Osman'ın son altı yılı, Hz Ali ve ondan sonraki dönemlerde İslam Aleminde düşünce ayrılıkları, kargaşa ve bölünmeler başladı. İslam'dan ilk büyük kopuş Muaviye ile birlikte gerçekleşti. Muaviye Hilafeti saltanata dönüştürdü. Hilafetin bu son döneminde yüz bin sahabi birbirini öldürdü. İslam anlayışı yeniden şekillenmeye başladı. Ortaya birçok fırka çıktı. Harici, Mutezile ve Ehli Sünnet fıkraları bunların başında gelmektedir.
Bu bölünmelerle birlikte İslam'dan üç önemli sapma oldu:
1 - Birinci sapma siyasi sapmadır: Muaviye ile birlikte Şura'ya dayanan yönetim biçimi, saltanata dönüştü. Ve o günden sonra da Müslümanlar tam on dört asır süren "tek adam"la yönetilme dönemini yaşadılar. Babadan oğula geçen saltanat dönemi yaşandı. Seçme, seçtiğini denetleme ve gerekirse değiştirmeye dayalı Şura sistemi sona erdi. Kur'an, "mutlak hakimiyeti" Allah'tan başka hiçbir güce, kişiye ve otoriteye vermezken saltanat yoluyla başa geçenler kutsandı ve onlara muhalefet etmek fitne olarak nitelendirildi ve yönetime ne yaparsa yapsın fitne çıkmasın diye itaat edildi. Allah'ın kulları sultanların kulları oldular. Böylece yönetim "mutlak hakimiyet" sahibi oldu.
2 - İkinci sapma Tasavvuf sapmasıdır: Başta yönetimin haksızlıklarına rıza göstermeyip küserek kendi kabuklarına çekilen kimseler zamanla yeni bir inanç ve yaşam tarzı geliştirdiler. Müslümanlar hızla genişleyip yeni din ve kültürlerle buluşup tanışınca, bu kültürlere mensup insanların "münzevi hayat" yaşayanlarından esinlenen küskün Müslümanlar tıpkı onlar gibi bir inanç ve yaşam biçimi oluşturmaya başladılar. Bunlar, o din ve kültürlere ait değerleri İslam'a ait değerlerle bir araya getirerek ortaya yeni bir din çıkardırlar. İşte tasavvuf bu dinin adıdır. İslam dininin büyük bir bölümünü bırakıp az bir kısmını alarak tekke ve zaviyelerde kümelen bu kimseler, Kur'an'dan da bir takım şeyler alarak Kur'an'ın dışında yeni bir din oluşturdular.
3 - Üçüncü sapma din anlayışındaki sapmadır. Kur'an ve Sünnet'e dayalı din, ulema ve onların kitaplarına dayalı din haline dönüştü. Halk, Kur'an'ın yerine âlimlerin kitaplarına göre bir inanç oluşturmaya başladı. Müşriklerin inancı olan şefaat anlayışı İslam'a sokuldu. Kur'an'ın cahiliye toplumundan kurtardığı Müslümanlar yeniden cahiliye toplumuna, yönetimleri de yeniden cahiliye yönetimine dönüştü. Yeniden İslami toplum olmanın yolu İslam'ı diğer kitaplardan değil, Kur'an'dan öğrenmektir.
Kur'an'ı anlamak ve ona tabi olmak, Peygamberi doğru anlamaya bağlıdır. Kur'an'dan sapma Peygamber telakkisindeki sapma ile başladı. Müslümanlar Kur'an'ın peygamberini Onun adına uydurulan yalanlarla bidat ve hurafelerin kaynağı haline getirdiler. Bu sapma onların haktan koparak yeniden cahiliye hayatına dönmelerine neden oldu. Bu sapma hareketleri, Allah'ın korumasında olan Kur'an'ı dahi kendi bozuk anlayışlarına uydurmaya çalıştılar. Kur'an, kendisinde hiçbir çelişki olmadığını söylerken, bunlar bir takım ayetlerin nesh edildiğini iddia edecek kadar Kur'an'ın dışına çıktılar. Peygamberi konu edinen ayetler tamamen tersyüz edilerek kendi yalanlarına dayanak edildi. Allah, Kitabında elçisinin de tıpkı bizim gibi bir insan olduğunu defalarca bildirmesine rağmen, bu sapkın hareketler onu yüceltilmek ve kutsanmak adına onun önderliğini ve örnekliğini yok ettiler.
İbrahim Hoca, konuşmasına "Kur'an'ı anlama seferberliği başlatma" istek ve temennisinde bulunarak son verdi. Biz de bu vesile ile bu çağrıyı bir kez daha yineliyoruz. Evet kendimizden ve yakınlarımızdan başlayarak ulaşabildiğimiz herkesle Kur'an'ı anlama seferberliği başlatmalıyız. Bu, bizim kurtuluşumuza vesile olacaktır.
(*) Erhan Aktaş

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...