|

FURKAN ASLAN/Kayseri
SORU: Dinimiz.islam.com sitesinden alınan aşağıdaki yazıyı değerlendirir
misiniz? Yazı şöyle başlıyor:
Sual: Allahü teâlâ, Peygamber efendimiz için, (Eğer sen olmasaydın
âlemleri yaratmazdım) buyuruyor. Bu kudsi hadis hakkında bilgi verir
misiniz?
Cevap:
Âdem aleyhisselam, Arş'ta gördüğü nurun mahiyetini sual etti. Hak teâlâ
buyurdu ki: (Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden
bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de
yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]
Allahü teâlâ yine buyuruyor ki:
(Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul
ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hakim]
(Ey Resulüm, İbrahim'i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim.
Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki
yüksek derecenin bilinmesi için dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen
olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed
aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne
cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması
için] "Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?" buyurdu. Âdem
aleyhisselam da, Arşta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı
olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok
sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ
buyurdu ki: "Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir.
Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed
aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım") [Taberani]
(Allahü teâlâ, İbrahim'i halil edindiği gibi beni de halil edindi.)
[Mevahib-i ledünniyye]
Şu halde Peygamber efendimiz hem habibdir, hem halildir.
(Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) kudsi hadisi, Marifetname'nin ön
sözünde, Yusuf-i Nebhani hazretlerinin Envar-ı Muhammediyye kitabının
13. sayfasında ve imam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat'ının 122.
mektubunda vardır.
Mektubat'ın farisi haşiyesinde, bu hadisin Deylemi'nin Firdevsi'nde
bulunduğu bildirilmektedir. Deylemi de, Buhari ve diğer muhaddisler
gibi, meşhur ve muteber bir hadis âlimidir.
Mektubat-ı Rabbaninin 3.cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım),
(O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsi
hadisleri de bildirilmektedir.
Mirac'da Allahü teâlâ, Peygamber efendimize, (Senden başka her şeyi
senin için yarattım) buyurunca, Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem
de, (Ben de senden başka her şeyi senin için terk ettim) dedi. (Mirat-i
kâinat) denilmektedir."
CEVAP: Bu sözlerle ilgili açıklama yapmadan önce, bir Müslüman'ın
inancını ilgilendiren konularda nasıl bir yol izlemesi gerekir?
Öncelikle bu konuda bilgi sahibi olmamızın bizi bu tür yanlışlardan
koruyacağına inanıyoruz.
İnanç konuları dinin sahibi tarafından belirlenir, açık, anlaşılır ve
kesin deliller ile ortaya konularak herkesin inanması istenir. İnanç
konusunda zanna ve zanni delile yer yoktur. Bu nedenle itikadın tamamı
sübut-i kat'i ve delalet-i kat'i olan Kur'an ayetlerinden başka bir
delile dayandırılmaz. Bunun anlamı şu demektir: Bizi inanç olarak
ilgilendiren bir konu mutlaka Kur'an'dan olacak ve ayetin delaleti de
açık ve anlaşılır olacaktır. Bu özelliklere sahip olmayan bir delil ile
ifade edilen bir şeye inanmak zanna tabi olmaktır. Müslümanlar zandan
şiddetle sakındırılmış ve "zan gerçekten hiçbir şey ifade etmez "(53/28)
buyurulmuştur.
Sorunuza sebep olan nakillerin hepsi Kur'an-dışı rivayetlerden
oluşmaktadır. Bu rivayetler kimden gelirse gelsin zannidir. Hadis adı
altında nakledilen bu rivayetler, peygamber sözü olmaya mani illetler
taşımaktadır. Adına Kutsilik eklemekle bir söz kutsi olmaz. Allah'ın
elçisine vahyettiği Kur'an'a uygun olmayan bir anlayışı Kur'an-dışı bir
yolla söylemesini düşünmek mümkün değildir. Bu anlayışların hiç birisini
onaylayan bir ayet bulmanız da mümkün değildir.
Öncelikle, "sen olmasaydın, alemi yaratmazdım" sözünün hadis bile
olmadığını söyleyen Molla Aliyyü'l-Kari, "Mevzuat'ül-Ulum" isimli
eserinde "levlake lemma halaktül eflak" (sen olmasaydın eflaki/alemi
yaratmazdım) metniyle zikretmekte ve "böyle bir hadis metnine
rastlanmamıştır" kaydını ilave etmektedir. Yani sözün aslı mevzudur.
İslam dünyasında Müslümanların dillerine dolayıp durdukları, birilerini
övmek için nice meşhur olmuş sözlerin durumu yakından ele alındığında
gerçekleri görmek mümkün olacaktır.
Ne gariptir ki, Allah'ın elçisine bizzat vahyetmiş olduğu kitapta ne Hz.
Muhammed (as) için, ne de diğer peygamberlerden biri için buna benzer
bir ifade bulmak mümkün değildir. Bizzat peygamberimizin yaptığı
hatalarını zikredilerek düzeltilmesine (Tahrim/1-5, Abese/1-10) yer
verilirken, Kur'an'da bu tip övgülere yer verilmemesini düşünmeli değil
miyiz? Bu tip övgülerin Kur'an'da olmamasının nedeni, bu anlayışların
gerçeklerle alakasının olmadığındandır. Allah kitabını tavsif ederken:
"Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah'tan başkası tarafından gelmiş
olsaydı, onda birçok çelişkiler bulurlardı." (4/82)
"Ey insanlar! Rabbinizden size kesin bir delil geldi; ve size
aydınlatıcı bir nur indirdik." (4/174) demektedir.
İşte gelen bu kesin delilde Allah peygamberi için şöyle buyuruyor:
"Ey Resulüm! Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." (21/107)
Bu ayet "Sen olmasaydın alemi yaratmazdım" anlayışı ile bağdaşmaz,
aksine çelişki arz eder. Allah bütün elçilerini insanlık alemine olan
merhametinden göndermiştir. Bu nedenle bütün elçiler onun rahmetinin
eseri ve gönderildiği aleme rahmettir. Bu konuda hepsi eşittir ve
aralarında bir fark yoktur. (2/136) "Onlara deyin ki; 'Biz Allah'a, bize
indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına
indirilene; Musa'ya ve İsa'ya verilene ve diğer peygamberlere Rabbleri
tarafından verilene inanırız. Onlar arasında ayırım yapmayız. Biz
Allah'a teslim olanlarız.' " (2/136) Bu konuda peygamberler ve müminler
de farklı değildir. İman edenlerin hepsi aynı inancı paylaşırlar:
"Peygamber, Rabbi'nden kendisine ne indirildiyse ona iman etti.
Müminlerin de, hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve
peygamberlerine iman ettiler. "Biz Allah'ın peygamberleri arasında
ayırım yapmayız, duyduk ve itaat ettik. Ey Rabbimiz, bağışlamanı
dileriz, dönüş ancak sanadır." dediler." (2/285)
Bunlarla beraber Muhammed (as)'ın da bu elçilerden bir elçi olduğunun,
muhtelif ayetlerle anlatıldığını görüyoruz:
"Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip
geçti. Şimdi o, ölür veya öldürülürse, siz gerisin geriye mi
döneceksiniz? Her kim geri dönecek olursa, kesinlikle Allah'a bir zarar
veremeyecektir. Fakat Allah, şükredenleri yakında mükafatlandıracak."
(3/144)
"De ki: 'Ben kendi kendime Allah'ın dilediğinden başka herhangi bir
yarar ya da zarar sağlamaya malik değilim. Eğer ben bütün gaybı
bilseydim, daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma
uğramazdı. Ben ancak iman edecek bir kavmi uyarmak ve müjdelemek için
görevli bir peygamberim.' " (7/188)
Yine O'nun insanlardan bir insan olduğu ise şöyle beyan ediliyor:
"De ki: "Ben, sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana tanrınızın bir
tek tanrı olduğu vahyolunuyor. Onun için hep O'na yönelin ve O'nun
bağışlamasını isteyin; vay haline o ortak koşanların." (41/6)
"De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben
gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana
vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez
misiniz?" (6/50)
"De ki: 'Ben peygamberlerin ilki değilim, bana ve size ne yapılacağını
da bilmiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyuyorum. Ben, sadece açık bir
uyarıcıyım.' " (46/9)
Peygamberi hala yaşatarak toplantılarına çağıranlara, ortaya koydukları
anlayışlarının tasdikçisi olarak gösterenlere de şu ayetler cevap
veriyor:
"Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün
de onlar baki kalır mı? Senin ölmenle rahata kavuşacaklarını mı
sanıyorlar?" (21/34)
"Eğer (Peygamber) Bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu
kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık (onu
yaşatmazdık). Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız." (69/44,45,46,47)
"Biz, senden önce de peygamberleri başka türlü göndermedik, kuşkusuz
onlar da yemek yiyorlar ve çarşılarda yürüyorlardı. Bir de kiminizi
kiminize bir imtihan aracı yaptık ki, bakalım sabredecek misiniz?
Rabbin, her şeyi hakkıyla görendir." (25/20)
Bu ayetlerin sunumundan sonra mevzu bahis olan anlayışları irdelemek
istiyoruz.
"Âdem (as) Arşta gördüğü nurun mahiyetini sual etti. Hak Teâlâ buyurdu
ki:
(Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir
peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de
yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]"
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Âdem aleyhisselam Cennet'ten
çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye
dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını
da diğer insanların duyması için] "Ya Âdem, onu henüz yaratmadım.
Nereden bildin?" buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta "La ilahe illallah
Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli
isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık
görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: "Ya Âdem doğru söyledin. O bana
insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni
affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım")
[Taberani]
Kur'an'ın gaybi konuları anlatırken "bu sana vahyettiğimiz gayb
haberlerindendir. Sana vahyetmeseydik sen bunu nereden bilecektin"
şeklinde bir usulü hatırlatmaktadır.
"Bu, sana vahy ile bildirdiğimiz gayb haberlerindendir, Ey Muhammed,
yoksa, Meryem'i hangisi himayesine alacak diye kalemleriyle kur'a
atarlarken de çekişirlerken de sen yanlarında değildin." (3/44)
"İşte bu (Yusuf kıssası) gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz.
Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında
değildin (ki bunları bilesin)." (12/102)
"Ey Muhammed, bu anlatılanlar(Nuh as ın kıssası) sana vahiy yolu ile
bildirdiğimiz gayba ilişkin haberlerdir. Bundan önce ne sen ve ne de
soydaşların bu olayları bilmiyordunuz. Müşriklerin olumsuz tepkilerine
karşı sabret; sonuç, kötülüklerden sakınanlarındır." (11/49)
Bunlarla ilgili bilgisi olmayan peygamberin insanlığın başlangıcında
olan olayı vahiy olmadan nereden bilecek, düşünmeli değil miyiz?
Söylenenin aksine Adem (as) tövbesiyle ilgili şöyle bilgi verilmektedir:
"Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve
derhal tevbe etti. Çünkü Allah tövbeleri kabul eden ve merhameti bol
olandır." (2/37)
"Allahü teâlâ yine buyuruyor ki: (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi
ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.)
[Hakim]"
Bu konuda Kur'an'ın beyanı şöyledir:
"Mescitler şüphesiz Allah'ındır. Öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken
başkasını katmayın." (72/18)
"Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz." (1/5)
Bunlarla birlikte Rabbine dua eden peygamberlerin Kur'an'da dua
örnekleri vardır. Bunların hiç birinde "Ya Rabbi, bana şunun için, şunun
adına bana şunu ver" şeklinde bir dua örneği yoktur. Bu bir tesadüf
olmasa gerek!
Yusuf(as)'dan:
"(Yusuf) 'Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana
rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var
eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı Müslüman olarak al ve beni
Salih kulların arasına kat!' " (12/101)
Zekeriyya (as)'dan:
"(Zekeriyya) Söyle demişti: 'Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı,
saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir
şeyden mahrum kalmadım.' " (19/4)
" 'Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek varislerden endişedeyim. Karım
da kısır bulunuyor. Onun için katından bana bir çocuk ihsan et.' "
(19/5)
İbrahim (as)'dan:
"Ve ne vakit ki İbrahim, Beyt'in temellerini yükseltmeye başladı, İsmail
ile birlikte şöyle dua ettiler: Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur, hiç
şüphesiz işiten sensin, bilen sensin." (2/127)
"Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat
eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul
et; zira, tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin."
(2/128)
"Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder
ki, onlara senin âyetlerini tilavet eylesin, kendilerine kitabı ve
hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk
eylesin. Hiç şüphesiz Azîz sensin, hikmet sahibi Sensin." (2/129)
Adem (as)'ın duası ise şöyle:
"Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp
yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye
başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan
size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti." (7/22)
"(Âdem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer
bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz."
(7/23)
Görüldüğü gibi bunların hiç biri Allah'a yalvarırken bir başkasının
ismini zikretmemektedir. Kur'an'da bahsedildiği gibi bir dua örneği de
yoktur. Bu ifadeler en hafif ifadeyle Allah ve resulüne yalan isnad
etmektir.
"Mektubat-ı Rabbaninin 3.cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım),
(O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsi
hadisleri de bildirilmektedir. Mirac'da Allahü teâlâ, Peygamber
efendimize, (Senden başka her şeyi senin için yarattım) buyurunca,
Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem de, (Ben de senden başka her şeyi
senin için terk ettim) dedi. (Mirat-i kâinat) denilmektedir."
Bu ifadeler yaratanı yarattığına mahkum etmektedir. Akıl ve insaf sahibi
bir insanın bunu söylemesi ve kabul etmesi mümkün değildir. Allah bu
kadar aciz midir ki, yarattığı bir kuluna mahkum olsun da kainatı
yaratmak zorunda kalsın? Allah dilerse kainatı yok edip dilediği gibi
yeniden yaratmaya, milyonlarca 'Muhammed' yaratmaya kadirdir. O
insanların özelliği olan acizlikten ve bütün noksanlıklardan beridir.
Allah bütün varlıkları yaratmış ve onlara çeşitli görev ve sorumluluklar
vermiştir. Bu sorumluluklarının bilincinde olanları da itaat ve
ibadetlerinin derecesine göre sıralayarak: "…Allah indinde sizin en
şerefliniz takvaca en üstün olanınızdır" buyurmuştur.(49/13) Bu
derecelendirme tüm insanlığı kapsamaktadır. Her insan bu ölçüye göre
kendi yerini bilecektir. Ne kadar itaat, o kadar kıymet ifade ettiğinin
bilincinde olacaktır. Bu kıstasla Allah bütün mahlukatın değer ve
derecesini belirlemiş; mahlukat içinde insanı, insanlar içinde iman eden
ve salih amel işleyenleri; iman ve salih amel sahibi olanlar içinde de
peygamberleri en şerefli kimseler olarak vasıflandırmış; insanlar için
en güzel örnek olarak göstermiştir. Ama asla ilahlaştırmamış, insan olma
vasfını hep zikretmiş, vahyin bilgisinin dışında bir şey bilmediğini,
kitabı ve imanı ona vahiyle öğrettiğini beyan etmiştir.
Sonuç olarak bu ve benzeri anlayışlar tasavvuf ekolünün ve geleneğin
İslam'a taşıdığı batıl düşüncelerden başka bir şey değildir. Bu
hezeyanların kaynağı "ledün ilmi ve batini anlayışlar, keşif ve
kerametler ve rüya ve menkıbelerdir." Bunların, Allah'ın vahyi yanında
hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Buna inanan insanlar zanna inanmış
olurlar ve "zan ise gerçekten hiçbir şey ifade etmez." (53/28) hükmünce
Allah indinde hiçbir değer ifade etmezler.
Bu ve benzeri anlayışlara tevessül ederek Müslümanların da Ehl-i Kitab'a
benzediklerini görüyoruz. Onlar Peygamberlerini yüceltmek için "Allah'ın
oğlu" diyerek ilahlaştırıp örnek olmadan çıkardıkları gibi, Müslümanlar
da Muhammed (as)'a olağanüstü özellikler vererek normal bir insan
olmaktan çıkarmaya çalışıyorlar. Bunun sonucu olarak da peygamberi örnek
bir insan olmaktan çıkardıklarının farkında olmuyorlar.
Bir şey iki şekilde örnek olmaktan çıkartılır: Birincisi onu değersiz
bularak yani örnek alınamayacak kadar değersiz göstererek; ikincisi de
insan üstü bir varlık haline getirecek kadar yüceltilerek, örnek
alınamaz konuma yükselterek yapılır. Bu halin her ikisi de peygamber
için kabul edilemez bir durumdur. Allah onu örnek bir insan olarak
gönderdiğini onlarca ayette ifade ederek "üsvet'ül-hasene" (en güzel
örnek insan) ilan etmiştir. "Andolsun size içinizden öyle bir peygamber
geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır
gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir."
(9/128) "(Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan
başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın
sahibidir. (9/129)
Onun normal bir insan oluşuna ilk itiraz edenler müşrikler olmuştu ve
şöyle demişlerdi:
"Dediler ki: Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça, yahut senin
hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl
ırmaklar akıtmadıkça, yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize
parça parça düşürmedikçe, yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza
getirmedikçe, yahut altından bir evin olmadıkça, ya da göğe çıkmadıkça
sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe
göğe çıktığına da inanacak değiliz. De ki: "Rabbimi tenzih ederim. Ben
ancak elçi olarak gönderilen bir insanım." (17/90-93)
Ne gariptir ki, o gün müşrikler peygamberi böyle hayal ediyorlardı,
bugün ise Müslüman olduğun söyleyenler! Bu işte bir yanlışlık yok mu?
Vardır elbette. Her iki anlayış da yanlıştır; doğru olan Allah'ın
kitabında anlattığı peygamber anlayışıdır.
Kur'an'daki peygamber: Emredileni yapan, kendisine vahyedilenden
başkasını bilmeyen, dini Allah'a has kılan, insanların kalbinden
geçenleri bilmeyen, yerin göğün hazineleri yanında olmayan, arpa ekmeği
ile bile üç gün arka arkaya karnı doymayan, açlıktan karnına taş
bağlayan, Uhud'ta müşriklerin attığı taş ile yanağı yaralanıp dişi
kırılan, zırhını giyip savaşa çıkan, tebliğ dönemlerinde her türlü
hakarete hedef olan, üzülen-sevinen-mutlu ve huzursuz olan, yiyen, içen,
uyuyan, baba, koca ve dede olan, hayatın her türlü mihnetini çeken ve
bunların hepsine Allah için katlanan, bizden biri olan ve bizim gibi
insan bir elçidir. Abdullah'ın ve Amine'nin oğlu, dedesinin ve amcasının
himayesinde yetim ve öksüz büyümüş Muhammed'ül-Emin olmuş, nihayet
Rasulullah olmuş bir elçidir.
"De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana,
İlâh'ınızın, sadece bir tek İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim
Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir
şeyi ortak koşmasın." (18/110)
"De ki: 'Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda
veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette
daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben
sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.' " (7/188)
İşte biz böyle bir elçiye iman ediyoruz. |