|

SELAM
İLE...
Kıymetli okuyucularımız,
Geçtiğimiz ay, biliyorsunuz, dergimizin kurucusu rahmetli Ercümend
Özkan'ın vefatının 12. yıldönümüydü. Bizler yıldönümlerinde düzenli
olarak anma toplantıları vs. düzenleme gibi bir anlayışı, ilkelerimiz
açısından doğru görmediğimiz için, böylesi etkinlikleri genel olarak
yapmıyoruz. Ancak gerek dergimizde gerekse başka ortamlarda, İslam'a,
kelimenin gerçek anlamıyla 'hizmet' etmiş kişileri, örnekliklerinin
diğer insanlarca da bilinmesi amacıyla tanıtmaya çalışıyoruz. Bu konuda
pek çoklarının yaptığı 'fetişleştirme' yanlışına düşülmemesi için de
gayret gösteriyoruz. Bu bağlamda, rahmetli Ercümend Özkan'ın düşünceleri
ve yaptıklarını konu edinen yazıları, sadece vefat ettiği ayda değil,
başka aylarda da yayınlıyoruz. Bu amacımızı gerçekleştirme yönünde ve
imkanlarımız ölçüsünde, panel, konferans, forum gibi platformlardan ve
radyo, tv gibi araçlardan da yararlanmaya çalışıyoruz. Ancak, malumunuz
olduğu üzere, bizim organize ettiğimiz bir tv yayını, henüz yerel veya
ulusal bir kanalda yayınlama imkanı bulabilmiş değildir. Umuyoruz ve
diliyoruz ki, Rabbimizin izniyle, böyle bir imkana da ilerde kavuşmuş
olabilelim. Fakat elbette ki, rahmetli Özkan, Müslüman çevrelerin
yakından tanıdığı bir kişilik olduğu için, radyo veya tv yayını
yapabilme imkanına sahip değişik kesimler, benzer yönde çalışmalar yapma
arzusu taşıyabiliyorlar. Kimileri konuyla doğrudan ilgili olmamız
hasebiyle bizi bilgilendiriyorlar veya katkı istiyorlar, kimileri de
kendi uygun gördükleri formatlarda yayın yapıyorlar. Nitekim bu tür
yayınlardan biri, 23 Ocak Salı günü Hilal TV tarafından
gerçekleştirildi. Bizi haberdar eden bir okuyucumuz sayesinde, 3 gün
önce program hakkında malumatımız oldu. Bu bilgilendirme üzerine Hilal
TV'yi aradık ve yayın hakkında bilgi almak istedik. Bize, rahmetli
Ercümend Özkan'ın Türkiye'deki İslami gelişmelere katkısını yad etmek
için bu programı düşündüklerini ve "İz Bırakanlar" adlı programa konuk
olarak da Süleyman Arslantaş ve Eflatun Saygılı'yı davet ettiklerini;
bize ise ulaşmaya çalıştıklarını fakat ulaşamadıklarını söylediler. Biz
ise, dergimize ulaşmanın çok kolay olduğunu, böyle bir mazeretin geçerli
olamayacağını kendilerine ilettik ve dergimizin yayın kurulu üyelerinden
en azından bir kişiyi de konuk olarak programa kabul etmelerinin uygun
olacağını söyledik. Hilal Tv'nin sorumlu yayıncısı, bu ilk görüşmemizde,
konuyu yayın kuruluna götüreceğini ve bizi bilgilendireceğini söylemiş
olmasına rağmen, yayından 1 gün öncesine kadar bilgilendirme amaçlı
olarak bize geri dönmedi. Bizim tekrar aramamız üzerine ise, programın
formatının daha önceden hazırlanmış olduğunu, bu aşamadan sonra programa
konuk kabul edemeyeceklerini ve bizden ancak bir kişiyle 10 dakikalık
telefon bağlantısı yapabileceklerini bildirdi. Biz de yayın kurulumuzda
konuyu görüşüp, bu talebi kabul edemeyeceğimizi kendilerine ilettik.
Bu noktada şu hususun bilinmesini hassaten istiyoruz ki, biz, İKTİBAS
olarak, herhangi bir programa konuk olma, televizyonlarda boy gösterme
heveslisi değiliz. Bunu yapmak istesek, piyasada bu işi meslek
edinenlerden çok daha iyi yapabilecek olmamıza rağmen, böyle bir tavrın
bize yakışmadığını bilerek, bu tür işlere tevessül etmiyoruz. Hilal
TV'nin bir programı nasıl ve hangi formatta yapacağı da, son tahlilde
kendilerini ilgilendirir. Fakat bizi ilgilendiren bir konuda, üstelik
konu hakkında konuşmaya en 'yetkili' bir kurum olarak varlığımızın
herkes tarafından bilindiği bir vasatta, mazeret kabul edilemeyecek
gerekçeler sunarak, İKTİBAS'ın 'yok sayılması'na da gözlerimizi
kapayamayız. Bu hususu, lisan-ı mucibince yayın sorumlusuna da
ilettiğimizin ve bu tavrın, sadece İKTİBAS'a değil rahmetli Özkan'a
karşı da yapılmış 'haksızlık' olduğunu bilmeleri gerektiğini de
kendilerine ifade ettiğimizin bilinmesini istiyoruz. Programın içeriğine
gelince, konuklardan birinin ifade ettiği gibi, "cevap vermemeyi,
verilecek en iyi cevap" olarak görüyoruz ve bu konuda susma hakkımızı
kullanıyoruz. Ancak kişiler üzerinden değil, fikirler üzerinden
doğruları anlatma ve haksızlıklara karşı çıkma tavrımızın tavizsiz bir
biçimde süreceğinin de özellikle bilinmesini istiyoruz.
Kıymetli okuyucularımız,
Bu sayıda, Hrant Dink'in öldürülmesi olayını sizler için yorumladık.
Konunun, medyada öne çıkarılan boyutlarından çok, 'milliyetçiliğin'
muhtemel sonuçları bağlamında değerlendirilmesi gerektiğinin altını
çizdik ve tartışmanın, etnisite veya ulus kavramları temelinde değil,
adalet/zulüm ölçütleri baz alınarak yürütülmesinin elzem olduğunu
vurguladık. KAVRAMLAR bölümünde, 'bedeviliği' işledik ve bedeviliğin
genel olarak, İslam'la bağdaşmayan tutum ve davranışlar yumağı olduğuna
işaret ettik. Ayrıca İslam'ın amaçlarından birinin de, yeryüzünde mamur
ve medeni bir hayatın tesisi olduğuna dikkat çektik. DÜŞÜNCE bölümünde,
Atasoy Müftüoğlu, dini, bilimin mantığı içerisinde etkisiz ve işlevsiz
bir konuma indirgeyen modernlik karşısında, Müslümanların, zamanı
derinliğine çözümleyen bir Tevhidi bilince ihtiyacı olduğunun altını
çizdi. Hüseyin Alan, Cennet’e girmenini kolaylaştırıldığı günümüzde,
kulluğun gereklerini gerçek manada yerine getirmeden Cennet’e girişin
mümkün olmadığına dikkat çekti. Mukaddes Özkan, milliyetçi hissiyatla
başkalarının canına kast edenlerin, adalet ölçülerine aykırı hareket
edip kulların haklarına tecavüz ettiklerini vurguladı. Arif Kaya, "Beyin
Fırtınası-1" başlıklı yazısında, kazancın helal olmasına ve işlerimizde
liyakatin önemine değindi. Aykut Akça, son dönemlerde makyajlı
halleriyle sokaklarda gezinen hanımları eleştirdiği yazısında,
tesettürün ruhuna uygun davranışlar gösterilmesinin elzem olduğuna
değindi. Raci Durcan ise, BOP projesini değerlendirdiği yazısında, bu
projenin, Batı'ya göçü önlemek amaçlı olarak icad edildiğini belirtti.
ÇEVİRİ bölümünde, Cemal Yaşar, Hz. Peygamber'in Batı dünyasında
etkilediği önemli şahsiyetleri konu edinen, Dietrich Alexander imzalı
bir Die Welt yazısını, Kamil Cengiz, ABD'nin bir 'imparatorluk' olduğu
tezini işleyen Herfried Münkler söyleşisini ve İsrail Ordusu'nu tanıtan
bir Focus yazısını sizler için tercüme etti. Geçtiğimiz ay, LOKAL
ETKİNLİKLERİ bağlamında, Zübeyir Yetik, İbrahim Sarmış, Memduh Kars ve
Mehmed Durmuş konferans verdiler. Zübeyir Yetik, "İnsan İradesinin
Özgürleşmesi" başlıklı konuşmasında, geçmişten bugüne Batıni öğretinin,
insanları köleleştirme konusunda işlev gördüğüne vurgu yaptı. İbrahim
Sarmış, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed isimli konuşmasında, dinin,
doğrudan Kur’an’dan öğrenilmesi gerektiğine işaret etti ve topyekûn
Kur’an’ı anlama seferberliği başlatılması önerisinde bulundu. Memduh
Kars, "Dava Adamı Örnekliğinde: Ercümend Özkan" başlıklı konuşmasında,
Ercümend Özkan'ın fikirleri ve mücadelesinin ana özelliklerini işledi.
Mehmed Durmuş ise, "Dinlerarası Diyalog" başlıklı konuşmasında, bu
çabaların tehlikelerine dikkat çekti ve Müslümanların, bu diyalog
toplantılarının edilgen unsuru olmak yerine 'tebliğ' görevlerini
layıkıyla yerine getirmeleri gerektiğine vurguda bulundu. SANAT-EDEBİYAT
bölümünde Murat Kirişçi’nin “Şehir, Mekan ve İnsan Üzerine” ve Naz
Ferniba’nın siraze.net’ten alınıtladığımız “Atlar, Kağnı Arabaları,
Süngü ve Tüfekler” adlı yazıları ile Nureddin Durman’ın “ Yanlış Trenler
Peronu” adlı şiirini bulabilirsiniz. MEKTUPLARA CEVAPLAR bölümünde, bir
rivayette yer alan: "sen olmasaydın, alemleri yaratmazdım" ifadesinin,
vahyin temel ilkelerine aykırı olduğunun altını çizdik ve doğru
peygamber anlayışının nasıl olması gerektiğini göstermeye çalıştık.
GÜNDEM bölümünde ise, yine geçtiğimiz ayın önemli haber ve yorumlarını
sizlerin istifadenize sunduk. Umuyoruz ki beğeneceksiniz.
Bir sonraki sayıda buluşmak üzere, hepinizi Allah'a emanet ediyoruz. |