Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 343 | Temmuz  2007

                   

 

 


                           

Belirsizliğin Tedirginlikleri

Atasoy Müftüoğlu

İçerisinde yaşadığımız toplumda, dünyada; insanın, aklı, vicdanı, ahlaki ufuklar birer birer kayboluyor. Bütünüyle yerel/baskıcı/kısıtlayıcı bir ufukla kuşatılıyoruz. Avrupa merkezci önyargılar, ırkçı önyargılar, daha çok da ideolojik önyargılar, bütünüyle çok kaba kategoriler oluşturuyor, her alanda algısal çarpıklarla karşılaşıyoruz. Hem yerel bağlamda, hem küresel bağlamda İslam'a karşı ideolojik savaş yoğunlaşarak sürüyor. İdeolojik ortam maske kavramlarla bütün zihinleri baskılıyor. Siyasal tutum ve tavrın yerini, ideolojik tutum ve tavır alıyor. Toplum, resmi propagandanın, resmi ikonların ideolojik denetimine tabi tutuluyor. İdeolojik çıkarlar doğrultusunda bütün kavramların anlamları tahrif ediliyor.
Türkiye'de, düzenin ideolojik korkuları, vehimleri, kaygıları karşısında her durumda hukuk askıya alınabiliyor, siyasal karar alınma süreçleri engellenebiliyor, otoriter iktidar aygıtları aracılığıyla toplum sıkı bir şekilde hizaya getirilmek isteniyor. Otoriter devlet yapıları karşısında; toplumun, siyasetin, parlamentonun hükümetin, iradesinin sınırlı olduğunu görüyoruz. Katı, donmuş devlet ideolojisi faşizan bir iklim oluşturuyor. Faşizm her tür normallikten rahatsız oluyor ve anormal koşullar üretiyor. Faşizan bir iklimde hepimiz belirsizliğin tedirginliklerini yaşıyoruz, bitmeyen gerilimler yaşıyoruz. Siyasal savrulmalar nedeniyle iç siyasette de, dış siyasette de iradesizlikler büyüyor. Toplum sık sık karmaşık gerçekliklerle karşı karşıya geliyor. Bireyleri de, toplumu da kişiliksizleştiren süreçlerle karşı karşıyayız. Seçilmemiş yapıların yönetimi ve tepeden bakma geleneği sık sık siyasal trajedilere yol açıyor. Devlet ve bürokrasi, toplumun/halkın düşüncelerini/kaygılarını öğrenme ihtiyacı duymuyor. Toplumsal doku, sosyal güvenlik yapıları çözülüyor. Kentsel şiddet çoğalıyor. Hemen her kesimde çok ciddi bir düşünsel tembellik ve zevksizlik olduğunu görebiliyoruz. Toplumun kimi seçmesi gerektiğine, toplumun karar vermesine izin verilmiyor, bu konuda her durumda devlet karar sahibi olduğunu ihtar ediyor. Ulusalcılık, çok katı, çok sığ tek kimliği dayatıyor.
Ulusalcı saplantılar, istikrarsızlığı kışkırtıyor. Hayatın her alanında derinleşerek çoğalan bayağılıklar kimseyi rahatsız etmiyor. Bayağılık bir hayat tarzı haline geliyor. Gerçek böyleyken, Müslümanların nezih tercihleri tartışma/sorgulama/muhtıra konusu olabiliyor. İdeolojik klişeler bütün zihni, akli melekeleri dumura uğratabiliyor.
Akıl kirlenmesi, her tür kirliliği, bayağılığı, müstehcenliği, hayasızlığı meşrulaştırabiliyor. Akıl ve algı kirlenmesi sebebiyle toplum sosyo-politik ve kültürel gelişme kaydedemiyor. Laikçi kesim bale-balo-mayo gibi gereksiz ve boş ayrıntıları putlaştırabiliyor. Akıl kirlenmesi nedeniyle entelektüeller, akademisyenler gerçeği konuşmaya cesaret edemiyor. Seçkinlerin tercihleri karşısında, halkın tercihlerinden söz edilemiyor. Teslimiyetçi kültürün etkisi halkı iradesiz kılıyor. Bu nedenledir ki, siyasal süreçlere yönelik yeni meydan okumalar gerçekleştiriliyor. Kitleler, ırkçı-ideolojik histeri ile korkutuluyor. Faşist tutkular gündemi işgal edebiliyor. Bu yüzden toplum, bulanık/kirli ayrımlara tabi tutuluyor. Kirli kavramlarla zalim bir gerçeklik oluşturuluyor. Bir televizyon imgesi döneminde yaşadığımız için, skandal etkisi uyandıran, sansasyonel yorumlar, ben-öteki ikilemini sorumsuzca kışkırtabiliyor, bilinçli çarpıtmalar yapıyor, çıkarcı tutumları öne çıkarıyor.
Olması gereken olaylarla karşılaşan toplumlar bu olayları, bütün boyutlarıyla sorgulamadıkları ve tartışmaya açmadıkları taktirde, benzer olaylara ve büyük açmazlar yığınına yeniden maruz kalırlar. Bir gerilimler dünyasında yaşıyoruz. Bu tür bir dünyada tarihsel ve ahlaki sorular sormak zorundayız, sorgulayabilen bir düşünce tarzına sahip olmak zorundayız.
Resmi ideolojik söylem, arkaik algılarla hepimiz için konuşuyor, hepimizin sınırlarını daraltıyor. Hayatımızı resmi söyleme indirgeyen, resmi söyleme mecbur bırakan dayatmalar karşısındayız. Basmakalıplaştırılan ideolojik kalıplarla tutum ve tavırlarla hiç bir toplumun, hiç bir toplumun, hiç bir sorununun çözümlenemediğini kaydetmek gerekiyor.
Faşizm her yerde, bütün degerleri yok ediyor ve değersizleştiriyor, büyük iğrençliklere yol açıyor. Faşizm saldırgan bir anlayışsızlık olarak tezahür ediyor.
Her tür faşizm, sınırsız ve küstah bir sorumsuzluk biçiminde tezahür ediyor.
Sahte bir çağdaşlık adına, sahte bir modernlik adına, sahte bir batıcılık adına; içi boş sloganlarla, kadınlar sömürülerek, İslam'la çatışan emperyalizmin yanında yer alarak, hiç bir zihinsel derinliği ve niteliği yansıtmayan, bütünüyle biçimlerle, görsellikle sınırlı ideolojik yaftalarla kamuoyu manipüle edilebiliyor. Hukukun büyük bir duyarsızlık içerisinde siyasallaştırıldığı, ideolojikleştirildiği ahlaki bir uçurumun içerisinde yaşıyoruz.
Yozlaşmanın önlenemez ve belirleyici egemenliğini sadece seyrediyoruz.
Sokak siyasetinin meydanlara taşıdığı sloganlar, toplumun gerçek sorunlarını, gerçek beklentilerini ve gerçek duyarlığını kesinlikle yansıtmıyor.
Romantik alışkanlıklarımızı, tavrımızı ve yaklaşımlarımızı, içerisinden geçtiğimiz gerilim/bunalım dönemini dikkate alarak, bir kez daha gözden geçirmeliyiz. Romantizmlerimizin büyüsünden kurtulabilmeliyiz. Karşı karşıya bulunduğumuz gerçeklerin hiç bir romantizmle yanıtlanamayacak ölçüde acımasız olduğunu kabul etmeliyiz. Duygularımız, aşklarımız ve romantizmlerimizle birlikte, pratik ve perspektiflerimiz de olmalı. Geçmişin sorunlarını, rekabetlerini, ihtişamını, çatışmalarını tartışmaya/konuşmaya mahkum değiliz. Geleneksel birikimi mutlaklaştırmadan, geleneksel birikime yabancılaşmadan, yeni çözümlemeler yapabilmeliyiz. Gerilim, belirsizlik, çatışma, ikilem üreten güncel tarihsel süreçlerle hesaplaşabilmeliyiz. Her alanda yabancı etkiler tarafından kuşatılmış durumdayız. Toplumlarımızda siyasal felç olayları artıyor, patolojik siyasal arayışlar/yapılanmalar ortaya çıkıyor.
Koşulların gerçeğini kavramalıyız.
Modern laik dünya görüşünün temelini makyavelizm oluşturuyor. Makyavelizm her türlü ahlaki yaklaşımı yok ettiği içindir ki, modernlikler yıkım gücünde çok büyük ilerlemeler kaydediyor. Maddi ilerlemenin gücü sınırsız bir imha gücüne dönüşmüştür. Bu gücün, bu zihniyetin oluşturduğu uygarlığın insani bir dünya oluşturması, adil bir dünya oluşturması düşünülemez.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...