|

Belirsizliğin Tedirginlikleri
Atasoy Müftüoğlu
İçerisinde
yaşadığımız toplumda, dünyada; insanın, aklı, vicdanı, ahlaki ufuklar
birer birer kayboluyor. Bütünüyle yerel/baskıcı/kısıtlayıcı bir ufukla
kuşatılıyoruz. Avrupa merkezci önyargılar, ırkçı önyargılar, daha çok da
ideolojik önyargılar, bütünüyle çok kaba kategoriler oluşturuyor, her
alanda algısal çarpıklarla karşılaşıyoruz. Hem yerel bağlamda, hem
küresel bağlamda İslam'a karşı ideolojik savaş yoğunlaşarak sürüyor.
İdeolojik ortam maske kavramlarla bütün zihinleri baskılıyor. Siyasal
tutum ve tavrın yerini, ideolojik tutum ve tavır alıyor. Toplum, resmi
propagandanın, resmi ikonların ideolojik denetimine tabi tutuluyor.
İdeolojik çıkarlar doğrultusunda bütün kavramların anlamları tahrif
ediliyor.
Türkiye'de, düzenin ideolojik korkuları, vehimleri, kaygıları karşısında
her durumda hukuk askıya alınabiliyor, siyasal karar alınma süreçleri
engellenebiliyor, otoriter iktidar aygıtları aracılığıyla toplum sıkı
bir şekilde hizaya getirilmek isteniyor. Otoriter devlet yapıları
karşısında; toplumun, siyasetin, parlamentonun hükümetin, iradesinin
sınırlı olduğunu görüyoruz. Katı, donmuş devlet ideolojisi faşizan bir
iklim oluşturuyor. Faşizm her tür normallikten rahatsız oluyor ve
anormal koşullar üretiyor. Faşizan bir iklimde hepimiz belirsizliğin
tedirginliklerini yaşıyoruz, bitmeyen gerilimler yaşıyoruz. Siyasal
savrulmalar nedeniyle iç siyasette de, dış siyasette de iradesizlikler
büyüyor. Toplum sık sık karmaşık gerçekliklerle karşı karşıya geliyor.
Bireyleri de, toplumu da kişiliksizleştiren süreçlerle karşı karşıyayız.
Seçilmemiş yapıların yönetimi ve tepeden bakma geleneği sık sık siyasal
trajedilere yol açıyor. Devlet ve bürokrasi, toplumun/halkın
düşüncelerini/kaygılarını öğrenme ihtiyacı duymuyor. Toplumsal doku,
sosyal güvenlik yapıları çözülüyor. Kentsel şiddet çoğalıyor. Hemen her
kesimde çok ciddi bir düşünsel tembellik ve zevksizlik olduğunu
görebiliyoruz. Toplumun kimi seçmesi gerektiğine, toplumun karar
vermesine izin verilmiyor, bu konuda her durumda devlet karar sahibi
olduğunu ihtar ediyor. Ulusalcılık, çok katı, çok sığ tek kimliği
dayatıyor.
Ulusalcı saplantılar, istikrarsızlığı kışkırtıyor. Hayatın her alanında
derinleşerek çoğalan bayağılıklar kimseyi rahatsız etmiyor. Bayağılık
bir hayat tarzı haline geliyor. Gerçek böyleyken, Müslümanların nezih
tercihleri tartışma/sorgulama/muhtıra konusu olabiliyor. İdeolojik
klişeler bütün zihni, akli melekeleri dumura uğratabiliyor.
Akıl kirlenmesi, her tür kirliliği, bayağılığı, müstehcenliği,
hayasızlığı meşrulaştırabiliyor. Akıl ve algı kirlenmesi sebebiyle
toplum sosyo-politik ve kültürel gelişme kaydedemiyor. Laikçi kesim
bale-balo-mayo gibi gereksiz ve boş ayrıntıları putlaştırabiliyor. Akıl
kirlenmesi nedeniyle entelektüeller, akademisyenler gerçeği konuşmaya
cesaret edemiyor. Seçkinlerin tercihleri karşısında, halkın
tercihlerinden söz edilemiyor. Teslimiyetçi kültürün etkisi halkı
iradesiz kılıyor. Bu nedenledir ki, siyasal süreçlere yönelik yeni
meydan okumalar gerçekleştiriliyor. Kitleler, ırkçı-ideolojik histeri
ile korkutuluyor. Faşist tutkular gündemi işgal edebiliyor. Bu yüzden
toplum, bulanık/kirli ayrımlara tabi tutuluyor. Kirli kavramlarla zalim
bir gerçeklik oluşturuluyor. Bir televizyon imgesi döneminde yaşadığımız
için, skandal etkisi uyandıran, sansasyonel yorumlar, ben-öteki
ikilemini sorumsuzca kışkırtabiliyor, bilinçli çarpıtmalar yapıyor,
çıkarcı tutumları öne çıkarıyor.
Olması gereken olaylarla karşılaşan toplumlar bu olayları, bütün
boyutlarıyla sorgulamadıkları ve tartışmaya açmadıkları taktirde, benzer
olaylara ve büyük açmazlar yığınına yeniden maruz kalırlar. Bir
gerilimler dünyasında yaşıyoruz. Bu tür bir dünyada tarihsel ve ahlaki
sorular sormak zorundayız, sorgulayabilen bir düşünce tarzına sahip
olmak zorundayız.
Resmi ideolojik söylem, arkaik algılarla hepimiz için konuşuyor,
hepimizin sınırlarını daraltıyor. Hayatımızı resmi söyleme indirgeyen,
resmi söyleme mecbur bırakan dayatmalar karşısındayız.
Basmakalıplaştırılan ideolojik kalıplarla tutum ve tavırlarla hiç bir
toplumun, hiç bir toplumun, hiç bir sorununun çözümlenemediğini
kaydetmek gerekiyor.
Faşizm her yerde, bütün degerleri yok ediyor ve değersizleştiriyor,
büyük iğrençliklere yol açıyor. Faşizm saldırgan bir anlayışsızlık
olarak tezahür ediyor.
Her tür faşizm, sınırsız ve küstah bir sorumsuzluk biçiminde tezahür
ediyor.
Sahte bir çağdaşlık adına, sahte bir modernlik adına, sahte bir
batıcılık adına; içi boş sloganlarla, kadınlar sömürülerek, İslam'la
çatışan emperyalizmin yanında yer alarak, hiç bir zihinsel derinliği ve
niteliği yansıtmayan, bütünüyle biçimlerle, görsellikle sınırlı
ideolojik yaftalarla kamuoyu manipüle edilebiliyor. Hukukun büyük bir
duyarsızlık içerisinde siyasallaştırıldığı, ideolojikleştirildiği ahlaki
bir uçurumun içerisinde yaşıyoruz.
Yozlaşmanın önlenemez ve belirleyici egemenliğini sadece seyrediyoruz.
Sokak siyasetinin meydanlara taşıdığı sloganlar, toplumun gerçek
sorunlarını, gerçek beklentilerini ve gerçek duyarlığını kesinlikle
yansıtmıyor.
Romantik alışkanlıklarımızı, tavrımızı ve yaklaşımlarımızı, içerisinden
geçtiğimiz gerilim/bunalım dönemini dikkate alarak, bir kez daha gözden
geçirmeliyiz. Romantizmlerimizin büyüsünden kurtulabilmeliyiz. Karşı
karşıya bulunduğumuz gerçeklerin hiç bir romantizmle yanıtlanamayacak
ölçüde acımasız olduğunu kabul etmeliyiz. Duygularımız, aşklarımız ve
romantizmlerimizle birlikte, pratik ve perspektiflerimiz de olmalı.
Geçmişin sorunlarını, rekabetlerini, ihtişamını, çatışmalarını
tartışmaya/konuşmaya mahkum değiliz. Geleneksel birikimi
mutlaklaştırmadan, geleneksel birikime yabancılaşmadan, yeni
çözümlemeler yapabilmeliyiz. Gerilim, belirsizlik, çatışma, ikilem
üreten güncel tarihsel süreçlerle hesaplaşabilmeliyiz. Her alanda
yabancı etkiler tarafından kuşatılmış durumdayız. Toplumlarımızda
siyasal felç olayları artıyor, patolojik siyasal arayışlar/yapılanmalar
ortaya çıkıyor.
Koşulların gerçeğini kavramalıyız.
Modern laik dünya görüşünün temelini makyavelizm oluşturuyor.
Makyavelizm her türlü ahlaki yaklaşımı yok ettiği içindir ki,
modernlikler yıkım gücünde çok büyük ilerlemeler kaydediyor. Maddi
ilerlemenin gücü sınırsız bir imha gücüne dönüşmüştür. Bu gücün, bu
zihniyetin oluşturduğu uygarlığın insani bir dünya oluşturması, adil bir
dünya oluşturması düşünülemez. |