|

Üçüncü
Dünya Savaşı, Türkiye’den Çıkabilir...
Ahmet Altan/ 07.08.2007/gazetem.net
Üçüncü Dünya Savaşı, Türkiye'den çıkabilir…
Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor.
Bu ülke korkulduğu gibi ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı.
Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeyle sakatlandı.
Cumhuriyet boyunca süren "kültürel bölünme" artık iyice keskinleşti.
Şimdi bir yanda, ayakkabılarını sokak kapısının önünde çıkaran,
kadınlarının başını örttüğü, erkeklerinin sokağa pijamayla da
çıkabildiği, erkek çocuklarının kahveye gittiği, kızlarının tam bir
baskı altında yaşadığı, türküyle arabesk arası bir müzikten hoşlanan,
belki de hiç kitap okumamış, hiç dansetmemiş, hiç karı koca birlikte
lokantaya gitmemiş, hiç tiyatro seyretmemiş, evlerinde floresan lamba
yakan, iyi eğitim alamamış, dini inançları kuvvetli kalabalık bir kitle
var.
Diğer yanda ise kız lisesiyle Robert Kolej yelpazesinde eğitim görmüş,
bir düğün salonunda ya da kolej partisinde dansetmiş, sinemaya giden,
çok fazla olmasa da kitap okumuş, müzik zevki pop şarkılarla klasik
müzik arasında dolaşan, evi nispeten daha zevkli döşenmiş, kızların
flörtüne izin verilmese bile göz yumulan, Allah'a inanan ama ibadete pek
aldırmayan, kadınlarının başını örtmediği, şarabın kalitesinden pek
anlamasa da kadın erkek bir arada gidilen bir gezmede içki de içmiş,
gazetelere bakan, magazin haberlerini izleyen, kendini birinci gruba
kıyasla çok gelişmiş hisseden, entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da
okumuş yazmış, Batı standartlarına yakın bir grup var.
Bu iki grubun yaşam tarzı birbirinden kopuk.
Onları, Batı'daki sınıflar arasında ortak bir zevk yaratan kilise
müziği, dini resimler, İncil'in sinemalara bile yansımış hikayeleri gibi
birleştirecek kültürel bir zemin yok.
Hayatları, zevkleri, inanışları birbirinden farklı.
Hatta birbirine düşmanca.
Birinci grup Cumhuriyet boyunca horlanmış, aşağılanmış, itilip kakılmış.
Şimdi bu grup siyasal olarak örgütlendi. Kalabalıklar. Ve her seçimi
kazanacak siyasi bir güçleri var artık.
İkinci grup ise azınlıkta. Ve artık bir daha seçim kazanma ihtimalleri
yok.
Bu noktada da tarihi bir paradoks ortaya çıkıyor.
Daha Batılı olan "ikinci grup", Batı'nın siyasi değerlerini kabul ederse
bir daha asla iktidarı ele geçiremeyeceğini bildiği için Batı'ya ve
Batı'nın demokratik değerlerine düşman oluyor.
Yaşam tarzı olarak Batı'ya düşman olan kesim ise iktidarı ancak Batı'nın
kriterlerini kabul ederek ele geçirebileceğini bildiği için Batı'yla
ilişkileri geliştirmek ve demokrasiyi kabullenmek istiyor.
Bu kültürel parçalanmada "ordu" önemli bir role sahip.
Eğer, birinci grubu desteklerse ve Batı'nın demokrasisi burada kabul
görürse, ordu da iktidarını kaybedecek.
Aslında birinci grubun çocuklarından oluşan ordu, kendi iktidarını
sürdürebilmek için, kendisine benzemeyen ikinci grupla işbirliği
yapıyor. Bir anlamda kendi köklerine ihanet ediyor.
Bu iki grup siyasi iktidar için son kez çarpışmak üzere hareketlenmiş
gözüküyorlar.
Birinci grup ekonomik olarak da güçlü artık, Anadolu'da üretim yapıyor,
"devletle" arası iyi olmadığı için malını dış dünyaya satıyor. Para
kazanıyor. Siyasi örgütünü destekliyor.
İkinci grup parasal güç olarak da kuvvetli değil.
Dış dünyayla iş yapan, dışardan borçlanan büyük burjuvazi, Türkiye'nin
ancak demokrasiyle normalleşebileceğine inanan entelektüel kesim,
devletin yapısının değişmesi ve dünyayla bütünleşmesi gerektiğini
düşünen bir grup bürokrat, birinci grubun destekçileri.
Yargı, ordu, bürokrasinin önemli bir kısmı ikinci grubun arkasında.
İkinci grup, siyasetle, demokrasiyle iktidarı elinde tutmasının mümkün
olmadığını kavradığından şimdi siyaset ve demokrasi dışında bir çözümün
peşinde.
Cumhurbaşkanı seçimi kavganın keskinliğini ve iki tarafın niyetlerini
açıkça ortaya koydu.
Ordu destekli ikinci grup artık seçim de istemiyor.
Ve darbe söylentileri gittikçe artıyor.
Cuntalardan söz ediliyor.
Peki, darbe olursa ne olur?
Yaşam tarzı Batı'ya daha yakın olan grup orduyla birlikte iktidara gelir
ve Batı'nın desteğini kaybeder.
Avrupa buna kesinlikle karşı çıkar.
Amerika her zamanki pragmatizmiyle, Kuzey Irak ve Ortadoğu
politikalarını desteklemesi karşılığında darbeyi kabullenebilir aslında.
Ama Amerika'nın önünde de ciddi bir engel var. "Demokrasi getireceğim"
diye Irak'ı işgal eden bir ülke, dünyaya ve kendi kamuoyuna Türkiye'deki
"darbeyi" niye desteklediğini açıklayamaz. Ve Irak faciasından sonra
ikinci bir "zorlamayı" gerçekleştirecek gücü yok. İstese de istemese de
darbeye karşı çıkacak.
Silahını ve parasını Batı'dan alan bir ordu ve ülke, Batı'dan koptuğunda
ne yapacak?
Sanırım uzun zamandır bunu düşünüyorlar ve korkarım bunun cevabını
buldular.
Türkiye'de darbe olursa, tarihte bugüne kadar hiç gerçekleşmemiş yeni
bir oluşumla karşılaşacak dünya.
Türkiye, olası bir darbeden sonra, Rusya ve İran'la ortaklık kurmak
isteyecek.
Silahı, enerjiyi ve parayı bu iki ülkeden alacak.
Rusya'yla İran'ın elindeki doğal gaz, petrol ve nükleer güç, Türkiye'yi
bir süreliğine de olsa ayakta tutmaya yeter.
Ama Rusya, Türkiye, İran bloku dünyanın bütün dengelerini değiştirir.
Ortadoğu'nun kontrolünü tümüyle ele geçirir.
Avrupa'yı küçük kıtasına hapseder.
Kafkaslar'ı, Afganistan'ı, Pakistan'ı kendi gücüne katar.
Müslüman dünyayla yakın bir ilişki kurar.
Petrol kaynaklarına egemen olur.
Çin'le işbirliği yapabilir.
Bu gelişme, Avrupa, Amerika ve biraz da Japonya'dan oluşan "Batı"nın
dünyadaki etkinliğini inanılmaz bir biçimde azaltır.
Yeni blok asker, enerji ve para açısından çok güçlenir.
Böylece, Türkiye'deki çatlama dünyada büyük bir çatlamaya yol açar.
Eğer Üçüncü Dünya Savaşı çıkacaksa, sanırım, bu çatlamadan çıkar.
"Asla böyle bir şey olmaz" diyebilirsiniz… Niye olmayacağına dair
elinizde çok kuvvetli veriler varsa, söyleyin.
Ama, ya olursa… Ki bana çok mümkün geliyor.
O zaman ne yapacaksınız?
Bugün Türkiye'de kamplaşan ve bölünen insanların da…
Türkiye'yi Avrupa dışına itmeye çalışan, eski bir imparatorluk olmanın
bir yanıyla çok görkemli, bir yanıyla çok zayıf mirasına sahip olan bir
ülkeye küstahça davranan, işbirliği yerine "başöğretmenlik" yapmaya
kalkan Avrupa'nın da…
Türkiye politikasında "ikili" oynayıp, kurnazlık ettiğini sanan
Amerika'nın da…
Bu senaryoyu bir düşünmesini isterim doğrusu.
Türkiye'de yaklaştığı görülen kanlı bir çatışmanın bütün dünyayı yakması
sandığınız kadar uzak bir ihtimal değil.
Hiç unutmayın ki ilk dünya savaşı tek bir tabancanın patlamasıyla
başlamıştı. |