|

Washington’daki Balçık Ankara Güneşi İle Sıvanamıyor
Cengiz Çandar/ 21.06.2007/ Hürriyet
Washington'da Türkiye konusuna bir hayli, dikkat çekici ölçüde ilgi var.
Bunu gözlemleyebilmek çok zor değil. Düşünce kuruluşlarının Türkiye
konulu toplantılarına katılanların özelliklerine ve sayılarını bakarak,
bir hükme ulaşabilirsiniz.
Washington'un en itibarlı düşünce kuruluşlarından biri olan Brookings
Institution, bir süredir TÜSİAD''ın da desteğiyle, ABD'nin eski Ankara
Büyükelçisi Mark Parris'in gözetiminde bir Türkiye programı düzenliyor.
Her iki ayda bir, Türkiye'den üç kişi davet ediliyor ve önce aralarında
burada yaşayan Türklerin de katılabildiği, daha sonra dar katılımlı ve
"Washington eliti"nin katıldığı yemekli, iki toplantı ile Türkiye
gündemi tartışılıyor.
Üçüncüsü gerçekleştirilen Brookings Türkiye Programı'nın
konuşmacılarından biriydim. Brookings'in salonuna girdiğimde, büyük
salonun tümünü, 100 civarında kişiyle dolu gördüm. Yaz zamanı,
Washington'un öldürücü rutubetiyle etkisi iyice artan 35 derece
sıcaklıkta böyle dolu bir salona tanık olmak ilginçti.
Bugün (Perşembe) Wilson Center'da Henri Barkey ile birlikte
"Türkiye-Kuzey Irak-Kerkük" konulu bir konferansın konuşmacısıyım.
Konferans konusu açıklanalı beri, 134 kişinin (çoğunlukla Amerikalı)
katılacaklarına ilişkin isim yazdırdıklarını öğrendim. Wilson Center'da
bundan sekiz yıl önce yarım yıl çalışmıştım. Her gün, hemen her konuda
yapılan konferansların en babayiğitinin 20-30 kişi düzeyinde (genellikle
tüm düşünce kuruluşu toplantılarının ortalama rakamıdır) bildiğim için,
Türkiye konusunun, bu fevkalade sıcak ve rutubetli Washington yazında,
özel bir ilgi oluşturduğunu anlayabiliyorum.
Ancak, bu yoğun ilginin, biz Türkleri "sevindirici" olmaması gerekiyor.
Zira, ilginin kaynağında Türkiye'nin bir "kriz ortamı" içinde "belirsiz
bir geleceğe" yol almasının yol açtığı kaygılar yer alıyor. İşin özünde
bir "olumsuzluk" söz konusu.
Bu gibi durumlarda, "no news-good news" yani "hiç haber gelmiyorsa, iyi
haberdir" deyişinin geçerli olması daha evladır. Türkiye'nin, başta
jeopolitiği, uluslararası sistemde özel bir ilgi konusu olmasına hak
verdiriyor ve anlamlı kılıyor ama Washington'daki bu yoğun Türkiye
ilgisi, Türkiye'nin son dönemde cevapları belli olmayan çok sayıda "soru
işareti" üretmesiyle ilgili.
***
Bu arada, Türkiye'de bir haftadır büyük gürültü koparmış olan, Hudson
Institute'taki "Türkiye'de kıyamet senaryosu" konusunun Amerikan
başkentinde pek de bilinmediği anlaşılıyor. Önceki gün Brookings'de
konuşurken, "Hudson Institute" ve "senaryo" sözcüklerini telaffuz
ettiğimizde, Mark Parris, salonu doldurmuş olan Amerikalıların, tüm
Türklerin bildiği bu sözcüklerden hiçbir şey anlamayacaklarını
düşünerek, sözümüzü kesti ve bu sözcüklerin ne anlama geldiğini, onlar
için kısaca açıkladı.
Konunun Türkiye'de konu olmaya devam ettiği ise Genelkurmay'dan yapılan
açıklama ve Zeyno Baran'ın yalanlamasına Türk medyasında verilen yerden
anlaşılıyor.
Genelkurmay açıklamasında şu satırlar özellikle ilgimi çekti:
"Genelkurmay Başkanlığınca, bu tartışmaların boyutlarını ayrıntılı
olarak saptamak ve yaratılan bu ortamın arkasındaki aktörlerin gerçek
yüzlerini ve niyetlerini ortaya çıkarmak maksadıyla, özellikle
başlangıçta bir açıklama yapılmamış, beklenilmiş ve olayın yeteri kadar
tartışıldığı sonucuna varılarak bir açıklama yapılmasına karar
verilmiştir.
Önemli bir gazetenin ABD muhabirliğini yapan ve bu konuda yeterli
tecrübesi olması gereken bir muhabirin bu olayı saptırır tarzda haberler
yapması, TV kanallarında yanlış yorumlarda bulunması maksatlı bir
girişim olarak görülmüştür...
Toplantıyı gündeme taşıyan basın mensubu tarafından iddia edilen:
"Türkiye'ye teslim edilmesi düşünülen teröristlerle ilgili haber"
tamamen hayal ürünü olup, yalanı yalanla örtme ve hedef saptırarak
kurumları karalama amacını taşımaktadır. O nedenle bu konu, söz konusu
gazetecinin açıklık getirmesi gereken bir husus olarak görülmektedir..."
Bu satırları okuduktan sonra, tartışmaya "nokta konulduğu" sonucuna
değil, "soru işaretleri"ni daha da arttırdığı sonucuna vardım. Zira,
açıklamada kastedilen Milliyet ve CNN Türk Washington Temsilcisi Yasemir
Çongar, ciddiyeti ile bilinen, itibarlı ve bugüne dek Washington'da
görev yapan Türk gazetecileri arasında -kimse alınmasın- "en başarılı"
olduğu tartışma götürmeyen bir meslektaşımızdır.
Söz konusu "Hudson Institute Senaryosu" haberini yayınlamadan önce,
toplantıya katılan üç kişiyle görüşmüş, toplantı davetiyesini ve
"senaryo metni"ni elde etmiş ve yetmemiş, toplantıyı düzenleyen Zeyno
Baran'a yayınlayacağı haberin metnini gösterdikten ve onun onayını
aldıktan sonra yayınlamıştır.
Bütün bunları nereden mi biliyorum?
Washington'dayım da, oradan biliyorum. Hem Yasemin Çongar'dan, hem de
toplantıya katılmış kişilerden konuyu gerçek boyutlarıyla dinleyip,
öğrendim.
***
Zeyno Baran'ın yalanlamasının ise önemi yok. Zira, Hudson Institute'un
Başkanı Ken Weinstein'ın açıklaması, Zeyno Baran'ın yalanlamasını
yalanlıyor. Weinstein, toplantı içeriği ve "senaryo"yu şu cümlelerle
doğruluyor:
"Bu tür tartışmalar, tüm düşünce kuruluşlarında yapılmaktadır. Bu
eylemin, Türkiye'de gerginliği artırmaktan başka hiçbir amaca hizmet
etmediğine bakılırsa, her kim bu kapalı toplantının kurallarını ihlal
ettiyse, bu eylemlerinden utanmalıdır.''
Her kurum, kendisini ve mensuplarını korumak için "duyarlı"
davranabildiğine göre, Türk medyası da, Washington'daki en değerli ve
haberciliğinde en titiz ve ciddi mensubunu, Yasemin Çongar'ı savunmakta
duyarlı olmak zorundadır. Çongar, "güneşin balçıkla sıvanamayacağı"nı
ortaya koyma işlevini, yıllardır başarıyla yerine getiriyor.
Washington'daki balçık da Ankara güneşi ile sıvanamıyor. |