|

Bülent
Orakoğlu: Genç Subaylar Pek Fazla Rahatsız Değil
Mehmet Gündem/ 18.06.2007/Yeni Şafak
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi
eski Başkanı Bülent Orakoğlu, "Genç subaylar rahatsız değil, rahatsız
olanlar dış güçler, içteki uzantıları ve hiyerarşik yapıda bir yerlere
gelememiş bazı askerler" diyor
Söz yetmez icraat lazım
Eski istihbaratçı Bülent Orakoğlu, bir siyasi parti genel başkanıyla
Ankara Armada'da yaptığı bir konuşmayı gündeme getirdi. Siyasi lider,
Orakoğlu'na, kimlerle beraber hareket ettiklerini, amaçlarının hükümeti
devirmek olduğunu ve yakın bir zamanda darbe olacağını anlatıyor ve seni
de aramazda görmek isteriz, deyip konuyu devletten yer beğene kadar
getiriyor.
Orakoğlu medyanın ısrarlarına rağmen vermiyor darbeci siyasi lideri.
İyi yapıyor ve söylemiyor.
Söylememeli, çünkü o lider tek değil bu tür sapkın düşüncelerinde. Bugün
demokrasiye, Meclis'e, milletin iradesine ihanet eden o kadar çok siyasi
parti, lider var ki, hepsinin sorgulanmaya, ciddi bir demokrasi
sınavından geçmeye ihtiyacı var.
Kitleler "kim o demokrasi düşmanı" nazarıyla baktığında çevrelerinde o
kadar çok düşman görecek ki… Demokratların tek gücü var, çeteleşmek,
yakmak, yıkmak, öldürmek değil, birleşmek ve demokrasi hırsızlarının
suçüstü olmasını sağlamaktır.
Orakoğlu, o ismi açıklamadığı müddetçe halk rahat edecektir, çünkü bütün
siyasi partiler şaibe altında kalacaklar. Bu şaibeden kurtulmanın tek
yolu da fiili olarak demokrasiye sadakati göstermekten geçer, söz
yetmez, icraat lazım.
Orakoğlu, bu anlamda bir fırsat sundu topluma.
Sahici demokratlar ile darbecileri ayırt etme fırsatı.
Şimdi söz milletin…
Fırsatçılara fırsat vermeme zamanı.
Gelin darbecilerin fotoğraflarını çekip her yere asalım da bir daha
sokağa çıkamasınlar.
Yeni yayınlanan "Ankara'da Gölge Oyunları" kitabınızda; "Kırk yılı aşkın
bir süredir sanki kontrollü, düşük yoğunlukta bir iç savaş yaşanıyor"
diyorsunuz. Türkiye'de neler oluyor?
Türkiye'de iç huzur ve istikrarın bozularak kaos ortamının yaratılması
ve darbe şartlarına zemin hazırlanması hedefleniyor. Bu maksatla her
darbe öncesinde gördüğümüz tabloları şimdi de görüyoruz.
Kim planlıyor bu çatışma ortamını?
Bu işlerin arkasında dış güçlerin ve Türkiye'deki uzantılarının olduğu
çok açık…
Şimdi yaşanan durumun merkezinde ne var, seçimler mi?
Türkiye NATO sonrası birtakım nizamnameleri bazı ülkelerden almış ve
Özel Harp Dairesi gibi bazı özel birimlerin kurulması sağlanmış. Özel
Harp Dairesi'ni kuran Kemal Yamak Paşa birimi savunmak için yazdığı
kitapta, "biz bu nizamnameyi Amerikalılardan aldık" diyor ve yanlış
anladıklarını da itiraf ediyor. Yanlış çeviriler yapmış Türkiye, insan
haklarıyla, demokrasiyle bağdaşmayan ifadeler var.
Onların özel birimleri dışa, bizim özel birimler içe dönük mü
çalışıyorlar?
Tercüme yanlışı dediğim şey bu. Amerika bunu işgal ettiği ülkelerde,
Afganistan'da Irak'ta uyguluyor, biz ise bunu kendi halkımıza uyguladık.
Devleti koruyorum diye, halkı tehdit gören bir anlayış…
İÇİ DÜŞMAN GÖREN BİR ALGILAMA VAR
O halde yaşadığımız kaoslarda, ihtilallerde, muhtıralarda Amerika'nın
dışa dönük stratejilerinin etkisi büyük…
Örneğin, Erbakan G-8'in alternatifi olarak D-8'i kurduğu için 28 Şubat
müdahalesi oldu. Sadece Erbakan değil, D-8 oluşumu içindeki bütün
liderler aynı tarihlerde ülkelerinde iktidardan uzaklaştırıldılar.
BOP'un ne olduğunu dahi tam bilmiyoruz. Bunlar 50 yıl sonrasını da
düşünen planlar… Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Toplumla İlişkiler
Başkanlığı da bizde yanlış tercüme edilen birimlerdendir. Bunlar
Genelkurmay'ın içindedir. 80 ihtilali öncesinde bütün eylemlerinin
arkasında kontrgerillayı aramıştık. Nedir bu dendiği zaman Ecevit ve
İçişleri Bakanı, kontrgerillayı Özel Harp Dairesi'nin resmi veya sivil
unsurları diye tanımlamıştı. Bunlar soğuk savaş konseptine göre
yetiştirilmiş, her türlü bombalama, öldürme yeteneğine sahiptirler.
Barış zamanında ne yapıyor bu birimler?
Özel kuvvetler içindeki bu sivil unsurların çok disipline altında
olmadıklarını düşünüyorum.
Şu anda?
Evet şu anda da disipline edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Batı Çalışma Grubu'nun faaliyetleri sürüyor mu?
Ediyor.
Peki bu disiplinli mi disiplinsiz mi?
Daha hukuki çerçevede devam ediyor. Toplum İlişkiler Başkanlığı 28
Şubat'ta bu birimi iyi çalıştırmıştı. Biliyoruz ki, -dost ve müttefik
ülkelerde dahil olmak üzere- birçok ülke Türkiye'ye ciddi anlamda
uzun-kısa-orta vadeli psikolojik harekat uyguluyor. Unutmayın ki 28
Şubat topyekun psikolojik harekattır ve Türk milletine karşı
yapılmıştır. Siz o birimlerinizle Türkiye'de insanların dini inançlarını
iç tehdit olarak kabul ettiniz. Demirel 28 Şubat darbesinin
gerçekleştirilmesinde motor görevini yaptı. Türkiye'nin darbelerle
anılan bir ülke olmasında Yön hareketinin etkisi büyüktür. Şimdi de bu
misyonu Kızılelma koalisyonu üstlendi. Genç subaylar sendromu ve 27
Mayıs İhtilali de bunların ürünüdür.
Genç subaylar sendromu da psikolojik harekatın sonucu mu?
27 Mayıs'tan itibaren TSK'nın üst kademesinin aşağıdan yönlendirilmesi
ve hiyerarşik yapının bozulması çabaları var. Bu hâlâ uygulanıyor ama
komuta kademesini ihtilale götürecek kadar bir durum yok. Yani rahatsız
olan genç subaylar değil, dış güçler, onların içteki uzantıları ve
hiyerarşik yapı içinde istediği yere gelemeyen bazı askerler.
HEDEF HÜKÜMETİ DÜŞÜRMEK
Siz, hükümeti düşürmek amacıyla oluşturulmuş 25 ayrı birim var
diyorsunuz.
Birim dememden rahatsız oluyorlar ama Danıştay saldırısı, Atabeyler ve
Küre operasyonu incelendiğinde hepsi aynı adrese çıkıyor. Burada kritik
bir nokta var, TSK'da kime sorsanız Özel Kuvvetler Komutanlığı ordunun
göz bebeğidir. Ancak burada bir askeri personel var, bir de eğitilmiş
sivil unsurlar…
Nerede o sivil harpçiler?
Bu konuda Ecevit'le Yamak Paşa arasında gerilim yaşandığında, "Sayın
genel başkan önce CHP'ye baksın, kaç tane milletvekili var Özel Harp'te
çalışan" diyor paşa. Toplumun her kesiminde var onlar. Bu 25 birim
kurumsal yapı değil, çeteleşmeler şeklindedir.
25 birim birbiriyle ilintili mi?
Devlet içinde hukuki yapısı olmayan ama devlet yet-kilerini kullanan bir
yapı üretiyor bunları. Demirel derin devlet diyor, Ecevit kontrgerilla.
Herkes kendi zarar gördüğü yerden olaya bakıyor. Aslında bir derin
devlet falan yok. Çeteleşmiş yapılar var. Bunlardan birinin Ergenekon
olduğu söyleniyor. Bunlar devlette üst düzey yetkileri olan birtakım
insanlarla irtibatlı. Argümanları da, vatan, millet, bayrak sevgisi gibi
ulvi değerler.
ÖZKÖK DÖNEMİNDE SORUN ASKERİN KENDİ İÇİNDEYDİ
Genç subaylar rahatsızlığını Özkök Paşa döneminde de dillendirdi.
Büyükanıt gelince ne değişti ki 27 Nisan muhtırası oldu?
Özkök döneminde de sorunlar yaşandı ama esas sorun askerin kendi
içindeydi. Nokta dergisinin ortaya çıkarttığı iki büyük darbe girişimini
hatırlayın. Onlar ve kimi çeteleşmeler hep hükümeti yıkmaya dönüktür.
Kurulan 25 birimin tümü mafya tabir edilen çetelerle ilişkili. Bu bir
konsepttir.
Neyin konsepti?
28 Şubat sürecinin 2007 versiyonu lazımdı ve bir takım ulusalcı-kuvvacı
dernekler mantar gibi türedi. Hepsinin içinde emekli asker var ve bunlar
sivil toplum olarak lanse edildi. Türkiye'nin zor günler yaşadığı, yeni
bir kurtuluş savaşına ihtiyaç olduğu propagandaları yapıldı. Eğer 2004
yılındaki zihniyet 2007 yılında da TSK içinde devam ediyorsa işimiz zor.
Devam ediyor mu?
Devam ediyor ama birliktelik olarak devam etmiyor.
ABD'nin darbe istediğini ancak Büyükanıt'ın 27 Nisan'da muhtıraya
indirgediğini iddia ettiniz…
Bütün ihtilallerin arkasında, Türkiye'nin ABD'nin hem iç, hem dış
politikada yörüngesi dışına çıkma korkusu var.
AK Parti ABD'nin yörüngesine girdi de çıkıyor mu şimdi?
ABD'nin stratejisi hep menfaat üzerine kuruludur. ABD'yle bir siyasi
parti bir süre yan yana gelebilir, ama ufak bir güvensizlikte başka
alternatifler ararlar. 27 Nisan muhtırası verildi, Amerika muhtıraya 13
gün sessiz kaldı. Fakat yine de ABD'yle Genelkurmay Başkanlığı arasında
bir sıkıntı var.
Gül'ün cumhurbaşkanı olamamasında bunun da payı olabilir mi?
RP'ye kapatma davası açtığında yardımcım Hanefi Avcı'yı Vural Savaş'a
gönderdim; "Ben davayla darbeyi engelliyorum" demiş Savaş.
BÜYÜKANIT DA BİLİNÇLİ HAREKET ETTİ
Anayasa Mahkemesi'nin 367 şartı da bir darbe engelleme çabası mıydı?
Burada anayasal organlar kullanılarak Türkiye sıkıntıya giriyor
denilerek hukuktan sapılmıştır. Hilmi Özkök devrinde demokraside zaaf
olmadı. Büyükanıt geldiğinde de umutluydum, çünkü istihbarattan
geliyordu, daha bilinçli hareket etme imkanı vardı. Yine de bilinçli
hareket ettiğine inanıyorum. Büyük sıkıntılara rağmen darbeyi muhtıraya
indirgedi.
ABD darbe olmasa da muhtıraya razı mı?
Yeni beklentiler mümkün. Mitingler, çeteleşmiş odaklar, terör hepsi
hükümeti istikrarsızlaştırmak için. Bu hükümet -ekonomi de iyi oysa-
terör konusunda başarısızdır imajı yaratılmak isteniyor. PKK birden
hortladı ve daha etkin eylemler yapmaya başladı. Şehit cenazelerinde
hükümete karşı atılan sloganlar bir merkezden organize ediliyor, orada
provokatörler var…
Bazı çevreler terörün tırmanışında askerin de etkisi olduğunu ima
ediyorlar…
Böyle bir şey yok elbette, ama şu var; bazen kurumsallık dışına çıkan
cuntaların yapmak istedikleriyle, dış güçlerin yapmak istedikleri
birleşiyor. Türkiye bir Kürt-Türk çatışmasına götürülüyor. Devlet
kurumları arasına nifak tohumları sokuluyor şehit cenazelerinde.
Darbe isteyen sivil cuntacılar her yerde var
"Darbe geliyor, ben de başbakan olacağım. Sana da bir şeyler düşünelim"
diyen siyasi lideri ciddiye aldınız mı?
Hayır, ama ben bunu Türkiye'de var olan o çarpık zihniyetin bir kere
daha sorgulanması için gündeme getirdim, adını vermedim ki bu tür
faaliyetler içine giren siyasi partiler kendilerine çeki düzen
versinler, oyuna gelmesinler.
Konuyu ortaya atıp ismi meçhul bırakmayı bir strateji olarak mı
sürdürüyorsunuz?
Gerektiğinde söylerim ama söylememeyi tercih ediyorum. Çünkü bir tek o
değil bu tür hesaplar yapanlar, bu gözle bütün partilere bakmak lazım,
kimler giriyor, kimler çıkıyor, ne tür tavır ve söylem değişiklikleri
var… Yani demokrasiye ne kadar sadakat içindeler..
Nedir o liderin adresi?
Milliyetçi-muhafazakar vurguları da olan yeni ulusalcılık… Küçük ve
etkisiz bir parti. Aslına bakarsanız o şahısla görüşme isteği ilk benden
geldi. Bu tür faaliyetler içinde olduğunu bildiğim için olayı tespit
etmek istedim. O da toy bir siyasetçi gibi anlattı bunları.
Görevli mi gittiniz?
Resmi görev değil…
Bu bilgiyi devletin ilgili birimleriyle paylaştınız mı?
Gereğini yaptım…
Bir gün açıklamanız gerektiğinde ya reddederse…
Güçlü delillerim var…
MSGB hükümete provokasyonla imzalatıldı
Güvenlik siyasetinin oluşmasında asker ne kadar etkili?
Bunlar Milli Güvenlik Siyaset Belgesi türü belgelerle belirleniyor.
Bunlara siyasette imza attı ama oluşmasında irade askerindir. Asker
çalışır, yazar ve siyasetin önüne getirir. Ama bu hükümet AB uyum
yasalarını hazırlarken büyük sıkıntılar oldu, MGSB'nin iç ve dış tehdit
anlayışına müdahale etmek istedi.
Edebildi mi?
Bir generalin ağzından cevap vereyim; Tanrıverdi Paşa dedi ki; MGSB ilk
defa askerlerle siyasiler arasında müzakere edildi, karara bağlandı ama
bakanlar kurulu imzalamadı. Çünkü iç tehdit algılaması değişmemişti.
Paşa; "Hükümete birtakım provokasyonlarla imzalatıldı" dedi. Hükümet 6-7
ay sonra imzaladı.
Mehmet Ağar, muhtıradan haberim olsaydı oylamaya katılırdım dedi.
Mumcu'nun da muhtırayı bildiğini ima eden açıklamaları oldu. O akşam ne
oldu da siyaset kilitlendi?
28 Şubat'tan 27 Nisan'a gelen sürece bakarsak, sanki Türkiye'de askeri
vesayetin güçlendirilmesiyle ilgili bir master plan uygulanıyor. Komuta
kademesinin de, siyasetin de önündeki manevra alanı daraltılıyor. Bunu
planlayanlar iktidarın anti demokratik bir şekilde uzaklaştırılmasını
bekliyorlar. Fakat Genelkurmay'ın üst kademesi böyle bir şeyi istiyor
gözükmüyor.
Alan daralması askeri bir yanlışa iter mi?
Mumcu'nun danışmanlını da yapan Hüseyin Kocabıyık dedi ki; hem Mumcu hem
de Ağar Türkiye'de fiili bir darbe olacağını biliyorlardı, bu yüzden
oylamaya girmediler. Ağar'ın iki milletvekiliyle görüştüm, "kesinlikle
girecektik. Ne olduysa o gece oldu ve Ağar fikir değiştirdi,
telefonlarını kapattı" dediler. TSK adına hareket ettiklerini söyleyen
"sivil cuntacılar" var, bu tür durumlarda devreye girerler.
Biz bunları tanıyor muyuz?
Bunlar her parti içinde vardır, partiyle TSK arasında bağlantı kuran,
ilişkileri yürüten kişi olarak lanse ederler kendilerini.
ANAP Genel Merkezi'nin çevresinde tanklar gözüktü mü o günlerde?
Erkan Mumcu'ya bir arkadaşımla not gönderdim; "bunu ver, oylamaya
kesinlikle katılsın" dedim. Çiller döneminde de darbe olacak mı diye sık
soruyorlardı bana. Meral Akşener'e, eğer bu ülkede fiili bir darbe
olacaksa 72 saat önceden haber alırız demiştim. Bugün de aşağı yukarı
böyledir. |