Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 343 | Temmuz  2007

                   

 

 


Gecekondu’da Devlet Sırrı ve Şemdinli’ye Geri Dönüş...

Ali Bayramoğlu/ 22.06.2007/Yeni Şafak

Gecekondu'da devlet sırrı ve Şemdinli'ye geri dönüş…
İki gün önce şu soruyu soruyorduk: "Hep aynı isimleri karşımıza çıkaran çeteler ve sivil toplum örgütleri iç içe geçen, dahası tek bir kökün ayrı dalları olabilir mi? Bu yapılarda emekli askerlerin baskın ve düşündürücü varlığı neye işaret etmektedir? Olup biteni anlamak açısından 'çete' yerine 'yarı resmi örgütlenmeler' tabiri daha doğru mu olur?"
Bir gün önce Ümraniye'deki bomba deposu ve çete hadisesiyle ilgili olarak Danıştay saldırısından Hrant Dink suikastine kadar her yerde karşımıza çıkan emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin tutuklandı.
Tekin'in ilişkide olduğu Ümraniye'deki bomba deposundan MGK'nın gizli görüşme tutanakları ile Ergenekon, namı diğer Gladyo adlı gizli örgüte ait dokümanlar çıktı…
Başka söze gerek var mı?
Şimdi "merceği değiştirip, açıyı genişletelim…"
Tetikleyici hadiseleri hepimiz biliyoruz. Onları "skandallar" olarak adlandırdık.
Bunlar arasında en kritik olanı "Şemdinli skandalı"ydı.
Şemdinli hadisesi üç önemli gelişmeye tanıklık yaptı.
1. Şemdinli iddianamesinde adı geçen dönemin "Kara Kuvvetleri Komutanı ve kurmayları olayın hemen sonrasında askeri karargaha hakim oldu", böylece yeni bir yapılanmanın ilk filizleri atıldı. Bir süreç, Şemdinli süreci başladı. Bu süreç askeri otoritenin siyasi alanda tasfiye politikalarıyla yeniden aktif hale geçmesini ifade ediyordu. Nitekim Büyükanıt Genelkurmay Başkanı olurken yaptığı konuşmada askerin rolünün üzerinde hassasiyetle duracaktı. Ve o günden itibaren asker tarafından atılan her adımın büyük siyasi operasyonun parçası olduğu daha sonra anlaşılacak ve Türkiye kendisini bir anda askeri vesayet krizinin ortasında bulacaktı.
2. AK Parti anlaşılmaz bir şekilde bu konuda askerin önünü açtı. Özellikle Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in yönetiminde, skandalın üzerine siyasi ve idari açıdan gitmeyi tümüyle devre dışı tuttu. Büyükanıt-Başbakan görüşmesi bir yanda Cemil Çicek'in temasları sonrası hükümet askerin taleplerini yerine getirdi. İddianameyi hazırlayan savcı görevden alındı ve ömür boyu hak mahrumiyeti cezasına çarptırıldı. Özetle "hükümet askeri bürokrasiyle, daha doğrusu Büyükanıt ekibiyle ittifak yolunu seçmişti".
3. Askerle yapılan bu ittifak ve Şemdinli Skandalı karşısındaki pasif tutum "AK Parti'nin farklı toplumsal kesimlerle yaptığı ittifakın bitişi"ni de simgeliyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru yalnızlaşan, yaptığı ittifaka ve kurduğu kişisel ilişkilere gereğinden fazla önem atfeden, bildik bir tuzağa düşen bir Başbakan ve siyasi iktidar vardı karşımızda…
Ve önü açılan asker rahatça yürüdü…
Yaşadığımız krizin gelişimini böyle okumak da mümkündür.
Hatta böyle bir okuma krizi anlamak için biraz da zorunludur.
Elbet kriz sadece bu tür güç ilişkilerinden, bu ilişkiler içinde yaşanan askeri alan genişlemesi ve siyasi alan daralmasından ibaret değildir. Bu sütunlarda daha önce birçok kez dile getirdiğimiz gibi krizin yapısal yönleri bulunuyor. Bunlar, bize, yukarıdaki skandallar, örneğin Şemdinli hadisesi olmasaydı da krizin geleceğini anlatır.
Ancak krizleri hareket geçiren ilişki ve gelişmelerin onların kazandığı görünümü ve gücü belirlediğini unutmamak gerekir.
Hep birlikte izliyoruz:
Siyasete yönelik askeri eylem kendi meşruiyetini oluşturmaya yöneliyor. Öncü kuvvetleri kullanıyor, eskilerin deyişiyle kendisine uygun koşullar ve zemin hazırlıyor. Ardından bu hazırlanan sahaya gerekli ve düzenleyici güç olarak giriyor.
Bu durum bize krizin önünü almak için ne yapmak gerektiğini de gösteriyor.
Demokrasi ve ilke hâlâ büyük bir "silah"…
Hudson skandalını ortaya çıkaran ve eğer varsa oyunu bozan bu "silah" olmadı mı?

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...