|

Gecekondu’da Devlet Sırrı ve Şemdinli’ye Geri Dönüş...
Ali Bayramoğlu/ 22.06.2007/Yeni Şafak
Gecekondu'da devlet sırrı ve Şemdinli'ye geri dönüş…
İki gün önce şu soruyu soruyorduk: "Hep aynı isimleri karşımıza çıkaran
çeteler ve sivil toplum örgütleri iç içe geçen, dahası tek bir kökün
ayrı dalları olabilir mi? Bu yapılarda emekli askerlerin baskın ve
düşündürücü varlığı neye işaret etmektedir? Olup biteni anlamak
açısından 'çete' yerine 'yarı resmi örgütlenmeler' tabiri daha doğru mu
olur?"
Bir gün önce Ümraniye'deki bomba deposu ve çete hadisesiyle ilgili
olarak Danıştay saldırısından Hrant Dink suikastine kadar her yerde
karşımıza çıkan emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin tutuklandı.
Tekin'in ilişkide olduğu Ümraniye'deki bomba deposundan MGK'nın gizli
görüşme tutanakları ile Ergenekon, namı diğer Gladyo adlı gizli örgüte
ait dokümanlar çıktı…
Başka söze gerek var mı?
Şimdi "merceği değiştirip, açıyı genişletelim…"
Tetikleyici hadiseleri hepimiz biliyoruz. Onları "skandallar" olarak
adlandırdık.
Bunlar arasında en kritik olanı "Şemdinli skandalı"ydı.
Şemdinli hadisesi üç önemli gelişmeye tanıklık yaptı.
1. Şemdinli iddianamesinde adı geçen dönemin "Kara Kuvvetleri Komutanı
ve kurmayları olayın hemen sonrasında askeri karargaha hakim oldu",
böylece yeni bir yapılanmanın ilk filizleri atıldı. Bir süreç, Şemdinli
süreci başladı. Bu süreç askeri otoritenin siyasi alanda tasfiye
politikalarıyla yeniden aktif hale geçmesini ifade ediyordu. Nitekim
Büyükanıt Genelkurmay Başkanı olurken yaptığı konuşmada askerin rolünün
üzerinde hassasiyetle duracaktı. Ve o günden itibaren asker tarafından
atılan her adımın büyük siyasi operasyonun parçası olduğu daha sonra
anlaşılacak ve Türkiye kendisini bir anda askeri vesayet krizinin
ortasında bulacaktı.
2. AK Parti anlaşılmaz bir şekilde bu konuda askerin önünü açtı.
Özellikle Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in yönetiminde, skandalın üzerine
siyasi ve idari açıdan gitmeyi tümüyle devre dışı tuttu.
Büyükanıt-Başbakan görüşmesi bir yanda Cemil Çicek'in temasları sonrası
hükümet askerin taleplerini yerine getirdi. İddianameyi hazırlayan savcı
görevden alındı ve ömür boyu hak mahrumiyeti cezasına çarptırıldı.
Özetle "hükümet askeri bürokrasiyle, daha doğrusu Büyükanıt ekibiyle
ittifak yolunu seçmişti".
3. Askerle yapılan bu ittifak ve Şemdinli Skandalı karşısındaki pasif
tutum "AK Parti'nin farklı toplumsal kesimlerle yaptığı ittifakın
bitişi"ni de simgeliyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru
yalnızlaşan, yaptığı ittifaka ve kurduğu kişisel ilişkilere gereğinden
fazla önem atfeden, bildik bir tuzağa düşen bir Başbakan ve siyasi
iktidar vardı karşımızda…
Ve önü açılan asker rahatça yürüdü…
Yaşadığımız krizin gelişimini böyle okumak da mümkündür.
Hatta böyle bir okuma krizi anlamak için biraz da zorunludur.
Elbet kriz sadece bu tür güç ilişkilerinden, bu ilişkiler içinde yaşanan
askeri alan genişlemesi ve siyasi alan daralmasından ibaret değildir. Bu
sütunlarda daha önce birçok kez dile getirdiğimiz gibi krizin yapısal
yönleri bulunuyor. Bunlar, bize, yukarıdaki skandallar, örneğin Şemdinli
hadisesi olmasaydı da krizin geleceğini anlatır.
Ancak krizleri hareket geçiren ilişki ve gelişmelerin onların kazandığı
görünümü ve gücü belirlediğini unutmamak gerekir.
Hep birlikte izliyoruz:
Siyasete yönelik askeri eylem kendi meşruiyetini oluşturmaya yöneliyor.
Öncü kuvvetleri kullanıyor, eskilerin deyişiyle kendisine uygun koşullar
ve zemin hazırlıyor. Ardından bu hazırlanan sahaya gerekli ve
düzenleyici güç olarak giriyor.
Bu durum bize krizin önünü almak için ne yapmak gerektiğini de
gösteriyor.
Demokrasi ve ilke hâlâ büyük bir "silah"…
Hudson skandalını ortaya çıkaran ve eğer varsa oyunu bozan bu "silah"
olmadı mı?
|