|

Ordu
ve Çıldırma...
Ahmet Altan/11.06.2007/gazetem.net
Geceyarıları garip bir dille yazılmış muhtıraları internet sitesine
koyma tuhaflıkları…
Cumhurbaşkanıyla ve başbakanla görüşüp Milli Güvenlik Kurulu'nu
toplayarak tartışılacak "Kuzey Irak'a müdahale" gibi önemli konuları
basın toplantılarından açıklayıp, devlet kademelerinde konuşmama
ciddiyetsizlikleri…
Kürt meselesi gibi olağanüstü hassas konularda halkı meydanlara davet
etme kışkırtmaları…
Doğru dürüst yazmayı bile beceremedikleri anadillerine bir ömür vermiş
aydınları hedef gösterme cüretkarlıkları…
Bütün bunlar, bizimki gibi bir ordu için bile fazlasıyla gayrıciddi ve
disiplinsiz hareketler.
Üstelik boğazlarına kadar siyasete battıklarından bir de kendi
mesleklerini unutmuş durumdalar.
Kendi askeri karakolumuzu bile koruyamıyoruz.
İki kişi geliyor, karakolu basıyor, yedi gencecik askeri öldürüp
sekizini yaralıyor, ayrıca saldıranlardan biri de olay yerinden kaçmayı
başarıyor.
El insaf…
Buna askerlik mi diyorsunuz?
O öldürülen çocuklar bu ordunun generallerine emanet edilmişti.
Ne oldu o emanetlere?
Kim bunun sorumlusu?
Bir ordunun üstüne vazife olmayan işlere karışacağına ciddi biçimde
askerlik yapması, karakolunu koruması, çocuklarını sakınması gerekmiyor
mu?
O çocukların hesabını kim verecek?
Kimse…
Onun yerine internet sitesine "ordumuzu yıpratmaya çalışıyorlar" diye
klişelerle ve tehditlerle dolu bir muhtıra daha koyacaklar.
Korkutup susturacaklar.
Ölen çocukların hesabını vermeyecekler.
Bir yarbay, bir binbaşı, bir er daha uzaktan patlatılan mayınla
öldürüldü.
Geçen gün Ayşe Önal'dan öğrendik ki Kuzey Irak'ta Amerikan askerleri
"manyetik alanı kitleyip" uzaktan bomba ve mayın patlatmayı
imkansızlaştırmış.
Bizim ordu niye bunu yapmıyor?
Niye subaylarıyla erlerini korumuyor?
Halkı sokaklara çağıracaklarına, manyetik alanı kitleyecek teknolojiyi
uygulamaları gerekmiyor mu bu komutanların?
Onların işi bu değil mi?
Resmi rakamlara göre Cudi Dağı'nda 35, Gabar Dağı'nda 100 PKK'lı varmış.
Bizim binlerce asker onları yakalayamıyor.
Niye?
Bütün bunlar bizim ordu için bile normal değil.
Sanırım ordunun içinde anormal bir şeyler oluyor.
Çok tuhaf şeyler.
Ve, ordu askerliği bırakmış ülkeyi hızla bir belanın içine doğru
sürüklüyor.
Manyetik alanı kitleyip dağdaki yüzeli PKK'lıyı yakalayamadıkları,
karakolları doğru düzgün koruyamadıkları için ya Kuzey Irak'a yüz
binlerce askerle girip içinden çıkamayacağımız bir felakete dalacağız ya
da içerde büyük gösterilerle Türk Kürt çatışması yaratacağız.
Medya generallerin siyasi kavgasına amigoluk yapacağına, ordunun
işlevini niye yerine getirmediğini sormazsa, bu kışkırtıcı iklim devam
ederse, sonunda generallerin de, medyanın da, aydınların da, halkın da
paçasını kurtaramayacağı korkunç bir kaosun içine yuvarlanacağız.
Ordunun neden bu kadar tuhaf davrandığını süratle sorgulayıp anlamak
zorundayız.
Korkarım, "dönüşü olmayan" noktaya çok yaklaştık.
Ordu bu anormalliklerini biraz daha sürdürürse Türkiye tarihinde
yaşamadığı ölçüde bir karmaşa yaşayacak.
Doların fırlaması, ekonominin çökmesi, iflaslar, işsizlikler, sefaletler
değil yalnızca bizi bekleyen, büyük iç çatışmalar, diktatörlük
çekişmeleri, blok değiştirme çabaları, savaşlar da epeyce karanlık
geleceğin içinde bizi bekliyor.
Yaşadığımız sorun, şu parti ya da bu parti, şu siyasi davranış ya da bu
siyasi davranış anlaşmazlıklarının çok ötesinde ve çok daha derin bir
sorun.
Sorun ordunun içinde.
Bizi korkunç bir karmaşaya sürükleyen bu çıldırma halinin gerçek
nedenini bulup düzeltemezsek…
Bu ülke, bir daha içinden çıkamayacağı kanlı bir kuyuya düşecek.
Herkesin hayatı söz konusu.
Herkesin… |