ABD'de çarşamba günü,
Türkiye'den askeri yetkililerin de katılımıyla muhafazakâr Hudson
Enstitüsü'nde yapılan bir toplantıda, Anayasa Mahkemesi'nin emekliye
ayrılan başkanı Tülay Tuğcu'ya suikast, PKK'nın Beyoğlu'nda 50
kişiyi öldürmesi,
Washington'da ABD Yeni
Sağı'nın, yani NeoCon'ların en önemli düşünce üretim merkezlerinden
biri olan "Hudson Institute"te üç gün önce Türkiye üstüne bazı
senaryolar eşliğinde "Beyin fırtınası" estirilmiş.
Washington'da Türkiye
konusuna bir hayli, dikkat çekici ölçüde ilgi var.
Bunu gözlemleyebilmek çok zor değil. Düşünce kuruluşlarının Türkiye
konulu toplantılarına katılanların özelliklerine ve sayılarını
bakarak, bir hükme ulaşabilirsiniz.
Emniyet Genel Müdürlüğü
İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu, "Genç subaylar
rahatsız değil, rahatsız olanlar dış güçler, içteki uzantıları ve
hiyerarşik yapıda bir yerlere gelememiş bazı askerler" diyor
Şimdi bazıları buna
askeri savunma yazısı diyecek. Ya da daha ileri gidip, demokrasiden,
hukuktan, özgürlüklerden nasiplenmemiş statükocu bir kişinin
reaksiyonu diyecek. Bunları önemsemiyorum.
Gecekondu’da Devlet Sırrı ve Şemdinli’ye Geri Dönüş... İki gün önce şu soruyu
soruyorduk: "Hep aynı isimleri karşımıza çıkaran çeteler ve sivil
toplum örgütleri iç içe geçen, dahası tek bir kökün ayrı dalları
olabilir mi? Bu yapılarda emekli askerlerin baskın ve düşündürücü
varlığı neye işaret etmektedir?
Bu nasıl bir iştir?
Hesap vermesi gereken hesap soruyor. Güvenlik güçleri Güneydoğu'da
terörle mücadelede zor anlar yaşıyor. Her gün birkaç er, subay yol
ortasına döşenen mayınlarla hayatını kaybediyor.
Geceyarıları garip bir
dille yazılmış muhtıraları internet sitesine koyma tuhaflıkları…
Cumhurbaşkanıyla ve başbakanla görüşüp Milli Güvenlik Kurulu'nu
toplayarak tartışılacak "Kuzey Irak'a müdahale" gibi önemli konuları
Küçücük Gazze'de
yaşananlar, Filistin iç iktidar savaşı, insanlık dramı, ABD ve
İsrail'in iç çatışma tezlerinin dışında devasa etkiler göstermeye
başladı. Bunun bölgesel senaryonun bir unsuru olduğuna, Lübnan'daki
iç çatışma senaryosu, Suriye ve İran'a yönelik süreç
Çok ciddi bir kavga...
Hatta savaş... Hatta meydan savaşı var. Nerede?
Devletin içinde. Kimle kim arasında?
Değişimcilerle... Statükocular arasında. Statükocu... Değişime karşı
bir güç.
Türkiye, son ve büyük
bir hesaplaşmaya doğru gidiyor.
Bu ülke korkulduğu gibi ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı.
Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeyle sakatlandı.
27 Nisan 2007 Cuma
gecesi saatler 23.00'ü geçtiği sırada, Genelkurmay Başkanlığı'nın
web sitesinde yayımlanan bildiri şu cümle ile başlıyordu:
"Türkiye Cumhuriyeti devletinin,
Yorum
Seçimler:
Kime Yarar, Neye Zarar ?!
Konuya bu
açıdan bakıldığında, küresel aktörlerin AKP'yi harcama gibi bir belirgin
arzuları olduğunu söylemek için yeterli veri yoktur. Aksine, AKP'nin ikinci
dönemini görmesi, küresel ve yerel bir çok kesimin işlerine gelmektedir. Ne
olursa olsun AKP'yi yeniden tek başına iktidar yapmama konusundaki
kampanyayı, çoğunlukla, ülke içindeki statüko taraftarları yürütmektedir.
Devamı için
HAMAS - FKÖ ÇATIŞMALARI
Bütün bu
gelişmelere bakıldığında, süreç içerisinde halk desteği artan Hamas'ın
siyasi tecrübesizlik ve hatta öngörüsüzlükle malul olduğu görülebilir. FKÖ,
evet Hamas karşısında kan kaybetmektedir ancak gerek dış desteği gerekse
uzun yıllar boyunca mücadele içinde edindikleri deneyimler sayesinde,
Filistin liderliğini Hamas'a (en azından yasal platforma) kaptırmamıştır.
Burada Hamas'ın zaaflarına işaret edilmelidir. Devamı için
Kavram
REY
Böylece
tabiinle birlikte, yeni bir akım doğdu. Bu yeni akım mensupları, her
meselenin nasla çözüleceğini iddia ediyorlardı. Daha doğrusu, her konuda ya
bir ayet, ya da Peygamber'den bir hadis mevcut olduğunu var sayıyor ve bu
hadislere aykırı görüş belirtenlere de şiddetle tepki gösteriyorlardı. Zaten
bu akımın ekseriyetine göre, Rasûlullah'a (sav) isnad edilen hadisler de
tamamen vahye dayanıyordu. Gerçi Peygamber'e izafe edilen her söz ve fiili
kutsama eğilimi sahabe döneminde de mevcuttu. Mesela Hz. Ömer'in oğlu
Abdullah, naslara sıkı sıkıya bağlılık görüntüsü veriyordu; Peygamber'den
gördüğü hareketleri aynen tekrarlamayı dindarlık sayan bir anlayışa sahipti. Devamı için
Düşünce
Muhammed (A.S.)'ın
Ümmiliği Meslesi
Mehmed
DURMUŞ
Bu yazının
asıl amacı, ümmî kavramının okuma yazma bilmeyen anlamına gelmediğini ortaya
koymaktır. Bunu yaparken, Peygamber (a.s)ın okuma yazma bilmediği yönündeki
geleneksel ısrarın tutarsızlığına da dikkat çekmek istiyoruz. Ümmî
kelimesinin geçtiği her yerde, vahyin ilahî menşeli olduğunun kanıtı olması
adına, Muhammed (a.s)ın okuma yazma bilmediğini söylemek adet haline
gelmiştirDevamı için
Belirsizliğin Tedirginlikleri
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Ulusalcı saplantılar, istikrarsızlığı kışkırtıyor.
Hayatın her alanında derinleşerek çoğalan bayağılıklar kimseyi rahatsız
etmiyor. Bayağılık bir hayat tarzı haline geliyor. Gerçek böyleyken,
Müslümanların nezih tercihleri tartışma/sorgulama/muhtıra konusu olabiliyor.
İdeolojik klişeler bütün zihni, akli melekeleri dumura uğratabiliyor.Devamı
için
Yine
Seçim Yeni Seçim
Mustafa BOZACIOĞLU
O olmadı,
bunu verelim; bu da olmadı şunu verelim; koalisyonla olmadı erkeklere,
erkekler gerçekten çözerek çözdü(!) amma yetmedi, tek başına olmak lazım,
alın onu da, o da yetmez vs. vs. sonu yok!...
Hadi şimdi
zihinsel bir sıfırlama yapalım. Farzedelim ki bu dinle ilk defa muhatab
oluyoruz. İlk olarak Dinin Sahibi (Yüce ALLAH) hakkında, ardından, dinin
rehberi (Hz.Muhammed) hakkındaki bilgilerimizi, dinin ilk kaynağı olan
Kur'an vs. hakkındaki bilgilerimizi kontrol edelim.