Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 343 | Temmuz  2007

                   

 

 


HAMAS-FKÖ ÇATIŞMALARI

Filistin'de Hamas ve FKÖ arasında bir süredir devam eden çekişmeler, nihayet iplerin kopmasıyla neticelendi. Mahmud Abbas, Hamas hükümetini feshetti; Hamas ise, bu karara karşı direneceğini ilan edip Gazze şeridinde yönetimi ele geçirdi. Böylece Filistin'de fiilen iki başlı bir yapı ortaya çıkmış oldu. FKÖ, Batı Şeria'yı, Hamas ise Gazze'yi kontrol etmeye başladı. İki örgüt arasında çıkan çatışmalar ise, neredeyse Filistin'in 'bölünme' sürecine girdiği şeklinde bile yorumlandı. Artık bu iki örgütün bir daha ortak bir oluşum içinde olamayacağı yönünde değerlendirmeler dahi yapıldı.
Gerçekten de, ilk İntifada'dan beri ilk kez yaşanan bu gerilim, gerçekte neye işaret ediyor ve nasıl yorumlanması gerekiyor? Acaba iki örgüt arasındaki çekişme, iki ayrı Filistin bölgesinde iki ayrı siyasi yapının varlığı ile mi, yoksa taraflardan birinin nihayetinde pes etmesiyle mi sonuçlanacak? Dış ülkelerin ve hatta İsrail'in açık desteğini alan Mahmut Abbas, konjonktürden yararlanıp Hamas'ı bölgede bitirebilir mi? Yoksa bu ayrışma, bundan sonrası için hayırlı sonuçlar doğurabilecek potansiyelleri içinde barındırıyor mu? Bu sorulara cevap bulabilmek için, gelişmeleri kısaca hatırlamakta fayda görüyoruz.
Bilindiği gibi, İlk İntifada'nın 1987 yılında patlak vermesinden önce, Arafat liderliğindeki FKÖ, aslında Filistinliler arasında ciddi bir meşruiyet kaybına uğramıştı. İntifada'nın ardında, Arafat siyasi manevra yaparak, direnişi sahiplendi. Tecrübesiz Hamas liderliği ise bu manevrayı göremeyerek, İntifada'nın liderliğini Arafat'ın yapmasına sessiz kaldı. Arafat, bütün direniş evrelerinde, liderlik pozisyonuna halel getirmeyecek şekilde dengeleri gözetti. Ne Hamas'ı tamamen dışladı; ne de Hamas'ın söylemini kullanarak İsrail'e karşı bir mücadele verdi. Arafat'ın amacı, aslında mücadelenin önderliğini Hamas'ın ele geçirmesine engel olmaktı. Bu nedenle de, Amerika'nın ve hatta İsrail'in bile desteğini aldı. Ölümüne kadar da bu denge politikasını sürdürdü. Bu süreç içerisinde Hamas, FKÖ'den ayrı bir varlık olarak mücadele etme stratejisini benimsemedi. "Ülke içi ayrılık çıkmasın" endişesinin belirleyici olduğu bu yaklaşımda kaybeden taraf hep Hamas oldu. Çünkü FKÖ, özellikle dış bağlantıları nedeniyle, dengeleri hep kendi lehine kullanmasını bildi. Hamas'ı ayakta tutan ise, halk desteğiydi. Nitekim sonuçta seçimler yoluyla iktidara da geldi. Fakat halk desteği giderek zayıflayan FKÖ, önce Arafat'ı, sonra da Mahmut Abbas'ı Özerk Yönetim'in başkanı olarak tutmayı başardı. Hamas halk desteğine sahip olsa da, yönetimin başının FKÖ'den olması, Hamas'ın Filistin mücadelesinde liderliği ele geçirmesinin önünde ciddi bir engel olarak duruyordu. Nitekim, Abbas Hamas'ın kurduğu hükümetin elini kolunu bağladı. Hatta hükümeti feshetti ve FKÖ ile ortak bir hükümet kurulmasını sağladı. Fakat bu da yürümedi ve nihayetinde son olaylar gerçekleşti. Abbas Hamas hükümetini feshetti; FKÖ ve Hamas fiilen çatışmaya girdiler; Gazze ve Batı Şeria'da iki ayrı fiili siyasi yapı oluştu.
Bütün bu gelişmelere bakıldığında, süreç içerisinde halk desteği artan Hamas'ın siyasi tecrübesizlik ve hatta öngörüsüzlükle malul olduğu görülebilir. FKÖ, evet Hamas karşısında kan kaybetmektedir ancak gerek dış desteği gerekse uzun yıllar boyunca mücadele içinde edindikleri deneyimler sayesinde, Filistin liderliğini Hamas'a (en azından yasal platformad) kaptırmamıştır. Burada Hamas'ın zaaflarına işaret edilmelidir. Çünkü süreci belirleyecek olan Hamas'ın tutum ve davranışlarıdır. FKÖ, sonuçta ulusal bir örgüttür ve bu tür örgütlerin artık İslam dünyasında pek şansları kalmamıştır. FKÖ de bunun istisnası değildir. Fakat İslamcı örgütlerin hem vizyonsuzlukları hem de tecrübesizlikleri diz boyudur ve bu yüzden de ciddi manada başarılar elde edememektedirler. Meydanda iyi mücadele veren İslamcı örgütler, masa başında kaybetmektedirler. Bu sömürgecilerin İslam yurtlarını sömürmeye başladıkları dönemlerde de böyleydi, hala da (büyük ölçüde) böyledir. Peki bu durum neye işaret etmektedir? Müslümanların tecrübe ve bilgi eksikliklerine tabii ki. Bu eksiklikler giderilmediği sürece de, meydanda kazanan Müslümanlar masada kaybetmeye devam edeceklerdir. Hamas'ın yaşadığı iktidar tecrübesi de bunun tipik bir örneğidir. Bu deneyim, Hamas'ın zaaflarını açıkça ortaya koymuştur. Hamas, kitlelerin gönlünü belki kazanabilmiştir, ancak siyasi basiret ve dirayet konularında yetersizdir. Bu konularda yetkinleşmediği sürece de, benzeri hataları tekrarlaması doğaldır.
Peki son gelişmeler, Filistin'de yeni bir felaketin habercisi midir? Hayır; zamanında alınmamış bir kararın gecikmiş uygulamasıdır. Yani Hamas, çok daha önceleri FKÖ ile bağlarını koparması gerekirken, bunu yapmamıştır ve şu anda zayıf bulunduğu bir dönemde, böylesi bir ayrışmaya (tabir-i caizse) zorlanmaktadır. Bu dönemde Hamas'ın 'tecrid edilmesi' açıkça bir güç kaybına neden olacaktır. Ve Hamas bundan kısa vadede zarar da görecektir. Fakat bu gelişmenin bir hayırlı neticesi de olabilir ki, o da FKÖ ile safların iyice ayrışmasıdır. Bu, Hamas'ın Filistin mücadelesinde liderliği ele geçirmesi için, göğüslemek zorunda olduğu bir zorluk ve imtihandır. Hamas, bu zorlukla yüzleşmek zorundadır. Bundan çekinmemelidir. Bir bedel ödemesi gerekiyorsa da ödemelidir. Fakat bu konuda direnmesi ve ilkeli hareket etmesi, varlığını sürdürebilmesi için elzemdir. Hamas, artık Filistin'de zulme sebep olan küresel güçler ve onların işbirlikçileriyle 'ortak hareket eden'lerle bağlarını koparmalıdır. Kendi ayakları üzerinde durmasını bilebilmelidir. Aksi taktirde benzeri sıkıntıları ilerde de yaşamaktan kurtulamayacaktır.
Fakat Hamas'ın birikim ve tecrübesi, bu ayrışmayı gerçekleştirmeye yetecek midir? İşte burası kuşkuludur. Gerek iktidar oldukları dönemde yaptıkları açıklamalar ve icraatları gerekse son çatışmalar sırasındaki tutumları, bu konuda kuşkuları besleyici mahiyettedir. Nitekim sürgündeki liderlerinden Halid Meşal'in, son gelişmelerden sonra bir TV mülakatında yaptığı: "Arafat'ı özlüyoruz" açıklaması, Hamas'ın FKÖ'ye karşı verdiği mücadelenin zeminini sağlam temellere oturtmadığını göstermektedir. Çünkü bu ayrışmayı gerçekleştirmek için Hamas'ın Arafat ismiyle de bütün bağlarını koparması gerekir. Aksi taktirde, Hamas, siyasi meşruiyet anlamında, Filistin sınırları içerisinde faaliyet gösteren bir 'parti' olmanın ötesine geçemeyecektir. Yani Amerika ve Avrupa'nın desteğini almış bir Filistin devletinde, kendisine biçilen sıradan bir parti pozisyonuna razı olmak durumunda kalacaktır. Bu tehlikeyi ber taraf edebilmesi için, Hamas'ın sahih İslami kavramlar temelinde, ulusalcı yapılanmanın gayr-i meşruluğu üzerinden bir siyasi söylem kullanması gerekmektedir. Bu noktada başarı sağlayamadığı taktirde, küresel güçler, Hamas'ı sistem içersinde bir şekilde eritmenin yollarını er-geç bulacaklardır. İktidara geldikleri son dönemde bu yönde bazı emareler göstermesine rağmen, Hamas, küresel güçlerin istedikleri düzeyde sistem içine çekilememiştir. Mevcut çatışmalar da zaten bunu göstermektedir. Fakat net ayrıştırmayı sağlayacak basiretli ve dirayetli politikalar uygulayamadığı taktirde, İslam dünyasının diğer ülkelerindeki hareketleri bekleyen tehlikeler, Hamas'ı da vurabilecektir. Bu nedenle, Hamas'ın son çatışmalar üzerinde bir kez daha düşünüp, kendi yolunu çizmesi ve sahih İslami temeller üzerinde ilkeli bir siyaset takip etme yaklaşımını benimsemesi gerekir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info