|

HAMAS-FKÖ ÇATIŞMALARI
Filistin'de Hamas ve FKÖ arasında bir süredir devam eden çekişmeler,
nihayet iplerin kopmasıyla neticelendi. Mahmud Abbas, Hamas hükümetini
feshetti; Hamas ise, bu karara karşı direneceğini ilan edip Gazze
şeridinde yönetimi ele geçirdi. Böylece Filistin'de fiilen iki başlı bir
yapı ortaya çıkmış oldu. FKÖ, Batı Şeria'yı, Hamas ise Gazze'yi kontrol
etmeye başladı. İki örgüt arasında çıkan çatışmalar ise, neredeyse
Filistin'in 'bölünme' sürecine girdiği şeklinde bile yorumlandı. Artık
bu iki örgütün bir daha ortak bir oluşum içinde olamayacağı yönünde
değerlendirmeler dahi yapıldı.
Gerçekten de, ilk İntifada'dan beri ilk kez yaşanan bu gerilim, gerçekte
neye işaret ediyor ve nasıl yorumlanması gerekiyor? Acaba iki örgüt
arasındaki çekişme, iki ayrı Filistin bölgesinde iki ayrı siyasi yapının
varlığı ile mi, yoksa taraflardan birinin nihayetinde pes etmesiyle mi
sonuçlanacak? Dış ülkelerin ve hatta İsrail'in açık desteğini alan
Mahmut Abbas, konjonktürden yararlanıp Hamas'ı bölgede bitirebilir mi?
Yoksa bu ayrışma, bundan sonrası için hayırlı sonuçlar doğurabilecek
potansiyelleri içinde barındırıyor mu? Bu sorulara cevap bulabilmek
için, gelişmeleri kısaca hatırlamakta fayda görüyoruz.
Bilindiği gibi, İlk İntifada'nın 1987 yılında patlak vermesinden önce,
Arafat liderliğindeki FKÖ, aslında Filistinliler arasında ciddi bir
meşruiyet kaybına uğramıştı. İntifada'nın ardında, Arafat siyasi manevra
yaparak, direnişi sahiplendi. Tecrübesiz Hamas liderliği ise bu
manevrayı göremeyerek, İntifada'nın liderliğini Arafat'ın yapmasına
sessiz kaldı. Arafat, bütün direniş evrelerinde, liderlik pozisyonuna
halel getirmeyecek şekilde dengeleri gözetti. Ne Hamas'ı tamamen
dışladı; ne de Hamas'ın söylemini kullanarak İsrail'e karşı bir mücadele
verdi. Arafat'ın amacı, aslında mücadelenin önderliğini Hamas'ın ele
geçirmesine engel olmaktı. Bu nedenle de, Amerika'nın ve hatta İsrail'in
bile desteğini aldı. Ölümüne kadar da bu denge politikasını sürdürdü. Bu
süreç içerisinde Hamas, FKÖ'den ayrı bir varlık olarak mücadele etme
stratejisini benimsemedi. "Ülke içi ayrılık çıkmasın" endişesinin
belirleyici olduğu bu yaklaşımda kaybeden taraf hep Hamas oldu. Çünkü
FKÖ, özellikle dış bağlantıları nedeniyle, dengeleri hep kendi lehine
kullanmasını bildi. Hamas'ı ayakta tutan ise, halk desteğiydi. Nitekim
sonuçta seçimler yoluyla iktidara da geldi. Fakat halk desteği giderek
zayıflayan FKÖ, önce Arafat'ı, sonra da Mahmut Abbas'ı Özerk Yönetim'in
başkanı olarak tutmayı başardı. Hamas halk desteğine sahip olsa da,
yönetimin başının FKÖ'den olması, Hamas'ın Filistin mücadelesinde
liderliği ele geçirmesinin önünde ciddi bir engel olarak duruyordu.
Nitekim, Abbas Hamas'ın kurduğu hükümetin elini kolunu bağladı. Hatta
hükümeti feshetti ve FKÖ ile ortak bir hükümet kurulmasını sağladı.
Fakat bu da yürümedi ve nihayetinde son olaylar gerçekleşti. Abbas Hamas
hükümetini feshetti; FKÖ ve Hamas fiilen çatışmaya girdiler; Gazze ve
Batı Şeria'da iki ayrı fiili siyasi yapı oluştu.
Bütün bu gelişmelere bakıldığında, süreç içerisinde halk desteği artan
Hamas'ın siyasi tecrübesizlik ve hatta öngörüsüzlükle malul olduğu
görülebilir. FKÖ, evet Hamas karşısında kan kaybetmektedir ancak gerek
dış desteği gerekse uzun yıllar boyunca mücadele içinde edindikleri
deneyimler sayesinde, Filistin liderliğini Hamas'a (en azından yasal
platformad) kaptırmamıştır. Burada Hamas'ın zaaflarına işaret
edilmelidir. Çünkü süreci belirleyecek olan Hamas'ın tutum ve
davranışlarıdır. FKÖ, sonuçta ulusal bir örgüttür ve bu tür örgütlerin
artık İslam dünyasında pek şansları kalmamıştır. FKÖ de bunun istisnası
değildir. Fakat İslamcı örgütlerin hem vizyonsuzlukları hem de
tecrübesizlikleri diz boyudur ve bu yüzden de ciddi manada başarılar
elde edememektedirler. Meydanda iyi mücadele veren İslamcı örgütler,
masa başında kaybetmektedirler. Bu sömürgecilerin İslam yurtlarını
sömürmeye başladıkları dönemlerde de böyleydi, hala da (büyük ölçüde)
böyledir. Peki bu durum neye işaret etmektedir? Müslümanların tecrübe ve
bilgi eksikliklerine tabii ki. Bu eksiklikler giderilmediği sürece de,
meydanda kazanan Müslümanlar masada kaybetmeye devam edeceklerdir.
Hamas'ın yaşadığı iktidar tecrübesi de bunun tipik bir örneğidir. Bu
deneyim, Hamas'ın zaaflarını açıkça ortaya koymuştur. Hamas, kitlelerin
gönlünü belki kazanabilmiştir, ancak siyasi basiret ve dirayet
konularında yetersizdir. Bu konularda yetkinleşmediği sürece de, benzeri
hataları tekrarlaması doğaldır.
Peki son gelişmeler, Filistin'de yeni bir felaketin habercisi midir?
Hayır; zamanında alınmamış bir kararın gecikmiş uygulamasıdır. Yani
Hamas, çok daha önceleri FKÖ ile bağlarını koparması gerekirken, bunu
yapmamıştır ve şu anda zayıf bulunduğu bir dönemde, böylesi bir
ayrışmaya (tabir-i caizse) zorlanmaktadır. Bu dönemde Hamas'ın 'tecrid
edilmesi' açıkça bir güç kaybına neden olacaktır. Ve Hamas bundan kısa
vadede zarar da görecektir. Fakat bu gelişmenin bir hayırlı neticesi de
olabilir ki, o da FKÖ ile safların iyice ayrışmasıdır. Bu, Hamas'ın
Filistin mücadelesinde liderliği ele geçirmesi için, göğüslemek zorunda
olduğu bir zorluk ve imtihandır. Hamas, bu zorlukla yüzleşmek
zorundadır. Bundan çekinmemelidir. Bir bedel ödemesi gerekiyorsa da
ödemelidir. Fakat bu konuda direnmesi ve ilkeli hareket etmesi,
varlığını sürdürebilmesi için elzemdir. Hamas, artık Filistin'de zulme
sebep olan küresel güçler ve onların işbirlikçileriyle 'ortak hareket
eden'lerle bağlarını koparmalıdır. Kendi ayakları üzerinde durmasını
bilebilmelidir. Aksi taktirde benzeri sıkıntıları ilerde de yaşamaktan
kurtulamayacaktır.
Fakat Hamas'ın birikim ve tecrübesi, bu ayrışmayı gerçekleştirmeye
yetecek midir? İşte burası kuşkuludur. Gerek iktidar oldukları dönemde
yaptıkları açıklamalar ve icraatları gerekse son çatışmalar sırasındaki
tutumları, bu konuda kuşkuları besleyici mahiyettedir. Nitekim
sürgündeki liderlerinden Halid Meşal'in, son gelişmelerden sonra bir TV
mülakatında yaptığı: "Arafat'ı özlüyoruz" açıklaması, Hamas'ın FKÖ'ye
karşı verdiği mücadelenin zeminini sağlam temellere oturtmadığını
göstermektedir. Çünkü bu ayrışmayı gerçekleştirmek için Hamas'ın Arafat
ismiyle de bütün bağlarını koparması gerekir. Aksi taktirde, Hamas,
siyasi meşruiyet anlamında, Filistin sınırları içerisinde faaliyet
gösteren bir 'parti' olmanın ötesine geçemeyecektir. Yani Amerika ve
Avrupa'nın desteğini almış bir Filistin devletinde, kendisine biçilen
sıradan bir parti pozisyonuna razı olmak durumunda kalacaktır. Bu
tehlikeyi ber taraf edebilmesi için, Hamas'ın sahih İslami kavramlar
temelinde, ulusalcı yapılanmanın gayr-i meşruluğu üzerinden bir siyasi
söylem kullanması gerekmektedir. Bu noktada başarı sağlayamadığı
taktirde, küresel güçler, Hamas'ı sistem içersinde bir şekilde eritmenin
yollarını er-geç bulacaklardır. İktidara geldikleri son dönemde bu yönde
bazı emareler göstermesine rağmen, Hamas, küresel güçlerin istedikleri
düzeyde sistem içine çekilememiştir. Mevcut çatışmalar da zaten bunu
göstermektedir. Fakat net ayrıştırmayı sağlayacak basiretli ve dirayetli
politikalar uygulayamadığı taktirde, İslam dünyasının diğer
ülkelerindeki hareketleri bekleyen tehlikeler, Hamas'ı da
vurabilecektir. Bu nedenle, Hamas'ın son çatışmalar üzerinde bir kez
daha düşünüp, kendi yolunu çizmesi ve sahih İslami temeller üzerinde
ilkeli bir siyaset takip etme yaklaşımını benimsemesi gerekir. |