Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 356 | Ağustos  2008

                   

 

 


                           

Bilinç Tıkanması

Atasoy Müftüoğlu

İslam kültür ve uygarlığı, yüzyıllarca, evrensel anlamda çeşitlilikleri uzlaştıran bir birlik anlayışını temsil etti. İslam kültür ve uygarlığı; Müslümanlara, temel İslamî kimliğe yabancılaşmaksızın, bölgesel kültürel/etnik farklılıklardan asla rahatsızlık duyulmaması gerektiğini öğretti. İslam imparatorlukları döneminde bütün yönetici kadrolar olumlu anlamda kozmopolit bir anlayışın, tavrın, tutumun ifadesi oldular. Birbirinden çok farklı kültürleri, bölgeleri içerisine alan İslam imparatorlukları, esnek yönetim uygulamalarıyla, bütün farklılıkları bir arada tutmayı başardılar. İslam imparatorlukları döneminde, Müslüman olmayan unsurlar, kendi dini gelenekleri içerisinde örgütlendiler ve özerkliğe sahip oldular. Müslüman olmayan unsurlar kendi dini eğitimlerini alma, dini/hukuki kurumlarını yaşatma özgürlüğüne sahiptiler. İslam uygarlığının tarihte etkili olduğu dönemlerde, İslam'ın evrensel özelliği ve niteliği sebebiyle, bölgede yaşanan her hangi bir durgunluk, diğer bir bölgede yaşanan hareketlilik yoluyla telafi edilebiliyordu. Günümüzde de Müslümanlar, bütün peygamberlerin misyonlarına saygı duymaya devam ediyor.
Emevî saltanatının dünyeviliğine, maddiyatçılığına, ihtişam ve sefahat eğilimlerine bir tepki olarak ortaya çıkan tasavvuf, günümüzde yalnızca duygusal bir deneyim, duygusal bir tatmin yolu olarak varlığını sürdürüyor. Tasavvuf, gerçek bir dini sorumluluğun/çabanın yerine geçmiş bulunuyor. Şeriat, insana, kendi varlığının ve sınırlarının bilincinde olmasını öğretirken; tasavvuf, insana kendi varlığının/sınırlarının bilincinde olmaksızın, kendisinden geçmesini öğretiyor. Şii dünyada, Şii imamların gizli ilahi bilgilere sahip olduklarına inanılırken Sünni dünyada da tasavvuf şeyhlerinin bu tür bilgilere sahip olduklarına inanılıyor. Bu konuda Sünnilerle Şiiler arasında bir yakınlık olduğu görülebiliyor,
Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması, yalnızca bir imparatorluğun parçalanmasından ibaret bir olay olarak değerlendirilmemelidir. Bu parçalanmanın çok daha önemli, çok daha derin, olumsuz/tahripkar sonuçları olduğunu hatırlamak gerekir. Bu parçalanma, aynı zamanda, kısmen yabancılaşmış olsa bile, İslamî toplumsal ve siyasal bir modelin yıkılışı/sonu anlamına da geliyor. Bu model, kuşkusuz evrensel bir model'di. Bu modelin yıkılışıyla birlikte İslam toplumlarında, özellikle de Türkiye'de, kültürel anlamda bir dindarlık hayata geçirildi. Kibirli bir laikliğin, kültürel anlamda bir dindarlığa bile tahammül edemediği dönemler yaşadık/yaşıyoruz. Modern Batı dünyası, faşizan bir laikliği her zaman destekleyebiliyor. İslamî toplumsal/si-yasal modelin dağılmasından sonra İmparatorluk sınırları içerisinde, emperyalistlerce icat edilen yapay ülkelerde, hiç bir özgün/özgür siyasal bağlılık ve kültürel kimlik gerçekleştirilemedi. İcat edilen her yeni yapay ülke için, yine yapay milli kimlik sembolleri icat edildi, resmi ideolojiler icat edildi, İcat edilen her ülkeye, bu toplumlara yabancı "kuklalar" kral tayin edildiler.
Müslümanların tarihten geri çekilmeleriyle birlikte, İslam toplumlarında yaşanmaya başlayan bilinç bunalımı, entelektüel bunalım, bilinç tıkanması ve entelektüel tıkanma halen bütün boyutlarıyla sürüyor. Bu bunalım ve tıkanma, dünyanın İslamî bir perspektifle yorumlanabileceğine, görülebileceğine, yaşa-nabileceğine ve dönüştürülebileceğine inanmayan, emperyalistlerin/kapitalistlerin "tarihin sonu" tezini onaylayan/doğrulayan hastalıklı bir zihniyetin ortaya çıkması sonucunu doğurdu. Bu hastalıklı zihniyet sebebiyle İslamî bünye paramparça. Parçalar arasında sağlıklı bir ilişki ve uyum yok. Bu nedenle her parça kolaylıkla nesneleştirilebiliyor. İslamî bilincin, tevhidi bilincin, ümmet bilincinin parçalanması durumunda bu parçaları bir araya getirmek mümkün olmuyor.
Bilinç parçalanmasının, tıkanmasının, bunalımının; entelektüel yönsüzlük, belirsizlik ve iktidarsızlığın somut ve ürküntü verici tezahürlerini içerisinde yaşadığımız dönemde çokça görebiliyoruz. Müslüman entelektüeller/yazarlar/alimler vb. Türkiye'nin futbolda kazandığı uluslararası başarısı sebebiyle "Türk ruhu"nu, "milli" ruhu keşfediyor ve bu ruhla büyüleniyor. Hangi ülkeyle ilgili olursa olsun, bu tür başarılarla ortaya çıkacak olan ırk temelli bir ruhun neden olabileceği, gerilimler, çatışmalar, rekabetler öngörülemiyor. Bir başka büyülenme olayı da bir başka cephede yaşanıyor. Neo-nurcu cemaat liderinin kendi yandaşlarının oylarıyla dünyanın en seçkin entelektüeli olarak seçilmesi olayının; kurgulanmış bir imaj olayının gülünçlüğü/komikliği fark edilemiyor. Hiç bir başkaldırı, direniş, muhalefet, eleştiri, sorgulama, hareketinin yanında asla yer almayan sorgulayıcı bir bakış açısına sahip olmayan direnenlerin, başkaldıranların, eylemde bulunanların, mücahid ve mübarizlerin dünyasına/hassasiyetlerine/eylem ve özlemlerine sonuna kadar yabancı bütün statükoların/statükocuların, bütün konformizmlerin/konformistlerin güvenilir dostu; zamanın/tarihin bütün putları ve put kavramları önünde eğilen, dünya siyaset tarihin en müptezel poli-tikacılarını ödüllendiren ve bu müptezellerin "bilge"liklerinden söz edebilen; sisteme entegre olmuş, eklemlenmiş bir kimsenin nasıl bir "entelektüel" olabileceği sorulmuyor, konuşulmuyor, tartışılmıyor.
Bir sürüklenişler dünyasında, şizofrenik iniş-çıkışlar yaşıyoruz.
Bir gerilim ve güvensizlik dünyasında, yeni gerçekliklerle, yeni durumlarla yüzleşerek, bağımsız bir İslamî duruşu gerçekleştiremiyoruz.
Küresel olağanüstü durum sebebiyle, olağanüstü yabancılaşmalara/ düşüşlere tenezzül ediyoruz.
Kendi gerçeklikleriyle sınırlı dünyalarda yaşayan ve dünyayı bu gerçeklikten ibaret sayanlar içerisine düştükleri zavallılıkları fark edemezler.
Her hangi bir cemaatin, hizbin, ideolojinin, mezhebin sınırları içerisinde kalarak, bu sınırları mutlaklaştıran, farklı düşünme/algılama/bilinç dünyalarına kapalı bulunan kafalar mumyalanmış kafalar gibidir.
Duygusal tercihlerle, ilgilerle, dünyayı değiştiremeyiz, dönüştüremeyiz. Bir irade sahibi olduğumuzda değiştirme, dönüştürme yeteneğine sahip olabiliriz. Arzulama ve merak etme yetenekleri önemli yeteneklerdir. Bütün bir varlığımızla arzu ettiğimizde, bir iradeye doğru yol alabiliriz. Merak etme yeteneğine sahip olmadığımız takdirde ufkumuzu genişletemeyiz.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...