|

Bilinç Tıkanması
Atasoy Müftüoğlu
İslam kültür ve uygarlığı,
yüzyıllarca, evrensel anlamda çeşitlilikleri uzlaştıran bir birlik
anlayışını temsil etti. İslam kültür ve uygarlığı; Müslümanlara, temel
İslamî kimliğe yabancılaşmaksızın, bölgesel kültürel/etnik
farklılıklardan asla rahatsızlık duyulmaması gerektiğini öğretti. İslam
imparatorlukları döneminde bütün yönetici kadrolar olumlu anlamda
kozmopolit bir anlayışın, tavrın, tutumun ifadesi oldular. Birbirinden
çok farklı kültürleri, bölgeleri içerisine alan İslam imparatorlukları,
esnek yönetim uygulamalarıyla, bütün farklılıkları bir arada tutmayı
başardılar. İslam imparatorlukları döneminde, Müslüman olmayan unsurlar,
kendi dini gelenekleri içerisinde örgütlendiler ve özerkliğe sahip
oldular. Müslüman olmayan unsurlar kendi dini eğitimlerini alma,
dini/hukuki kurumlarını yaşatma özgürlüğüne sahiptiler. İslam
uygarlığının tarihte etkili olduğu dönemlerde, İslam'ın evrensel
özelliği ve niteliği sebebiyle, bölgede yaşanan her hangi bir durgunluk,
diğer bir bölgede yaşanan hareketlilik yoluyla telafi edilebiliyordu.
Günümüzde de Müslümanlar, bütün peygamberlerin misyonlarına saygı
duymaya devam ediyor.
Emevî saltanatının dünyeviliğine, maddiyatçılığına, ihtişam ve sefahat
eğilimlerine bir tepki olarak ortaya çıkan tasavvuf, günümüzde yalnızca
duygusal bir deneyim, duygusal bir tatmin yolu olarak varlığını
sürdürüyor. Tasavvuf, gerçek bir dini sorumluluğun/çabanın yerine geçmiş
bulunuyor. Şeriat, insana, kendi varlığının ve sınırlarının bilincinde
olmasını öğretirken; tasavvuf, insana kendi varlığının/sınırlarının
bilincinde olmaksızın, kendisinden geçmesini öğretiyor. Şii dünyada, Şii
imamların gizli ilahi bilgilere sahip olduklarına inanılırken Sünni
dünyada da tasavvuf şeyhlerinin bu tür bilgilere sahip olduklarına
inanılıyor. Bu konuda Sünnilerle Şiiler arasında bir yakınlık olduğu
görülebiliyor,
Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması, yalnızca bir imparatorluğun
parçalanmasından ibaret bir olay olarak değerlendirilmemelidir. Bu
parçalanmanın çok daha önemli, çok daha derin, olumsuz/tahripkar
sonuçları olduğunu hatırlamak gerekir. Bu parçalanma, aynı zamanda,
kısmen yabancılaşmış olsa bile, İslamî toplumsal ve siyasal bir modelin
yıkılışı/sonu anlamına da geliyor. Bu model, kuşkusuz evrensel bir
model'di. Bu modelin yıkılışıyla birlikte İslam toplumlarında, özellikle
de Türkiye'de, kültürel anlamda bir dindarlık hayata geçirildi. Kibirli
bir laikliğin, kültürel anlamda bir dindarlığa bile tahammül edemediği
dönemler yaşadık/yaşıyoruz. Modern Batı dünyası, faşizan bir laikliği
her zaman destekleyebiliyor. İslamî toplumsal/si-yasal modelin
dağılmasından sonra İmparatorluk sınırları içerisinde, emperyalistlerce
icat edilen yapay ülkelerde, hiç bir özgün/özgür siyasal bağlılık ve
kültürel kimlik gerçekleştirilemedi. İcat edilen her yeni yapay ülke
için, yine yapay milli kimlik sembolleri icat edildi, resmi ideolojiler
icat edildi, İcat edilen her ülkeye, bu toplumlara yabancı "kuklalar"
kral tayin edildiler.
Müslümanların tarihten geri çekilmeleriyle birlikte, İslam toplumlarında
yaşanmaya başlayan bilinç bunalımı, entelektüel bunalım, bilinç
tıkanması ve entelektüel tıkanma halen bütün boyutlarıyla sürüyor. Bu
bunalım ve tıkanma, dünyanın İslamî bir perspektifle
yorumlanabileceğine, görülebileceğine, yaşa-nabileceğine ve
dönüştürülebileceğine inanmayan, emperyalistlerin/kapitalistlerin
"tarihin sonu" tezini onaylayan/doğrulayan hastalıklı bir zihniyetin
ortaya çıkması sonucunu doğurdu. Bu hastalıklı zihniyet sebebiyle İslamî
bünye paramparça. Parçalar arasında sağlıklı bir ilişki ve uyum yok. Bu
nedenle her parça kolaylıkla nesneleştirilebiliyor. İslamî bilincin,
tevhidi bilincin, ümmet bilincinin parçalanması durumunda bu parçaları
bir araya getirmek mümkün olmuyor.
Bilinç parçalanmasının, tıkanmasının, bunalımının; entelektüel
yönsüzlük, belirsizlik ve iktidarsızlığın somut ve ürküntü verici
tezahürlerini içerisinde yaşadığımız dönemde çokça görebiliyoruz.
Müslüman entelektüeller/yazarlar/alimler vb. Türkiye'nin futbolda
kazandığı uluslararası başarısı sebebiyle "Türk ruhu"nu, "milli" ruhu
keşfediyor ve bu ruhla büyüleniyor. Hangi ülkeyle ilgili olursa olsun,
bu tür başarılarla ortaya çıkacak olan ırk temelli bir ruhun neden
olabileceği, gerilimler, çatışmalar, rekabetler öngörülemiyor. Bir başka
büyülenme olayı da bir başka cephede yaşanıyor. Neo-nurcu cemaat
liderinin kendi yandaşlarının oylarıyla dünyanın en seçkin entelektüeli
olarak seçilmesi olayının; kurgulanmış bir imaj olayının
gülünçlüğü/komikliği fark edilemiyor. Hiç bir başkaldırı, direniş,
muhalefet, eleştiri, sorgulama, hareketinin yanında asla yer almayan
sorgulayıcı bir bakış açısına sahip olmayan direnenlerin,
başkaldıranların, eylemde bulunanların, mücahid ve mübarizlerin
dünyasına/hassasiyetlerine/eylem ve özlemlerine sonuna kadar yabancı
bütün statükoların/statükocuların, bütün konformizmlerin/konformistlerin
güvenilir dostu; zamanın/tarihin bütün putları ve put kavramları önünde
eğilen, dünya siyaset tarihin en müptezel poli-tikacılarını ödüllendiren
ve bu müptezellerin "bilge"liklerinden söz edebilen; sisteme entegre
olmuş, eklemlenmiş bir kimsenin nasıl bir "entelektüel" olabileceği
sorulmuyor, konuşulmuyor, tartışılmıyor.
Bir sürüklenişler dünyasında, şizofrenik iniş-çıkışlar yaşıyoruz.
Bir gerilim ve güvensizlik dünyasında, yeni gerçekliklerle, yeni
durumlarla yüzleşerek, bağımsız bir İslamî duruşu gerçekleştiremiyoruz.
Küresel olağanüstü durum sebebiyle, olağanüstü yabancılaşmalara/
düşüşlere tenezzül ediyoruz.
Kendi gerçeklikleriyle sınırlı dünyalarda yaşayan ve dünyayı bu
gerçeklikten ibaret sayanlar içerisine düştükleri zavallılıkları fark
edemezler.
Her hangi bir cemaatin, hizbin, ideolojinin, mezhebin sınırları
içerisinde kalarak, bu sınırları mutlaklaştıran, farklı
düşünme/algılama/bilinç dünyalarına kapalı bulunan kafalar mumyalanmış
kafalar gibidir.
Duygusal tercihlerle, ilgilerle, dünyayı değiştiremeyiz, dönüştüremeyiz.
Bir irade sahibi olduğumuzda değiştirme, dönüştürme yeteneğine sahip
olabiliriz. Arzulama ve merak etme yetenekleri önemli yeteneklerdir.
Bütün bir varlığımızla arzu ettiğimizde, bir iradeye doğru yol
alabiliriz. Merak etme yeteneğine sahip olmadığımız takdirde ufkumuzu
genişletemeyiz. |