|

İki Dost
-Dört-
Arif Kaya
"Anlat babaanne ölümsüz
aşkını, bir yastıkta tam kırk yıl" ya da "Evlilikte bir ömür boyu mutlu,
huzurlu cinsel yaşam"
Sahilde bir süre yürüdükten sonra Kız Kulesi'nin karşısına denk gelen
banklardan birine oturduk. Bir müddet konuşmadan, denize dalıp çıkan
martıları, boğazda gelip geçen gemileri seyrettik. Etrafta bir canlılık
vardı. İnsanlar sahildeki banklara ya da kıyıya yakın serilmiş
minderlerin üzerine oturup bir yandan büfelerden çay, meşrubat, simit,
tost alıp denizi, dalgaları seyrediyor, diğer yandan yanındakilerle
konuşuyorlardı. Hemen karşımızdaki Kız Kulesi, Üsküdar'da Bizans
döneminden kalma tek eser olup, M.Ö. 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi
bir geçmişe sahipti. Kule, Üsküdar'ın ve hatta İstanbul'un
sembollerinden biri idi. Sohbette ilk sözü ben aldım.
Selçuk abi, dedim. Sizinle bugün oldukça geniş, değişik boyutları olan
ve aynı zamanda ele alınması oldukça netameli bir konu olan cinsellik
konusunu konuşmak istiyorum. Netameli, sıkıntılı bir konu, çünkü insanın
mahrem alanına karşılık gelmekte olup gizlilik, saklılık özelliğine
haizdir. Bu sebeple olumlu veya olumsuz anlamda, bireysel ve toplumsal
tepkilerle karşılaşmak ihtimal dahilindedir. Fakat insanın bütün
özellikleri gibi cinsellikle ilgili yönü de yadsınamaz, yok sayılıp
görmemezlikten gelinemez değil mi?
Kötüye kullanma ve sömürme amaçlı olmadan yani istismar etmeden insana,
hayata dair her konu gibi bu konu da seviyeli ve "edep" sınırları içinde
ele alınabilir, hatta alınmalıdır da, dedi.
Cinsellik denince akla sadece günümüzde yaygın bilinenin aksine cinsel
münasebet (ilişki, temas) gelmemeli, zira fizyolojik, psikolojik,
toplumsal, kültürel, siyasal, “dinsel” yönleri olan cinsellik bu kadar
dar bir alana indirgenemez. Cinsellik konusu oldukça geniş derken
insanın ruhsal-cinsel (psikoseksüel) gelişimini, cinsel kimlik
oluşumunu, erkek ve kadın cinselliğini, cinsellikle ilgili hastalıkları,
cinsel sapkınlıkları, cinsel suçları ve daha bir çok konuyu
kastediyorum. Doğumdan ölüme süren dünya hayatımızda cinsellik de bu
hayatın bir parçası, hem de önemli parçası olup hayatımızın diğer
alanlarıyla da yakından ilişkilidir, dedim.
Elbette Arif Bey, Yaradan'ın insanı iki farklı cinste ve birbirini
tamamlar mahiyette yaratmasıyla başlayan hayat, cinsellik boyutuyla da
dikkate değerdir. Asıl yurdunda, yaşanacak asıl yer olan cennette
yaratılan ve yaşatılan insan, erkek olsun, kadın olsun, aynı özden olup
fiziki, hissi ve ruhi açıdan birbirini tamamlar özelliktedir. Cennette
türlü nimetler içinde iken şeytanın aldatması ve nefsine uyması sonucu,
çıplaklığının farkına varıp örtünmüştür. Zaten özünde olan mahremiyet
duygusunun bilincine varmış, Rabb'ine tevbe ile yönelmiştir. Tevbesi
kabul edilip imtihan gayesi ve de hikmet gereği bir süre yaşayıp
konaklayacağı yeryüzüne inmiş, burada çoğalıp yayılmıştır. Neslin devamı
da kadın ve erkek arasında, sevgi ve rıza ile aile bağı kurulup,
çocukların da bu ortamda korunup yetiştirilmesi yoluyla sağlanmıştır.
Peki, dedim. Hakkında sayısız kitap yazılmış, araştırma yapılmış, tarih
boyunca insanların gündeminden düşmemiş ve "haz odaklı yaşayan günümüz
insanı"nın takıntılı ve saplantılı bir şekilde dünyevi hayatının
merkezine yerleştirdiği, abartılı hale getirip yer yer sefillerin en
sefili (esfeli safilin) veya hayvan gibi ya da ondan da aşağı (belhum
edal) davranışlar sergilediği bu cinsellik konusuna bir müslüman olarak
nasıl bakmalıyız? Konuyu her yönüyle olmasa bile önemli bazı yönleriyle
tartışmaya açmaya, bir bakış açısı (perspektif) geliştirmeye, müslüman
olarak tavır ve tutumlarımızı gözden geçirmeye ne dersiniz?
Dilersen, sözüme sözlerin en güzeli olan Kur'an'la başlayayım. "Sizi tek
bir candan yaratan ve kendisiyle huzur bulması için aynı özden eşini var
eden O'dur. Öyle ki, o eşini sarıp örtünce eşi hafif bir yük yüklenir ve
bir süre taşır o yükü. Sonra [kadın] gün gelip [çocuğun yüküyle] iyice
ağırlaşınca, her ikisi birden Allah'a, Rablerine yalvarırlar: "Bize
gerçekten kusursuz bir [çocuk] bahşedersen, muhakkak ki sana şükreden
kimselerden olacağız!" [Kur'an 7/189]
İnsan, uzvi(bedeni) ihtiyaçlar ve içgüdüler sahibi bir varlıktır. İşte
bu içgüdü (sevk-i tabii)lerden biri de cinsiyet(nev'i) içgüdüsüdür.
Cinsellik yalnız insanların değil, hayvanların ve bitkilerin de
hilkatlerinde bulunan bir içgüdüsel özelliktir. İnsan, hayvan ve
bitkiler iki cinsten; dişi ve erkekten oluşmaktadır. Böyle olmasının
sonucu da üremeleri, soylarını devam ettirmeleri mümkün kılınmıştır.
Cinsellik içgüdüsü, insanın diğer cinse ilgi duyması şeklinde tezahür
eder. Belirtileri şefkat ve şehvettir. Annesi, kızı gibi aynı cinsten
olanlara şefkat gösterirken, diğerlerine şehvet tezahürleri gösterir.
Cinsiyet içgüdüsünün de diğer içgüdüler gibi müşterek özellikleri
ikidir. Birincisi; bu içgüdüler doyurulmazlar ise insan ölmez, fakat
huzursuz olur. İkincisi; bu içgüdülerin uyarıcıları ise bedeni
ihtiyaçlarınkinden farklı olarak içten değil, dıştandır. Yani, insanın
dışındaki bir varlık uyarıcıdır.
Bedeni ihtiyaçlar ve içgüdüler insanda doğuştan bulunduğuna, bunların da
insanı, kendilerini doyurmak için harekete sevkettiğine göre hasıl
olacak ilişkilerin tabiatlarına uygun bir düzenlemeye gidilmesi zarureti
karşımıza çıkıyor demektir. Bu düzenlemede ister istemez bedeni ihtiyaç
ve içgüdülerin yaratılışındaki kendilerinden ayrılmaz özellikleri zaruri
olarak göz önünde bulundurulacak ve düzenleme buna göre yapılacaktır.
Aslolan, bedeni ihtiyaç ve içgüdülerin soyut olarak doyurulmaları
değildir. Yani "kiminle ve ne surette olursa olsun cinsellik içgüdüsünü
doyur" anlamında bir doyurma söz konusu olmamak gerekir. Zira insan
tabiatının taşıdığı özellikler bu tarz bir rastgelelik içinde
doyurulamazlar. Doyurulurlar ise ne olur? Elbette yine doyurulmuş
olurlar. Fakat bu tür bir doyurma, içgüdülerin tabiatı göz önünde
bulundurulmadan gerçekleştirilecek bir doyurma olacağından bir takım
aksamalar, bir özel ifade ile "doyumsuzluklar" doyumla beraber
bulunacaktır. Bu demektir ki bu tür bir doyurma, doyurulanın
tabiatına-gerçeğine uygun bir doyurma olmayacak ve tatmin olması gereken
insanın sonuçta "huzursuzluğu" söz konusu olacaktır. Bedeni ihtiyaç ve
içgüdülerin gerçek doyumu, bunların hem fiziki anlamda doyurulması, hem
de sonunda "huzur"un bulunması ile mümkündür. Bu ikisi birden
gerçekleştiği takdirde, gerçek doyurma söz konusudur.
"O'nun (Allah'ın) ayet(işaret)lerinden biri de, size kendi cinsinizden,
kendileriyle huzur duyacağınız eşler yaratması ve aranıza sevgi ve
merhamet koymasıdır. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ibretler
vardır." [Kur'an 30/21] diyerek sözümü bağlayayım, dedi.
İnsanın, bedeni ihtiyaç ve içgüdülere doğuştan sahip bir varlık olduğu,
bütün davranışlarının bunların kendilerini doyurmak için sevketmesiyle
meydana geldiği hususu, dikkate şayan bir tespit, dedim.
Boğazın yukarı, Karadeniz tarafından gelen hafif, tatlı bir esinti
vardı. "Çay ister misiniz" diye yanı başımızda bir ses duyduk. "iki çay,
lütfen" deyip sıcak çaylarımızdan birer yudum alırken ben sohbete
kaldığımız yerden devam ettim.
Anormallikler bir yana bırakılırsa her insan doğduğunda kız ve erkek
olmak üzere bir cinsiyete ait olarak doğar. Bilinen ve gerçek anlamıyla
cinsel kimliğini ve kişiliğini ergenlik döneminde kazanmaya başlar.
Doğduğu günden itibaren annesinin veya büyüklerinin ilgisi, eğitimi ve
koruması altında gelişir. Bedeni ve akli melekeleri geliştikçe kendi
vücudunu keşfeder, yavaş yavaş karşı cinsi ayırt eder, giysileri,
oyunları farklılık gösterir. Ailede ve çevresindeki yetişkin örnekleri
görerek cinsel davranışlarında "rol model" imkanı bulur. İlgi ve
merakını gidermede olumlu ve olumsuz anlamda arkadaşları, sokak, okul ve
kitle iletişim araçları da devreye girer. Bu nedenle her yaşta fiziki ve
ruhi anlamda cinsel gelişimin sağlıklı oluşabilmesi için ilgi ve bilgiye
ihtiyaç vardır. Bunun sağlanabilmesi anne, baba ve çocukla ilgilenen
diğer büyüklerin üzerine bir vazifedir. Bu ilgi ve destek, doğduğu andan
itibaren başlar. Sağlıklı doğan bir çocuk cinsiyetine uygun bir tarzda
yetiştirilip sorduğu sorulara, aklına takılanlara, yaşına uygun,
ihtiyacı kadar, anlayabileceği şekilde cevap verilir. Mahremiyet
anlayışı kazandırılırken cinselliğin ayıp, günah, çirkin olarak
gösterilmesinin anlaşılabilir bir tarafı olamaz.
Kaldı ki, dedi. İnsanın kadın olsun erkek olsun cinsellikle ilgili
fiziki özellikleri onun doğasının olmazsa olmaz bir gereğidir. Çocuğun
ergenlik dönemi öncesi bu konuda merak ve ilgisi, sokağa ve medyanın
kontrolsüz haber bombardımanının insafına bırakılmamalıdır. Ergenlik
döneminde diğer fiziksel ve ruhsal gelişim kadar, cinsel kimliğin de
sağlıklı biçimde gelişebilmesi için aileye ve okula ciddi görevler
düşmektedir. Erkek olsun, kız olsun bu konularda sağlıklı bilgi
alabileceği kişi ve kaynaklara rahatlıkla erişebilmelidir. İslam'ın
cinsellik konusunda çizdiği çerçeve, sunmuş olduğu perspektif onlara
güzel ve uygun bir biçimde kazandırılmalıdır. Evlilik öncesi ve evlilik
dışı bir cinsel birlikteliğin söz konusu olamayacağı net, açık ve seçik
belirtilmelidir. Bunun dışında, ister hemcinsleriyle ister karşı cinsle,
cinsel yakınlığı içermeyen arkadaşlığın doğal ve elzem olduğu
vurgulanmalıdır. İletişim araçlarının her türü vasıtasıyla vıcık vıcık
bir cinselliğin kol gezdiği; özgürlük, serbestlik adına her türlü
pespayeliğe, seviyesizliğe ses çıkarılmadığı; tutunacak bir ahlaki ilke,
bir dal bırakılmadığı; dondurmadan cipse, parfümden kot pantolona kadar
her üründe, her konuda cinselliğin reklam ve satış amacıyla
kullanıldığı; kapitalist yaşam tarzının beş duyuya hitap edip her şeyi
ve herkesi tükettiği, tüketime çağırdığı bir ortamda bu husus hayati bir
önem kazanmaktadır. Yetişkinlerde olduğu gibi, bebek ve çocuklar da
yaşıtlarının, yakınlarının ve de diğer yabancı büyüklerin her türlü kötü
niyet ve davranışlarından özenle sakınılmalı, göz kulak olunmalı, bu
konuda uyanık olunup çocuk yaşına göre bu tür tehlikeler konusunda
bilinçlendirilmelidir. Cinsellik, evlilikle beraber farklı bir boyuta
taşındığı gibi evliliğin önemli bir parçası ve Yaradan'ın o yuvayı
kuranlara bir lütfu, bir merhametidir. Cinsel anlamda gerçek doyumun ve
huzurun yegane ve de biricik adresidir evlilik. İnsan hangi yaşta olursa
olsun, ölünceye kadar yaşamının her yönü olduğu gibi cinsel yönü de
önemli olup, yaşadığı her şeyden etkilenecek ve de etkileyecektir. İster
hasta olsun, ister sakat olsun, cinsellik ancak insana ölüm gelip
çattığında sona erecektir. Kaldı ki bu dünyada eline, diline, beline
(ırzına, cinsel yaşamına) sahip olan yani Allah'ın sınırlarına riayet
eden mü'min kulları cennette yine güzel, hoşa gidici, nezih bir
cinsellik bekleyecektir Rabbimizin "Beyan"ına göre.
Cennet ve cinsellik dediniz de, hatırıma arkadaşın birinin anlattığı bir
olay geldi Selçuk Hocam. Ona da bir hocası anlatmış. Cuma günü namaz
için bir camiye gitmişler. Namaz öncesi verdiği vaazda imam, cennetteki
hayatı anlatırken malum, hadis adı altında rivayet edilen sözlere
dayanarak, işte cennette bir erkeğe şu kadar erkek gücü verilecek, şöyle
şöyle kızlar onun hizmetine tahsis edilecek, bir dediği iki edilmeyecek
türünden allaya pullaya, allandıra ballandıra bir şeyler anlatınca
hocalardan birinin dayanamayıp tepesi atmış. "Kalkın toparlanın, başka
bir camiye gidiyoruz. Bu herif cenneti kerhaneye çevirdi" demiş. Espri
bir yana, gerçekten özellikle müslüman erkeklerin bir kısmının hayal
dünyalarında cennet, cinsel açıdan bu dünyada zorunlu olarak
kaçındıkları, uzak durdukları her türlü şeyi hadsiz hesapsız
yapabilecekleri, affınıza sığınarak söylüyorum müstehcen (pornografik)
her eylemi icra edebilecekleri bir hayat olarak tasarlanıyor. Bu dünyada
beline (ırzına) mukayyet olan bir mü'minin, cennette tabir-i caizse
ipini koparmış azgın bir boğa olacağı zannediliyor.
Haklısınız, Arif bey dedi çayından bir yudum daha alarak. Oscar Wilde
bir sözünde, "Dünyada iki büyük trajedi vardır. İlki, insanın arzularını
tatmin edememesi, ikincisi ise tümüyle tatmin etmesidir" der. Bundan
hareketle, diğer bir takım konularda olduğu gibi müslümanların yaşadığı
toplumlarda da cinsellik konusunda da ifrat ve tefrit fazlasıyla
mevcuttur. Cinsellik ya tabu imişcesine konuşulmaz, işlenmez,
görmemezlikten, duymamazlıktan gelinir ya da ortalığı aslı astarı
olmayan bilgiler, gelenekler, rivayetler, mü'minlere yakışmayacak hal ve
hareketler kaplar. İnsana ve hayata dair hiçbir alanı, konuyu dışarıda
bırakmadan kapsamı içine alan İslam'da nedense bu konu da doğal, fıtri,
olağan mecrasından kopartılıp yer yer istismara kadar götürülür. Bir
konu seviyesiz, ölçüsüz düzeye vardırılmadıkça ehlince, bilenlerince ele
alınmalı, işlenmelidir. Çeşitli vasıta ve imkanlarla her düzeyde, her
yaşta insan bir çok konuda olduğu gibi cinselliğiyle ilgili yeterli ve
doyurucu malumat sahibi olabilmelidir rahatlıkla. Birçok konuda olduğu
gibi fiziksel ve ruhsal özellikler taşıyan cinsellik de ilginçtir
günümüze kadar genellikle ilahiyatçılar tarafından yazılan kitaplarda
ele alınmış, o da daha çok ilm-i hal ya da fıkhi (hukuki) boyutu
aşamamıştır. Aslında piyasada bolca bulunan ve çoğu zaman ilmi yönden
zayıf olan, konunun diğer boyutlarının ıskalandığı çalışmalar, her
yaştan ve her düzeyden insanın bilgi ihtiyacını kısmen giderirken bir
taraftan da yer yer kafaları iyiden iyiye karıştırıcı olabilmektedir.
Yeri gelmişken size, 08.01.2006 tarihli Hürriyet Pazar'da okuduğum bir
haberi aktarayım, dedim. [İslam ve cinsellik. Bu ikisinin bir araya
gelmesi, yayıncılık diliyle tiraj garantisi sağlıyor. Dergiler, ne zaman
bu konuyu kapaklarına taşısa, satışları fırlıyor. Ne zaman bu alanda
yazılmış bir kitap çıksa, yayıncısı ihya oluyor. Cinselliği konuşmayı,
hatırlatmayı sevmeyen muhafazakar kesim, İslam'a göre cinsellik, evlilik
kitaplarına büyük ilgi gösteriyor. Cinselliği içeren kitapları ikiye
ayırmak mümkün. Biri kadın ilmihali (İslam dininin kurallarını öğretmek
için yazılmış kitap), İslam'da aile, Hanımların özel halleri gibi
başlıklar altında yazılan kitaplar. Bunlar ana konuları cinsellik olmasa
da, en az bir bölümlerini bu konuya ayırıyorlar. Diğer tür ise doğrudan
Evlilik ve mahremiyetleri, İnsan ve cinsel hayat, Cinsel mutluluk
rehberi gibi cinselliği odağına alan kitaplar. Bunlar özellikle 80'li
yılların ortalarından itibaren çıkmış ve adlarında, açık açık cinsellik
lafını kullanabilen kitaplar. Bu alanın ilk örneklerden biri ilahiyatçı
Ali Rıza Demircan'ın kitabı, "İslam'a Göre Cinsel Hayat". Kitap,
1985'ten bu yana 50 baskı yaptı. Ve yaklaşık 300 bin sattı. Demircan'ın
başarısı, yayıncılara fikir verince her biri kataloglarına bu konuda
yazılmış kitaplar eklemeye başladı. Şimdi piyasada, aynı başlıkta 30
civarında eser var.] Biliyorsunuz son zamanlarda çok satılan kitaplar
arasında bir de "Sabah namazına nasıl kalkılır?" kitabı var. Bu kitap da
bilmem kaçıncı baskısını yapmış, yüzbini aşkın satmış. Buradan hareketle
İslami kesimde kitap piyasasında bu kadar nitelikli kitap varken ve de
satış rakamları binlerle, onbinlerle ifade edilirken, bu kitapların
yüzbinlik satış rakamlarına ulaşması insanın aklına İslami kesimdeki
merak, sıkıntı, bilgi açlığı sanki "sabah namazına kalkma ve cinsel
hayat"la mı sınırlı acaba sorusunu getiriyor. Bana enteresan geldi, ne
dersiniz?
Hiç düşünmedim, ilginç. Herhalde günümüz müslümanlarının zihin
yapılarının seküler düşüncelerden, batı tarzı yaşam şekillerinden
etkilenmelerinden ve de onun doğal sonucu olarak gündelik yaşam
pratiklerinin değişimi ile alakalı olsa gerek. İslam ve cinsellikle
ilgili bu çalışmaların, ilk örneklerden olmaları, konuyu gündeme getirip
tartışmaya açmaları, bu konuda bilgi eksikliğini bir ölçüde gidermeleri
artı puan olarak bu çalışmaların hanesine kaydedilebilir. Fakat bir çok
konuda olduğu gibi cinsellik konusunda da Kur'an dışına taşıp Hz.
Peygamber(a.s)'den her ne rivayet varsa kitaplarına alanlar, İslam
konusunda açık arayan, malzeme bulmaya çalışanların eline nice fırsat
verdiği gibi, bu konuda maşallah(!) geniş bir yasak ve haram alanı
oluşturdular. Son elçinin dönemindeki toplumda cari olan bilgileri,
anlayışları, dönemin özelliklerini dikkate almadan O'na nispet edilen
her sözü, her rivayeti aklın ve naklin (vahyin) süzgecinden geçirmeden
aldılar; müslüman bilginlerin bakış açısını yansıtan nice içtihadı,
kanaati İslam'ın imiş gibi takdim ettiler; yer yer konuları zorladılar,
teferruata boğdular. Arı duru İslam anlayışına sahip olmayan; Kur'an ve
Sünnet'e bakışta sorunları bulunan; insan anatomisini, fizyolojisini ve
de psikolojisini bilmeyen; meseleye çok yönlü bakamayan kişilerin
çalışmaları da türlü yanlış ve eksikliklerle malul ve defolu olacaktı
elbette.
(devam edecek)
E-mail: arifkaya65@gmail.com
|