Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 356 | Ağustos  2008

                   

 

 


                           

İki Dost
-Dört-

Arif Kaya

"Anlat babaanne ölümsüz aşkını, bir yastıkta tam kırk yıl" ya da "Evlilikte bir ömür boyu mutlu, huzurlu cinsel yaşam"
Sahilde bir süre yürüdükten sonra Kız Kulesi'nin karşısına denk gelen banklardan birine oturduk. Bir müddet konuşmadan, denize dalıp çıkan martıları, boğazda gelip geçen gemileri seyrettik. Etrafta bir canlılık vardı. İnsanlar sahildeki banklara ya da kıyıya yakın serilmiş minderlerin üzerine oturup bir yandan büfelerden çay, meşrubat, simit, tost alıp denizi, dalgaları seyrediyor, diğer yandan yanındakilerle konuşuyorlardı. Hemen karşımızdaki Kız Kulesi, Üsküdar'da Bizans döneminden kalma tek eser olup, M.Ö. 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahipti. Kule, Üsküdar'ın ve hatta İstanbul'un sembollerinden biri idi. Sohbette ilk sözü ben aldım.
Selçuk abi, dedim. Sizinle bugün oldukça geniş, değişik boyutları olan ve aynı zamanda ele alınması oldukça netameli bir konu olan cinsellik konusunu konuşmak istiyorum. Netameli, sıkıntılı bir konu, çünkü insanın mahrem alanına karşılık gelmekte olup gizlilik, saklılık özelliğine haizdir. Bu sebeple olumlu veya olumsuz anlamda, bireysel ve toplumsal tepkilerle karşılaşmak ihtimal dahilindedir. Fakat insanın bütün özellikleri gibi cinsellikle ilgili yönü de yadsınamaz, yok sayılıp görmemezlikten gelinemez değil mi?
Kötüye kullanma ve sömürme amaçlı olmadan yani istismar etmeden insana, hayata dair her konu gibi bu konu da seviyeli ve "edep" sınırları içinde ele alınabilir, hatta alınmalıdır da, dedi.
Cinsellik denince akla sadece günümüzde yaygın bilinenin aksine cinsel münasebet (ilişki, temas) gelmemeli, zira fizyolojik, psikolojik, toplumsal, kültürel, siyasal, “dinsel” yönleri olan cinsellik bu kadar dar bir alana indirgenemez. Cinsellik konusu oldukça geniş derken insanın ruhsal-cinsel (psikoseksüel) gelişimini, cinsel kimlik oluşumunu, erkek ve kadın cinselliğini, cinsellikle ilgili hastalıkları, cinsel sapkınlıkları, cinsel suçları ve daha bir çok konuyu kastediyorum. Doğumdan ölüme süren dünya hayatımızda cinsellik de bu hayatın bir parçası, hem de önemli parçası olup hayatımızın diğer alanlarıyla da yakından ilişkilidir, dedim.
Elbette Arif Bey, Yaradan'ın insanı iki farklı cinste ve birbirini tamamlar mahiyette yaratmasıyla başlayan hayat, cinsellik boyutuyla da dikkate değerdir. Asıl yurdunda, yaşanacak asıl yer olan cennette yaratılan ve yaşatılan insan, erkek olsun, kadın olsun, aynı özden olup fiziki, hissi ve ruhi açıdan birbirini tamamlar özelliktedir. Cennette türlü nimetler içinde iken şeytanın aldatması ve nefsine uyması sonucu, çıplaklığının farkına varıp örtünmüştür. Zaten özünde olan mahremiyet duygusunun bilincine varmış, Rabb'ine tevbe ile yönelmiştir. Tevbesi kabul edilip imtihan gayesi ve de hikmet gereği bir süre yaşayıp konaklayacağı yeryüzüne inmiş, burada çoğalıp yayılmıştır. Neslin devamı da kadın ve erkek arasında, sevgi ve rıza ile aile bağı kurulup, çocukların da bu ortamda korunup yetiştirilmesi yoluyla sağlanmıştır.
Peki, dedim. Hakkında sayısız kitap yazılmış, araştırma yapılmış, tarih boyunca insanların gündeminden düşmemiş ve "haz odaklı yaşayan günümüz insanı"nın takıntılı ve saplantılı bir şekilde dünyevi hayatının merkezine yerleştirdiği, abartılı hale getirip yer yer sefillerin en sefili (esfeli safilin) veya hayvan gibi ya da ondan da aşağı (belhum edal) davranışlar sergilediği bu cinsellik konusuna bir müslüman olarak nasıl bakmalıyız? Konuyu her yönüyle olmasa bile önemli bazı yönleriyle tartışmaya açmaya, bir bakış açısı (perspektif) geliştirmeye, müslüman olarak tavır ve tutumlarımızı gözden geçirmeye ne dersiniz?
Dilersen, sözüme sözlerin en güzeli olan Kur'an'la başlayayım. "Sizi tek bir candan yaratan ve kendisiyle huzur bulması için aynı özden eşini var eden O'dur. Öyle ki, o eşini sarıp örtünce eşi hafif bir yük yüklenir ve bir süre taşır o yükü. Sonra [kadın] gün gelip [çocuğun yüküyle] iyice ağırlaşınca, her ikisi birden Allah'a, Rablerine yalvarırlar: "Bize gerçekten kusursuz bir [çocuk] bahşedersen, muhakkak ki sana şükreden kimselerden olacağız!" [Kur'an 7/189]
İnsan, uzvi(bedeni) ihtiyaçlar ve içgüdüler sahibi bir varlıktır. İşte bu içgüdü (sevk-i tabii)lerden biri de cinsiyet(nev'i) içgüdüsüdür. Cinsellik yalnız insanların değil, hayvanların ve bitkilerin de hilkatlerinde bulunan bir içgüdüsel özelliktir. İnsan, hayvan ve bitkiler iki cinsten; dişi ve erkekten oluşmaktadır. Böyle olmasının sonucu da üremeleri, soylarını devam ettirmeleri mümkün kılınmıştır. Cinsellik içgüdüsü, insanın diğer cinse ilgi duyması şeklinde tezahür eder. Belirtileri şefkat ve şehvettir. Annesi, kızı gibi aynı cinsten olanlara şefkat gösterirken, diğerlerine şehvet tezahürleri gösterir.
Cinsiyet içgüdüsünün de diğer içgüdüler gibi müşterek özellikleri ikidir. Birincisi; bu içgüdüler doyurulmazlar ise insan ölmez, fakat huzursuz olur. İkincisi; bu içgüdülerin uyarıcıları ise bedeni ihtiyaçlarınkinden farklı olarak içten değil, dıştandır. Yani, insanın dışındaki bir varlık uyarıcıdır.
Bedeni ihtiyaçlar ve içgüdüler insanda doğuştan bulunduğuna, bunların da insanı, kendilerini doyurmak için harekete sevkettiğine göre hasıl olacak ilişkilerin tabiatlarına uygun bir düzenlemeye gidilmesi zarureti karşımıza çıkıyor demektir. Bu düzenlemede ister istemez bedeni ihtiyaç ve içgüdülerin yaratılışındaki kendilerinden ayrılmaz özellikleri zaruri olarak göz önünde bulundurulacak ve düzenleme buna göre yapılacaktır. Aslolan, bedeni ihtiyaç ve içgüdülerin soyut olarak doyurulmaları değildir. Yani "kiminle ve ne surette olursa olsun cinsellik içgüdüsünü doyur" anlamında bir doyurma söz konusu olmamak gerekir. Zira insan tabiatının taşıdığı özellikler bu tarz bir rastgelelik içinde doyurulamazlar. Doyurulurlar ise ne olur? Elbette yine doyurulmuş olurlar. Fakat bu tür bir doyurma, içgüdülerin tabiatı göz önünde bulundurulmadan gerçekleştirilecek bir doyurma olacağından bir takım aksamalar, bir özel ifade ile "doyumsuzluklar" doyumla beraber bulunacaktır. Bu demektir ki bu tür bir doyurma, doyurulanın tabiatına-gerçeğine uygun bir doyurma olmayacak ve tatmin olması gereken insanın sonuçta "huzursuzluğu" söz konusu olacaktır. Bedeni ihtiyaç ve içgüdülerin gerçek doyumu, bunların hem fiziki anlamda doyurulması, hem de sonunda "huzur"un bulunması ile mümkündür. Bu ikisi birden gerçekleştiği takdirde, gerçek doyurma söz konusudur.
"O'nun (Allah'ın) ayet(işaret)lerinden biri de, size kendi cinsinizden, kendileriyle huzur duyacağınız eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ibretler vardır." [Kur'an 30/21] diyerek sözümü bağlayayım, dedi.
İnsanın, bedeni ihtiyaç ve içgüdülere doğuştan sahip bir varlık olduğu, bütün davranışlarının bunların kendilerini doyurmak için sevketmesiyle meydana geldiği hususu, dikkate şayan bir tespit, dedim.
Boğazın yukarı, Karadeniz tarafından gelen hafif, tatlı bir esinti vardı. "Çay ister misiniz" diye yanı başımızda bir ses duyduk. "iki çay, lütfen" deyip sıcak çaylarımızdan birer yudum alırken ben sohbete kaldığımız yerden devam ettim.
Anormallikler bir yana bırakılırsa her insan doğduğunda kız ve erkek olmak üzere bir cinsiyete ait olarak doğar. Bilinen ve gerçek anlamıyla cinsel kimliğini ve kişiliğini ergenlik döneminde kazanmaya başlar. Doğduğu günden itibaren annesinin veya büyüklerinin ilgisi, eğitimi ve koruması altında gelişir. Bedeni ve akli melekeleri geliştikçe kendi vücudunu keşfeder, yavaş yavaş karşı cinsi ayırt eder, giysileri, oyunları farklılık gösterir. Ailede ve çevresindeki yetişkin örnekleri görerek cinsel davranışlarında "rol model" imkanı bulur. İlgi ve merakını gidermede olumlu ve olumsuz anlamda arkadaşları, sokak, okul ve kitle iletişim araçları da devreye girer. Bu nedenle her yaşta fiziki ve ruhi anlamda cinsel gelişimin sağlıklı oluşabilmesi için ilgi ve bilgiye ihtiyaç vardır. Bunun sağlanabilmesi anne, baba ve çocukla ilgilenen diğer büyüklerin üzerine bir vazifedir. Bu ilgi ve destek, doğduğu andan itibaren başlar. Sağlıklı doğan bir çocuk cinsiyetine uygun bir tarzda yetiştirilip sorduğu sorulara, aklına takılanlara, yaşına uygun, ihtiyacı kadar, anlayabileceği şekilde cevap verilir. Mahremiyet anlayışı kazandırılırken cinselliğin ayıp, günah, çirkin olarak gösterilmesinin anlaşılabilir bir tarafı olamaz.
Kaldı ki, dedi. İnsanın kadın olsun erkek olsun cinsellikle ilgili fiziki özellikleri onun doğasının olmazsa olmaz bir gereğidir. Çocuğun ergenlik dönemi öncesi bu konuda merak ve ilgisi, sokağa ve medyanın kontrolsüz haber bombardımanının insafına bırakılmamalıdır. Ergenlik döneminde diğer fiziksel ve ruhsal gelişim kadar, cinsel kimliğin de sağlıklı biçimde gelişebilmesi için aileye ve okula ciddi görevler düşmektedir. Erkek olsun, kız olsun bu konularda sağlıklı bilgi alabileceği kişi ve kaynaklara rahatlıkla erişebilmelidir. İslam'ın cinsellik konusunda çizdiği çerçeve, sunmuş olduğu perspektif onlara güzel ve uygun bir biçimde kazandırılmalıdır. Evlilik öncesi ve evlilik dışı bir cinsel birlikteliğin söz konusu olamayacağı net, açık ve seçik belirtilmelidir. Bunun dışında, ister hemcinsleriyle ister karşı cinsle, cinsel yakınlığı içermeyen arkadaşlığın doğal ve elzem olduğu vurgulanmalıdır. İletişim araçlarının her türü vasıtasıyla vıcık vıcık bir cinselliğin kol gezdiği; özgürlük, serbestlik adına her türlü pespayeliğe, seviyesizliğe ses çıkarılmadığı; tutunacak bir ahlaki ilke, bir dal bırakılmadığı; dondurmadan cipse, parfümden kot pantolona kadar her üründe, her konuda cinselliğin reklam ve satış amacıyla kullanıldığı; kapitalist yaşam tarzının beş duyuya hitap edip her şeyi ve herkesi tükettiği, tüketime çağırdığı bir ortamda bu husus hayati bir önem kazanmaktadır. Yetişkinlerde olduğu gibi, bebek ve çocuklar da yaşıtlarının, yakınlarının ve de diğer yabancı büyüklerin her türlü kötü niyet ve davranışlarından özenle sakınılmalı, göz kulak olunmalı, bu konuda uyanık olunup çocuk yaşına göre bu tür tehlikeler konusunda bilinçlendirilmelidir. Cinsellik, evlilikle beraber farklı bir boyuta taşındığı gibi evliliğin önemli bir parçası ve Yaradan'ın o yuvayı kuranlara bir lütfu, bir merhametidir. Cinsel anlamda gerçek doyumun ve huzurun yegane ve de biricik adresidir evlilik. İnsan hangi yaşta olursa olsun, ölünceye kadar yaşamının her yönü olduğu gibi cinsel yönü de önemli olup, yaşadığı her şeyden etkilenecek ve de etkileyecektir. İster hasta olsun, ister sakat olsun, cinsellik ancak insana ölüm gelip çattığında sona erecektir. Kaldı ki bu dünyada eline, diline, beline (ırzına, cinsel yaşamına) sahip olan yani Allah'ın sınırlarına riayet eden mü'min kulları cennette yine güzel, hoşa gidici, nezih bir cinsellik bekleyecektir Rabbimizin "Beyan"ına göre.
Cennet ve cinsellik dediniz de, hatırıma arkadaşın birinin anlattığı bir olay geldi Selçuk Hocam. Ona da bir hocası anlatmış. Cuma günü namaz için bir camiye gitmişler. Namaz öncesi verdiği vaazda imam, cennetteki hayatı anlatırken malum, hadis adı altında rivayet edilen sözlere dayanarak, işte cennette bir erkeğe şu kadar erkek gücü verilecek, şöyle şöyle kızlar onun hizmetine tahsis edilecek, bir dediği iki edilmeyecek türünden allaya pullaya, allandıra ballandıra bir şeyler anlatınca hocalardan birinin dayanamayıp tepesi atmış. "Kalkın toparlanın, başka bir camiye gidiyoruz. Bu herif cenneti kerhaneye çevirdi" demiş. Espri bir yana, gerçekten özellikle müslüman erkeklerin bir kısmının hayal dünyalarında cennet, cinsel açıdan bu dünyada zorunlu olarak kaçındıkları, uzak durdukları her türlü şeyi hadsiz hesapsız yapabilecekleri, affınıza sığınarak söylüyorum müstehcen (pornografik) her eylemi icra edebilecekleri bir hayat olarak tasarlanıyor. Bu dünyada beline (ırzına) mukayyet olan bir mü'minin, cennette tabir-i caizse ipini koparmış azgın bir boğa olacağı zannediliyor.
Haklısınız, Arif bey dedi çayından bir yudum daha alarak. Oscar Wilde bir sözünde, "Dünyada iki büyük trajedi vardır. İlki, insanın arzularını tatmin edememesi, ikincisi ise tümüyle tatmin etmesidir" der. Bundan hareketle, diğer bir takım konularda olduğu gibi müslümanların yaşadığı toplumlarda da cinsellik konusunda da ifrat ve tefrit fazlasıyla mevcuttur. Cinsellik ya tabu imişcesine konuşulmaz, işlenmez, görmemezlikten, duymamazlıktan gelinir ya da ortalığı aslı astarı olmayan bilgiler, gelenekler, rivayetler, mü'minlere yakışmayacak hal ve hareketler kaplar. İnsana ve hayata dair hiçbir alanı, konuyu dışarıda bırakmadan kapsamı içine alan İslam'da nedense bu konu da doğal, fıtri, olağan mecrasından kopartılıp yer yer istismara kadar götürülür. Bir konu seviyesiz, ölçüsüz düzeye vardırılmadıkça ehlince, bilenlerince ele alınmalı, işlenmelidir. Çeşitli vasıta ve imkanlarla her düzeyde, her yaşta insan bir çok konuda olduğu gibi cinselliğiyle ilgili yeterli ve doyurucu malumat sahibi olabilmelidir rahatlıkla. Birçok konuda olduğu gibi fiziksel ve ruhsal özellikler taşıyan cinsellik de ilginçtir günümüze kadar genellikle ilahiyatçılar tarafından yazılan kitaplarda ele alınmış, o da daha çok ilm-i hal ya da fıkhi (hukuki) boyutu aşamamıştır. Aslında piyasada bolca bulunan ve çoğu zaman ilmi yönden zayıf olan, konunun diğer boyutlarının ıskalandığı çalışmalar, her yaştan ve her düzeyden insanın bilgi ihtiyacını kısmen giderirken bir taraftan da yer yer kafaları iyiden iyiye karıştırıcı olabilmektedir.
Yeri gelmişken size, 08.01.2006 tarihli Hürriyet Pazar'da okuduğum bir haberi aktarayım, dedim. [İslam ve cinsellik. Bu ikisinin bir araya gelmesi, yayıncılık diliyle tiraj garantisi sağlıyor. Dergiler, ne zaman bu konuyu kapaklarına taşısa, satışları fırlıyor. Ne zaman bu alanda yazılmış bir kitap çıksa, yayıncısı ihya oluyor. Cinselliği konuşmayı, hatırlatmayı sevmeyen muhafazakar kesim, İslam'a göre cinsellik, evlilik kitaplarına büyük ilgi gösteriyor. Cinselliği içeren kitapları ikiye ayırmak mümkün. Biri kadın ilmihali (İslam dininin kurallarını öğretmek için yazılmış kitap), İslam'da aile, Hanımların özel halleri gibi başlıklar altında yazılan kitaplar. Bunlar ana konuları cinsellik olmasa da, en az bir bölümlerini bu konuya ayırıyorlar. Diğer tür ise doğrudan Evlilik ve mahremiyetleri, İnsan ve cinsel hayat, Cinsel mutluluk rehberi gibi cinselliği odağına alan kitaplar. Bunlar özellikle 80'li yılların ortalarından itibaren çıkmış ve adlarında, açık açık cinsellik lafını kullanabilen kitaplar. Bu alanın ilk örneklerden biri ilahiyatçı Ali Rıza Demircan'ın kitabı, "İslam'a Göre Cinsel Hayat". Kitap, 1985'ten bu yana 50 baskı yaptı. Ve yaklaşık 300 bin sattı. Demircan'ın başarısı, yayıncılara fikir verince her biri kataloglarına bu konuda yazılmış kitaplar eklemeye başladı. Şimdi piyasada, aynı başlıkta 30 civarında eser var.] Biliyorsunuz son zamanlarda çok satılan kitaplar arasında bir de "Sabah namazına nasıl kalkılır?" kitabı var. Bu kitap da bilmem kaçıncı baskısını yapmış, yüzbini aşkın satmış. Buradan hareketle İslami kesimde kitap piyasasında bu kadar nitelikli kitap varken ve de satış rakamları binlerle, onbinlerle ifade edilirken, bu kitapların yüzbinlik satış rakamlarına ulaşması insanın aklına İslami kesimdeki merak, sıkıntı, bilgi açlığı sanki "sabah namazına kalkma ve cinsel hayat"la mı sınırlı acaba sorusunu getiriyor. Bana enteresan geldi, ne dersiniz?
Hiç düşünmedim, ilginç. Herhalde günümüz müslümanlarının zihin yapılarının seküler düşüncelerden, batı tarzı yaşam şekillerinden etkilenmelerinden ve de onun doğal sonucu olarak gündelik yaşam pratiklerinin değişimi ile alakalı olsa gerek. İslam ve cinsellikle ilgili bu çalışmaların, ilk örneklerden olmaları, konuyu gündeme getirip tartışmaya açmaları, bu konuda bilgi eksikliğini bir ölçüde gidermeleri artı puan olarak bu çalışmaların hanesine kaydedilebilir. Fakat bir çok konuda olduğu gibi cinsellik konusunda da Kur'an dışına taşıp Hz. Peygamber(a.s)'den her ne rivayet varsa kitaplarına alanlar, İslam konusunda açık arayan, malzeme bulmaya çalışanların eline nice fırsat verdiği gibi, bu konuda maşallah(!) geniş bir yasak ve haram alanı oluşturdular. Son elçinin dönemindeki toplumda cari olan bilgileri, anlayışları, dönemin özelliklerini dikkate almadan O'na nispet edilen her sözü, her rivayeti aklın ve naklin (vahyin) süzgecinden geçirmeden aldılar; müslüman bilginlerin bakış açısını yansıtan nice içtihadı, kanaati İslam'ın imiş gibi takdim ettiler; yer yer konuları zorladılar, teferruata boğdular. Arı duru İslam anlayışına sahip olmayan; Kur'an ve Sünnet'e bakışta sorunları bulunan; insan anatomisini, fizyolojisini ve de psikolojisini bilmeyen; meseleye çok yönlü bakamayan kişilerin çalışmaları da türlü yanlış ve eksikliklerle malul ve defolu olacaktı elbette.
(devam edecek)
E-mail: arifkaya65@gmail.com

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...