|

FATMA ERDEN / MALATYA
SORU 1: Ailelerin
birbirlerini ziyaretlerinde kadın ve erkeklerin ayrı oturmaları İslam'ın
bir emri olarak mı anlaşılmalıdır. Ailelerin ziyaretleşmeleri esnasında
bir arada oturmaları İslam açısından uygun değil midir?
CEVAP:
Bu konularda uygunluğun önce akidede olması gerekir. Çünkü "Doğru Akide"
kendisinden doğacak doğru davranışlar ortaya koyacak, insanlar arasında
sağlıklı ilişkiler kuracaktır. Bu nedenle İslam insanları önce fikren
tatmin eder, sonra da bu fikre uygun davranışlar ortaya koymalarını
ister.
Bu cümleden olarak, karşı cinsler arasındaki ilişkileri fert bazında ele
alarak birbirlerine karşı mahremini örtmesini, gözünü çevirmesini
(24/31), takva elbisesine bürünmesini (7/26), konuşmasında sözünün
edasına dikkat etmesini (33/32), yürüyüşünde makul olup kırıtmamasını
(24/31) ve toplumda cinsiyetiyle değil şahsiyetiyle yerini almasını
ister.
İslam’ın ilk günlerinde Peygamberimiz hayatta iken kadınların hayat
sahnesinde erkeklerle beraber varlığını görüyoruz. İslam’ı kabullenmede,
yolunda can vermede (İslam’ın ilk kadın şehidi olan Sümeyye hatun),
savaşta cephe gerisi hizmetlerde, normal günlerinde mescidde bayram,
Cuma ve vakit namazlarında ve hayatın meşakkatini göğüslemede biri
diğerinden geri kalmamıştır.
Ancak bu birlikteliğin şartları ve sınırları ilgili ayetlerle
belirlenmiştir. Kadın ve erkeğin toplum içine çıkması, oturup kalkmada
dikkatli olması, konuşurken ses tonuna dahi dikkat etmesine kadar
belirtmiş olması; bu iki cinsin bir arada bulunabilirliğinin en açık
delilidir. Bütün bunlara rağmen haremlik-selamlık meselesi insanlara
dinin değil geleneğin dayattığı bir teamüldür. Müslüman için herhangi
bir toplumun geleneği dinin emri gibi algılanması asla doğru değildir.
Din Allah'ındır ve kurallarını belirlemek de sadece ona mahsustur. Tüm
insanlık bu kurallara uyarak O'nu razı etmenin mümkün olabileceğine
inanmak zorundadır. Allah onlarca ayette "dini Allah'a has kılmayı"
öğütlemektedir.
"Ey inananlar! İnkarcılar istemese de, dini yalnız Allah'a has kılarak
O'na yalvarın."(40/14) "Ama, kendilerine kitab verilenler, onlara apaçık
belge geldikten sonra ayrılığa düştüler. Oysa onlar, doğruya yönelerek,
dini yalnız Allah’a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve
zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur. "(98/4-5),
31/32, 2/132, 48/28 …
Din, Allah'ın ve O'na has kılınması gerekirken teamüllerimize yenik
düşmenin toplumda nelere mal olduğuna bakalım: Birbirine gidip gelen
nice aile vardır ki birbirini dışarıda görse tanıyamaz ve iki yabancı
gibidirler. Bir arada oturup sohbet edemediklerinden eşler ve çocuklar
arasında ortak bir düşünce oluşmadığından, aile hem kendi üyeleri, hem
de diğer aile üyeleri ile paylaşabileceği, konuşup anlaşabileceği bir
güzellikten nasibini alamamaktadırlar. Yıllardır birbirleriyle komşuluk,
akrabalık, veya fikri ilişkiler içerisinde olmalarına rağmen bir
birinden etkilenmeyen aileler, çocuklar ve eşler olarak karşımızda
durmaktadırlar. Bunun vebali çocuğunu dizinin dibine oturtmayan
hepimizindir. Bildikleri doğruları ailesiyle paylaşmayan, aile içi
eğitime önem vermeyen bizlerindir. Dini kaynağından öğrenip öğretme
gayreti çekmeyip geleneğe teslim olmanın bizi getirdiği nokta işte
budur.
İslam’ın, toplum içinde bulunmak için kadın-erkek kim olursa olsun insan
olarak koyduğu şartlara uygun hareket etmek şartıyla, aile
ziyaretlerinde, genel veya özel sohbetlerde, genele açık konferanslarda
ve eş dost ve akrabalarla birlikte veya ayrı ayrı yemek yemekte İslam
herhangi bir yasak getirmemiştir.(24/61) Şahsiyetimizle yerimizi
aldığımız sürece hiçbir mahzur söz konusu değildir. Her şeyde olduğu
gibi bu konunun da istisnaları olacaktır. Fakat malumdur ki istisnalar
"kaideyi" bozmaz.
SORU 2: İslam dininde
bayandan lider olabilir mi? Bayan alimler/alimeler olup bunlar fetva
verebilirler mi? İslam tarihinde bayan alimeler yer almışlarmıdır?
CEVAP: Bu konuda
Kur'anda iki örnek vardır. Birincisi Saba melikesi Belkıs'ın durumunu
açıklayan ayetler: "Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir
su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış,
şeffaf bir zemindir, dedi. Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime
yazık etmişim. Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim
oldum." (27/44), (27/29,34) Diğeri ise peygamberlerin sadece erkeklerden
gönderildiğini beyan eden ayet: "Biz senden evvel kendilerine
vahyettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik. Eğer
bilmiyorsanız, zikir ehline sorun." (16/43)
Bu ayetlerden anladığımız kadarıyla Peygamberlik istisna olmak kaydıyla
lider olma konusunda herhangi bir sorun gözükmemektedir. Liderlik halkın
umurunu yüklenecek ilim ve ehliyete sahip olmayı gerektirdiğinden bu
özelliklere sahip olan bir kimseye kadın olsun erkek olsun emanetin
verilmesinde herhangi bir mahzur yoktur. Zira bunun için ehliyet ve
adaletle hükmetme şartı getirilmektedir:
"Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar
arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size
ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her
şeyi görücüdür."(4/58)
Bu vasıflara haiz olup hakka ittiba eden ve halkın teveccühünü kazanmış
bir müslüman hanımın halkın umurunu yüklenmesinde hiçbir engel yoktur.
Toplumun yarısını oluşturan bir kesimini bu işlerden uzak tutmanın bir
mantığı da yoktur. Bu işlerde öne çıkan cinsiyet değil şahsiyet sahibi,
yapılacak işin üstesinden gelebilecek ehliyete sahip ve adaletle
hükmedecek yeterliliğe ulaşmış bir kimse olması gerekmektedir.
Alimlik/alimelik konusuna gelince elbette İslamda bir hanım Din'inin,
dünyanın ve ihtisas gerektiren herhangi bir konunun uzmanı olur ve bu
konuya taalluk eden hususlarla ilgili görüş ve düşüncelerini ortaya
koyar, başkalarıyla tartışır, kendi kanaatini ifade eder. Bunlar için
İslam herhangi bir engel koymamıştır. Doktor olmanın cinsiyet şartı
olmadığı gibi bir konunun alimi yani bileni, mütehassısı olmak için de
cinsiyet ayrımı yapılması doğru değildir. Konu bilgi ve beceriyle
alakalıdır. Bu haslete sahip olan kimse o konunun alimi ve muallimidir.
Bilmeyenler ise cinsiyeti ne olursa olsun o konunun cahili ve talibidir.
Ta ki, onu öğreninceye kadar.
İşte bu manada İslam’ın ilk kadın alimi Hz. Aişe Validemizdir. Nebevi
mektebin ilk öğrencisi tüm Sahabeye ders verecek bir seviyeye ulaşmış ve
rüştünü de ispat etmiştir. Peygamber’in sözlerini maksadına uygun olarak
anlamış, Kur'an ile test ederek çağdaşlarına anlatmıştır. Her rivayeti
Kur’an’la test etmesine örnek olarak şu uygulamasını vermek istiyoruz:
Sahabeden Amir b. Mesruk şöyle anlatıyor: “Hz. Aişe’ye (r.anh), ‘Ey
anacığım Hz. Muhammed Rabbini gördü mü?’ diye sorduğumda bana şöyle
cevap verdi: Söylediğin tüylerimi ürpertti. Senin üç meseleden haberin
yok mu? Onlar hakkında sana nakilde bulunan yalancıdır. Kim sana
Muhammed’in (as) Rabbini gördüğüne dair rivayette bulunursa yalan
söylemiştir. "Gözler onu idrak etmez fakat O gözleri idrak eder…(6/103).
Vahiy ve perde arkasından olmaksızın Allah'ın bir insanla konuşmuşluğu
yoktur.(42/51) ayetlerini okudu. Kim sana yarın ne olacağını bildiğine
dair bir nakilde bulunursa yalan söylemiştir. Hiç bir nefis yarın başına
ne geleceğini bilmez" (31/34) ayetini okudu. Kim sana Rasul’ün bir
şeyleri gizlediğini söylerse yalan söylemiştir". Ey Peygamber! Rabbinden
sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış
olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kafirlere yol
göstermez."(5/67) ayetini okudu.” (Ayrıca M.Sayit Hatiboğlu'nun Hz.
Aişe'nin hadis tenkitçiliği ile ilgili bir makalesi var. Elde edip
okuyabilirseniz size daha geniş malumat verecektir.) İşte Hz. Aişe
(r.anh) böyle bir seviyeye nail olmuş bir alimdir. O'nun kadınlığı buna
mani olmamış, dinini öğrenmede ve öğretmede asla tereddüt
göstermemiştir. Bugünün müslümanları bu anlayış ve netliğe ne kadar
muhtaçtır. Kendimizi Kur'an’la düzeltmeye, rivayetleri Kur’an’la
düzeltmeye, hayatı ve hayat anlayışımızı Kur'an’la düzeltmeye ne kadar
çok ihtiyacımız var!..
İslam, kadına sahip olduğu yeri vermesine rağmen asrı saadetten hemen
sonra geleneğin dinin üzerine düşürdüğü gölge uzun zaman etkisini
sürdürmüştür. Bu nedenle kadınların hayat sahnesinde yeniden boy
göstermeleri bu kadar gecikmiş, istisnalar "kaideyi" bozmamıştır. O
kadar etkilemiş ki yaşadığınız çağda kadının bunca işlerde at başı
yarışmalarına rağmen, "kadınlardan alim" olup olamayacağını sorgulama
gereği duyulmuştur. Bundan kurtulmak için işin kaynağına Kur'an’a
giderek beşeri tortulardan kurtulmak gerekmektedir. İlk günkü tazeliğini
koruyan haliyle bugün bizlerin dünyasını aydınlatmaya, halimizi
düzeltme, bizleri birleştirip Allah'ın razı olacağı bir anlayışta
buluşturmaya muktedirdir. |