|

Azgın Propaganda Fırtınaları
Atasoy Müftüoğlu
Terörü mekanik hale
getiren emperyalist/faşist güçlerin iktidar oyunları adına
araçsallaştırılan İslam toplumları yerle bir ediliyor, milyonlarca masum
insan sürgüne, işkenceye, soykırıma, katliama maruz bırakılıyor. Maddi
hırslar ve çıkarlar modernlik maskesi altında gizleniyor. İnsan hakları
tanımı yalnızca serbest piyasa ideolojisini kapsıyor. Avrupa merkezci
önyargılar, her şeyin Avrupalı kavramların sınırları içerisinde
değerlendirilmesini dayatıyor. Avrupa-merkezcilik bütün toplumları kendi
modernlik kriterlerine asimile etmeye çalışıyor.
Aydınlanmanın ve aklın egemenliğinde gerçekleşen teknik-bilimsel
uygarlığın insanlığın olgunlaşmasına, erdemli hale gelmesine, daha adil
bir dünya kurulmasına hiç bir katkıda bulunmadığını görüyoruz. Mekanik
ve araçsalcı bilimin seküler bir din haline gelmesi, bilimin tek bilgi
biçimi olarak algılanması, dünyayı ahlaki çürüme noktasına getirdi.
Saldıran bir zenginliğin yaşandığı günümüz dünyasında bilgi de
metalaşıyor, saptırılıyor, çarpıtılıyor; tarih ideolojik amaçlarla
sömürülüyor; para eksenli hayatlar/ilişkiler yaşanıyor. Piyasa
ekonomileri daha çok küresel çıkar gruplarına hizmet ediyor. Devletsiz
çokuluslu güçler/yanlar, uluslararası sınıflar belirleyici hale geliyor.
Modern kavram ve kurumlar günümüzde entelektüel uyuşturucu işlevi
görüyor.
Laik ulusçuluğun ortaya çıkışıyla birlikte dini ölçülerin, bağların,
kategorilerin, çerçevelerin zayıfladığını, zayıflatıldığını görüyoruz.
Ulusal homojenliğin dayatıldığı toplumlarda etnik çatışma ve gerilimler
kaçınılmaz hale geliyor.
İçerisinde yaşadığımız dönemde, sömürgeci yalancılık, İslam ve
Müslümanlar hakkında azgın bir propaganda fırtınası estiriyor. Eli kanlı
modern emperyalistler, çıkarları için her türlü kötülüğe tevessül
etmekten çekinmiyor.
Direniş bilincine ve kültürüne sahip olmayan Müslümanlar, cemaat
hareketleri, hayatta kalabilmek için, teslimiyetçi konumları,
yöntemleri, tarzları seçiyor. Radikal düşünceler, tercihler, tavırlar
itibardan düşüyor, yaftalanıyor, karalanıyor. Ilımlı İslam, ılımlı
Müslüman yeni bir kategori olarak moda haline getiriliyor. Ilımlı İslam
ve ılımlı Müslüman ile aslında ılımlı araçlar/araçsallaştırmalar, ılımlı
işbirlikçiler kasdediliyor.
Güç ilişkilerinin korkunç bir eşitsizlik içerisinde olduğu bir dönemden
geçiyoruz. Soğuk Savaş sonrası dönemde, Amerika'yla rekabet edecek bir
güç kalmadı. Amerika sahip olduğu gücü, İslam dünyasının zenginliklerini
sömürerek kazanıyor. Bugünkü egemenlik biçimi, askeri güç kullanmak
suretiyle sürdürülen bir barbarlık biçimidir. Modern emperyalistler,
İslam toplumlarının kendi kendilerini yönetme yeteneğine sahip
olmadıklarını, yönetilmeleri gerektiğini düşünüyor. İslam toplumlarında,
ulusal devlet seçkinleri de, aynen emperyalistler gibi düşünüyor,
halkların tercihlerine, hassasiyetlerine hiç bir şekilde saygı duymuyor.
Türkiye'de olduğu gibi; topluma/ülkeye hiç bir zaman gerçek seçenekler
sunamayan yozlaşmış bürokrasiler, yukarıdan aşağıya doğru gerçekleşen
müdahalelerle sık sık toplumsal/kitlesel hayal kırıklıklarına neden
oluyor. Toplum, devlet elitleri tarafından tasarlanan ideolojik dil ve
söylemle kontrol altında tutuluyor.
Toplumlarımız, İslamî eğilimleri/tercihleri/yönelişleri nedeniyle
hayatın zorlaştırıldığı toplumlar haline dönüştürülüyor. Günlük hayat
dünyasının dar sınırları içerisine hapsediliyoruz. Sayısal çokluklar,
zihinsel bir dönüşüme hiç bir şekilde bir katkıda bulunmuyor; sayısal
çoğalma, niteliksel çoğalma anlamına gelmiyor. Duygu yapıları birer
birer tahrip edildiği için, gündelik hayatın içerisinde her tür ilişki
mekanikleşiyor. Günümüzde yalnızca güçlülerin özgürlüklerinden söz
edilebilir, güçsüzlerin değil. Özgürlük bir bilinç durumunun, bir irade
durumunun yansımasıdır. Güç karşısında ne pahasına olursa olsun, hakkı
temsil edebilecek bir ahlaka ihtiyacımız var. Kendi ruhlarını
özgürleştiremeyenler, toplumlarını özgürleştiremezler. Günümüzde olaylar
tarafından bir o yana, bir bu yana sürükleniyoruz. Bir değişim ve
özgürlük yönelişi içerisine giremiyoruz. Yeni bir hayat, yeni bir insan,
yeni bir bilinç; yeni bir düşünce ve ahlakla
kurulabilir.Tekdüzeliklerden, alışkanlıklardan, statükoculuklardan,
muhafazakarlıklardan bir direniş dili, kültürü, tavrı çıkmaz,
çıkarılamaz. Tevhid bilinci süzgecinden, eleştiri süzgecinden
geçirmeksizin, geleneksel birikimi tüketmek çok açık bir tükenişle
sonuçlandı. Hayatı, sanatı, edebiyatı, siyaseti, etkileyebilecek,
dönüştürebilecek bir dil ve irade oluşturamadık. Hiç bir İslamî akım,
zihinsel ve algısal temel bir dönüşüm için sağlıklı bir zemin ve radikal
bir etki oluşturamadı. En güçlü İslamî akımlar/cemaatler de, gelenek,
görenek, statüko ve ulusçuluk sınırları içerisinde yapılandı. Bu
akımlar, sistemle bütünleşmek, barışmak ve uzlaşmak için her renge
bürünebiliyorlar.
Her yerde, her durumda, aynı iman'ın sözcüsü/temsilcisi olmak
durumundayız.
İmanımızı her zaman büyük bir aşk, büyük bir umut, büyük bir bilinç ve
büyük bir eylemle somutlaştırmamız gerekir.
Aklî, kalbî, vicdanî ve duygusal bir bütünlüğe sahip olmayan insan, her
yönde kullanılabilir, yönetilebilir ve köleleştirilebilir.
İnsanın, kendisini bütün bir bilinciyle, kalbiyle ve ruhuyla bir davaya
adayarak hayatı anlamlı kılması kadar büyük bir zenginlik olamaz.
Tercihlerini akılla, bilinçle, beğeni ile değil de, modalara göre yapan
bireyler, kişilikleri gelişmediği için bu yönde hareket ederler.
İlahî ahlakı, soyut bilgilerle ve sözcüklerle değil, eylemlerimizle
temsil edebiliriz.
İlahî hikmete kapalı olanlarla hiç bir şey gereği gibi konuşulamaz.
Bilgeliğin yolu sadelik ve tevazudan geçer.
Gerçek bilgelik, bilim, ahlak ve eylemi birleştirmekle sağlanabilir.
Ölümü hatırlayarak yaşamak bilgece yaşamayı, sorumlu yaşamayı ve anlamlı
yaşamayı mümkün kılar. |