|

Çevremize
Şöyle Bir Bakalım
Mukaddes Özkan
Oluruyla olmazıyla koca
bir kışı daha geride bıraktık. Kışa merhaba diyenlerin sayısı pek çok
olmasa da, bahara hoşgeldin demeyen, baharla birlikte içine neşe
dolmayan yok gibidir inanın. Buradaki bahar, yazın habercisi olan ilk
bahar. Bütün canlıların uykudan uyanıp yeniden hayata merhaba dedikleri
günlerin başlangıcı. Cansız diye bildiğimiz toprak ısınır, bağrındaki
onca canlıya renk verir, hayat verir. Bu nasıl bir cansızlıktır ki onca
canlıya can suyu olur!.. Onca renge, onca çeşide analık eder de kainatı
insanoğlunun bütün kıyımına rağmen hâlâ renklere boyar!.. Burada çok
düşünmek ve bütün bunların kendiliğinden olamayacağını görebilmek o
gücün sahibini biz kullarına anlatmaya yetmez mi?
"Görmedin mi, Allah gökten su indirdi de onu yeryüzündeki kaynaklara
ulaştırdı. Sonra onunla renkleri çeşit çeşit ekinler çıkarıyor. Sonra
ekinler kuruyor da onları sapsarı kesilmiş görüyorsun. Sonra da Allah
onları kurumuş çer çöp haline getirir. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri
için bir öğüt vardır." Zümer/21
Bizler için bu kadar güzellikleri yaratan Rabbimiz verdiği nimetler için
şükür bekliyor bizlerden. Şükür hem dilimiz ile, hem elimiz ile, hem de
davranışlarımız ile olmalı. Dilimiz ile şükrederken bunu çevremize
gösterdiğimiz ilgi ve sevgi ile de ispat etmeliyiz. Müslümanın
yaratılmış olan her şeye karşı merhametli olması sahip olduğu inancın
gereğidir. Çevremizdeki bitkilerden tutun da canlı cansız her türlü
varlığa karşı olan hassasiyetimiz bizim inancımızın gereği aslında. Ama
ne yazık ki temizliği düzeni ve daha pek çok şeyi müslümanlardan öğrenen
Batı, şimdi bunları bize satar oldu. Onlar yıkanmayı bilmezken
İspanya'ya giden müslümanlar mimarileri, hanları-hamamları ile
Avrupa'nın batı ucuna medeniyetlerini taşıdılar. Su kullanmayı,
temizliği, Avrupa bir sürü şeyi müslümanlardan öğrendi. Adı medeniyet
olan bu yaşam tarzını da içini boşaltarak kendilerine has kıldılar
zamanla. Yani, Mehmed Akif'in deyimiyle; tek dişi kalmış canavara
çevirdiler sahiplendikleri her şeyi. Biz, batılılaşmak uğruna o
medeniyeti onlardan geri almaya kalktığımızda da kalan tek dişi de
düşerek geri geldi. Şu anda sadece bir canavar olarak yiyip bitiriyor
toplumumuzu!..
Merhametli olmamız gereken yerde acımasız, çalışmamız gereken yerde
tembel, çevremize saygı konusunda son derece duyarsız, dinimizi yaşarken
iç güdüsel olmak gibi bir çıkmaza girdik.
Davranışları ile örnek olması gereken müslümanların etraflarına zarar
verirken, çevrelerini kirletirken vicdanları titremez oldu. Bir
durgunluk, bir atalet sarmış her yanımızı.
Geçenlerde özel bir piknik alanında olan bitenler aslında benim bu
konudaki yaramı depreştirdi ve bu yazıyı yazmama sebep oldu. Benim orada
olmamdan bir gün önce, bu alanı kalabalık bir grup bir günlüğüne
kiralamış. Yemiş içmişler, eğlenmişler. Piknikçiler ilahi sesleriyle
duygulanmış, mescitte namazlar kılınmış. Çarşaflı kardeşlerimiz
aralarında sohbet etmişler. Ne güzel. Keşke bir de çöplerini ortalığa
atmasalardı da arkalarında onca şikayet yerine övgü bıraksalardı.
Etrafını kırıp dökmek, arkada bir harabe bırakıp gitmek hiç kimseye
yakışmadığı gibi müslümana ayrıca bir sorumluluk da yüklüyor. Doğru ve
güzel davranış ile Müslüman hem örnek olur, hem de tebliğin en güzelini
yapar.
'Banane'cilik müslümanlara göre bir davranış biçimi asla olmamalıdır.
"Temizlik imandan gelir" sözü bana bir gerçeği düşündürdü. Üç yıl kadar
önce Endonezya'ya yaptığım bir seyahat sırasında öğrendiğim bu olayın,
temizliğin öneminin insan hayatında ne derece anlam taşıdığını anlatmaya
yeter mi bilmem. Ben duyduğumda çok etkilenmiştim.
O bölgelerde hâlâ vahşi kabilelerin yaşadığı adalar, orman bölgeleri
var. Misyonerler boş durmuyor, bu insanlara ulaşıp onları dinleri ile
tanıştırıyorlar. Hatta bir beyaz misyoner kadın onlara daha yakın
olabilmek için o kabilenin başkanı ile evlenip onların arasında yaşamayı
bile göze almış.
Bir Müslüman da kendi dinini onlara anlatabilmek için böyle bir kabileye
uğrar. Kendilerini temizlemek için domuz yağı ile yağlandıklarını
görünce onlara sabun verip, bununla temizlenmelerini öğütler. Bu arada
da oraya bolca sabun getirir. Kabilenin tümü bu tertemiz olmanın
ferahlığı ile bunu kendilerine öneren dine teslim olmuşlar.
Pek çok aklını kullanmasını bilen kişi de bu konuda Hz. Muhammed'in o
koskoca susuz çölde temizliğe verdiği önemi gördükten sonra İslam'a ilgi
duyduğunu söyler.
Bu dini tanımayan insanlar sırf temizliğe ve çevreye karşı yapılan
uyarılar dinimize ilgi duyarken kimilerimiz neden bu konuda duyarsızız
acaba?
NEDEN BU HALDEYİZ?
Allah bizleri bunca nimete mahzar ederken karşılığında kul olmaktan
başka bir istekte bulunmadı. Onun çağırdığı yolda olmak, ona kul olmak,
onun değil, bizim yararımıza. O'nun bizim yapacağımız hiçbir şeye
ihtiyacı yok. Bizim O'na ihtiyacımız var. Yaradan'ın bizden istediği her
şey bizim yararımıza. O'na kul olmak ile, O'nun buyruklarına boyun eğmek
ile hem bu alemde hem de ahirette huzur bulmak ödüllerin en büyüğü iken,
direnmek niye!..
Bugünkü halleri ile sadece müslümanlar değil insanlık huzursuzluğun
içinde debelenip duruyor. Hâlâ içinde yaşadığımız şu olumsuz ortamı
savunmak niye!.. Bugün geldiğimiz noktada kim neden memnun acaba, tuzu
kuru olanların dışında. Tuzu kuru olanlar da öyle bir gözlük takmışlar
ki sadece kendilerini görebiliyorlar, mutlu olduklarını sandıkları kendi
sanal dünyalarında yaşayıp gidiyorlar. Ben inanıyorum ki onların da
içlerinde bir yerlerde sık sık huzurlarını kaçıran kabuslar saklı. Bir
kızılderili atasözü bunu ne kadar güzel anlatıyor;
"İnsanın en rahat ettiği yastık vicdanıdır."
Şurada iki ay ya oldu ya olmadı, dört tane genç insan anne katili oldu.
Üstelik iki tanesi de sadece öldürmekle kalmayıp cesetleri parçalara
böldüler.
Bir bakıyorsunuz bir aile reisi çoluk çocuğunu kurşun yağmuruna tutmuş.
Bir bakıyorsunuz bir anne daha ana kuzusu olan çocuklarını, evini terk
edip kayıplara karışmş. Bir bakıyorsunuz, baba ailesini terk edip
ortadan yok olmuş. Şiddet adeta toplumu esir aldı. Olumsuzluklar dilimin
varamayacağı boyutlarda.
Bazılarımız bunlara çare olarak hâlâ kadın sığınma evleri ile kadını
koruma altına alarak olayları çözmek gibi sığ bir çaba içinde. Toplumda
caniler hızla artarken kimi kimden koruyabileceğiz dersiniz! Toplumun
bir kısmını sığınma evlerine, diğer kısmını da akıl hastanelerine koymak
bazılarına göre çıkar yol gibi görünmeye başladı.
İnsanların ceplerinde akıl almaz sayıda kredi kartları. Borç çoğunun
boyunu aşmış, çaresizlikten ne yapacağını bilmez halde ya intihar
ediyor, ya alıp başını gidiyor. Çocuklarının yaptıkları kredi kartı
borçlarını ödemekten aileler perişan durumda. Çok kimse asıl borcu bir
kenara bırakıp, onun yerine faizleri ödemeye çalışarak zaman kazanmaya
uğraşıyor.
Bütün bunların sorumlusu Allah'ın yasak ettiği faizcilik mi, yoksa
bugünkü faiz temelleri üzerine oturtulmuş kapitalist sistem mi? Daha
nereye kadar varacağız, bu çarkı çevirenlerin menfaatleri uğruna
tükenenleri daha ne kadar görmezden geleceğiz. Sömürenler bilmiyorlar mı
ki sömürdükleri kaynaklar tükendiğinde kendileri de tükenecek.
Sorun çok derinde. Hiç bir şeyi bu kadar sığ çareler ile çözmek mümkün
değil. Bu yolla sadece ayakta kalmaya çalışan evlilikleri de bitirme
noktasına getirmekten korkalım.
Görmüyor muyuz ki caniler, hep ayrılmış ve savrulmuş ailelerin
çocukları.
Allah boşuna mı aile olmanın önemini vurguluyor Kur'an'da. Sağlam
ailelerden oluşan toplumların huzur içinde yaşadıklarını, ruh sağlığı
yerinde bireyler yetiştirdiklerini inkar edebilir miyiz?
"Onurlu kadın katlanmaz boşanır!.." sloganı medya sayesinde dillerde
dolaşır oldu. Peki ninelerimiz, analarımız bir sürü sıkıntıya katlanıp
evli kaldılarsa onursuz oldukları için mi!.. Hayır hayatın zor yanını
göğüsleyip, yuvalarını korudukları için gerçek onur sahipleri onlardı.
Ne yazık ki bırakıp kaçmayı yeğleyenler değil. |