|

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson: ABD, Gülen’in Ne Yanında Ne
Karşısında
Fikret Bila/ 09.05.2008/ Milliyet
ABD
Büyükelçisi Ross Wilson'la gündemdeki konuları görüşmek için yaklaşık
bir ay önce sözleşmiştik. Ancak zorunlu seyahatlerin araya girmesi
nedeniyle randevuyu birkaç kez ertelemek zorunda kaldık. Nihayet önceki
gün ABD Büyükelçiliği'nde bu mülakatı gerçekleştirdik. Wilson'a
yönelttiğim sorular ve yanıtları şöyle:
ABD'nin ılımlı İslamı desteklediği yolunda Türkiye'de yaygın bir kanı
var. Pek çok insan buna inanıyor. ABD, ılımlı İslamı destekliyor mu?
Ilımlı İslam terimi benim kullandığım bir terim değildir. Bizim
politikamızı ve yaklaşımımızı şu şekilde ifade edebilirim. Biz, bizim
değerlerimizi ve dünyadaki amaçlarımızı paylaşan ülkelerle birlikte
çalışmak isteriz ve Türkiye bu ülkelerden biri. Ortak bir şeyler
paylaştığımız diğer ülkeler de var dünyada. Dünyada, yine bazı ülkeler
var ki komşu bölgelerde bulunan diğer toplumları tahrip edici ve radikal
biçimde değiştirmek isteyenler var. Aynı zamanda devlet dışındaki
aktörler, radikal birtakım hareketler de var.
Biz, bu kişilerle ilgilenmiyoruz ve onları radikal aşırıcılar olarak
değerlendiririz. Hele, El Kaide gibi terörizme başvuran bu tür gruplar
olduğunda onlarla mücadele ediyoruz. Bu konuyla ilgili bir şey daha
söyleyebilirim. Bu terim bazen Batı dünyasında bir kısaltmaymışçasına
kullanılan bir terim. Kendileri sevdikleri bir kavramı, El Kaide gibi
sevmedikleri bir şeyden ayırabilmek için bu terimi kullanıyor.
Kısaltma gibi kullanıyorlar
Bu çerçevede AKP'yi de ılımlı İslamı temsil ettiği için destekleyen
ABD'liler var. Örneğin Washington Post daha geçen hafta AKP için
"moderate Islamic party" (ılımlı İslam partisi) tabirini kullandı. Bu
partinin başarısında ABD'nin hayati çıkarları olduğunu belirtti. Eski
Dışişleri Bakan Yardımcısı Holbrooke da Malezya ve Türkiye'den ılımlı
İslam demokrasileri diye söz etmişti. Bu yaklaşımlar karşısında
Türkiye'de laik insanlar ABD'nin niyeti konusunda şüphe duymakta
haksızlar mı?
Ne demek istediğimi tekrar edeyim. Washington Post'un yazısına yorum
getirmek istemem aslında. Bence yaptıkları şu: Çok dikkatle ele alınması
gereken komplike bir hususa değinebilmek için böyle bir kısaltma gibi
bir ifade tarzı kullanmak adına bu terimi kullanıyorlar.
Bu yanıtlarınızdan, ABD'nin resmi bakışı olarak, laik Türkiye modelini
desteklediği sonucunu çıkarabilir miyiz?
Dışişleri Bakanı Rice, 14 ya da 15 Nisan'da Washington'da yaptığı
konuşmada bunu çok net belirlemişti. ABD, demokrasiyi ve demokratik
değerleri kuvvetle desteklemektedir. Biz, Türkiye'nin demokratik
değerleri ve laikliğe ilişkin ilkelerini hem desteklemekte hem de saygı
göstermekteyiz.
İdeolojik test yapmıyoruz
Bir sorum da Fethullah Gülen'le ilgili olacak. Gülen'in ABD'de yaşıyor
olması, Türkiye'deki laik kesimde acaba ABD bu hareketi destekliyor mu
yönünde yorumlara yol açıyor. Siz bu harekete nasıl bakıyorsunuz?
Gülen'in ABD'de yaşamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bildiğimiz gibi bizim sistemimizde, dini konularla devlet işleri
arasında çok keskin bir anlayış vardır. Sanırım, en doğru şekilde şöyle
ifade edilebilir. ABD, Gülen hareketini ya da kendisinin inançlarını ne
desteklemektedir ne de karşı çıkmaktadır. Biz, vize verirken ideolojik
bir testten geçirmiyoruz insanları ya da din anlayışlarına göre de bu
vizeyi vermiyoruz. Bizden farklı olan kişilere de bizi destekleyenlere
de bizim için önemli olan kişilere de bu uygulama yapılıyor.
ABD'nin, PJAK konusundaki tutumu nedir? İran'a karşı PJAK'ı zaman zaman
kullanmak istediği görüşü de var Türkiye'de?
ABD'nin PJAK ile hiçbir ilişkisi yoktur. Hiçbir şekilde onunla
çalışmamakta ve onu desteklememektedir. PKK ve PJAK arasındaki
ilişkilerin sıkılığına dair ben de çok farklı yorumlar duydum. Bu iki
grubun ne kadar yakın olduğuna dair doğrudan bir bilgim yok. Benim
görüşüme göre, aşağı yukarı aynı grup sayılırlar ve bu yüzden de onlarla
hiçbir ilişkimiz olamaz.
TSK'nın Kuzey Irak'taki hava operasyonlarında bir sıklaşma görüyoruz. Bu
operasyonlarda Amerikan istihbaratlarından yararlanılıyor mu?
Başbakan'ın kasımda Washington'da yaptığı görüşmede, istihbarat
paylaşımı görüşülmüştü. Orada varılan anlaşmaya göre, yapılan çalışmalar
devam ediyor.
Çok ilerleme kaydettik
Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi ile Türkiye arasındaki temaslarda ve
söylemde gözle görülür bir yumuşama gözleniyor. ABD'nin bu yumuşamada
bir rolü var mı?
ABD, elbette ki Türkiye ile Irak arasında ve Kuzey Irak'taki yetkililer
arasında PKK da dahil pek çok konuda bir diyalog olmasını teşvik
etmektedir. Biz, Kuzey Irak'ta PKK'nın hareket serbestliği ve malzeme
akışını rahatlıkla sürdürebilmesini önlemek için Irak yetkililerini ve
özellikle de Kuzey Irak'taki yetkilileri bu konuda adım atma konusunda
ikna etmeye çalıştık. Biz, geçen hafta Irak Özel Temsilcisi Murat
Özçelik ve Başbakanlık Başdanışmanı, Büyükelçi Ahmet Davutoğlu'nun
yaptığı görüşmelerin sonuçlarından memnunuz. Umuyoruz ki, bu tür bir
işbirliği, komşu ülkelerle daha da ilerleyen işbirliği fırsatının doğru
ve PKK'ya karşı hem Irak yönetiminin hem Kuzey'deki yetkililerin daha
sıkı adımlar atmasını sağlar.
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin 1 Mart oylaması ve 4 Temmuz
Süleymaniye çuval olayından sonra girdiği dönemle bugün içinde olduğumuz
dönemi kıyaslarsanız, bu karşılaştırma ne gibi sonuçlar çıkarır?
2005'te geldiğimde ilk söylediğim şeylerden biri de şuydu: Bu geçmişteki
olaylar, geçmişe ait olaylardır, geçmişte kalmıştır. ABD'nin bu
bölgedeki Türkiye ile yapmayı öngördüğü çalışmalar üzerinde doğrudan
etkisi olmayan olaylardır. 2005'ten itibaren ikili ilişkilerimiz
konusunda çok ilerleme kaydettiğimizi düşünüyorum. Özellikle Bakan Rice
ve Bakan Gül arasında 2006'da imzalanıp açıklanan Ortak Vizyon Belgesi
ve pek çok alanda yaptığımız işbirliği ve 2 Kasım'dan itibaren PKK
konusunda mücadele de buna dahil. Tüm bunlar sayesinde çok ilerleme
kaydettik. Ben, bu kaydedilen ilerlemeden dolayı çok umutluyum ve
elbette ki buna devam edilmesi için çalışacağız.
Sihirli Bir Formülümüz yok
PKK'nın tasfiye edilmesi amaçlanırken, ekonomik, kültürel, sosyal ve
siyasal adımlar atılmalı deniliyordu. ABD'nin bu siyasal adımlardan
kastı ve beklentisi nedir? ABD bu tür telkinlere devam edecek mi?
Bunun detayları Türkiye'nin ve Türk yetkililerin tanımlaması gereken
şeydir, ama bizim yaklaşımımızı size söyleyeyim. Terörizmle mücadelede,
bizim ve diğer mücadele edenlerin yapmaya çalıştığı şeylerden biri de
kitleleri terörizmden ayrı tutabilmek. Afganistan'da bizim ve
diğerlerinin, Türkiye de dahil yapmaya çalıştığımız şeyler arasında
bunlar vardı.
İmar ekiplerinin yaptığı çalışmalar. Ekonomik kalkınma yardımını bu
bölgeye kanalize etmeye çalışıyoruz. Bölgeye eğitim ve güvenliğin
artırılması ve halka destek verilmesi için çalışılıyor ki, Taliban ve El
Kaide gibi gruplar halkı sömürmesin, onlardan yararlanmasın, 2002
yılında olduğu gibi. Türkiye'nin güneydoğusu Afganistan değildir ama
ekonomik açıdan az gelişmiş bir yer.
Pek çok Türkün bana söylediği şey de şu. Güneydoğu'daki bazı unsurlar,
Türkiye'deki genel siyasi hayatın çok dışında tutuluyor, dışlanılıyor,
marjinalize ediliyor. Bunun ne kadar gerçek olduğuna siz karar
verebilirsiniz. Bizim gördüğümüz kadarıyla, Türkiye'de, Kuzey Irak'ta,
Suriye'de ve İran'daki bazı koşullar nedeniyle PKK 20 yıldır halkı
sömürebilmiş. Bu yüzden Türkiye bu tehdit karşısında, hem PKK ile askeri
yöntemlerle mücadele etmeye çalışırken, bir taraftan da buna bulaşmamış,
etkilenmemiş unsurları da ayrı tutabilir, teröristlerin sömürdüğü
koşulları ortadan kaldırmak yönünde adımlar atabilirse, bu sorun da daha
radikal bir şekilde çözülebilir. Tekrar etmem gerekirse, yazılı bir
planımız ya da sihirli bir formülümüz yok. Bu, Türk yetkililerin
belirleyeceği bir şey.
Geçmişle Bir Şekilde Yüzleşilmeli
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi konusunda öneriniz var
mı?
Ben, ABD'de her yıl gündeme gelen Ermeni Tasarısı'nı engellemek için bir
kilit mekanizma olarak Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin
normalleşmesi gerektiğini düşündüm bir süre. Sovyetler Birliği'nin
çöküşünden sonra Ermenistan bağımsızlığını ilan ettiğinde onu tanıyan
ilk ülkelerden biriydi Türkiye. Başbakan'ın yaklaşık 2 yıl kadar önce
gönderdiği öneride, geçmişi incelemek için tarihçilerden oluşan bir
komisyon kurulması önerisi var. Bu da bu ilişkilerin normalleşmesi için
yapılacak şeylerin bir parçası olabilir. Ama, nihayetinde bize göre
önemli olan şu: Türkiye ve Ermenistan geçmişiyle bir şekilde yüzleşmeli,
bunu ele almalı ama asıl önemli olan ileriye dönmeleri, ileriye doğru
bakmaları. |