|

‘ABD Asya’da Kazdığı Kuyuya Düştü’
05.05.2008/ Haber7.com
Dış politika
konusundaki uzmanlığıyla tanınan Doç. Dr. Oya Akgönenç, ABD'nin bölgede
yürüttüğü saldırgan girişimleri, satranç oyununa benzeterek Haber 7 için
yazdı.
Avrupa Konseyi eski parlamenter üyesi Doç. Dr. Oya Akgönenç'in ABD'nin
politikalarını irdelediği yazısı:
ASYADA BÜYÜK SATRANÇ OYUNU: AMERİKA VE IRAN
Satranç antik çağlarda Iran, Arabistan ve Hindistan'da doğmuş bir oyun
türü olarak bilinir. Hatta isminin bile anlamı "4 taburlu ordu" manasına
gelir. Aslında, tamanlamı ile bir savaş oyunudur. Satranç, savaş,
strateji, taktik ve tüm savaş alanının tümünü düşünerek ve bütün
verileri göz önüne alarak hamle yapmak ve kazanmak sanatıdır.
Bu ülkelerden çıkan satranç Bizans ve Avrupa’ya ulaşmış, Mısır ve Kuzey
Afrika’yı dolaşmış ve Müslümanlar'ın orduları ile ta Ispanya'ya varmış
ve sonra da bir dünya oyunu haline gelmiş çok değerli bir oyundur.
Eski çağlarda devlet adamlarının, komutanların, siyasetçilerin, aydın
kesimin bilmesi gereken bir eğitim olarak görülmüş ve kullanılmıştır.
Adeta günümüzün, "conflict, control ve resolution" yani modern deyimle,
"çatışma, kontrol ve yönlendirilmesi stratejisi" eğitiminin öncü
tatbikatı olarak da düşünülebilir. Satranç, üst seviyeli düşünme, zeka,
taktik ve doğru karara dayanan bir savaş ve kazanma oyunudur.
ABD'nin istek ve söylemleri:
Bugün ABD bütün dikkatini Iran'ın izolasyonuna vermiş durumdadır. Uzun
bir süre Iran'ın nükleer bir tehdit olarak bütün dünyayı, ama daha çok
Orta Doğu'yu ve özellikle de İsrail'i tehdit ettiğini savunmuştur.
Uluslararasi Atom Enerjisi Komisiyonu, tüm nükleer çalışmalar yapan
ülkeleri kontrol ettikleri gibi, tesislerini onlara her zaman açan ve
üyeleri olan Iran'ı da denetlemiş ve Iran'ın şu aşamada sadece enerji
ihtiyacını karşılamak üzere çalışmalar yaptığını ve bomba üretimi
teknolojisinden uzak olduğunu bildirmiştir. Yani Iran hakkında "temiz
rapor" vermiştir. Hem de bir defa değil, son yıllarda istek üzerine
yapılan kontrollerle bir çok defa bunu vermiştir.
İlk defa dünya ve özellikle Avrupa devletlerini Iran’a karşı cephe
almaya zorlayan ABD, bu raporlara rağmen ısrarından vazgeçmemiş ve bu
sefer de Iranı'ın, Irak'taki çatışmalara müdahale ettiğini, başta Şii
gruplara, daha sonra da bütün direniş guruplarına yardım ettiğini ileri
sürerek, bu devletin derhal durdurulmasının ve nükleer çalışmalarının da
bir şekilde yok edilmesi gerektiğinde ısrarcı olmuştur.
Israil de, Iran konusunda gerekirse harekete geçeceklerini bildirmiştir.
Irak tesislerini vurdukları gibi, burada da ABD yardımı ile gerekeni
yapacaklarını söylemişlerdir.
Iran konusu, Amerikan seçimlerine de malzeme olmuş, gerek Cumhuriyetçi
McCain ve gerekse Demokratların her iki adayı Barak Obama ve Hilary
Clinton, bu konuda daha kararlı ve korkutucu konuşmalar yapabilmek için
adeta birbirleri ile yarışmışlardır. Bu arada, Hillary Clinton, "şayet
Iran Israil'e saldırırsa, Iran’ı "yok" edereriz" diyerek hepsinden öne
geçmiştir.
İşin en enteresan yönü de ABD ile taraf tutan Avrupa ülkelerinin sanayi
ürünleri veya yarı işlenmiş malzemeleri olmasa, Iran'ın şu andaki düşük
kapasiteye bile ulaşmasının imkansız olmasıdır. Sonuçta bu bir teknoloji
birikimi olup, bu konuda deneyimli AB ülkelerinin yardımı ve malları ile
gelişim sağlanmaktadır. Iran'ın tehlikeli birşey yapmayıp, sadece enerji
ürettiğine inanan bu Avrupa devletleri, Iran'la işbirliğine devam
etmektedirler. Yani, AB ülkeleri de oyunu enteresan bir çifte strateji
içinde yürütmekte ve bur arada da İran'a mal satabilmek için birbirleri
ile yarışmaktadırlar.
ABD'nin Asya girişimleri:
ABD, Asya'daki gelişimlerden oldukça rahatsızdır:
Afganistan'da 6 yıldır istediği sonucu alamadığı gibi, bugün kendi
adamları olarak bilinen Cumhurbaşkanı Karzai'ye bir suikast düzenlenmiş
olup, hayatını zor kurtarmıştır.
Pakistan ve Hindistan'ın, İran ile geniş bir petrol-doğalgaz ilişkisine
girmesini istemeyen ABD, bunu defalarca her iki ülkeye de bildirmiş
olup, onların enerji ihtiyaçları için başka yollar bulmalarını
istemiştir. Her ikisinden de aldığı cevap olumsuzdur. Yani hem Pakistan
ve hem de Hindistan, İran'la işbirliğine devam edeceklerini bildirmiş ve
gerekli diplomatik faaliyetlere yoğunluk vermişlerdir.
ABD'yi mutsuz eden diğer bir durum Asya ve dünya da Çin'in ekonomik ve
dolayısı ile siyasi gücünün artmasıdır. Çin sadece bununla da kalmayıp,
teknik yardım projeleri ile teknik gücünü ve kabiliyetini ispat
etmiştir. Bu gün Iran ve Pakistan arasında yapılmakta olan Guadar
serbest ticaret bölgesi ki, petrolün geleceği liman da burasıdır,
Çinliler tarafından inşaa edilmektedir.
Çin'i bu bölgeden uzak tutmaya çalışan ABD, ne yazık ki bunda başarılı
olamamıştır.
Pakistan hudut eyaletlerini pilotsuz uçaklarla bombalaması, eski
müteffiki olan Pakistan'a haddinden fazla baskı yapmaya kalkması, adeta
Pakistan-Çin ve Pakistan-İran işbirliğini hızlandırmış bulunmaktadır.
Hindistan'a da Iran konusunda uyarı yapmaya kalkan ABD, burada da büyük
bir sürprizle karşılaşmış ve "bağımsız bir devlet isek, bize kiminle iş
yapacağımızı söylemeye veya dikte etmeye kalkışmayınız" kabilinden bir
cevap almıştır.
Kısacası, İran'ı yalnız bırakayım derken, ABD kendisi gittikçe
yalnızlığa doğru itilmiş bulunmaktadır.
Olayları kontrol edeyim derken, olaylar tümü ile kontrolden çıkmaya
başlamıştır.
Yani siyasi ve askeri alanda adeta tam bir satranç oyunu cereyan
etmektedir ve hamleler gittikçe sertleşmektedir. Asya'dan gelen cevap,
beklenmedik manevraların ustaca uygulanması şeklindedir.
İran, hem Pakistan ve Hindistan'la işbirliği ve ekonomik çalışmaları
garantiye almıştır; hem de ABD'ye NATO genişleme projesinde karşı çıkan
Rusya ile bir anlaşma yapmayı becermiştir.
İran, Avrupa devletleri ile de el altından her türlü alışverişi
yürütmekte olup, nükleer çalışmalarını da sürdürmektedir.
Afganistan'da ABD safına katılmak isteyenlerin sayısı büyük ölçüde
azalmış olup, Ingiltere ve Fransa dışında ilave asker göndermeye pek
gönüllü çıkmamıştır.
ABD, Türkmen gazını ve petrolünü Afganistan üstünden Pakistan ve
Hindistan yolu ile Hint okyanusuna indirmek istemekte olup, bu konuda
ikna turlarına çıkmıştır. Ama buna karşın, her iki ülke de bu Amerikan
projesini, hem daha pahalı, hem de daha tehlikeli bulmakta olup, İran'la
çalışmayı tercih etmektedirler.
ABD, Irak'ta belli bir başarıyı da gerçekleştirememiştir. Durum böyle
iken, ve Dünya kamuoyu her geçen gün İran düşmanlığından uzaklaşırken,
ABD'nin, İran'a saldırma planlarını konuşması veya İran'ı nasıl ve ne
şekilde vuracağını, bu konuda kimlerin kendisine yardımcı olacağını,
medyada ilan etmesinin de kime ve neye yararı olacağını anlamak hayli
zordur.
Asya'da oynan tam bir Satranç oyunudur ve şu anda Şah’ın kim olduğu ve
kimin tarafından Mat edileceği büyük bir merak konusudur. |