Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 354 | Haziran  2008

                   

 

 


İran Türkiye’yi Neden Vursun ki!

Barış Adıbelli/ 28.05.2008/ Radikal

Türkiye’de füze savunma sisteminin kurulması, görünüşte İran tehdidi için planlanırken, gerçekte bu hazırlığın, Rusya’nın gelecekteki olası tavır değişikliğine karşı olduğu gözden kaçmıyor. ABD’nin bölgede yeni bir gizli gündemi olduğu açık
ABD’de “Defense News” isimli dergide 5 Mayıs’ta yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin, karadan karaya atılan füzelere karşı kritik hedeflerinin savunmasını güçlendirmek amacıyla füze savunma sistemleri satın almayı düşündüğü ve bu konuda ABD, Rusya, İsrail ve Çin ile görüştüğü belirtildi. Türkiye’nin füze savunma sistemini kurmasına neden olarak ise İran’dan gelecek olan füze tehdidi gösterildi. Oysa son yıllarda Türkiye ve İran arasındaki ilişkiler oldukça iyi düzeyde seyretmekte ve iki ülke arasında herhangi bir güvenlik sorunu bulunmamaktadır.
Her ne kadar yazıda Rusya ve Çin’den de görüş istendiği belirtilse de Amerikan yapımı Patriot füze sisteminin savaşta denenmiş tek sistem olduğuna dikkat çekilerek, bu sistemin şansı artırılmıştır. Belli ki Türkiye’de karar vericiler bu ayrıntıyı dikkate alacak. Silah sistemlerinin aktif bir savaşta denemiş olması en önemli belirleyici etkendir. Ancak burada farklı bir durum olduğu açıktır. ABD Savunma Bakanı’nın Şubat sonunda Ankara ziyaretinde füze savunma sisteminin gündeme geldiği iddia edilmektedir. Fakat burada en önemli husus, ABD’nin sürekli gördüğü İran kâbusunu Türkiye’ye de bulaştırmak istemesidir.
ABD ve Türkiye’nin konumları farklı
Buradan çıkarılabilecek iki sonuç bulunmaktadır. Bunlar birincisini Ortadoğu turuna çıkan ABD Dışişleri Bakanı Rice ifade etmiştir. Rice, İran’ın İsrail’e saldırması halinde ABD’nin kayıtsız kalmayacağını söyleyerek ABD’nin İran konusunda İsrail’i savunma yükümlülüğünü üstü kapalı olarak dile getirmiştir. Bu bağlamda, Türkiye’nin İsrail’i savunma gibi bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ayrıca Türkiye açısından bölgede sadece İran balistik ve nükleer füzelere sahip değil, aynı zamanda Rusya ve İsrail de bu füzelere sahip bulunmaktadır. İsrail’in elindeki silahların gelecekte Türkiye’ye karşı tehdit oluşturmayacağı şimdiden bilinemez.
Diğer ikinci neden ise son zamanlarda gerginleşen Gürcistan-Rusya ilişkileridir. Diplomatik kulislerde savaşın yakın olduğu konuşulmaktadır. ABD’nin desteklediği ve NATO’nun göz kırptığı Gürcistan, bu konumuna güvenerek atacağı bir adım sonucunda çıkacak olası bir çatışmada Türkiye, Rusya’nın mı yoksa ABD’nin mi yanında duracağı önemli bir sorunu oluşturmaktadır. Eğer Washington yönetiminin düşündüğü gibi Türkiye ABD’nin yanında durursa Türkiye’nin gerçekten de önemli stratejik yerleri ve şehirleri koruyacak güçlü bir füze savunma sistemine ihtiyacı bulunacaktır. Hem Gürcistan’a hem de İran’a yapılacak operasyonlarda ABD, Türkiye’deki üsleri kullanma ihtimalinin yüksek olması hem İran’ın hem de Rusya’nın açık hedefi haline gelmesine neden olacaktır.
İstihbarat kılıfı içinde silah satışı
Diğer bir boyutu ise istihbarat kılıfı içinde tehdit dedikodularını yayarak silah satışı gerçekleştirmektir. ABD’de son dönemde yaşanan ekonomik krizden çıkış için uzun süreden beri durgun olan Amerikan ekonomisinin amiral gemisi olan silah sanayisinin yeniden canlandırılması gerekmektedir. Bu canlanma için en iyi yol savaştır. ABD’nin tehdit fısıltılarına en iyi örnek Tayvan olarak verilebilir. ABD, her yıl Tayvan’a elindeki istihbarat raporlarını sunarak Çin’in Tayvan’a yönelik füze konuşlandırdığını belirtmektedir. Çin tarafından reddedilen bu iddialar Tayvan’da yankı bulmakta ve sonuçta her yıl ABD’den milyarlarca dolarlık silah almaktadır.
Türkiye açısından konuya bakıldığında, kuşkusuz savunma kapasitesini en iyi şekilde geliştirmek hayati derece önemlidir. Ama esas önemli olan taarruz ve caydırıcılık kapasitesinin artırılmasıdır. Türkiye, saldırıya uğradıktan sonra elinde istediği kadar füze savunma sistemin olması pek fazla yarar sağlamayacaktır. Bunun yerine tehdidi caydıracak veya sınırlarına yaklaşmadan bertaraf edecek bir kabiliyete kavuşması her an patlamaya hazır olan Ortadoğu, Hazar ve Ortaasya enerji havzalarına bitişik olması nedeniyle gereklidir.
Bu açıdan milli savunma sanayisinin öz kaynaklarla ve sıfır dış girdi ile kendi savunma ve taarruz sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Özellikle, füze savunma sistemlerinin üç büyük şehrin hava sahasını koruyacak şekilde düşünülmesi, akıllara yakın gelecekte somut bir tehdit beklentisi olduğunu getirmektedir.
Ancak şurası unutulmamalıdır ki, 1962’de Küba füze krizinde Sovyetler Birliği ve ABD, Türkiye’nin haberi bile olmadan Türkiye’nin savunulması için yerleştirilmiş Jüpiter füzeleri üzerine pazarlık yapmıştır. Bugün de ABD’nin inatla İran’a askeri saldırıyı gündemde tutması ve Rusya ile yaşadığı füze kalkanı polemiği, ister istemez Türkiye’yi Rus ve İran füzelerinin hedefi hâline getirecektir.
ABD’nin yeni bir gizli gündemi
Türkiye’de savunma uzmanlarının, İran’ı yakın bir tehdit olarak değerlendirmedikleri açıktır. Her ne kadar görünüşte İran tehdidi için füze savunma sisteminin Türkiye’de kurulması planlanmışken, gerçekte Rusya’nın gelecekteki olası tavır değişikliğine karşı olduğu da gözden kaçmamaktadır. Ukrayna’da bulunan Rusya’nın Karadeniz filosunun süresi dolmak üzere olması nedeniyle dikkatler Karadeniz’e çevrilmiştir. Rusya, bu filoyu Akdeniz’e indirmek istemektedir. ABD ise bunu istememektedir. Büyük ihtimalle de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni boğazlardan bu filonun geçişini engellemek için kullanacaktır. Bu da Rusya ile Türkiye arasında ilişkileri gerecektir. Sonuç olarak, ABD’nin bölgede yeni bir gizli gündemi olduğu açıktır.
B. Adıbelli: Akademisyen-Yazar

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...