|

İran Türkiye’yi Neden Vursun ki!
Barış Adıbelli/ 28.05.2008/ Radikal
Türkiye’de
füze savunma sisteminin kurulması, görünüşte İran tehdidi için
planlanırken, gerçekte bu hazırlığın, Rusya’nın gelecekteki olası tavır
değişikliğine karşı olduğu gözden kaçmıyor. ABD’nin bölgede yeni bir
gizli gündemi olduğu açık
ABD’de “Defense News” isimli dergide 5 Mayıs’ta yayımlanan bir yazıda,
Türkiye'nin, karadan karaya atılan füzelere karşı kritik hedeflerinin
savunmasını güçlendirmek amacıyla füze savunma sistemleri satın almayı
düşündüğü ve bu konuda ABD, Rusya, İsrail ve Çin ile görüştüğü
belirtildi. Türkiye’nin füze savunma sistemini kurmasına neden olarak
ise İran’dan gelecek olan füze tehdidi gösterildi. Oysa son yıllarda
Türkiye ve İran arasındaki ilişkiler oldukça iyi düzeyde seyretmekte ve
iki ülke arasında herhangi bir güvenlik sorunu bulunmamaktadır.
Her ne kadar yazıda Rusya ve Çin’den de görüş istendiği belirtilse de
Amerikan yapımı Patriot füze sisteminin savaşta denenmiş tek sistem
olduğuna dikkat çekilerek, bu sistemin şansı artırılmıştır. Belli ki
Türkiye’de karar vericiler bu ayrıntıyı dikkate alacak. Silah
sistemlerinin aktif bir savaşta denemiş olması en önemli belirleyici
etkendir. Ancak burada farklı bir durum olduğu açıktır. ABD Savunma
Bakanı’nın Şubat sonunda Ankara ziyaretinde füze savunma sisteminin
gündeme geldiği iddia edilmektedir. Fakat burada en önemli husus,
ABD’nin sürekli gördüğü İran kâbusunu Türkiye’ye de bulaştırmak
istemesidir.
ABD ve Türkiye’nin konumları farklı
Buradan çıkarılabilecek iki sonuç bulunmaktadır. Bunlar birincisini
Ortadoğu turuna çıkan ABD Dışişleri Bakanı Rice ifade etmiştir. Rice,
İran’ın İsrail’e saldırması halinde ABD’nin kayıtsız kalmayacağını
söyleyerek ABD’nin İran konusunda İsrail’i savunma yükümlülüğünü üstü
kapalı olarak dile getirmiştir. Bu bağlamda, Türkiye’nin İsrail’i
savunma gibi bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ayrıca Türkiye açısından
bölgede sadece İran balistik ve nükleer füzelere sahip değil, aynı
zamanda Rusya ve İsrail de bu füzelere sahip bulunmaktadır. İsrail’in
elindeki silahların gelecekte Türkiye’ye karşı tehdit oluşturmayacağı
şimdiden bilinemez.
Diğer ikinci neden ise son zamanlarda gerginleşen Gürcistan-Rusya
ilişkileridir. Diplomatik kulislerde savaşın yakın olduğu
konuşulmaktadır. ABD’nin desteklediği ve NATO’nun göz kırptığı Gürcistan,
bu konumuna güvenerek atacağı bir adım sonucunda çıkacak olası bir
çatışmada Türkiye, Rusya’nın mı yoksa ABD’nin mi yanında duracağı önemli
bir sorunu oluşturmaktadır. Eğer Washington yönetiminin düşündüğü gibi
Türkiye ABD’nin yanında durursa Türkiye’nin gerçekten de önemli
stratejik yerleri ve şehirleri koruyacak güçlü bir füze savunma
sistemine ihtiyacı bulunacaktır. Hem Gürcistan’a hem de İran’a yapılacak
operasyonlarda ABD, Türkiye’deki üsleri kullanma ihtimalinin yüksek
olması hem İran’ın hem de Rusya’nın açık hedefi haline gelmesine neden
olacaktır.
İstihbarat kılıfı içinde silah satışı
Diğer bir boyutu ise istihbarat kılıfı içinde tehdit dedikodularını
yayarak silah satışı gerçekleştirmektir. ABD’de son dönemde yaşanan
ekonomik krizden çıkış için uzun süreden beri durgun olan Amerikan
ekonomisinin amiral gemisi olan silah sanayisinin yeniden
canlandırılması gerekmektedir. Bu canlanma için en iyi yol savaştır.
ABD’nin tehdit fısıltılarına en iyi örnek Tayvan olarak verilebilir. ABD,
her yıl Tayvan’a elindeki istihbarat raporlarını sunarak Çin’in Tayvan’a
yönelik füze konuşlandırdığını belirtmektedir. Çin tarafından reddedilen
bu iddialar Tayvan’da yankı bulmakta ve sonuçta her yıl ABD’den
milyarlarca dolarlık silah almaktadır.
Türkiye açısından konuya bakıldığında, kuşkusuz savunma kapasitesini en
iyi şekilde geliştirmek hayati derece önemlidir. Ama esas önemli olan
taarruz ve caydırıcılık kapasitesinin artırılmasıdır. Türkiye, saldırıya
uğradıktan sonra elinde istediği kadar füze savunma sistemin olması pek
fazla yarar sağlamayacaktır. Bunun yerine tehdidi caydıracak veya
sınırlarına yaklaşmadan bertaraf edecek bir kabiliyete kavuşması her an
patlamaya hazır olan Ortadoğu, Hazar ve Ortaasya enerji havzalarına
bitişik olması nedeniyle gereklidir.
Bu açıdan milli savunma sanayisinin öz kaynaklarla ve sıfır dış girdi
ile kendi savunma ve taarruz sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir.
Özellikle, füze savunma sistemlerinin üç büyük şehrin hava sahasını
koruyacak şekilde düşünülmesi, akıllara yakın gelecekte somut bir tehdit
beklentisi olduğunu getirmektedir.
Ancak şurası unutulmamalıdır ki, 1962’de Küba füze krizinde Sovyetler
Birliği ve ABD, Türkiye’nin haberi bile olmadan Türkiye’nin savunulması
için yerleştirilmiş Jüpiter füzeleri üzerine pazarlık yapmıştır. Bugün
de ABD’nin inatla İran’a askeri saldırıyı gündemde tutması ve Rusya ile
yaşadığı füze kalkanı polemiği, ister istemez Türkiye’yi Rus ve İran
füzelerinin hedefi hâline getirecektir.
ABD’nin yeni bir gizli gündemi
Türkiye’de savunma uzmanlarının, İran’ı yakın bir tehdit olarak
değerlendirmedikleri açıktır. Her ne kadar görünüşte İran tehdidi için
füze savunma sisteminin Türkiye’de kurulması planlanmışken, gerçekte
Rusya’nın gelecekteki olası tavır değişikliğine karşı olduğu da gözden
kaçmamaktadır. Ukrayna’da bulunan Rusya’nın Karadeniz filosunun süresi
dolmak üzere olması nedeniyle dikkatler Karadeniz’e çevrilmiştir. Rusya,
bu filoyu Akdeniz’e indirmek istemektedir. ABD ise bunu istememektedir.
Büyük ihtimalle de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni boğazlardan bu filonun
geçişini engellemek için kullanacaktır. Bu da Rusya ile Türkiye arasında
ilişkileri gerecektir. Sonuç olarak, ABD’nin bölgede yeni bir gizli
gündemi olduğu açıktır.
B. Adıbelli: Akademisyen-Yazar |