Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 354 | Haziran  2008

                   

 

 


Cumhuriyet Olamayan Cumhuriyet

Etyen Mahçupyan/ 25.05.2008/ Taraf

Yıllar önce Sovyet sistemini gerçek yüzüyle ortaya koyan olağanüstü bir belgesel izlemiştik. 'Sıradan Faşizm' adını taşıyan film totaliter yönetimin günlük hayatı nasıl tahakküm altına aldığını göstermekten öte, faşizan düşüncenin nasıl sıradanlaşıp düzeysizleştiğini neredeyse gülünç denebilecek örneklerle gözler önüne seriyordu. Yaşanan şey 'sosyalizm' adı takılmış olan faşizmin ideolojik olarak doğallaşması ve toplumu sanki alternatifsiz bir ahmaklığa mahkûm etmesiydi. Türkiye zihniyet açısından Rusya'ya son derece benzeyen bir ülke... Bizde de kendimize özgü adlar taktığımız ama aslında faşizan olan rejimlere bariz bir yatkınlık var.
Ruslar 'sosyalizm' kelimesinin ardına sığınarak kendi faşizmleri ile yüzleşmekten on yıllar boyu kaçtılar. Ne yazık ki bizde de bazı kişi ve kurumlar bunu 'cumhuriyet' kavramı üzerinden zorlama gayreti içindeler. Buna göre 'cumhuriyet', devletin ve onun has oğlanlarının doğruları bildiği, halkın ise kendisini bu doğrulara göre değiştirme görevini yerine getirdiği ölçüde 'vatandaş' olabildiği rejimin adı... Dolayısıyla da seçimle iktidara talip olan siyasetçiler ve bir bütün olarak yasama organı, gerçekte kerhen tahammül edilen bir nifak potansiyeli olarak algılanmakta. Yasamanın siyaset dışı kılınması ise en azından rejimin 'imajı' açısından sorunlar taşıyor, çünkü meşru bir yürütme mekanizması oluşturmayı zorlaştırıyor. Çare, herkesin bildiği gibi, siyaset alanının hiyerarşik olarak ikiye bölünmesi ve ekonomi gibi basit ve 'teknik' meseleleri siyasetçilere bırakırken; kimlik, vatandaşlık ve ideoloji gibi 'temel' meseleleri yürütme bürokrasisinin ve yargının uhdesinde tutmakta aranıyor. Bu durumu 'normal' göstermek için gerekli maddeler anayasaya konmakla kalınmıyor, söz konusu kurumların iç tüzükleri de ona göre düzenleniyor...
Böylece ancak demokratlıktan nasibini almamış, totaliter ülkelerde mümkün olabilecek bir hukuksal altyapı oluşmakta: Bir yandan asker ve yargı Cumhuriyet'in ve onun ilkelerinin koruyucusu, öte yandan da bunu sağlayan yasa maddelerinin değiştirilmesi teklif dahi edilemiyor! Sırf bu durum bile yaşadığımız rejimin totaliter niteliğine gönderme yapmakta... Ama dahası da var, çünkü asker ve yargının korumakta oldukları rejim -biz adına cumhuriyet desek de- evrensel olarak cumhuriyet dendiğinde kastedilen rejimin niteliklerinden epeyce uzak. Kısacası bizde asker ve yargı, 'cumhuriyet' dediğimiz ama cumhuriyet olmaktan uzak olan otoriter bir rejimi bu haliyle tutma mücadelesi içindeler.
Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun bildirisinin içeriğine girildiğinde bu özellik çarpıcı bir biçimde insanın karşısına çıkıyor. Açıklama "yargı erkine yönelik ve hukuk devleti olma ilkesiyle bağdaşmayan sistemli saldırıların Cumhuriyet'in temel ilkelerini zedeler hal aldığı" tespitini öne sürmekte. İronik olan şu ki yargıya olan eleştiriler zaten bu kurumun 'hukuk devleti olma' ilkelerine göre davranmaması nedeniyle yapılıyor. Kendisini yasama ve yürütme yerine koyan bir yargının hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmaması karşısında, yüksek yargı salt kendi varlığından hareketle Türkiye'yi bir hukuk devleti sayıyor ve üstelik bu var olma halini Cumhuriyet'in temel ilkeleriyle özdeşleştiriyor. Diğer bir deyişle yargının ne yaptığının hiçbir önemi yokmuş gibi davranılmakta, sanki ne yaparsa yapsın söz konusu eylem 'hukuksal' olacakmış gibi varsayılmakta ve Cumhuriyet'in de 'tam da bu' rejim olduğu söylenmektedir. Oysa basit bir izan ve sağduyu düzeyi bile, yargının topluma kabul ettirmeye çalıştığı bu anlayışın toplumu ve demokrasiyi dışlayan, açık bir tahakküm rejimini ifade ettiğini görmek için yeterli.
Aynı mantık yaşanan son süreci değerlendirdiğinde daha da deşifre olmakta, karşımıza yasamanın anayasal değişiklik yapamayacağını, önerilmiş olan değişikliklerin yasa dışı yollarla engellenmesi gerektiğini ima eden cümleler çıkmaktadır. Unutmayın ki totaliter bakışı itiraf eden bu önermelerin altında tüm daire başkanlarının imzası var... Dolayısıyla sorun kişilerle değil, doğrudan kurum kültürüyle ilgili ve bu kurum kültürü yıllardan beri tüm topluma benimsetilmeye çalışılıyor. Ne var ki demokrat zihniyetin kaçınılmaz hale geldiği günümüzde, bu tür rejimlere artık dünyanın hiçbir yerinde 'cumhuriyet' denmiyor. Siz kendinize bu adı taksanız bile...

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...