|

Cumhuriyet Olamayan Cumhuriyet
Etyen Mahçupyan/ 25.05.2008/ Taraf
Yıllar önce
Sovyet sistemini gerçek yüzüyle ortaya koyan olağanüstü bir belgesel
izlemiştik. 'Sıradan Faşizm' adını taşıyan film totaliter yönetimin
günlük hayatı nasıl tahakküm altına aldığını göstermekten öte, faşizan
düşüncenin nasıl sıradanlaşıp düzeysizleştiğini neredeyse gülünç
denebilecek örneklerle gözler önüne seriyordu. Yaşanan şey 'sosyalizm'
adı takılmış olan faşizmin ideolojik olarak doğallaşması ve toplumu
sanki alternatifsiz bir ahmaklığa mahkûm etmesiydi. Türkiye zihniyet
açısından Rusya'ya son derece benzeyen bir ülke... Bizde de kendimize
özgü adlar taktığımız ama aslında faşizan olan rejimlere bariz bir
yatkınlık var.
Ruslar 'sosyalizm' kelimesinin ardına sığınarak kendi faşizmleri ile
yüzleşmekten on yıllar boyu kaçtılar. Ne yazık ki bizde de bazı kişi ve
kurumlar bunu 'cumhuriyet' kavramı üzerinden zorlama gayreti içindeler.
Buna göre 'cumhuriyet', devletin ve onun has oğlanlarının doğruları
bildiği, halkın ise kendisini bu doğrulara göre değiştirme görevini
yerine getirdiği ölçüde 'vatandaş' olabildiği rejimin adı... Dolayısıyla
da seçimle iktidara talip olan siyasetçiler ve bir bütün olarak yasama
organı, gerçekte kerhen tahammül edilen bir nifak potansiyeli olarak
algılanmakta. Yasamanın siyaset dışı kılınması ise en azından rejimin 'imajı'
açısından sorunlar taşıyor, çünkü meşru bir yürütme mekanizması
oluşturmayı zorlaştırıyor. Çare, herkesin bildiği gibi, siyaset alanının
hiyerarşik olarak ikiye bölünmesi ve ekonomi gibi basit ve 'teknik'
meseleleri siyasetçilere bırakırken; kimlik, vatandaşlık ve ideoloji
gibi 'temel' meseleleri yürütme bürokrasisinin ve yargının uhdesinde
tutmakta aranıyor. Bu durumu 'normal' göstermek için gerekli maddeler
anayasaya konmakla kalınmıyor, söz konusu kurumların iç tüzükleri de ona
göre düzenleniyor...
Böylece ancak demokratlıktan nasibini almamış, totaliter ülkelerde
mümkün olabilecek bir hukuksal altyapı oluşmakta: Bir yandan asker ve
yargı Cumhuriyet'in ve onun ilkelerinin koruyucusu, öte yandan da bunu
sağlayan yasa maddelerinin değiştirilmesi teklif dahi edilemiyor! Sırf
bu durum bile yaşadığımız rejimin totaliter niteliğine gönderme yapmakta...
Ama dahası da var, çünkü asker ve yargının korumakta oldukları rejim
-biz adına cumhuriyet desek de- evrensel olarak cumhuriyet dendiğinde
kastedilen rejimin niteliklerinden epeyce uzak. Kısacası bizde asker ve
yargı, 'cumhuriyet' dediğimiz ama cumhuriyet olmaktan uzak olan otoriter
bir rejimi bu haliyle tutma mücadelesi içindeler.
Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun bildirisinin içeriğine girildiğinde bu
özellik çarpıcı bir biçimde insanın karşısına çıkıyor. Açıklama "yargı
erkine yönelik ve hukuk devleti olma ilkesiyle bağdaşmayan sistemli
saldırıların Cumhuriyet'in temel ilkelerini zedeler hal aldığı"
tespitini öne sürmekte. İronik olan şu ki yargıya olan eleştiriler zaten
bu kurumun 'hukuk devleti olma' ilkelerine göre davranmaması nedeniyle
yapılıyor. Kendisini yasama ve yürütme yerine koyan bir yargının hukukun
üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmaması karşısında, yüksek yargı salt kendi
varlığından hareketle Türkiye'yi bir hukuk devleti sayıyor ve üstelik bu
var olma halini Cumhuriyet'in temel ilkeleriyle özdeşleştiriyor. Diğer
bir deyişle yargının ne yaptığının hiçbir önemi yokmuş gibi
davranılmakta, sanki ne yaparsa yapsın söz konusu eylem 'hukuksal'
olacakmış gibi varsayılmakta ve Cumhuriyet'in de 'tam da bu' rejim
olduğu söylenmektedir. Oysa basit bir izan ve sağduyu düzeyi bile,
yargının topluma kabul ettirmeye çalıştığı bu anlayışın toplumu ve
demokrasiyi dışlayan, açık bir tahakküm rejimini ifade ettiğini görmek
için yeterli.
Aynı mantık yaşanan son süreci değerlendirdiğinde daha da deşifre
olmakta, karşımıza yasamanın anayasal değişiklik yapamayacağını,
önerilmiş olan değişikliklerin yasa dışı yollarla engellenmesi
gerektiğini ima eden cümleler çıkmaktadır. Unutmayın ki totaliter bakışı
itiraf eden bu önermelerin altında tüm daire başkanlarının imzası var...
Dolayısıyla sorun kişilerle değil, doğrudan kurum kültürüyle ilgili ve
bu kurum kültürü yıllardan beri tüm topluma benimsetilmeye çalışılıyor.
Ne var ki demokrat zihniyetin kaçınılmaz hale geldiği günümüzde, bu tür
rejimlere artık dünyanın hiçbir yerinde 'cumhuriyet' denmiyor. Siz
kendinize bu adı taksanız bile... |