|

“Olumsuz Laiklik Düşkünlüğü”
Mümtaz’er Türöne/ 27.05.2008/ zaman
Bu tabir
Şerif Mardin'e ait. Mardin Türkiye'deki düşünce kısırlığının, sosyal
bilimler alanında, özellikle bir sosyal olgu olarak din konusunda
araştırmalardaki verimsizliğin sebebini "olumsuz laiklik düşkünlüğü"ne
bağlıyor. Söz konusu olan laikliğin bir dogmaya dönüşmesi ve modernleşme
çabaları boyunca içinde dinin büyük bir yer işgal ettiği geleneğin
karşısına dikilmesi.
Mardin, Cumhuriyet'in reform politikalarının, Türk kültüründe hissedilir
bir fakirleşmeye yol açtığını ileri sürer. Bu fakirleşmeyi de "Cumhuriyet'in
sembolizminin kök salamayacak kadar yüzeysel" olmasına bağlar. Kök
salabileceği tek alan okuldur; ancak okul çocukları arasında üretilen
beklentiler hep yapmacık olmuş, sonra da karşılanamamıştır."(Ş.Mardin,
"Modern Türkiye'de Din", Türkiye'de Din ve Siyaset, İletişim, 9. baskı,
2002, s. 81-82)
Mardin'in "Mahalle baskısı" başlığı altında SORAR'ın düzenlediği
toplantıda hafta sonunda yaptığı konuşma, aslında yıllardır
yazdıklarının bir tekrarı. Her toplumun bir değerler sistemi var. "İyi,
doğru, güzel" dediklerimiz, bu değerler sistemini oluşturuyor.
Cumhuriyet dönemindeki temel sorunumuz, yıkılan değerler sistemi yerine
yeni bir değerler sistemi inşa edilemeyişi. Kemalizm'in sığlığı veya
yüzeyselliği peşine takıldığı naiv pozitivizmle, bu sorunun bile yeteri
kadar farkına varamayışında ortaya çıkıyor.
Şerif Mardin dini ve inanç sistemlerini tam da Durkheimcı anlamda bir "sosyal
olgu" olarak ele alır. Durkheim dini ve inanç sistemlerini,
toplumsallığın bir tezahürü olarak görür. "Dinî olan toplumsaldır" sözü,
bu yaklaşımın özüdür. Toplumu anlamak ve açıklamak istiyorsanız, dinî
sembollere ve şifrelere bakmak zorundasınız. Mardin'in de takip ettiği
bu yaklaşımda incelenen şey din, açıklanan ise toplumdur. Din alanındaki
araştırmalar, toplumu anlamak için seferber edilmektedir.
Cumhuriyet'in başından itibaren, Durkheim ekolünün parlak bir takipçisi
olan Ziya Gökalp'in resmî ideolojiye büyük katkılarına rağmen, "olumsuz
laiklik düşkünlüğü" din araştırmaları alanını karanlığa gömmüştür. Bana
kalırsa, bu dinî araştırma düşmanlığının arkasında entelektüel
donanımsızlık ve yetersizlik, daha doğrusu cehalet vardır. Sabri Ülgener,
Erol Güngör, Şerif Mardin gibi din alanını, ekonomiyi, toplumu, tarihi
ve değişmeyi açıklayan bir kaynak olarak kullanan bilim adamları hep
istisna olarak kalmıştır.
Mardin'in sembolik bir anlatımla okul ile camiyi, öğretmen ile imamı
karşılaştırdığı son konuşmasından Oktay Ekşi'nin "Kemalizm'in sığlığı"
tezine karşı çıkıp, suçu irtica tehlikesinin büyüklüğüne bağlaması; tam
tersi bir istikamette Fikret Bila'nın da Mardin'in analizlerine hak
verip, "laik cumhuriyeti korumak için eğitim alanında mücadele
verilmesi" gerektiği sonucuna ulaşması, tam da Mardin'in anlattığı
yüzeyselliği yansıtıyor. Halbuki Mardin'in siyaset ve ideolojik
endişelerin dışında soğukkanlılıkla söylediği şeyler anlaşılsa, bugün
laikliği bir "inanç sistemi" haline getirmeye çalışanların ani bir
frenle durması lâzım. Demek ki Kemalizm gerçekten başarısız. Laikliğin
"tartışılamaz" bir dogma olarak, sivil-asker koruyucularının himayesine
alınması ve sonunda bir "yaşam biçimi" olarak savunulması da aslında bu
sığlığın eseri.
Türkiye değişti. İmam Osmanlı'nın imamı değil, Cumhuriyet imamı.
Unutmayalım, bütün imamları 657 sayılı kanuna tabi devlet memurları
haline getiren Cumhuriyet oldu. Cami, bir mekân ve bir sosyal atmosfer
olarak bugüne ait. Okullar ve öğretmenler şükür ki değişti. Mardin'in
söylediklerini tek tek kendi öğrenim hayatımıza uyarlayalım. Okuldan
hangi iyiyi, güzeli ve doğruyu öğrendik? Bugünün öğrencileri daha şanslı
değil mi?
"Mahalle baskısı" tabiri, ideolojiler savaşı olarak değil, modern
şehirli toplumların grup dinamiği olarak anlaşılmalı. Cemaat yapıları
dünyanın her yerinde dağıldı. Mahalle artık hiçbir yerde yok. Doğan
boşluk, ya gelenek yeniden keşfedilerek veya özgür bireyler eliyle
yeniden dolduruldu. Bugünün orta sınıfı, dünün geleneksel kesimleri.
Eğer Kemalizm, geniş halk kitleleri karşısında dar seçkin grupların
dünyasını temsil ediyorsa, her Allah'ın günü sürdürdüğümüz tartışmalar
onun sığlığını ve yenilgilerini anlatmıyor mu? |