Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 354 | Haziran  2008

                   

 

 


İNGİLİZ KRALİÇESİ TÜRKİYE'YE NİÇİN GELDİ?

Kraliçe II. Elizabeth Türkiye'yi ziyaret etti ama, bu ziyaretin nedeni konusunda kafalar karışık gibi görünüyor. Bunu, hem medyanın bu ziyaretin 'törensel' boyutlarını öne çıkarmasından, hem de bazı köşe yazarlarının ziyaretin nedeni konusunda 'uçuk' yorumlar yapmasından anlamak mümkün. Seremoni boyutunu fazla önemsememek gerekir, çünkü kendi ülkesinde 'sembolik' bir rolü olan Kraliçe'nin, bir başka ülkeye gerçekleştirdiği ziyaretlerde de 'sembolik' boyutların öne çıkmasını doğal karşılamak gerekir! Fakat ziyaretin nedeni konusunda bazı yazarların yaptığı yorumların uçukluğunu görmezden gelmek olmaz. Buna göre, İngiliz Kraliçesi Elizabeth, Türkiye'ye boşuna gelmemiştir. Siyasal amaçları vardır ve bunun başında da İngilizlerin yeniden bir 'küresel güç' olarak dünya siyasetinde rol oynamak istemesi gelmektedir! Bu ve benzeri yorumların, hiçbir iler-tutar yanı olmadığı açıktır. Bu tür yorumlar, olsa olsa, bir kafa karışıklığının veya yönlendirme gayretinin ürünü olabilirler. Öncelikle ifade edilmelidir ki, İngiltere'nin küresel denklemlerdeki gücü, İngiliz Kraliçesi'nin böyle bir role soyunmasına imkan vermemektedir. İngiltere, şu an tek süper güç olan Amerika'nın yörüngesinde hareket eden bir ülkedir. Üstelik bu statüsü, II. Dünya Savaşı'ndan beri de değişmemiştir. Churchill'in II. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ziyaret ettiği Amerika'da verdiği o ünlü söylev, İngiltere'nin savaştan sonra Amerika'nın gözüne girmeye çalışan bir ülke konumuna gerilediğinin işaretleriyle doludur. Ardından gelen ve bugüne kadar süren dönemde de İngiltere'nin statüsü değişmemiştir. İngiltere, küresel sistem içerisinde, Amerikan politikalarıyla ters düşmemeye çalışan, hatta bunları destekleyen bir ülkedir ve bu konumu, İşçi Partisi iktidar olduğunda dahi değişmemektedir. Afganistan ve Irak operasyonlarında bu ülkenin Amerika'ya verdiği açık destek herkesin malumudur. Özetle, İngiltere'nin gücü, bazı köşe yazarlarının iddia ettiği türden bir 'küresel politika' takip etmesine yetmez. Bu nedenle, bu ülkenin yakın zamanda küresel siyaset üzerinde daha etkili olacağına dair yapılan yorumlar da isabetli değildir. Küresel siyasetin geleceği konusunda yapılacak yorumlar İngiltere üzerinden değil, olsa olsa Amerika (ve AB, Japonya vb. diğer küresel aktörler) üzerinden yapılabilir. Burada ise başka bir tablo ile karşılaşılmaktadır. Amerika'nın gücünün 'görece' azaldığına dair öteden beri yorumlar yapılmaktadır. Hatta 1970'li yılların ortalarından beri Amerikan ekonomisinin zayıflama eğiliminde olduğu, istatistiksel verilerden hareketle dillendirilmektedir. Küresel-sistem analistlerinin beklentileri de, bu eğilimin devam edeceği yönündedir. Eğer gelişmeler bu yönde cereyan ederse, o zaman, başka 'bölgesel' aktörlerin, bu durumdan yararlanmayı düşündükleri söylenebilir. Fakat burada da İngiltere'nin adı öne çıkmamaktadır. Megatrends senaryolarında, daha çok Uzak Doğu'nun yükselişinden bahsedilmektedir. Özellikle Japonya ve Çin, gelecek vadeden ülkeler olarak zikredilebilir. Ayrıca İslam dünyasının da 'potansiyelleri'ne dikkat edilmesi gerektiği dillendirilmektedir. Fakat 20 yıllık veya 50 yıllık uzun-erimli senaryolarda İngiltere'nin büyük bir hamle yapacağına dair beklentiler, genellikle yoktur. Peki böylesi bir vasatta, Kraliçe'nin Türkiye ziyaretinden, böylesi anlamlar nasıl çıkarılabilmektedir? Bu, ancak kafa karışıklığı veya 'manipülasyon'la izah edilebilir. Bu tür yorumlarda, asli mekanizmalar üzerinden değerlendirme yapmak yerine, ikincil faktörler öne çıkarılır ve 'kendi içinde tutarlı' bir mantık çerçevesinde senaryolar geliştirilir. Ve aslında bu senaryoların tutarlı olmak gibi bir derdi de yoktur. Çünkü amaç, dezenformasyon yoluyla kitlelerin yönlendirilmesidir. Türkiye'de muhafazakar çevreler üzerinde etkili olan 'her şeye kadir Yahudi' imajının ardında da benzer manipülatif amaçları görmek mümkündür. Yahudilerin böyle bir gücü olmamasına rağmen, yapılan propagandalarla, muhafazakar kitleler, "her taşın altında Yahudi arama" psikozuna yakalanmakta ve bu etkiden de kolay kolay kurtulamamaktadırlar. Bu tür propagandalar, masonlar, Tapınak Şövalyeleri, İlluminatiler gibi örgüt ve yapılanmalar için de yapılmaktadır ve amaç da kitlelerin psikolojik 'direnme' mekanizmalarının çökertilmesidir. Gerçekte böyle bir tablo yoktur ve adı anılan bu yapılanmaların ne yerel ne de küresel siyaset üzerinde, iddia edildiği düzeyde bir etkinlikleri yoktur. Fakat yapılan 'ince elenip sık dokunmuş' dezenformasyon ve propagandalar, bilgi temeli zayıf kitlelerin manipüle edilmesine yetmektedir. İngiltere'nin küresel güç rolüne soyunduğuna dair yapılan yorumlar da, esas olarak bu türdendir.
Fakat bu, İngiltere'nin (veya başka bir devletin) küresel siyaset içerisinde ortaya çıkabilecek fırsatları değerlendirmek istemeyeceği anlamına gelmez. Elbette ki her ülke, bu tür fırsatlardan yararlanmak ister, ancak burada küresel siyasetin baş aktörü (veya aktörlerinin) belirlediği sınırlar içerisinde hareket etme zorunluluğu vardır. Bu sınırlar dikkate alınmadan atılacak adımların sonuçsuz kalacağı çok açıktır. Hatırlanacağı üzere Fransa, Amerika'nın Afganistan ve Irak operasyonlarına destek verme noktasında, başlangıç aşamalarında hep 'itiraz' eden ülke rolünü oynamaktadır. Fransa, bunu, bilinçli bir şekilde yapmaktadır. Ancak süreç sonuna gelindiğinde ya da tabir-i caizse, Amerika masaya elini vurduğunda, operasyonlara katılacağını beyan etmektedir. Bu tavrın gerekçesi açıktır: Fransa, gücü kadar Amerika'ya direnebilmekte, gücünün yetmediği noktada küresel güce 'teslim olmaktadır.' İngiltere ise, bu siyaseti takip etmemekte, genelde "1 koyup 3 alma" taktiği uygulamaktadır. Çünkü İngiltere'nin Amerika'yla ilişkilerinin dayandığı temeller, böyle bir siyaset uygulamasını gerektirmektedir. Ancak şartlar değişir de, farklı bir siyaset izlemeyi mümkün kılacak yeni durumlar ortaya çıkarsa, o zaman İngiltere de bir takım atraksiyonlara girebilir. Çünkü bu devletler, küresel sisteme bağlıdır ama bu bağlılık, 'tam kölelik' şeklinde de değildir. Burada 'güçler dengesi' vardır ve her aktör, gücü oranında hamle yapabilmektedir. İngiltere'nin bugünkü küresel sistem içindeki dengeler bağlamında yapabileceği hamleler bellidir ve görünebilir gelecekte de bu dengelerin değişeceğine dair emareler yoktur.
Meseleye bu çerçeveden baktığımızda, ziyaretin muhtemel nedenleri üzerinde konuşmak mümkün olabilmektedir. Bunun başında da Türkiye'nin AB süreciyle ilgili gelişmeler gelmektedir. Bilindiği gibi, İngiltere, Türkiye'nin AB'ye tam üye olma sürecini desteklemektedir. Bu noktada Amerika ile birlikte hareket etmekte ve özellikle Fransa ve Almanya'dan gelen tepkileri dengeleyici bir rol oynamaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, İngiltere'nin bu siyaseti, 'bağımsız' bir siyaset değildir. Yani İngiltere, Amerika'nın istekleri doğrultusunda ya da bu isteklerle çelişmeyen bir politika takip etmektedir. Bu, küresel denklemlerdeki rolleri gereği böyle olmaktadır. İşte meseleye bu açıdan bakıldığında, İngiliz kraliçesinin ziyaretini, Türkiye'nin üyeliği konusunda ayak direyen Almanya-Fransa eksenine karşı, bir destek adımı olarak görmek mümkündür. Aynı doğrultuda düşünüldüğünde, bu ziyaretin, kapatma davası dolayısıyla sıkıntı yaşayan AKP hükümetine verilmiş bir destek olduğu da söylenebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu desteklerin, daha üst bir gaye için verildiğidir. O gaye de, Amerika ve İngiltere'nin, Türkiye'nin muhtemel AB üyeliğini kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirme düşünceleridir. Müslüman ve demokratik bir ülke olarak AB içinde yer alacak Türkiye'nin, AB politikalarını etkileme noktasında ABD'nin (ve dolayısıyla İngiltere'nin) çıkarlarına hizmet edeceğine kuşku yoktur. Türkiye de bunun farkındadır ve tam üyelik sürecinde ABD desteğinden istifade etmek istemektedir. Hatırlanacağı üzere, İngiltere, Türkiye'nin adaylık başvurusunun kabulünde açık destek vermişti ve orada da 'aynı ittifak'ın işaretleri alınmıştı. Bugün de İngiliz kraliçesinin ziyaretinde benzer 'mesajları' çıkarmak mümkündür. Fakat burada şu hususa dikkat edilmelidir. Bu mesaj, sonuçta 'sembolik' bir şahsiyet tarafından verilmektedir. Bu yüzden, sonuçlarının da 'sembolik' olabileceğini düşünmek daha isabetlidir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info