|

İNGİLİZ KRALİÇESİ TÜRKİYE'YE NİÇİN
GELDİ?
Kraliçe II. Elizabeth
Türkiye'yi ziyaret etti ama, bu ziyaretin nedeni konusunda kafalar
karışık gibi görünüyor. Bunu, hem medyanın bu ziyaretin 'törensel'
boyutlarını öne çıkarmasından, hem de bazı köşe yazarlarının ziyaretin
nedeni konusunda 'uçuk' yorumlar yapmasından anlamak mümkün. Seremoni
boyutunu fazla önemsememek gerekir, çünkü kendi ülkesinde 'sembolik' bir
rolü olan Kraliçe'nin, bir başka ülkeye gerçekleştirdiği ziyaretlerde de
'sembolik' boyutların öne çıkmasını doğal karşılamak gerekir! Fakat
ziyaretin nedeni konusunda bazı yazarların yaptığı yorumların uçukluğunu
görmezden gelmek olmaz. Buna göre, İngiliz Kraliçesi Elizabeth,
Türkiye'ye boşuna gelmemiştir. Siyasal amaçları vardır ve bunun başında
da İngilizlerin yeniden bir 'küresel güç' olarak dünya siyasetinde rol
oynamak istemesi gelmektedir! Bu ve benzeri yorumların, hiçbir
iler-tutar yanı olmadığı açıktır. Bu tür yorumlar, olsa olsa, bir kafa
karışıklığının veya yönlendirme gayretinin ürünü olabilirler. Öncelikle
ifade edilmelidir ki, İngiltere'nin küresel denklemlerdeki gücü, İngiliz
Kraliçesi'nin böyle bir role soyunmasına imkan vermemektedir. İngiltere,
şu an tek süper güç olan Amerika'nın yörüngesinde hareket eden bir
ülkedir. Üstelik bu statüsü, II. Dünya Savaşı'ndan beri de değişmemiştir.
Churchill'in II. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ziyaret ettiği Amerika'da
verdiği o ünlü söylev, İngiltere'nin savaştan sonra Amerika'nın gözüne
girmeye çalışan bir ülke konumuna gerilediğinin işaretleriyle doludur.
Ardından gelen ve bugüne kadar süren dönemde de İngiltere'nin statüsü
değişmemiştir. İngiltere, küresel sistem içerisinde, Amerikan
politikalarıyla ters düşmemeye çalışan, hatta bunları destekleyen bir
ülkedir ve bu konumu, İşçi Partisi iktidar olduğunda dahi
değişmemektedir. Afganistan ve Irak operasyonlarında bu ülkenin
Amerika'ya verdiği açık destek herkesin malumudur. Özetle, İngiltere'nin
gücü, bazı köşe yazarlarının iddia ettiği türden bir 'küresel politika'
takip etmesine yetmez. Bu nedenle, bu ülkenin yakın zamanda küresel
siyaset üzerinde daha etkili olacağına dair yapılan yorumlar da isabetli
değildir. Küresel siyasetin geleceği konusunda yapılacak yorumlar
İngiltere üzerinden değil, olsa olsa Amerika (ve AB, Japonya vb. diğer
küresel aktörler) üzerinden yapılabilir. Burada ise başka bir tablo ile
karşılaşılmaktadır. Amerika'nın gücünün 'görece' azaldığına dair öteden
beri yorumlar yapılmaktadır. Hatta 1970'li yılların ortalarından beri
Amerikan ekonomisinin zayıflama eğiliminde olduğu, istatistiksel
verilerden hareketle dillendirilmektedir. Küresel-sistem analistlerinin
beklentileri de, bu eğilimin devam edeceği yönündedir. Eğer gelişmeler
bu yönde cereyan ederse, o zaman, başka 'bölgesel' aktörlerin, bu
durumdan yararlanmayı düşündükleri söylenebilir. Fakat burada da
İngiltere'nin adı öne çıkmamaktadır. Megatrends senaryolarında, daha çok
Uzak Doğu'nun yükselişinden bahsedilmektedir. Özellikle Japonya ve Çin,
gelecek vadeden ülkeler olarak zikredilebilir. Ayrıca İslam dünyasının
da 'potansiyelleri'ne dikkat edilmesi gerektiği dillendirilmektedir.
Fakat 20 yıllık veya 50 yıllık uzun-erimli senaryolarda İngiltere'nin
büyük bir hamle yapacağına dair beklentiler, genellikle yoktur. Peki
böylesi bir vasatta, Kraliçe'nin Türkiye ziyaretinden, böylesi anlamlar
nasıl çıkarılabilmektedir? Bu, ancak kafa karışıklığı veya 'manipülasyon'la
izah edilebilir. Bu tür yorumlarda, asli mekanizmalar üzerinden
değerlendirme yapmak yerine, ikincil faktörler öne çıkarılır ve 'kendi
içinde tutarlı' bir mantık çerçevesinde senaryolar geliştirilir. Ve
aslında bu senaryoların tutarlı olmak gibi bir derdi de yoktur. Çünkü
amaç, dezenformasyon yoluyla kitlelerin yönlendirilmesidir. Türkiye'de
muhafazakar çevreler üzerinde etkili olan 'her şeye kadir Yahudi'
imajının ardında da benzer manipülatif amaçları görmek mümkündür.
Yahudilerin böyle bir gücü olmamasına rağmen, yapılan propagandalarla,
muhafazakar kitleler, "her taşın altında Yahudi arama" psikozuna
yakalanmakta ve bu etkiden de kolay kolay kurtulamamaktadırlar. Bu tür
propagandalar, masonlar, Tapınak Şövalyeleri, İlluminatiler gibi örgüt
ve yapılanmalar için de yapılmaktadır ve amaç da kitlelerin psikolojik 'direnme'
mekanizmalarının çökertilmesidir. Gerçekte böyle bir tablo yoktur ve adı
anılan bu yapılanmaların ne yerel ne de küresel siyaset üzerinde, iddia
edildiği düzeyde bir etkinlikleri yoktur. Fakat yapılan 'ince elenip sık
dokunmuş' dezenformasyon ve propagandalar, bilgi temeli zayıf kitlelerin
manipüle edilmesine yetmektedir. İngiltere'nin küresel güç rolüne
soyunduğuna dair yapılan yorumlar da, esas olarak bu türdendir.
Fakat bu, İngiltere'nin (veya başka bir devletin) küresel siyaset
içerisinde ortaya çıkabilecek fırsatları değerlendirmek istemeyeceği
anlamına gelmez. Elbette ki her ülke, bu tür fırsatlardan yararlanmak
ister, ancak burada küresel siyasetin baş aktörü (veya aktörlerinin)
belirlediği sınırlar içerisinde hareket etme zorunluluğu vardır. Bu
sınırlar dikkate alınmadan atılacak adımların sonuçsuz kalacağı çok
açıktır. Hatırlanacağı üzere Fransa, Amerika'nın Afganistan ve Irak
operasyonlarına destek verme noktasında, başlangıç aşamalarında hep 'itiraz'
eden ülke rolünü oynamaktadır. Fransa, bunu, bilinçli bir şekilde
yapmaktadır. Ancak süreç sonuna gelindiğinde ya da tabir-i caizse,
Amerika masaya elini vurduğunda, operasyonlara katılacağını beyan
etmektedir. Bu tavrın gerekçesi açıktır: Fransa, gücü kadar Amerika'ya
direnebilmekte, gücünün yetmediği noktada küresel güce 'teslim
olmaktadır.' İngiltere ise, bu siyaseti takip etmemekte, genelde "1
koyup 3 alma" taktiği uygulamaktadır. Çünkü İngiltere'nin Amerika'yla
ilişkilerinin dayandığı temeller, böyle bir siyaset uygulamasını
gerektirmektedir. Ancak şartlar değişir de, farklı bir siyaset izlemeyi
mümkün kılacak yeni durumlar ortaya çıkarsa, o zaman İngiltere de bir
takım atraksiyonlara girebilir. Çünkü bu devletler, küresel sisteme
bağlıdır ama bu bağlılık, 'tam kölelik' şeklinde de değildir. Burada 'güçler
dengesi' vardır ve her aktör, gücü oranında hamle yapabilmektedir.
İngiltere'nin bugünkü küresel sistem içindeki dengeler bağlamında
yapabileceği hamleler bellidir ve görünebilir gelecekte de bu dengelerin
değişeceğine dair emareler yoktur.
Meseleye bu çerçeveden baktığımızda, ziyaretin muhtemel nedenleri
üzerinde konuşmak mümkün olabilmektedir. Bunun başında da Türkiye'nin AB
süreciyle ilgili gelişmeler gelmektedir. Bilindiği gibi, İngiltere,
Türkiye'nin AB'ye tam üye olma sürecini desteklemektedir. Bu noktada
Amerika ile birlikte hareket etmekte ve özellikle Fransa ve Almanya'dan
gelen tepkileri dengeleyici bir rol oynamaktadır. Ancak unutulmamalıdır
ki, İngiltere'nin bu siyaseti, 'bağımsız' bir siyaset değildir. Yani
İngiltere, Amerika'nın istekleri doğrultusunda ya da bu isteklerle
çelişmeyen bir politika takip etmektedir. Bu, küresel denklemlerdeki
rolleri gereği böyle olmaktadır. İşte meseleye bu açıdan bakıldığında,
İngiliz kraliçesinin ziyaretini, Türkiye'nin üyeliği konusunda ayak
direyen Almanya-Fransa eksenine karşı, bir destek adımı olarak görmek
mümkündür. Aynı doğrultuda düşünüldüğünde, bu ziyaretin, kapatma davası
dolayısıyla sıkıntı yaşayan AKP hükümetine verilmiş bir destek olduğu da
söylenebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu desteklerin,
daha üst bir gaye için verildiğidir. O gaye de, Amerika ve İngiltere'nin,
Türkiye'nin muhtemel AB üyeliğini kendi çıkarları doğrultusunda
değerlendirme düşünceleridir. Müslüman ve demokratik bir ülke olarak AB
içinde yer alacak Türkiye'nin, AB politikalarını etkileme noktasında
ABD'nin (ve dolayısıyla İngiltere'nin) çıkarlarına hizmet edeceğine
kuşku yoktur. Türkiye de bunun farkındadır ve tam üyelik sürecinde ABD
desteğinden istifade etmek istemektedir. Hatırlanacağı üzere, İngiltere,
Türkiye'nin adaylık başvurusunun kabulünde açık destek vermişti ve orada
da 'aynı ittifak'ın işaretleri alınmıştı. Bugün de İngiliz kraliçesinin
ziyaretinde benzer 'mesajları' çıkarmak mümkündür. Fakat burada şu
hususa dikkat edilmelidir. Bu mesaj, sonuçta 'sembolik' bir şahsiyet
tarafından verilmektedir. Bu yüzden, sonuçlarının da 'sembolik'
olabileceğini düşünmek daha isabetlidir. |