Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 354 | Haziran  2008

                   

 

 


GÜNEYDOĞU PAKETİ

Başbakan Erdoğan, 3 ay önce New York Times gazetesinde yayınlanan beyanatında ifade ettiği gibi, Güneydoğu Anadolu bölgesinin kalkınmasını amaçlayan yeni bir 'paket'in yürürlüğe konulacağını açıkladı ve kamuoyu konuyu tartışmaya başladı. Tartışmalarda, bu paketin, şayet uygulama imkanı bulursa, bölge için olumlu neticeler vereceği vurgulandı; ancak niçin böylesi bir dönemde açıklandığına dair fazla yorum yapılmadı. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, paketin hazırlıklarının uzunca bir süredir devam ettiğidir ve açıklandığı dönemin de, stratejik olarak uygunluğudur. Paket, kış döneminde Kuzey Irak'ta başlayan ve aralıklarla devam eden operasyonların ardından açıklanmıştır. Yani PKK'ya ciddi bir zayiat verildiği (veya bu yönde kamuoyunda bir kanaat oluştuğu) bir dönemde ilan edilmiştir. Kısacası zemin hazırlanmış, daha sonra da paket kamuoyuna açıklanmıştır. Burada amaç bellidir; o da zayıflatılmış unsurların sisteme kazandırılmasıdır.
Bu noktada hatırlanmalıdır ki, Kuzey Irak denklemleri dolayısıyla PKK'nın işi zordur. Halihazırda, Irak denklemlerinde Kuzey Irak'ın etkisi büyük olduğu için, PKK, Barzani-Talabani'den destek görmek bir yana, köstek görmektedir. PKK'nın Kuzey Irak'ta faaliyetlerinin kısıtlanması, her şeyden önce Amerika'nın işine gelmektedir. Çünkü Kuzey Irak'ta, bu dönemde, Barzani-Talabani'nin güçlenmesi gerekmektedir. Bunun için, bölgede denklemler, 'aykırı' unsurların aleyhine işlemektedir. Bu durum, aslında Barzani-Talabani'nin de işine gelmektedir. Onlar da böylece bölgede kendileri dışındaki bir unsura karşı güçlenmiş olmaktadır. Kuzey Irak denklemlerinin bu durumu Türkiye ve İran'ın da işine yaradığı için, bu iki ülke Kuzey Irak'taki PKK unsurlarına karşı 'eş-zamanlı' operasyonlar düzenlemişlerdir. Dolayısıyla şu anki şartlar, her bakımdan, bölgedeki silahlı PKK unsurlarının aleyhinedir. Bununla bağlantılı olarak, Türkiye, örgüt içindeki 'ılımlı' unsurları güçlendirmek suretiyle, ayrıca bir siyaset daha uygulamaktadır. DTP içindeki ılımlıların seslerinin, Kuzey Irak operasyonundan sonra daha fazla çıkıyor görüntüsü vermesinin altında da bu destek yatmaktadır. Hatta DTP'lı Ahmet Türk'ün: "PKK, bölge halkına zarar veriyor" açıklamasını dahi, bu şekilde yorumlamak mümkündür.
Ancak bütün bunlara rağmen, askeri operasyonun ve Güneydoğu Paketi'nin, PKK'yı tasfiye etmeye yetmeyeceği de açıktır. Çünkü bu tür örgütlerin, "havuç ve sopa" taktikleriyle yok edilmeleri mümkün değildir. Belki belirli düzeylerde marjinalleştirilebilirler ancak asıl önlem, 'ideolojik' düzeyde alınmalıdır. Yani Türkiye, bölge halkına yönelik 'milliyetçi' söylemini koruduğu ve bu yönde politikalar uygulamaya devam ettiği taktirde, bölge halkından da, tepki olarak benzer 'milliyetçi' tepkiler gelmeye devam edecektir. Çünkü bu, basit anlamda, bir etki-tepki meselesidir. Sorunun asli çözümü burada yatmaktadır. Tabii ki, mevcut haliyle Türkiye Cumhuriyeti devleti de, bu işi yapacak durumda değildir. Çünkü bunun için, öncelikle, kendisine bir çeki-düzen vermesi ve kendi ideolojisiyle hesaplaşması gerekmektedir. Burada da, temel unsur, insanların ırklarına veya etnik kökenlerine göre muameleye tabi tutulmaması gerçeği olacaktır. Güneydoğu halkı, ‘Müslüman’dır; fakat tıpkı Anadolu'nun başka bölgelerinde olduğu gibi, peşinden gittiği yapılar, Batılı ideolojilerden etkilenmiş hareketlerdir. Dolayısıyla ortaya çıkan tabloda, iki çözümsüzlüğün birbiriyle mücadele etmesi gibi bir durumla karşılaşılmaktadır. Çözüm ise İslam'dadır. Türkiye'de bu ve benzeri sorunlar, İslamlaşma eğilimi güç kazandığı ve yönetimi belirlediği taktirde çözülebilecektir. Aksi taktirde, bu tür ayrılıklar, kamplaşmalar ve çatışmalar, kaçınılmaz olarak devam edecektir. Bir bölge halkını, sırf etnik kökeni nedeniyle farklı bir muameleye tabi tutmak, özünde, çatışmacı bir yaklaşımdır. Çünkü kimse etnik kökenini kendisi tercih etmemektedir; dolayısıyla etnik köken temelinde bir ayrımcı uygulama, insanlara hak etmedikleri bir şekilde muamele etme anlamına gelir. Bu haksızlığın ortadan kaldırılması için ise, elbette 'ideoloji' düzeyinde bir değişim (yani bir 'zihniyet değişimi') gerekir. O da ancak İslam ile mümkündür. Türkiye, modernleşme sürecinde girdiği yoldan dönmedikçe ve bu toprakların insanlarıyla 'doku uyuşmazlığı' olan Batılılaşma yöneliminden vazgeçip asli köklerine dönmedikçe, bu ve benzeri sorunları nihai olarak çözemeyecektir. Bu yönde bir tercih yapmak ise, elbette öncelikle bu ülkenin insanlarına düşmektedir. Çünkü siyasi yapılar, kural olarak, halkın iradesinin tecelli ettiği yerlerdir. Halk, böylesi bir yönelim gösterdiği taktirde, statüko unsurlarının direnişi de, son tahlilde, kırılacaktır. Yakın tarihte bunun birçok örneğini göstermek mümkündür.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info