Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 351 | Mart  2008

                   

 

 


                           

Anlamların Bozulması

Atasoy Müftüoğlu

Mesafe ve zaman engellerinin ortadan kalktığı, coğrafi sınırlılıkların aşıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Sözünü ettiğimiz sınırlılıklar aşılıyor, ancak ideolojik sınırlılıklar bir türlü aşılamıyor. Analitik düşünme yeteneğine/geleneğine sahip olmayan toplumlarda, gelenekçi/muhafazakar kesimlerin de, modern/seküler kesimlerin de ufukları/bilinçleri evrensel anlamlara kapalı bulunuyor. Kendi yorumlarını, çözümlerini, yaklaşımlarını ve gündemlerini mutlaklaştıranlar için, dünyada bir başka ufkun mümkün olmadığını görüyoruz. Kendi gündem, yorum ve çözümlemelerinin yanlışlanabileceğine ihtimal vermeyenler hastalık derecesinde bir bağımlılık içerisinde yaşıyor. Hangi anlamda ve alanda olursa olsun, ölçüsüz ve aşırı her bağlılık, tedavisi güç bağımlılıklara dönüşüyor. İdeolojik, ırkçı, mezhepçi bağlılık ile; ideolojik, mezhepçi bağımlılık birbirinden çok farklı şeylerdir. Bu tür bağımlılıklar hiç bir zaman akli-ahlaki temeller/boyutlar içermezler, bu tür bağımlılıklar bütünüyle duygusal bir iklim içerisinde şekillenirler. Akli ve ahlaki tutum/tavır, farklı yorum, yaklaşım ve çözüm biçimlerine açıktır.
Algıların ve anlamların bozulması ve kirlenmesiyle birlikte insanlar evrensel insanlık ufkunu kaybederler. Evrensel insanlık ufkunu kaybedenler, ulusal/ırkçı/ideolojik/mezhepçi önyargılarla, akılsız, mantıksız tutkularla kuşatılmış çok küçük dünyalarda yaşarlar. İçerisinde yaşadığımız günlerde, Türkiye'de karşılaştığımız üzere, ideolojik önyargıların ve tutkuların, çok hoyrat bir zihniyete, çok hoyrat tepkilere ve çok hoyrat bir gündeme dönüştüğünü görebiliyoruz. Aynı şekilde, küresel dünyada da, hoyrat bir siyasetin, hoyrat bir tarihin uygulama alanında bulunduğunu görebiliyoruz. Her hoyrat ırkçı/mezhepçi ve ideolojik tavır, "ben ne yapıyorsam o doğrudur, ben ne istiyorsam onu yapabilirim" tavrıdır. Türkiye'de bu tavır medya ve üniversite çevrelerinde özellikle İslam'ın aziz şiarları karşısında somutlaşıyor. Bu hoyrat tavrı, küresel ölçekte Amerika'nın ve İsrail'in "ben ne istiyorsam onu yapabilirim" tavrında da izleyebiliyoruz. Amerika'nın ve İsrail'in bu tavrı, günümüz dünyasında, hiç bir insani, ahlaki, vicdani ilkeye hayat hakkı tanınmadığını gösteriyor. Hem yerel anlamda, hem de küresel anlamda egemenlik tutkuları/ihtirasları adına, bütün kavramlar/değerler/anlamlar hayasızca sömürülebiliyor. Öncelikle ulusal mitlerin, ideolojik mitlerin, ırkçı ve mezhepçi mitlerin tarihsel gerçeklikleri yansıtmadığını öğrenmek gerekiyor. Tarihin, tarihsel gerçeklere göre değil, siyasal, ulusal, ırkçı, ideolojik, mezhepçi çıkarlara göre düzenlenmesi anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir durum değildir,
Bizler, Müslümanlar olarak çok güçlü sarsıntılar yaşıyoruz, ancak bu sarsıntıların şiddetini gereği gibi hissetmiyoruz. Bu sarsıntılar karşısında almamız gereken önlemler konusunda bir duyarlılık göstermiyoruz.
Tarihi bir bütünlük içerisinde değerlendirmeye çalışmıyoruz. Zaman, tarih, toplum hiç değişmiyormuş gibi, hiç değişmeyecekmiş gibi davranmaya devam edebiliyoruz. Karşı karşıya bulunduğumuz sarsıntılarla ilgili olarak yeni bir gündeme sahip olmamız gerekirken, saatleri hep geriye almaktan bir türlü vazgeçemiyoruz. Modern-seküler yapılar, toplumsal/tarihsel/kültürel sahih gelenekleri altüst ediyor. Tarihsel, geleneksel değer sistemlerinin çöküşü; kitlesel popüler kültür; tüketicinin egemenliği ve iktidarı; insanların, malların ve enformasyonun küresel hareketliliği; toplumsal hiyerarşinin para tarafından tanımlanması, toplumları bireycileştiriyor, özel ve bencil çıkarları öne çıkarıyor. Amerikan ideolojisinin yansıması olan liberter bireycilik bütün dünyada ahlaki kötülüklerin çoğalmasına yol açıyor. Bu tür bir liberter bireycilik, Türkiye'de, İslami başörtüsüne özgürlük girişimini desteklerken; İslam nazarında fuhşiyat ve münkerat olarak tanımlanan davranışların özgürlüğünü de destekliyor. Kadınların özgürlük mücadelesi, kadınları, kadın fıtratına aykırı kısıtlamalarla karşı karşıya getiriyor. Tüketim toplumlarının aşırılıkları ve tatminsizlikleri nedeniyle aileler tek gelir yerine, iki ya da daha çok gelire ihtiyaç duyuyor ve kadın-erkek bireyler insanlıklarını unuturcasına çalışmaya zorlanıyor. Çalışan kadınlar anneliğe yabancılaşıyor, anneliğin hakkını veremiyor, çocuklarına ihtimam gösteremiyor. Çalışan kadınların çocukları anne şefkatinden, ilgisinden gereği kadar yararlanamıyor. Modern-seküler toplumlarda çocuk sahibi olmama hakkını kullanan kadınlar, kadınlıklarından vazgeçiyor, erkekler gibi yaşamaya başlıyor. Bireysel özgürlük anlayışının yaygınlaşması sebebiyle kolektif özgürlük için mücadele ihtiyacı duyulmuyor. Kamuoyları her yerde istenildiği anda, televizyonlar aracılığıyla istenilen doğrultuda harekete geçirilebiliyor. Bilgi ve enformasyon akışı üzerinde, küresel anlamda ideolojik ve politik bir denetim var. Bugünün dünyasında İngilizce'nin çok yaygın olarak kullanılıyor olması nedeniyle, popüler kültür üzerinde Amerikan egemenliği sürüyor. Bu durum insanları yalnızca kişisel mutluluk ve maddi kazanç peşinde koşmaya, zengin ve ünlü birileri olarak yaşamaya sürüklüyor.
Modern-seküler kültür bütün toplumları çok tehlikeli bir noktaya, bir uçurumun kenarına getirip bıraktı. Günümüzde insanlar, insani çözümler, inşa'lar, ilişkiler için, artık ortak değerlere, ortak değer sistemlerine ve değer yapılarına sahip değiller.
Anlamlı bir varoluş ve hayat, insani anlam/amaç/erdem için, sorumluluk alarak, sorumluluk üreterek, sorumluluk alışverişi yaparak gerçekleştireceğimiz ahlaki bir hayattır. Erdemli bir hayat, ebedi nimetlere, ebedi hayata istihkak kazanmak üzere çaba harcadığımız bir hayattır.
İçerisinde yaşadığımız olağanüstülükler ve anormallikler çağında, her alanda eleştirel bir duruş sahibi olabilmeliyiz. İçerisinde bulunduğumuz çevrenin, ait olduğumuz kesimin yanlışları, bağnazlıkları, ufuksuzlukları, bencillikleri bizim entelektüel bağımsızlığımıza gölge düşürmemeli, bu tür sorunları tartışmalı ve bunlarla yüzleşebilmeliyiz.
Gerektiğinde eleştiri oklarını kendimize de doğrultmalıyız.
Teşekkür: Sahici bir incelik, kadirşinaslık ve dostluk örneği vererek, hakkımda "Irmağın İçli Sesi" adında bir kitap yayınlama mürüvveti gösteren Hece Yayınları'na, Hece Yayınları'nın çok değerli Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Su'ya ve büyük bir cömertlik göstererek kitaba değerlendirmeleriyle katılma nezaketi gösteren tüm kardeşlerime en içten duygularla teşekkürlerimi ve minnettarlık duygularımı sunuyorum.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...