|

Yeni 28 Şubat’ın Beyni
Kim?
Röp:Erol Metin/28.02.2008/www.aktifhaber.com
28 Şubat'ta Çevik Bir öndeydi ama asıl
beyin Doğu Aktulga'ydı. Post modern 2008 model 28 Şubat'ın beyni kim?
Hasan Celal Güzel'den Aktifhaber'e özel açıklama.
Röportaj: Erol Metin/Aktifhaber
Bugün post modern darbe olarak anılan 28 Şubat'ın 11. yıl dönümü.
Demokrasi tarihimizde kara bir leke olan bu süreç unutulmaması gereken
bir dönemdir. Bu sürecin baş aktörleri ve işbirlikçileri, takiyyeci
siyasetçiler, postal yalama sevdalısı medya bu ülkeye en büyük ihaneti
yaptılar. Ülkeyi büyük bir zarara uğrattılar. Hasan Celal Güzel'in
deyimiyle irtica bahane hırsızlık şahaneydi. İrticayı bahane ederek
ceplerini doldurdular. Bu dönemde bankalar hortumlandı. 50 milyar dolar
buhar olup uçtu. Binlerce insan işinden edildi ve daha bir çok sorun bu
dönemde yaşandı. Yakın tarihimizde yaşanan bu süreci, bu dönemi bire bir
yaşamış olan ve yapılan haksızlığa, illegalliğe karşı dik duran, tavrını
ortaya koyan Hasan Celal Güzel'le konuştuk.
28 Şubat sürecinin başlatılmasının asıl hedefi neydi?
28 Şubat sürecinin başladığı günlerin biraz gerisine gidersek, 1995
sonunda yapılan genel seçimleri görürsünüz. Bu genel seçimlerden Refah
Partisi en fazla oyu aldı ve en fazla milletvekili çıkardı. Bunun
dışında parlamentoda ANAP, Doğru Yol Partisi ve DSP katılabiliyordu. O
çerçevede İslamcı ve yobaz olarak, irticacı olarak kabul edilen
Necmettin Erbakan'ın başbakanlığa gelmemesi için, Türkiye'de devlet
içinde devlet olan birtakım güçler ellerinden geleni yaptılar. O zaman
hatırlarsanız Uludağ'da bir takım generaller, Tansu Çiller'le Mesut
Yılmaz'ı bir araya getirdiler ve onların ısrarıyla ikisinin arasında bir
koalisyon kuruldu.
Cunta TSK'de teşkilatlanmaya başladı
Asıl hedef o muydu? Erbakan'ın iktidara gelmesini önlemek miydi?
Evet iktidara gelmesini önlemekti; fakat daha sonra bunlar biliyorsunuz
geçinemediler. Ayrıldılar. Bu durumda en fazla milletvekili çıkaran
partinin genel başkanı olarak, o zamanki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel
hükümet kurma yetkisini Erbakan'a verdi. Erbakan'ın başbakan olmasını
Türkiye'de milli iradeyi hazmetmemiş, milli egemenliğin farkına varmayan
darbeci güçler ve jakoben oligarşi hiçbir zaman hazmedemedi. Aslında
Refah-Yol koalisyonu diye bilinen Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi'nin
koalisyonu bir çok bakımdan başarılı bir koalisyon olmuştur. Dış
politikada yeni perspektifler getirdi. Ekonomide yeni kaynak arayışları
gerçekleştirdi ve özellikle gelir dağılımı bakımından olumlu bazı
icraatlarda bulundu. Ancak 1996 yılı sonbaharından itibaren 'darbeci
cunta'nın, Türk Silahlı Kuvvetleri içinden teşkilatlanmaya başladığı
görüldü. Bu cunta kendisine Batı Çalışma Grubu ismini veriyor. Tamamen
illegal, gayri meşrudur. Böyle bir kurumun kurulması yolunda, bırakınız
yasal dayanağı bir onay bile, bir yönetmelik bile yok.
Günümüzde şuan böyle bir oluşum var mı?
Günümüzde de 28 Şubat'ın devamı olan birtakım unsurların, Türk Silahlı
Kuvvetleri içinde bulunduğunu ve ayrıca bazı yeni örgütlenmelere
gittiğini, gidildiğini gördük. Mesela Nokta dergisinin açıkladığı o
günlükte bu açıkça ortaya çıkıyor. Bu çalışmalar gittikçe hızlandı ve
hükümet üzerinde bu çevrelerin baskıları Milli Güvenlik Kurulu eliyle
yürütülmeye başlandı.
Nokta dergisi cuntanın baskısıyla mı kapatıldı?
Cuntanın baskısı demeyelim ama şu var: Bu şekilde yayın yaptığı için
zannederim tehdit edildi. Ne yazık ki hukuk yoluyla bu tip gayri meşru
ve gayri hukuki, illegal darbecileri ifşa edenler ödüllendirileceğine ve
darbecilerin üzerine gidileceğine darbecilerin üzerine gidilmedi; bu
derginin sahibi ve yöneticileri üzerinde biliyorsunuz baskı kuruldu ve
onlar tutuklandı. Bunlar da daha fazla dayanamadılar. 4 Şubat'ta
Sincan'da tanklar yürütüldü. Daha sonra Çevik Bir, Amerika'da kendisine
sorulan soru üzerine "bu bir balans ayarıydı" diyecektir. Sonradan
tankları yürüten Orgeneral, "şecaat arz ederken sirkatin söyler" dediği
gibi ziya Paşa'nın, bunu gerçekten de mevcut iktidara tehdit olarak
yaptıklarını ve bir siyasi müdahale şeklinde olduğunu söylemiştir.
Halbuki o zaman Demirel Cumhurbaşkanı olarak, "bir askeri tatbikat
yaptılar" diye cevap vermişti.
Bu hareketin 28 Şubat diye anılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 28
Şubat'ta yapılan toplantısında, Demirel'in başkanlığında yapılan
toplantıda Erbakan'a, hükümetin bakanlarına askeri kanattan yapılan
baskıydı. Bu yüzden 28 Şubat diye anılır ve 18 maddelik bir Milli
Güvenlik Kurulu Bildirisi de bu konuda imzalanmıştı. Önce dönemin
Başbakanı Necmettin Erbakan bunu imzalamamakta ısrar etti; ama sonra hem
ortağı Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller'in ısrarı hem de
yapılan baskılar neticesinde imzalamak zorunda kalmıştır.
Demirel şapkasını çıkarıp asker şapkası giydi
Tansu Çiller neden ısrar etti?
Bunun imzalanması konusunda ısrar etti. Çünkü o zamanki darbecilerin
tesiri altında kalmıştı.
Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanlığı sıfatıyla 28 Şubat'ta oynadığı rol
tam olarak neydi?
Demirel açıkçası daha önce darbelerle birkaç defa çekip gitmesine
rağmen, şapkasını alıp gitmesine rağmen; bu defa artık kafasındaki
şapkayı çıkardı asker şapkası giydi ve 28 Şubat'ın tam bir destekçisi
oldu. Yani 28 Şubat'taki post modern dediğimiz darbe sürecinde
Demirel'in bir destekçi olarak rolü vardır. Daha sonra orda zaten "28
Şubat bin yıl devam edecek" lafının arkasında bunu görürsünüz.
Demirel 28 Şubat'ın darbe olmadığını söylüyor…
Demirel böyle söyleyecektir tabii kendi ayıbını ortaya çıkarır mı? Hatta
Demirel daha ileriye gidiyor, "sıcak darbe olacaktı, ben önledim" diyor.
Demirel bu darbenin bir figürü. Nitekim biliyorsunuz ondan sonraki
dönemde, ilk bahar aylarında Tansu Çiller istifasını verecekti. Daha
evvel Erbakan'la anlaştığı gibi bir müddet Erbakan bir müddet Tansu
Çiller götürecekti. Artık Tansu Çiller'in başbakanlığı dönemi gelmişti.
Erbakan istifasını verdi. Tansu Çiller'i tayin etmesi gerekirken
Demirel, o arada bekledi ve Cumhurbaşkanı, tarafsız olması gereken
Cumhurbaşkanı kulis yaptı, Doğru yol Partisi'ni böldü ve Böylece Refah
Partisi, Doğru Yol Partisi koalisyonunu iktidardan düşürdü. Yerine de
haksız olarak, hukuksuz olarak Mesut Yılmaz'ı başbakan tayin etti.
Demirel baştan sona kadar 28 Şubat'ın bir figürü olmuştur. Destekçisi
olmuştur.
Refah-Yol iktidarının uzaklaşması darbeyi erteledi
Eğer Erbakan ve Çiller direnseydi 27 Mayıs, 12 Eylül gibi, sıcak bir
darbeyle karşılaşır mıydık?
Bunu tam olarak söylemek zor. Aslında Haziran sonu itibariyle, 1997'de
Çevik Bir ve arkadaşlarının bir sıcak darbe hazırladığını biliyoruz. Bir
bakıma Refah-Yol iktidarının uzaklaşması bu darbeyi ertelemiştir; Ama
şunu da söyleyelim ki: Eğer Erbakan ve Tansu Çiller direnebilseydi,
parlamentodaki diğer demokratik unsurlarda bu direnmeye destek
verselerdi kolay kolay 28 Şubat'ın bir sıcak darbeye dönüşmesi mümkün
olamazdı.
Erhan Göksel, "Erbakan Susurluk'u ciddiye alıp üzerine gitseydi, 28
Şubat'ı önlerdi" diyor. Susurluk ile 28 Şubat arasında ne gibi bir
bağlantı var?
Erhan Göksel çok değerli bir araştırmacı ama ben buna iştirak etmiyorum.
Çünkü Susurluk bir çete idi. Bu çetenin elbette şimdiki çetelerde olduğu
gibi Silahlı Kuvvetler bağlantıları vardı, ama Susurluk'un üzerine
gitmek gerçekten darbeci unsurların üzerinde bir baskı meydana
getirirdi. Bu yönden Erhan Göksel haklı ama buna mani olamazdı. Çünkü
Silahlı Kuvvetler'de bir mezhepçi kadrolaşma vardı. Bu kadrolar da
Silahlı Kuvvetler'de yönetime hakim olmaya başlamışlardı. Yani
Susurluk'la direkt olarak ilgisi yok.
Susurluk emniyet kaynaklı; Ergenekon asker kaynaklı
Bugünkü bağlantısına gelirsek, Ergenekon terör örgütü ile Susurluk
arasında bir benzerlik kurabilir miyiz?
Kurulabilir yalnız Susurluk, daha çok emniyet kaynaklı bir mafya ve
gizli örgüt hareketidir. Susurluk'un arkasında emniyetin içindeki bir
takım güçlerin rolü vardır. Halbuki Ergenekon, direkt Silahlı
Kuvvetler'le irtibatlı bir örgüt olarak ortaya çıkıyor. Nitekim
Susurluk'ta açığa çıkan kimseler emniyetle bağlantılı kimselerdi.
Emniyet Genel Müdürlüğü'ndeki kimselerdi ve o zaman Mehmet Ağar için de
bir takım bağlantı iddiaları gündeme gelmişti. Şimdi de dokunulmazlığı
ortadan kalktı Mehmet Ağar'ın biliyorsunuz. O ortaya çıkacaktır. Halbuki
Ergenekon örgütü biraz daha militer bir yapıda.
28 Şubat'ın beyni…
28 Şubat'ta Çevik Bir ön plana çıktı ama asıl kişinin o olmadığı
söyleniyor. 28 Şubat'ın beyni kim sizce?
Beyni Orgeneral Doğu Aktulga ve şimdi vefat etti. Çevik Bir de önemli
adamlardan biriydi. Çünkü Çevik Bir Genelkurmay İkinci Başkanı'ydı ve bu
illegal Batı Çalışma Grubu cuntasının da icracı eliydi. 28 Temmuz
1997'de Yüksek Askeri Şura toplantısından 3 gün evvel yaptığım bir
açıklamada, hatırlarsınız belki 28 Şubat'ın illegal cuntasını
açıklamıştım ve en baştan astsubay seviyesine kadar inmiştim. O zamanlar
dokümanlar şeklinde bir brifing vermiştim. Bu brifingden sonra da Nuh
Mete Yüksel beni gözaltına aldı. 24 saat gözaltına alıp çıktım. Sonra da
bir sene yargılandım ve beraat ettim.
Yeni 28 Şubatçı Deniz Baykal
Şuan AKP'ye karşı yürütülen Propagandanın asıl baş aktörü kim sizce? 28
Şubat'ta Doğu Aktulga'ydı şimdi ki?
Şimdi ki baş aktör şüphesiz Deniz Baykal ortadaki aktör bu. Bunun
arkasında bildiğiniz gibi Eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, saz
arkadaşları rektörler, ne yazık ki bir takım yüksek yargı kuruluşlarının
başkan ve üyeleri, bu arada Ahmet Necdet Sezer'in atadığı kişiler,
medyadaki bazı unsurlar... Bütün bunlara ben jakoben oligarşi diyorum.
Bunlar bunu yürütüyorlar. Şüphesiz bunların, gayet tabii anti demokratik
bir takım darbe mihraklarıyla da teması var veya karşılıklı tesirleri
var. Ancak şuan da ben Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında, aleyhte fazla
bir şey söylemek istemiyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri şanlı savaşın
içinde, o savaş devam ederken herhangi bir şekilde onları gücendirmek
istemem. Esasen bizim zaten ordumuza herhangi bir saygısızlığımız,
sevgisizliğimiz yok. Bizim itirazımız ordunun içinden siyasete müdahale
edenlerdir. Darbeciler, cuntacılardır.
Şunu mu söylemek istiyorsunuz: Şuan AKP'ye karşı yürütülen
propagandanın, yani AKP'yi iktidardan düşürmeye çalışan asıl aktörler,
baş aktörler Deniz Baykal ve çevresindekiler mi?
Deniz Baykal ve jakoben oligarşik çevredir. Bunlar hiçbir zaman
Türkiye'de millet iradesini hazmedememiş kimselerdir. Bu eski bir
hikayedir. 1950'den beri bu devam eder. Halk her zaman kendisine yakın
olanları, milli, manevi değerler taşıyanları seçmişlerdir. CHP
oligarşisi de hep Silahlı Kuvvetleri, yargıyı, medyayı, üniversiteleri
kullanarak kendi hükümranlığını devam ettirmek istemiştir. Bu basit bir
egemenlik çatışmasıdır bunu bir yerden kırmak lazım. Bunun için de yeni
anayasaya ihtiyaç var.
Bunun örgüt ayağını kim yürütüyor?
Örgüt ayağı diye baktığımızda bir parti örgütü var, çeşitli hukuk
teşkilatları var, çeşitli silahlı teşkilatlar var.
İllegal örgüt…
Ama sizin dediğiniz örgüt meselesi, 28 Şubat'ta illegal Batı Çatışma
Grubuydu. Sonra benim deşifre ettiğim bir başka teşkilatlanma oldu. AK
Parti döneminde Erenler Grubu olarak onu ifşa ettim. Daha sonra da Nokta
da onların kimden meydana geldiği ortaya çıktı. Bunlara karşı daha
önceki dönemde, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök Paşa, şimdi de
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt Paşa demokrasinin yanındaki
tavırlarıyla dikkat çekiyor.
Medya her zaman postal yalamayı sevmiştir
Dönemin medya patronu Dinç Bilgin, gazetesinin o dönemde (28 Şubat'ta)
kendi kontrolünde olmadığını, kontrol edemediğini söylüyor. Bu sözler ne
anlama geliyor? Bunu nasıl okumalıyız?
Bakın her darbe döneminde gazeteler darbecilerin hakimiyeti altına
geçer. Ben size bir bilgi vereyim, Bir anekdotumu anlatayım: 1980'den
sonra ANAP iktidara geldi. Ben de Başbakanlık Müsteşarı oldum. O zaman
Türkiye'nin en çok tirajı olan gazetelerden bir tanesinin genel yayın
yönetmeni beni aradı. Dedi ki: Yarın manşette ne yapacağız dedi. "Bana
ne kardeşim bana niye soruyorsun" dedim. Dedi ki: Daha evvel hep biz
Genelkurmay'a sorardık. Genelkurmay'a sorduk dediler ki: artık sivil
idare geldi siz onlara sorun. Ben de "biz böyle şeylere karışmayız
istediğiniz manşeti atabilirsiniz" dedim. Yani gerek 27 Mayıs'ta, gerek
12 Mart'ta, gerek 12 Eylül'de, gerek 28 Şubat'ta Dinç Bilgin'in dediği
doğrudur. İnisiyatif tamamen gazete patronlarının,yöneticilerinin
elinden çıkar, bu şekilde bir darbe unsurlarına geçer. bir bakarsınız
herhangi bir karargahtaki küçük rütbeli bir asker, gazetelerin sansürüne
memur edilmiş. Onlar da bu sansüre paşa paşa rıza gösterirler. Karşı
çıkmamışlardır. 'Şanlı Türk Medya'sı her zaman postal yalamayı
sevmiştir.
İrtica bahane hırsızlık şahane
28 Şubat'ın puslu havasında cebini dolduran, banka hortumlayan,
yolsuzluk yapanları da es geçmemek lazım…
Tabii şimdi ben o zaman Yeniden Doğuş Partisi diye bir küçük partimiz
vardı onun başındaydım. Küçüktü bizim parti ama dürüstlük ve fazilet
mücadelesinde gerçekten boylarının çok üstünde mücadelede bulundular.
Performans gösterdiler ve 28 Şubat'a açıkça tek karşı çıkan siyasi parti
ve genel başkan olarak bendim. O zaman bizim bir lafımız vardı,
sloganımız vardı her yerde bağırırdık, 'irtica bahane hırsızlık şahane'
derdik. gerçekten irtica bahane, hırsızlık şahane olmuştu. O zaman
'Yeşil sermaye' filan diye ortaya çıktılar ve gerçekten OYAK'ın
rakiplerini ortadan kaldırmaya çalıştılar. O zaman ne yazık ki,
'İstanbul dükalığı' da büyük sermaye çevreleri de her zaman olduğu gibi
gene cuntacıların yanında oldu. Gene cuntacılara destek verdi.
28 Şubatçı generaller bankalarda yönetim kurullarına girdi. Bunu da
unutmamak lazım…
Evet işte o başörtülü kızların ahı bunlardan çıktı. Çünkü hangi
bankaların, hangi şirketlerin yönetim kuruluna gelmiş oldular battı.
Kendileri de yolsuzluktan yargılandılar. Bu da çok enteresan bir
tecellidir. Ben hep bir şey söylerim, bu kapalı rejimlerde yolsuzluk
mutlaka daha çok artar. Mesela 12 Eylül'ün Hava Kuvvetleri Komutanı
Milli Güvenlik Konseyi Üyesi Orgeneral Tahsin Şahinkaya, TIME'da kapak
olmuştu. Dünyanın en fazla rüşvet alan generali diye F-16 meselesi
yazılmıştı. Bu böyledir işte. Gene açık rejimler yolsuzluğa en fazla
mani olan rejimlerdir.
Peki İstanbul sermayesi neden Erbakan'ın iktidarına karşı çıkıyordu?
Sadece ondan değil, bir defa 'korku dağlar bekletir' cuntadan
korkuyorlardı. İkincisi o zaman Erbakan, büyük sermayeden çok orta ve
küçük ölçekli teşebbüslerin yanında yer alma iddiasıyla ortaya çıkmıştı.
Dolayısıyla bundan da pek hoşlanmadılar.
Onlara kalsa 27 Mayıs sürecini başlatacaklar
28 Şubat'ın daha önce yapılan 3 darbeden çok daha tehlikeli sonuçları
olduğunu söylüyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?
Bu şu anlama geliyor: Diğerleri açık darbelerdi. Hükümlerini icra
ettiler ve kalkıp gittiler. Halbuki Demirel'in söylediği gibi "28 Şubat
bin sene devam edecek" gibi, 28 Şubat açık bir darbe olmadı. İnsanlar
belki idam edilmediler. Tanklar 4 Şubat'ta Sincan'ın dışında pek fazla
yürümedi. Parlamento devam etti; ama bir şey var ki, o cunta hakimiyeti
demokratik dönemlere geçtikten sonra bile, insanların özellikle din ve
vicdan hürriyeti üzerinde etkili oldular. Hala Türkiye'de başörtüsü
yasağının uygulanmakta direnilmesinde başörtüsü yasağına karşı, bu bir
bariz örneğidir.
Ortaya çıkarılan çeteleri, provokatif eylemleri, cinayetleri, medyanın
tavrını ve sizin deyiminizle jakoben çevrenin çıkışlarını hesaba
kattığımızda yeni bir 28 Şubat süreci mi başlatıldı?
Efendim yeni bir 28 Şubat süreci değil adamlara kalsa 27 Mayıs süreci
başlatacaklar. Çünkü bir yandan "Türkiye laiktir laik kalacak" diye koca
koca rektörler, Üniversiteler Arası Kurulu toplantısında pankart
açıyorlar. Bir taraftan rektörlerin bir kısmı öğrencileri sokağa
dökmekle iktidarı tehdit ediyor. Bir taraftan asker kışkırtılıyor. O
zamanki CHP'de bunu yapmıştı. Şimdiki CHP'de, "yok mu bir babayiğit"
diyor. Bir taraftan yüksek yargı kuruluşları üzerlerine vazife olmadığı
halde, siyasi mahiyette beyanlarda bulunuyorlar. Bildiriler
yayınlıyorlar. Dolayısıyla adeta köşe yazarları ve bir takım siyasiler
de hep asılmaktan, asılmayı göze almaktan, Adnan Menderes'ten
bahsediyor. Yani bırakınız 28 Şubat'ı ellerinden gelse bazı kişiler 27
Mayıs'ı hazırlayacaklar, ama "kazın ayağı öyle değil" o kadar kolay
değil, artık Türk halkı da bilinçlenmiştir. Ben 27 Nisan bildirisinden
sonra 2007'de, "ben tankın üzerine çıkmaya varım sizde var mısınız?"
Diye bir yazı yazdım. Bana 3 binden fazla mail geldi. Tankın yanına bizi
de yazın diye. Yani öyle bundan sonra herkes elini kolunu sallayarak
darbe yapamaz.
28 Şubat Demirel ve CHP'nin işine yaradı
27 Nisan bildirisinin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt tarafından değil ona
rağmen yapıldığını söylüyorsunuz…
Ona rağmen yapıldığı kanaatindeyim bilgim var. Evet birtakım darbeci
güçlerin zorlamasıyla…
28 Şubat süreci en çok kimin işine yaradı?
Demirel'in işine yaradı. Birtakım cuntacıların işine yaradı. Türkiye'de
din ve vicdan hürriyetini baskı altına almak isteyen çevrelerin işine
yaradı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin işine yaradı karşısındakileri
dağıttı. Ama ben size bir şey söyleyeyim mi: Uzun vadede de halkın işine
yaradı. Çünkü halk bu yapılan baskılarla daha fazla şuurlanmaya başladı
ve 28 Şubat sürecinde iki tane parti haksız yere kapatılınca bu sefer AK
Parti kuruldu ve rakipsiz şekilde iktidara geldiler.
Ters mi tepti?
Elbette ters tepti. Her zaman yapılan bu hareketler ters teper. Son
olarak ben de şunu söyleyeyim, sizin aracılığınızla bir kere daha
sesleneyim: 70 milyon halkı Suudi Arabistan çöllerine sürüp, 70 milyon
laikçi kişiyi Fransa'dan ithal edemezsiniz. Biz hancıyız siz yolcusunuz.
Siz bu milletin değerlerini taşımak zorunda değilsiniz ama bu milletin
değerlerine, mili manevi değerlerine, inançlarına saygılı olmak
zorundasınız. Müslüman mahallesinde salyangoz satamazsınız. Şimdiden ne
yaparsanız, şimdi birtakım yüksek mahkemeleri amalinize hizmet
ettirirsiniz; ama sonra sandıklar açıldığında gene içinden bizim
milletimiz çıkar. Bunu herkes bilsin, kulağına koysun ve ona göre
davransın. |