|

‘Biz’den Manifesto
Umur Talu/15.02.2008/Sabah
1.
Bir cumhurbaşkanı, bir başbakan, elbette "toplumun bir kesimi" nin
oyları sonucu o makamlara gelmişlerdir; elbette hayat görüşleri,
ideolojileri, inandıkları, inanmadıkları, oylarını aldıklarına
taahhütleri vardır.
Ama sıfatlarının, statülerinin, makamlarının önüne, "Türkiye
Cumhuriyeti" diye bir şey eklenir.
Dolayısıyla, topluma hitap ederken, "biz sizin şeyinize karışıyor muyuz"
dediklerinde, "bölücü, ayrımcı, ayırmacı" olurlar.
Çünkü onların "kimin neyine" karışıp karışmayacaklarını "iradeleri,
lütufları, paşa gönülleri" değil, eğer burası hakikaten bir hukuk
devleti ise, hukuk belirler.
Demokratik hukuk devleti; onların, iktidarların, devlet gücünün her şeye
karışıp müdahale etmemesi içindir.
Başbakanlar da insandır, kızabilirler; medya eleştirisini olgun
karşılayabilir yahut karşılamayabilirler. İkisi de olabilir.
İkinci şıkta, yol yine hukuktur. Yahut belgelerdir. Tehdit edemezler.
"Biz sizi" diye konuşamazlar!
2. Gazetecilik, işgüzarlar bir yana, "Türkiye Cumhuriyeti" gibi resmi
sıfatı olmayan bir faaliyettir.
Gazetecilik, ille "ortalama" da buluşmak, "çoğunluk" a uymak, "devleti,
rejimi, iktidarı, piyasayı korumak", "genel geçer doğrular" bulmak,
"standart ahlak" a tabi olmak üzere yapılmaz.
Gazetecilik ille objektif değil, ama sübjektiflik içinde de dürüst ve
namuslu olma işidir.
Siyasi, ideolojik yelpazenin herhangi bir yerinde olunabilir; bir
başkası da başka yerinde.
Farklı farklı önceliklerle, farklı önem sıralarıyla, farklı tepki ve
tavırla yayın yapılabilir.
Birinin objektif sandığı bir diğerinin objektifliği olmayabilir.
Sorun; yalan, manipülasyon, saptırma, gizleme, hakaret, hakikatlere
ihanet, şiddet, kışkırtma gibi meselelerdir.
Ve bu ülkede, bu medyada ciddi sorundur.
3. Gazetecilik ve bağımsızlık adına, iktidar yahut başka güçlerin
müdahalesi, tavırları, tehditleri, kızgınlıkları karşısında, "genel"
ilkelerle, kime karşı ve kimden yana olursa olsun, önce tavır alırız.
Ancak aynı anda önemli ve haklı bir kuşku boğazımızda düğüm düğüm olur.
"Medya-iktidar kavgaları ve uzlaşmaları" nın arka yüzü üstüne
şerbetliyizdir.
Öyle Özkökler'in filan, "Ülke menfaati varsa şahsi menfaati yok sayarız"
gibisinden atmasyonlarına karnımız toktur. Ama başka cephelerdekilerin
de.
Akaryakıt, banka, gökdelen, santral, sigorta, özelleştirme ya da diğer
cümbür cemaat!
"Basın özgürlüğü", pardon "basın" diyemeyip "İletişim özgürlüğü" diye
ayaklanan "Konseyci duayenler"in, patronun istediği kanun çıkarken
gazeteciye hapis koyan maddelere dahi nasıl sessiz kaldıklarını biliriz.
Onlar adına da utanırız. Yazdıklarını nasıl acele yuttuklarını
hatırlarız. Öyle hatıralardan tiksiniriz hatta.
4. Hemen sonra, boğazımızda bir düğüm daha hasıl olur.
"İktidarın, başbakanın medyaya tavrı" na (bizim gibi, hatta daha çok)
kızan kimilerinin ikisuratlı suretleri sökün eder.
Zamanında başbakan bilgisinde gazete binası yakılmasına dahi sessiz
kalmaları;
Gazete kapatmalara, çeşitli başbakan ve iktidar zorlamalarıyla
meslektaşlarının işten atılmasına, susturulmasına;
Kendilerinin dahi sansüre uğramasına, basın özgürlüğüne dair yazı
yazmalarının yasaklanmasına;
Genelkurmay'ın düzmece "çevik" belgeleriyle meslektaşlarının hain ilan
edilmesine, çok sayıda ismin andıçlanmasına, Genelkurmay baskısıyla
dergiye son verilmesine;
Hak arayan genç gazetecilerin kazınmasına;
Grubun menfaatleri, ilan ve reklam gelirlerine aşırı düşkün yayıncılık
yapılmasına;
İktidarların bazı grupları kayırıp bazılarını (haklı, haksız)
batırabilmesine;
Dün de bugün de iktidara gazeteci kurbanlar verilebilmesine;
Nasıl sessiz, tepkisiz kaldıklarını; hatta yerine göre nasıl destek
kıtası, hissedar olduklarını unutmayız.
5. Biz inanırız ki;
İktidarı haklı çıkarmak üzere medya tehditlerini, baskılarını görmezden
gelmek, bahane bulmaya soyunmak da bize uymaz...
Basın özgürlüğü adına tavır alırken, patron menfaati gölgesine sığınmak,
baskılar, baskıcılar ile mağdurlar arasında ayrım yapmak, yıllardır
menfaat veya cemaat yönetmenliği yaparken "ülke menfaati" diye çırpınmak
da.
6. Lakin, şöyle bir sorunumuz vardır:
"Biz" kimiz, kim kimiz; tam bilmeyiz, emin olamayız. Arada kalırız. Yine
de, diyeceğimizi esirgememeliyiz, diye düşünürüz.
Çünkü, güçten ve güç yardakçılığından ziyade, ayıp korkusu, utanma
duygusu, vicdan terazisi, hakikat inadı edinmeye çabalarız. Öyle
çabalarız işte! |