|

‘Kosova’ya Özgürlük’
mü?
Nuray Mert/19.02.2008/Radikal
Sözde, yakın coğrafyamız ile yeniden yakın ilişkiler kurma dönemine
girdik. Artık, Balkanlar'da, Kafkasya'da, Ortadoğu'da olanlarla yakından
ilgiliyiz. Dahası, bu alanlarda yeni roller üstlenme iddiası söz konusu.
Bu çerçevede, bu bölgelerle, tarihi bağlarımız, Osmanlı nüfuz alanı gibi
kavramlar tedavüle giriyor, üstelik bu kavramlar, nedense uluslararası
arenada da tedavüle giriyor. Ancak, 'Bu ortam nasıl oluştu, ne zamandan
beri, neden ve nasıl?' diye sormadan, havaya girip, bu gelişmeleri
Türkiye'nin dış politikasının yeni tercihleri ve başarısı olarak
algılamak kadar ahmakça bir şey olamaz.
Ne oldu da bugünkü ortam oluştu? Cevabı basit, özellikle Kafkasya ve
Balkanlar'da mevcut durum doğrudan Sovyetler'in çözülüşü sonucu ortaya
çıktı. Peki, Sovyetler'in bu bölgelerde geri çekilişiyle, ucu açık bir
iktidar boşluğu mu oluştu? Tabii ki hayır. Bu bölgelerde (ve de
diğerlerinde) Sovyetler'in çekildiği alanlar ABD nüfuz alanına geçiş
yaptı, daha doğrusu halen bu geçişin sancılarının yaşandığı bir ortam
oluştu. Bu sancılı ortamın koşullarını dikkate almadan, bu bölgelerde
'Osmanlı geçmişi' üzerinden rol üstlenmenin ABD'nin nüfuz etme, nüfuzunu
pekiştirme siyasetinde figüranlık yapmak dışında anlamı yok.
Dahası, Balkanlar, Yugoslavya'nın çözülüşü süreci, ABD'nin, BM ile olsun
olmasın, askeri müdahalelere meşruiyet alanı açtığı ilk adım oldu.
Bu süreci sorgulamadan, Irak işgalini sorgulamak bile zor. Nitekim, Irak
işgali politikasının mimarları, sıkıştıkları yerde, Bosna örneğine
gönderme yapıp, haklı çıkma yolunu buluyorlar.
Dünya bir gül bahçesi değil, dünyanın yeniden paylaşımı savaşlarının
kıyasıya devam ettiği bir ortamda, durduk yerde, kimsenin kimsenin
bağımsızlığını, özgürlüğünü tanıyacağı falan yok. Kosova'nın pazar günü
ilan ettiği bağımsızlığı da bu türden bir 'özgürleşme'. Nitekim,
bağımsızlığını ilan edenler, eski Yugoslavya'dan, Sırbistan'dan ve
Rusya'nın nüfuz alanından özgürleşmenin, anlamını bildikleri için ABD
bayrakları ile kutlama yapıp, yeni efendilerine bağımlılıklarını ilan
ediyorlar. İş bayraklarla bitmiyor. Tıpkı, Sovyetler'den özgürleşen Doğu
Avrupa ülkelerinin ABD üslerine ev sahipliği etmesi gibi, eski
Yugoslavya topraklarında parçalanma sonucu açılan alanda, mesela büyük
bir askeri üs olan Bondsteel Kampı'nın kurulması gibi yeni
yerleşmelerden bahseden yok. Avrupa Konseyi'nin 'insan hakları elçisi'
Alvaro Gil-Robles, bu kamp içindeki gözaltı merkezi için,
'Guantanamo'nun küçük bir versiyonu' demişti. ABD'nin, Guantanamo
benzeri dünya karakollarını barındırma karşılığında 'özgürlük' nasıl bir
özgürlüktür. 'Kimin, kime karşı hakkını, kim ne karşılığında koruyor?',
'Bu ödenebilir bir bedel midir?' diye sormadan, olayı 'Kosova artık
özgür' başlığı ile müjdelemenin iki nedeni olabilir; gönüllü ABD dış
politika propagandasına soyunmak ya da tüm bunlardan türmüyle habersiz
olup, olayı 'Osmanlı bekası yendien tarih sahnesine çıkıyor' zannedecek
kadar ahmak olmak.
Bakın, Rusya Devlet Başkanı Putin, Kosova'nın bağımsızlığını
tanıyanları, 'Peki yıllardır Kuzey Kıbrıs'ı neden tanımıyorsunuz?' diye
sıkıştırıyor. Nedense, Türkiye'den ses çıkmıyor. Kuzey Kıbrıs'ın
bağımsızlığını savunan biri değilim. Sadece, önemli bir çelişkiye işaret
etmeye çalışıyorum.
Sırp katliamlarına isyan etmek başka şey, bunları kalkan yapıp, her
şeyin üstünü örtmeye çalışmak başka şey. Halihazırda, Sırp katliamları
her şeyin üstünü örtmek için kullanılıyor. Bu örtüyü kaldırmak için,
daha önce de dediğim gibi, Yugoslavya'nın çözülüşü sürecini, inceden
inceye sorgulamak gerek. Bu sorgulamanın içinde, yine Sırp cinayetlerini
bahane edip, bu ülkeye dünyanın dört tarafından, şimdi 'terörist' ilan
edilen ve yakalandığı yerde soluğu Guantanamo'da alan 'cihatçı' sevk
etmek konusu da olmalı.
İnsanların barış içinde bir arada yaşamasının yolu, tüm taraflar için
komşuları, aynı toprağı paylaştıkları insanlarla uzlaşmanın bir şekilde
formülünü bulmalarından geçiyor, ABD'ye biat edip özgürleştiklerini
sanmalarında değil. Ne yazık ki, dünya böyle bir dünya olmaktan giderek
uzaklaşıyor. Bu koşullar altında, en azından, kutlanacak, sevinilecek
değil kaygılanılacak gelişmelere tanık olduğumuzun farkında olmak
durumundayız. |