|

İğrençlik ve Hürriyet
Etyen Mahçupyan/29.02.2008/Taraf
Durup
dururken başkalarına hakaret etmek, hele bunu başlıktaki gibi 'iğrenç'
kelimesini kullanarak yapmak hiç de hoş değil. Bu yazının da böyle bir
niyeti yok... Ama Hürriyet gibi bir gazetenin başyazarı bu kelimeyi biri
için açıkça belirterek kullanmışsa, insan tabii ki merak ediyor. Salı
günkü yazısında Hürriyet başyazarının, hani asıl işinin kendi
fikirlerini değil de kurumsal duruşu savunmak olduğunu yazmış olan Oktay
Ekşi'nin başlığı "İğrençlikte rekor"du. Okuyucu olarak doğal beklentimiz
muhtemelen akıl alması zor bir durumla karşılaşacağımız ve bizim de Ekşi
ile birlikte "olamaz, bu kadar iğrençlik de artık fazla" diyeceğimizdi.
Nitekim yazıyı bitirdiğimizde gerçekten de öyle dedik... Ama galiba
başyazarın istediği doğrultuda olmadı...
Önce bir durum tespiti bakalım... YÖK Başkanı Anayasa'nın değişen 42.
Maddesini tekrarlayarak "Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir
sebeple kimse yükseköğretim hakkından mahrum edilemez," demiş ve
eklemiş: "Anayasa'nın 10. ve 42. Maddelerine göre uygulama yapılabilmesi
için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmamaktadır..." Kısacası
başörtüsünün üniversitelerde engellenmesi için ortada hiçbir yasa zaten
olmadığı gibi, 42. Maddenin yeni halinde yükseköğrenim hakkının da yasa
olmadan engellenemeyeceği karara bağlanmış. Peki, bu durum her türlü
kıyafetin üniversiteye girmesini ima eder mi? YÖK Başkanı bunun böyle
olmadığını, nitekim yasalarımızda böyle bir maddenin varlığına ve doğal
olarak yürürlüğünün devam ettiğine dikkat çekmiş. Bu yasa 2596 sayılı
"Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun"... Ve herkesin bildiği
gibi bu kanun başörtüsünü kapsamıyor...
Gelelim Oktay Ekşi'nin yorumuna... Meğerse YÖK Başkanı bu muhakemesiyle
"Benim talimatım Anayasa'nın emrinden de önemlidir" demekteymiş. Ekşi bu
yargıya hangi gerekçeyle varmış olduğunu ise söylemeye ihtiyaç
duymamış... Anlaşılan Ekşi'nin kafasındaki Anayasa sadece bir kanunlar
manzumesi değil. Bütün kanunların dışında Anayasa'nın 'söylediği', belki
de Ekşi'nin kulağına fısıldadığı bazı emirler de var. Zaten bunu bir
Hürriyet başyazarı için anlayışla karşılayabileceğimiz için üzerinde
fazla durmayalım. Zaten asıl mesele, Ekşi'yi hakarete meylettiren asıl
etken YÖK Başkanı'nın "Büyük Atatürk'ün 'Devrim' yasasını 'irticai' amaç
için kullanma demagojisi" imiş. Ekşi bunu 'iğrenç' olarak nitelemekte.
Herhalde böylesine saf ve temiz bir yasaya YÖK Başkanı gibi birinin
elini değmesi bile onun kutsallığını bozuyor. Herhalde bazı yasalar
hepimizin kullanımına değil, sadece Ekşi gibilerin kullanımına tahsis
edilmiş durumda...
Ama Ekşi burada durmayıp akli melekesini iyice yitirdiğini düşündürtecek
bir çıkış daha yapıyor. Dediğine göre YÖK Başkanı YÖK Yasası'nın ek 17.
Maddesinden özellikle söz etmiyormuş çünkü o madde başörtüsüne
serbestlik getirecek uygulamanın laik devlet ilkesine aykırı olduğunu
söylüyormuş. Peki, neymiş o 17. Madde? "Yürürlükteki kanunlara aykırı
olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet
serbesttir"! Ekşi'ye göre bu madde başörtüsünü yasaklamakta... Bu nasıl
olabilir? Tabii ki eğer 'yürürlükteki kanunlar' arasında başörtüsünü
yasaklayan biri varsa... Peki, böyle bir yasa var mı? Yok! Kıyafet
yasaklayan sadece bir tek yasa var ve o da başörtüsünü yasaklamıyor.
Şimdi bu başyazının neresinden tutacaksınız? Karşınızda doğru dürüst
muhakeme yürütemeyen, eğer böyle değilse okuyucuyu manipüle etmek üzere
yalan söyleyen ve üstelik bunu bir insanı haksızca karalamak üzere yapan
bir başyazar var. Bu durumda önümüze iki tür yorum çıkıyor: Ya
"yakışmamış, böyle güzide bir gazetenin başyazarının yaptığı hiç de hoş
olmamış, durup dururken kendisini ve gazetesini böylesine aşağılamasına
ne gerek vardı ki" diye serzenişte bulunabiliriz. Ya da daha gerçekçi
bir tutum alıp, bu başyazarın, Ergenekon çetesinden hiç bahsetmezken
başörtüsü üzerinden kargaşa üretmek isteyen, yani çetenin ideolojik
payandalığından gocunmayan bir devlet gazetesine tam anlamıyla
'yakıştığını' söyleyebiliriz. Doğrusu hiç de zor bir tercih gibi
durmuyor... |