Türkiye'deki başörtüsü
tartışmaları sadece dinle ilgili değil. 'Beyaz Türkler'le dindar
kesim arasında laiklerin kibrinin damgasını vurduğu bir iktidar
mücadelesi, gelenekle de modernite arasında bir çatışma söz konusu.
AKP'nin Vakıflar Yasası ve 301 konusunda ayak diremesiyse rahatsız
edici
Türkiye'nin türban tartışmalarında
yaşadıkları, Avrupa çapındaki gelişmelere aykırı değil: Çoğu Avrupa
ülkesinde, 'dinin dönüşü'yle birlikte laik devlet kriz yaşıyor.
Aslında, laiklik dini kimlikle uzlaşabilir ve otoriter laikliği
günün koşullarına uyarlamaya çalışan Türkiye bunu sergiliyor
Doğan Grubu, başörtüsü
tartışmalarını benzeri görülmemiş bir disiplin içinde izledi. Sadece
son 3 günde gruba bağlı gazetelerde 15 köşe yazısında aynı anda
'kaos' ve 'bölünme' konusu işlendi
ÜNİVERSİTELERDE başörtüsü yasağını kaldıran Anayasa değişikliğinin
Doğan Grubu gazetelerinde tek elden çıkmış izlenimi veren ifadelerle
haberleştirilmesi dikkat çekti.
Türkiye gerçekten ilginç bir
dönemden geçiyor. Bir yanda derin bir değişim arzusu var, öte yanda
değişime karşı bir direnme.
Bir yanda temel sorunlarla yüzleşme isteği var, öte yanda inkârcı
bir politika.
Siyaset sınıfı bu gergin zeminden besleniyor.
Şimdi benzer bir şey türban sorunuyla yaşanıyor.
Üniversitelerde kaos varmış.
Yalan! Kaos filan yok. Çünkü... Toplumsal manada kaos... Ölçütlerini
yitiren insanların, ne yapacaklarını bilemeyip, birbirinden çok
farklı biçimlerde hareket etmeleriyle ortaya çıkar.
Üniversite ve türban konusunda kaos filan yok: Herkes neyi, niye
yaptığını gayet iyi biliyor.
Laik
Fetva/cılar Başörtüsü tartışmalarında
kimin nerde durduğu, kimin insani öncelikleri siyasi kaygılara feda
ettiği meselesi daha uzun müddet gündemi işgal edecek. Mesele bir
şekilde din ve özelde de İslam'la alakalı olunca Türkiye'de sistemin
kılcal damarlarına varıncaya kadar adeta alarm zilleri çalıyor.
DÜN burada aktardığım gibi,
"ulusalcı" cihetin en sivri isimlerinden ve 28 Şubat zorbalığının en
ünlü simalarından olan emekli Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu,
"Atatürk'ü anlayan tek şef: Hitler" manşetli "Cumhuriyet"
gazetesinde ibretlik bir yazı kaleme aldı.
Diğer Hitler'ci Nihál Adsız'a hayranlık beyán etti ve de "İstiklál
Marşı"nı eleştirdi.
Durup dururken başkalarına
hakaret etmek, hele bunu başlıktaki gibi 'iğrenç' kelimesini
kullanarak yapmak hiç de hoş değil. Bu yazının da böyle bir niyeti
yok... Ama Hürriyet gibi bir gazetenin başyazarı bu kelimeyi biri
için açıkça belirterek kullanmışsa, insan tabii ki merak ediyor.
Atatürk'e hakaret eden
"atasözü"müz de oldu!
Siz kalkıp Atatürk'e atfen "Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır"
derseniz Emekli Orgeneral Şener Eruygur da yerinden zıplar ve "Hani
benim Recebim" türküsünden mülhem "Hani de benim darbem" diye
mırıldanmaya başlar.
Putin son çıkışında haklı:
Avrupalılara "Kuzey Kıbrıs"ın 40 yıldan beri "bağımsız" olduğunu
hatırlattıktan sonra şöyle çatıyor: "Siz neden bunu tanımıyorsunuz?
Bu kadar çifte standart uygulamaktan utanmıyor musunuz?"
İlk bakışta Türk tarafını memnun edecek bir ifade bu. Rus lideri
Türklerin duygularına tercüman olmuş adeta...
Biraz tuhaf bir
operasyon bu.
Yapılacağı daha önceden "youtube" tarafından duyurulan ilk askeri
operasyon olarak kayıtlara geçecek herhalde.
Trajedileri bile komediye çevirebilen tuhaf bir yapımız var bizim.
İnsanların hayatlarını ilgilendiren bir harekât bütün dünyayı
gülümsetebilen bir garipliğe dönüşebiliyor.
28
Şubat'ta Çevik Bir öndeydi ama asıl beyin Doğu Aktulga'ydı. Post
modern 2008 model 28 Şubat'ın beyni kim? Hasan Celal Güzel'den
Aktifhaber'e özel açıklama.
Röportaj: Erol Metin/Aktifhaber
Bugün post modern darbe olarak anılan 28 Şubat'ın 11. yıl dönümü.
Bir emekli paşa... Doğu
Silahçıoğlu... Geçen gün Cumhuriyet Gazetesi'nde yazmış...
Roosevelt ile Churchill'in "uyguladıkları yanlış politikalar" sonucu
Almanya'yı yenerek "Alman milletinin cengâverliğini öldürdüklerini"
ileri süren Afif Paşa'dan sonra, şimdi de Doğu Paşa, "İstiklal
Marşı'nda 'Hakk', 'ezan', 'cennet', 'iman' gibi ümmetçi kelimeler
geçtiğini" söylüyor...
1.
Bir cumhurbaşkanı, bir başbakan, elbette "toplumun bir kesimi" nin
oyları sonucu o makamlara gelmişlerdir; elbette hayat görüşleri,
ideolojileri, inandıkları, inanmadıkları, oylarını aldıklarına
taahhütleri vardır.
Ama sıfatlarının, statülerinin, makamlarının önüne, "Türkiye
Cumhuriyeti" diye bir şey eklenir.
Sözde, yakın coğrafyamız ile yeniden yakın ilişkiler kurma dönemine
girdik. Artık, Balkanlar'da, Kafkasya'da, Ortadoğu'da olanlarla
yakından ilgiliyiz. Dahası, bu alanlarda yeni roller üstlenme
iddiası söz konusu.
Kimi
rektörler türbanlı öğrencilere özgürlük kapılarını açsalar da; "Eski
Statüko" işbirlikçisi birçok laikçi rektör yasağı uygulamaya devam
etti…
"28 Şubat Faşizmi"ne gönül vermiş…
Yeni
Sayımız Çıktı
Nisan
Sayısı
Kıymetli okuyucularımız,
Geçtiğimiz ayın gündemini AKP'ye açılan kapatma davası belirledi. Biz de bu
nedenle ayın YORUM'unu bu konuya ayırdık. Konunun esas itibarıyla sistem-içi
mücadelenin bir uzantısı olduğunu belirttik; ancak bu kez taraflardan
birinin yaptığı hamlenin görece büyük olduğunun altını çizdik. Bu şu
demekti: büyük hamleler, karşılıklı olarak büyük kazanç veya kayıplara neden
olabilir. Malum olduğu üzere, statükodan nemalanan kesimler, pozisyonlarını
kolay terk etmeye razı değillerdi. Cumhurbaşkanlığı seçiminde aldıkları
yenilgi onların bir ölçüde telaşlanmalarına neden oldu ve bu kez başka bir
yola tevessül ettiler. Kapatma davasında yargı kartını kullanmaları, statüko
yanlılarının görece riskli bir yola başvurduklarını göstermektedir. Tabii ki
bunun karşılığında, liberal-demokrat kesimin de görece 'büyük' bir adım
atması beklenebilir. Ancak burada şu hususun altını çizmekte de yarar
vardır: sistem-içi mücadeleyi benimsemiş taraflar rejimin 'kırmızı
çizgileri'ni aşmayı kolaylıkla düşünemezler. Bu nedenle, taraflar arasında
uzlaşmayı sağlamak için bir takım girişimlerin olacağı da beklenebilir
Devamı için
Yorum
‘Başörtüsü Sorunu’ Bir ‘İktidar’ Sorunudur!
'Başörtüsü
sorunu'nu çözmek adına AKP ve MHP'nin ortaklaşa hazırladığı Anayasa
değişikliği teklifi Meclis'ten geçip Cumhurbaşkanı tarafından da onaylandı
ama tartışmalar bitmedi. Hatta giderek daha da derinleşme emareleri
gösteriyor. AKP, YÖK Başkanı'nın marifetiyle, uygulamadan güç alarak yeni
bir adım atmaya çalışıyor ancak gelişmeler 'başörtüsü sorunu'nun bir 'iktidar
sorunu' olduğunu kanıtlayacak şekilde cereyan ediyor. YÖK Başkanı "başörtülü
öğrencilerin üniversitelere alınması için" üniversite rektörlerine genelge
gönderiyor ancak rektörlerin büyük çoğunluğu bu 'idari tasarruf'a riayet
etmiyor hatta karşı bildiriler yayınlıyorlar. Normal zamanlarda YÖK
Başkanı'nın tek sözünü 'buyruk' addeden rektörler, AKP politikalarına destek
veren yeni YÖK Başkanı'na karşı açık pozisyon almaktan çekinmiyorlar.
Devamı için
KOSOVA
BAĞIMSIZLIĞINI İLAN ETTİ!
1991 yılında
bağımsız bir devlet olma yönünde bir girişiminde bulunan, ancak Sırpların
müdahalesi sonucunda hedeflerine ulaşamayan Kosovalılar, nihayet
bağımsızlıklarını ilan ettiler. 1999 NATO operasyonundan sonra Birleşmiş
Milletler denetimine giren Kosova, 109 milletvekilinin oy birliğiyle ilan
edilen bağımsızlıktan sonra Avrupa'nın 49. ülkesi oldu. Bağımsızlığın ilan
edildiği oturumda konuşan Başbakan Haşim Taçi, Kosova'nın, "demokratik ve
çok etnik unsurlu bir devlet" olacağı ilan etti ve hedeflerinin NATO'ya ve
Avrupa Birliği'ne tam entegre olmak olduğunu söyledi. Taçi, ayrıca
konuşmasında, Kosova'nın bağımsızlık ilanının başka sorunlara 'emsal' teşkil
etmeyeceğini özellikle vurguladı ki, bu konu üzerinde durulmalıdır. Devamı için
Kavram
İslamcılık
İslamcılık, Müslüman
dünyasının modern dönemde tecrübe ettiği ideolojik ve siyasi bir akımdır.
İslamcılığın, modernist ve eklektik yönleri ağır basan ve çoğunlukla Batı
karşısında 'savunmacı' ve 'özür dileyici' tezleri savunan bir akım olduğunu
iddia edenler olmakla birlikte, İslam dünyasında değişim ve yenilenme
ihtiyacının ortaya çıktığı bütün dönemlere özgü bir hareket olduğunu
savunanlar da vardır. Özü itibarıyla tartışmalı bir kavram olduğu
söylenebilecek İslamcılığı medyatik bir dille tanımlayanlar olduğu gibi,
kategorizasyonlar ve tipolojiler aracılığıyla tanımlama çabası gösterenler
de vardır. Analitik tanımlama çabalarının işlevsel olduğu söylenebilir ama
özellikle popüler söylemde dini referans alan her akıma 'İslamcı' sıfatı
yakıştırılabilmesi kavramla ilgili kafa karışıklığına neden olmaktadır.
Devamı için
Düşünce
Anlamların Bozulması
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Mesafe ve zaman
engellerinin ortadan kalktığı, coğrafi sınırlılıkların aşıldığı bir dönemde
yaşıyoruz. Sözünü ettiğimiz sınırlılıklar aşılıyor, ancak ideolojik
sınırlılıklar bir türlü aşılamıyor. Analitik düşünme yeteneğine/geleneğine
sahip olmayan toplumlarda, gelenekçi/muhafazakar kesimlerin de,
modern/seküler kesimlerin de ufukları/bilinçleri evrensel anlamlara kapalı
bulunuyor. Kendi yorumlarını, çözümlerini, yaklaşımlarını ve gündemlerini
mutlaklaştıranlar için, dünyada bir başka ufkun mümkün olmadığını görüyoruz.
Kendi gündem, yorum ve çözümlemelerinin yanlışlanabileceğine ihtimal
vermeyenler hastalık derecesinde bir bağımlılık içerisinde yaşıyor.
Devamı için
Çocuğuma ve Bana
Nebîlerden Bir Hisse Var mı?
Mehmed DURMUŞ
A- RABBANÎ
SİSTEMDE ÇOCUK EĞİTİMİ
Çocuk eğitimi deyince akla Peygamberlerin gelmemesi ne kadar esef sebebidir.
Modern eğitim sisteminde bir Peygamberi eğitim konusunda örnek vermek, akıl
sağlığını yitirmiş olmakla eş değer bir teşebbüs olabilir. Kur'an'ın,
imansız insanların ahiretteki tutukluluk hallerini tasvir ederken yaptığı,
boyunlarına geçirilen halkalardan dolayı kafalarının yukarı kalkık olması
(36/Yasin, 8) teşbihindeki gibi, modern eğitim felsefesinin, kibrinden
yanına yaklaşılmamaktadır. Boynundaki ideolojik prangalar nedeniyle, kendi
dışında daha sağaltıcı bir eğitim felsefesinin olup olmadığını bilmek bile
istememektedir. Kısacası modern eğitim sisteminin 'vaaz' dinleyecek vakti
yoktur. Devamı
için
Sisteme
Rağmen
Aylin EFKAR
Yüce Allah yarattıklarının zaaflarını bildiği
için her şeyi bir düzen içinde sunmuş bizlere. İnsanın nefsine meylini
bildiğinden harama giden yolları men etmiş, şüpheye yer olmayan kurallar
koymuş. Ama nafile. Bu büyük nimetin farkına varamamış insanoğlu. Rabbinin
rızasını kazanmayı ve acizliğinin farkında olup rabbine el açmayı düşüklük
sanmış. Bilememiş ki asıl düşüklük, ne olduğunun ve ne 'olmadığının'
farkında olamamaktır.
Her türlü gerçeğe gözlerini yuman, duymak istemediklerini yok sayan, kendini
eleştirenlerin yaşam hakkını elinden almaya niyetli insanların kurduğu bir
adalet (!) sisteminde yaşıyoruz. Son gelişmeler toplumun büyük bir bölümünün
korkunç bir öfkeyle bilendiğinin göstergesi.
Son başörtüsü tartışmalarında, maalesef,
Müslümanların dillerini henüz 'ideolojik kirlilikten' arındıramadığının
örneklerini görüyoruz. İslam'a ve İslamî sembollere yönelik doğrudan ve
dolaylı saldırılara karşı çıkma veya cevap yetiştirme gayretine giren bazı
Müslümanlar, yayınladıkları bildirilerde, 'düşünsel yetkinlik' bağlamındaki
eksikliklerini açığa vurmak bir yana, geleceklerini de ipotek altına alacak
'büyük sözler' sarf ediyorlar. Dahası, bu bildiriler vesilesiyle, kimi
Batılı kavramları 'içselleştiriyor' ve 'meşrulaştırıyorlar.' Bu Müslümanlar,
doğru bir iş yaptıklarına inanıyorlar ama öyle görünüyor ki, altına imza
attıkları metinlerin "mesuliyeti mucib" olduğunu bilmiyorlar. Bu metinlerde,
'özgürlük', 'insan hakları' gibi kavramlar öylesine meşrulaştırılıyor ki,
laik kesimden kimi ünlü yazarlar bile rahatlıkla bu metinlerin altına imza
atabiliyorlar.