|

KOSOVA BAĞIMSIZLIĞINI İLAN ETTİ!
1991 yılında bağımsız bir
devlet olma yönünde bir girişiminde bulunan, ancak Sırpların müdahalesi
sonucunda hedeflerine ulaşamayan Kosovalılar, nihayet bağımsızlıklarını
ilan ettiler. 1999 NATO operasyonundan sonra Birleşmiş Milletler
denetimine giren Kosova, 109 milletvekilinin oy birliğiyle ilan edilen
bağımsızlıktan sonra Avrupa'nın 49. ülkesi oldu. Bağımsızlığın ilan
edildiği oturumda konuşan Başbakan Haşim Taçi, Kosova'nın, "demokratik
ve çok etnik unsurlu bir devlet" olacağı ilan etti ve hedeflerinin
NATO'ya ve Avrupa Birliği'ne tam entegre olmak olduğunu söyledi. Taçi,
ayrıca konuşmasında, Kosova'nın bağımsızlık ilanının başka sorunlara
'emsal' teşkil etmeyeceğini özellikle vurguladı ki, bu konu üzerinde
durulmalıdır. Çünkü bu açıklamada, bütün dünyanın cevabını beklediği bir
soruyla ilgili bir ipucu bulunmaktadır ve öyle görünüyor ki, Taçi de bu
ipucunu vermek için bu açıklamayı yapmıştır.
Bilindiği üzere, Kosova'nın bağımsızlık ilanının ardında ABD desteği
vardır. ABD, Balkanlar'da izlediği siyasetin gereği olarak, Kosova'nın
bağımsızlığını desteklemiştir ve bu bağımsızlığın Sırbistan-Karadağ'ı
siyaseten güçsüzleştirme politikasıyla doğrudan bağlantısı vardır. Bu
bağlantıyı görmeden, Kosova'daki gelişmeleri anlamak da mümkün değildir.
Bu açıdan bakıldığında, Kosova'nın bağımsızlık ilanının, Eski
Yugoslavya'nın parçalanması sürecinin bir uzantısı olduğu açıktır.
Sırbistan'ın güçsüzleştirilmesinin küresel politikalar açısından
'anlamı' ise şudur: eski Sovyet Bloku'nun bir müttefiki olarak
Sırbistan'ın zayıflatılması, Yeni Dünya Düzeni'ni kurmaya çalışan
ABD'nin gücünü bütün dünyaya göstermesi açısından bir işlev görecektir.
Bu nedenledir ki, başta Rusya, Kosova'nın bağımsızlığına karşı
çıkmıştır. Hatta müdahalede bulanabileceğini dahi ilan etmiştir. Fakat
meselenin bunun ötesinde boyutları vardır ve bunlar üzerinde de
durulmalıdır. Kosova, bilindiği gibi, bağımsızlık ilanından önce,
uluslararası hukuk açısından 'bağımsız Sırbistan' devletine bağlı bir
'özerk' bölgedir. Bu statüdeki bir devletin bağımsızlık ilanının başta
ABD olmak üzere, bir çok devlet tarafından tanınmasının anlamı açıktır.
Bundan böyle, benzer statüdeki bütün 'özerk bölgeler'in aynı yolu
izlemesi riski vardır. İşte bu nedenledir ki, Bask Bölgesi'nde sorun
yaşayan İspanya ve adadaki Türklerle sorunu bulunan Güney Kıbrıs,
Kosova'nın bağımsızlığına karşı çıkan ilk ülkeler olmuşlardır. Aynı
sorun Rusya'nın Kafkasya bölgesi için, hatta Slovakya'daki Macarlar ve
yine Sırbistan'daki Voyvodina bölgesi için de geçerlidir. İşte Haşim
Taçi'nin, bağımsızlığın ilan edildiği Meclis konuşmasında yaptığı:
"Kosova, Yugoslavya'nın parçalanmasıyla ortaya çıkan kendine has bir
durum. Dolayısıyla başka sorunlara emsal teşkil edemez" açıklamasını bu
açıdan yorumlamak gerekmektedir. Aslında Taçi'nin konuşmasında,
Kosova'nın bağımsızlığından kendilerine pay çıkarmak isteyen 'özerk
bölgelere' yönelik bir Amerikan mesajı gönderilmiştir. Bu mesaj yoluyla,
Amerika, yakın vadede benzer bir desteği başka özerk bölgelere
vermeyeceğini ilan etmiş olmaktadır.
Peki Kosova'nın bağımsızlığının, uzun vadede sorun çıkarması ihtimali
hiç mi yoktur? Elbette vardır. Kosova'nın bağımsızlık ilanı, başkalarına
'emsal' teşkil etme riskini beraberinde taşımaktadır. Fakat Amerika,
diğer bölgelerde, nüfuzunu kullanarak, benzer taleplerin önüne
geçebileceğini hesap etmektedir. Ayrıca Kosova'nın bağımsızlığından
Amerika'nın kazanacağı çok şey vardır. Kosova'nın Sırbistan'dan
ayrılması, Amerika'nın küresel siyaset bağlamında prestijini artırdığı
gibi, Balkanlar'daki Arnavut unsur üzerindeki nüfuzunu da artıracaktır.
Böylece Amerika, Balkanlar'da hatırı sayılır bir etnik grubun yaşadığı
bölgelerde daha etkin bir siyaset izleme imkanı bulabilecektir. İşte
Amerika'nın yakın dönemdeki hedefi budur. Bu, elbette Amerika'nın Balkan
politikasını tamamen Arnavutlar üzerinden yürüteceği anlamına gelmez.
Bu, belki Ortadoğu politikalarında Kürt unsurunu kullanmasına
benzetilebilir. Kürtler de, Amerika'nın Ortadoğu politikalarında, yeni
dönemde bir 'aktör' olarak devreye girmişlerdir. Fakat bu, Amerika'nın
bütün hesaplarını Kürtler üzerinden yürüteceği anlamına gelmez. Burada
dönemsel bir 'kullanma' durumu söz konusudur. Amerika, konjonktürü
gözeterek, Kürtler'den ve Arnavutlar'dan yararlanmaktadır. Elbette
Kürtler ve Arnavutlar da, dönemin avantajlarını kullanarak, mevcut
durumdan 'en kârlı' çıkabilmenin yollarını aramaktadırlar. Ancak her iki
bölgede de Amerika'nın başka ortakları vardır ve Amerika, bu dengeleri
daha çok gözetmek durumundadır. Örneğin Ortadoğu dengelerinde Türkiye'yi
hesaba katmadan bir politika belirlemek mümkün değildir. Yani Amerika,
gözden çıkaracaksa, Türkiye'yi değil Kürtleri gözden çıkarır! Aynı
şekilde Balkanlar'da da, Arnavutlar, Amerika'nın hiçbir şekilde gözden
çıkarmayacağı bir etnik unsur değildirler. Amerika, Balkan politikasını,
esas itibarıyla Avrupa Birliği ve Rusya politikaları bağlamında
belirlemektedir. Dolayısıyla, Amerika'nın bundan böyle de Balkanlar'da,
bu iki büyük uluslararası aktörün 'kaygı' ve 'beklentileri'ni göz önünde
bulundurarak hareket edeceği söylenmelidir. Bu nedenle, hem AB'nin hem
de Rusya'nın kaygılarını gidermek için, Kosova örneğinin başka yerlerde
tekrarlanmayacağı ilan edilmiştir. Amerika'nın bu 'güvencesi' göz önüne
alındığında da, yakın vadede başka bir özerk bölgenin bağımsızlık ilan
etmesinin zor olduğu söylenmelidir. Dolayısıyla, Kosova'nın bağımsızlık
ilanından sonra, örneğin Kıbrıs'ta benzeri bir girişimin başlatılması
ihtimali zayıftır. Buna hem AB, hem de Rum Kesimi karşı çıkacaktır. Rum
Kesimi'nde seçimleri Hristofyas'ın kazanması da, Kıbrıs'ta Türk
tarafının bağımsızlık yönünde bir girişim başlatmasından daha çok,
'federal' bir çözümün şansını artırmıştır. Aynı şekilde Kosova
örneğinden sonra Bask Bölgesi'nin bağımsızlık şansının arttığı da
söylenemez. Çünkü İspanya AB üyesidir ve AB, bu dönemde, kendi içinde
sorun çıkaracak böylesi bir girişime destek olmayacaktır. Dünyanın diğer
bölgelerindeki özerk bölgelerin de, aynı nedenden dolayı, bağımsızlık
ilan edebilmeleri mümkün görünmemektedir. |